ABD Güç Kaybediyor!

Savaş yanlısı Cumhuriyetçilerin ABD’nin iç politikalarını kilitlemesi bugünlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli çıkmazlarından birini oluşturuyor. Obama yönetimi sürekli olarak dış müdahalelerden uzak durarak, iç ekonomik istikrara yöneldikçe İsrail lobisi ve NeoConların baskısı ve eleştirilerine muhatap oluyor. İran’ın Rusya ile ortaklaşa inşa ettiği Nükleer santrallerin yönetimini 2015’te devralacak olması, İsrail’in kabusu haline geldi. Netanyahu hükümetinin Obama yönetimine yaptığı baskılar, İran’a yönelik hiçbir ciddi yaptırıma yol açamadı.

Suriye’ye yönelik askeri bir müdahale konusunda son derece istekli olan İsrail’in, Lübnan, Suriye, Irak ve Filistin özerk bölgelerinden gelebilecek karşı saldırılara karşı yeterince güçlü olmadığı ve Batı desteği olmadan birkaç bölgede birden savaşamayacağının ortaya çıkması da büyük bir zaafiyeti ortaya çıkardı. ABD, sınırlı bir saldırı bile yapılacak olsa, Rus Hava Savunma Sistemi’nin Suriye’yi bazı alanlarda koruyabileceğini ve karşı füze saldırılarıyla İsrail’e önemli zararlar verebileceğini itiraf edemedi. Yapılabilecek en akıllı hareketin, Rusya ile anlaşmak ve hiç olmazsa Suriye’nin elindeki Kimyasal Silah stoklarının yokedilmesine razı olmak olduğunu anladı.

Edward Snowden olayından sonra, ABD’nin en yakın müttefikleri de dahil bütün dünyayı gizlice izlemesi ılımlı kesimlerde bile derin endişelere yol açtı. Rusya’nın Snowden’e sığınma hakkı tanıması, Suriye konusunda Batı’ya geri adım attırması artık Batı ile Doğu arasındaki dengenin 1960-70’li yıllardaki soğuk savaş dönemine dönüştüğü izlenimini yaygınlaştırdı. En önemlisi ise, Batı ittifakı içerisindeki güven sarsıldı ve devletler kendi çıkarlarının ittifakın çıkarlarından önce geldiğini görmüş oldular.

Türkiye’nin Avrupa NATO Komutanlığı tarafından kontrol edilen Doğu ve GüneyDoğu bölgesindeki Patriot sistemlerine karşı kendinin yöneteceği ve ortak üreteceği Çin Füze Sistemi’ne yönelmesi de ÖnAsya’daki Batı ittifakını sarsmaya yetti. Daha önce de Pakistan, Çin ve Rusya ile gerçekleştirdiği silah anlaşmaları ile ABD’nin beklentileri dışında hareket etmişti. Dolayısıyla, Güney Amerika ve Asya’da zaten sıkıntılı olan ABD, en önemli ekonomik gelirini oluşturan silah sanayisi konusunda da neredeyse sadece Körfez ülkelerinin talepleri ile sınırlı kalmaya başladı. Rusya ve Çin tarafından üretilen yeni silahlar, NATO silahlarına karşı önemli bir alternatif oluşturdu.

Bunlardan çok daha önemli olan ise ABD’nin geleneksel müttefiklerine karşı işbirliği yaptığı Siyasal İslamcıların, Ortadoğu’daki sorunları içinden çıkılmaz hale getirmesi oldu. ABD, Mısır gibi en önemli bölgesel müttefikinin (Mısırlı askerlerin) Rusya’ya yöneleceği istihbaratını alınca, Müslüman Kardeşler’e olan desteğini aniden kesme kararı aldı. Bu karar, ABD’nin Mısır ile birlikte Fas, Tunus ve Türkiye gibi önemli bölgelerdeki Siyasal İslamcı müttefikleriyle olan dostluğunu da bitirdi. Dolayısıyla ABD’nin bölgede işbirliği yapabileceği toplumsal bir taban da kalmamış oldu.

Önümüzdeki on yılda ABD, bir yandan içerdeki ekonomik bunalım, bir yandan da dünyadaki hızla karşı güçlere kayan siyasal müttefik taban karşısında ne yapacağını düşünmekle geçirecek. Büyük askeri müdahalelerden uzak duran Obama yönetimi, hızla güçlenen El Kaide gibi radikal İslamcı örgütlere karşı yerel ve sınırlı operasyonlarda bulunacak. Ancak bu operasyonlar, hem Afganistan, Irak ve Libya’da olduğu gibi yandaş hükümetler tarafından da eleştirilecek, hem de güçlenen El Kaide’nin beklenmedik karşı saldırılarına da daha fazla muhatap olacak.

Önümüzdeki dönemde iki hususa dikkat etmek gerekecek. ABD’nin çaresizlik içinde yapmak zorunda kalacağı yerel operasyonlar, radikal grupların saldırılarını daha da artıracak. Bu süreçte, istihbarat örgütlerinin kendi ittifaklarını birleştirmek ve güçlendirmek için yapacakları sahte El Kaide saldırılarını iyi analiz etmek gerekecek. Bu siyasal istikrarsızlık ve kaos döneminde Türkiye de, adı belli ancak adresi belirsiz beklenmedik saldırı ve provokasyonlara da açık olacak.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •