İnsan Kimyasal Bir Varlıktır!

İnsan, çözümü ve çaresi de kendi içinde olan bir problem gibidir. Organik bir varlık olan bedenimizi yöneten ve sağlıklı kılan da kimyasal yapımızdır. Dışarıdan fiziksel bir müdahale olmadığı sürece, insan bedeni kendi kendisini tedavi edebilir.

İnsandaki sevinç, üzüntü, depresyon, mutluluk, sevgi, aşk, kısacası her türlü duygunun kimyasal bir altyapısı vardır. Akıl muhakeme eder, karar verir ve beden denilen mükemmel fabrika bu karara uygun kimyasal oluşumu hazırlar. Oluşan bu kimyasal durum da bize ya acı verir veya mutluluk.

Çoğu zaman dış etkenlerle bozulan kimyasal yapımız da bizi kaygı ve acıya sürükleyebilir. Örneğin aşırı tuzlu bir beslenme yöntemi tansiyonumuzu yükseltir, aşırı yağlı yiyecekler bizi hantallaştırır. Dengeli ve ölçülü olduğu sürece her türlü doğal besin bedenimizi besler ve kimyasal yapımızı sağlıklı kılar. Hep söyleriz ancak, insanda ruh ve beden ayrımı aslında yoktur. Ruhsal duygular ile fiziksel beden bütünleşik bir yapıdır. Beslenme, çevre şartları ve benzeri dış etkenleri kontrol ederek bedenimizin kimyasal dengesini sağlayabiliriz.

İnsan davranışlarını belirleyen de akıl ve duygulardır. Ünlü İslam ahlakçısı Miskeveyh bu duygusal huzur ve dengeyi çok güzel formüle etmiştir. Her duygunun azlığı veya çokluğu insanda dengesizlik yaratır ve zarar verir. Örneğin, aşırı tutumluluk cimrilik, aşırı harcama ise savurganlıktır; ikisinin dengesi cömertliktir ve gerektiği zaman harcamadan korkmamaktır. Aşırı sorumluluk duygusu stres yaratır, aşırı sorumsuzluk ise geleceğimizi karartır. Bu örnekleri her duyguya uygulayabiliriz. Gülmek, ağlamak, üzülmek, sevinmek, sevmek veya nefret etmek hepsi insan duygularıdır ancak bunlarda aşırılıktan kaçındığımız sürece ruh ve beden dengemizi sağlıklı tutarız.

Din kavramı da aslında ruh ve beden huzurunu hedeflemiştir. Din kelimesi “düzenlemek, adaleti sağlamak” anlamına gelir. İnanç, insanın bilinmeyen ruh dünyasını dengeler ve huzura kavuşturur. Aşırı inanç insanı dünyadan koparır ve ruhsal çatışmalara sürükler. Aşırı inançsızlık ise, dünyayı sadece maddi varlık olarak algılamaya ve materyalizme sürükler. İki aşırılık da insana zarar verir ve huzurunu bozar.

Allah, İslam felsefesinde tam akıldır. Aslında bazen Allah’ın “Kâinatın Aklı” olduğunu düşünürüm. Bu anlamda Allah, mevcut din algılarının ötesinde sonsuz mükemmellikte ve kelimelerle ifade edilemeyecek çok muhteşem bir “Şey”dir. Dinlerin Tanrı’ya atfettiği tanımlamalar bana hep kalıplı, sınırlı ve ilkel gelmiştir. Allah’ı kavramak için önce Aklımızı kavramamız gerekir. Aklın gücünü ve sonsuzluğunu idrak ettiğimizde, sonsuz kâinatın aklının nasıl olabileceğini belki biraz tahmin edebiliriz.

İşte bu yüzden önce kendi aklımızın farkına varmamız gerekir. Duygularla yönlendirilmeyen akıl, her zaman matematiksel bir terazi gibidir, doğru tartar. Bu nedenledir ki, Kâinatın Aklı’nın en temel özelliği Adalet’tir, hep doğru tartar, taraf tutmaz, haksızlık yapmaz. Kâinatın Aklı’nı hala yüzlerce binlerce yıl önceki tanımlamalarla kavramaya çalışmak yetersizlik, çaresizlik ve korkudur.

Dış etkenleri dengelemek çoğu zaman gücümüzün sınırlarını aşar. Ancak, iç dünyamızı dengelemek tamamen kendi elimizdedir. İnsanın günlük yaşam tarzını, beslenme alışkanlıklarını, aşırılıklarını dengelemesi için önünde bir engel yoktur. Öncelikle, sorunlarımızı, çaresizliklerimizi ve üzüntülerimizi hep dış etkenlere yıkma alışkanlığından vazgeçmeliyiz. Çözüm ve Çareyi bulmak önce akılda başlar. Şunu unutmayalım ki, içinden çıkılmaz problemlerimizin en büyük kaynağı önce kendi algılarımızdır.

O halde, güzel bir deyimle, “Aklımızı başımıza alalım”. Alışkanlıklarımızı ve duygularımızı dengeli tutalım ve kimyasal huzurumuzla birlikte ruh ve beden sükûnetimizi de sağlayalım. Karmaşık duygular, dengesiz ve sağlıksız kimyasal etkenlerle sarılmış bir Akıl, Kâinatın Aklı ile buluşamaz.

Önce Aklınızı bir bulun, Kâinatın Aklını ve huzuru nasıl bulduğunuzu o zaman göreceksiniz.

Paylaş / Share