Yeni Zellanda, ARAMCO, MI6, MOSSAD

Avusturalyalı Sanatçı Pat Campbell’in Şehitlerin Anısına Çizdiği Grafik.

(Biz kırmızıya boyadık)
Thanks to Pat Campell on behalf of Muslims.

1979 İran İslam Devrimi ve 1989 Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından sahneye konulan Büyük Ortadoğu ve Arap Baharı projeleriyle İslam dünyası yeniden paylaşılma noktasına geldi. Fetö mücadelesinin başladığı 2011’den itibaren Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nden kopması bir dönüm noktasıydı. Bu yüzden Arap Baharı isyanlarıyla birlikte Suriye ve İran ile birlikte Türkiye de hedef ülke seçildi, ancak Batı’nın planları bu noktada tıkandı.

Türkiye’nin Ortadoğu – Akdeniz Enerji Koridoru üzerindeki operasyonları ve Rusya ile siyasi ve askeri iş birliği bütün planları altüst etti. Ortadoğu’da Türkiye’nin önderlik ettiği karşı cepheye karşı, Batı projelerinin planlandığı İngiltere ve İsrail merkezli yeni bir İttifak kuruldu. Bu ittifakın uluslararası finansmanının, -Pentogon’un dış askeri operasyonlarına destek veren- Exxon, Chevron gibi ABD petrol şirketlerinin de hisse sahibi olduğu Suudi ARAMCO tarafından karşılanması kararlaştırıldı. Buna bağlı olarak Mısır’da Sisi’nin iktidara taşınmasının ardından, Muhammed bin Selman da Suudi yönetiminde etkin kılınarak Batılı petrol şirketleriyle ortak bir zemin oluşturuldu. Kuzey Afrika petrollerinden ve Suriye’den pay almayı planlayan Fransa da biraz da şantajla kıyısından ittifaka dahil oldu. Fransa dışarıda kalacağını anladığında, Suudi Kral Ailesi içinden bazı kişiler hakkında tutuklama kararı çıkarmış ve sonradan bunların sümenaltı edilmesi karşılığında az da olsa ittifakta pay sahibi olmuştu.

ARAMCO İttifakı, Kuzey Afrika ve Ortadoğu petrolleri üzerinde tam bir egemenlik kurmak için siyasi ve askeri iş birliği yanında bir de Ortak İstihbarat ve Operasyon Odası kurdu. Kaşıkçı Cinayeti, bu merkez tarafından planlandı ve Suudi yönetimine havale edildi. Aslında Kaşıkçı, İngiltere’de ünlü İngiliz Banker -Siyonizmin en büyük destekçisi dedesiyle aynı ismi taşıyan- David Rockefeller ve ARAMCO Başkanı Amin Nasser’in toplantısına katılıp, sonradan bir Türk kızına gönül vermesi üzerine planlarının deşifre olacağı düşüncesiyle Türkiye’de öldürülmüştü. Cinayeti planlayanlar, bir taşla iki kuş vurmayı, bir yandan Türkiye’yi Dünya ve İslam ülkeleri nezdinde suçlu duruma düşürmeyi, bir yandan da Ortadoğu’daki Suud Muhalifi Müslüman Kardeşler yanlısı gruplara gözdağı vermeyi de amaçlamışlardı.

Bize göre Yeni Zellanda saldırısı da, yine Türkiye’yi işe bulaştırmayı ve -daha önceki Daiş Projesi çerçevesinde olduğu gibi- suçlu ilan etmeyi hedefleyen bir saldırıydı. Daiş Projesi’ndeki gibi Yeni Zellanda olayının asıl planlayıcıların imzası da kısa zamanda deşifre oldu. Türk İstihbaratı’nın saldırganın dünya seyahati güzergahını belirlemesi ve İsrail’e yaptığı ziyareti de deşifre etmesi üzerine, İsrail alelacele bir açıklama yaparak “Katliamcının İsrail’de çok kısa bir süre kaldığını ve sadece gezi amaçlı bulunduğunu” açıkladı. Halbuki saldırgan, ARAMCO Ortak İstihbarat Merkezi’nin Kudüs’teki temsilcileriyle de yüz yüze son durumu görüşme ihtiyacı duymuştu. Netanyahu, MOSSAD içerisindeki bu özel birime oğlunu da dahil etmişti.

Saldırgan muhtemelen Türkiye’de benzer bir katliam gerçekleştirmeyi planlamış ancak Türk İstihbaratı ve Güvenlik Önlemleri sebebiyle bundan vazgeçmişti. MI6 ve MOSSAD, 2016’dan bu yana İslam karşıtı etkili bir katliam için hazırlanan saldırganı, bunu gerçekleştirebileceği ve yabancılık çekmeyeceği en uygun ülkeye yönlendirmişti. Saldırının zamanlaması, tam da İngilizlerin Kin Siyasetine uygundu ve Çanakkale Savaşları’nın yıldönümüne rastgetirilmişti.

Önümüzdeki günler, aylar ve yıllar, ARAMCO, PENTAGON, MI6, MOSSAD yönetimli Operasyon Merkezi’nin yeni eylemlerine her zaman gebedir.

Paylaş / Share