Vatikan’ın Kanlı Tarihi!

Barış getirmesi beklenen dinlerin neden olduğu savaş ve katliamlar, insanlık tarihinin en utanç verici örnekleridir. Dinlerin inanç ve ahlak temelinden uzaklaşıp, siyaset ve iktidar amacıyla kullanılması, dindarları da hem dinden hem de insanlıktan uzaklaştırmıştır.

Vatikan’ın Katolik Lideri Papa Francis’in, siyasetin konusu olan bir olayı soykırım olarak nitelemesi ruhbanların eski alışkanlıklarını sürdürdüğünü bir kez daha gösterdi. Hâlbuki Vatikan’ın Kanlı Tarihi soykırım ve katliam konusunda unutulmaz örneklerle doluydu. Belki de Papa, 1095’ten itibaren 300 yıl boyunca süren Haçlı seferlerinin ve katliamlarının Anadolu’daki Türk devletlerince durdurulmasını hala unutmamıştı.

Bu konuda, Müslüman kaynakların taraflı olacağı düşüncesiyle tamamen Batılı kaynaklardan alıntı yapmak üzere birkaç önemli örneği hatırlatmak isteriz.

Papalık, üç asır boyunca Kudüs’ü fethetmek için Haçlı Seferleri organize etmiş, yüzbinlerce insanın ölümüne ve katliamlara sebep olmuştu. Çoğunluğu başarısızlıkla sonuçlanan Haçlı Seferleri, insanlığın en iğrenç katliam örnekleriyle doluydu. Fransız Tarihçi Frantz Funck-Brentano’nun ifadesiyle, “Haçlı Orduları Türk çocuklarını yakalayıp, pişirmek için parça parça kesiyorlar veyahut kazıklara geçiriyorlardı. Büyüklere de dehşetli işkenceler yapıyorlardı.” (F.F.Brentano, de l’Institut: Les Croisades, Flammarion, Paris, 1934.)

Haçlı Ordularının Antakya Kuşatması sırasında yaptıkları ise vahşet doluydu. Richard le Pelerin’in yazdığı Chanson d’Antioche (Antakya Destanı) isimli eserindeki bir şiirde aynen şu ifadeler vardı:

Asil Piyer l’Ermit otağının önünde oturuyordu,

Kral Tafur bir sürü adamıyla çıkageldi,

Bin kişiden fazla ve açlıktan şişmiştiler.

“Yüce Piyer, Tanrı adına bana yol göster,

Zira açlıktan ve sefaletten ölüyoruz” dedi.

Piyer cevap verdi: “Korkak olduğunuzdandır,

Haydi, şurada ölmüş yatan Türkleri toplayınız,

Tuzlar ve pişirirseniz, pekâlâ yenir onlar.”

Kral Tafur “Doğru söylüyorsunuz” dedi,

Otağdan ayrıldı, avanesini çağırdı,

Toplandıklarında on bin kişiden fazlaydılar.

Türkler yüzüldü, bağırsakları çıkarıldı,

Etlerinden haşlama ve kebap yapıldı,

Doyasıya yediler, ama ekmeksiz olarak.

Bunu gören putperestler (Türkler) pek korktular.

Et kokusundan hep duvarlara yaslandılar.

Yirmi bin putperest, bu avaneyi seyretti,

Ağlamadık Türk kalmadı.

Bu konuda daha çok sayıda örnekler olmakla birlikte, İnternet ortamında ilk kez yayınlanacak olan bir alıntıyla bu bölümü sonlandıralım: Türkiye Fikir ve Kültür Derneği’nin “Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti 26. ve 27. Dereceleri Üzerine Açıklamalar” isimli (33. Derece bir Mason Üstadınca hazırlanan) İç Hizmet Broşürü’nün 20-21. Sayfalarında şu ifadelere yer verilmiş:

İşaret edelim ki, haçlıların kullandıkları çeşitli silahlardan biri de yakın mesafede ok atmak için kullanılan Türk Kaburgası idi. Piskopos Florentino bu silahı şöyle tarih eder: “Haçlılar öldürdükleri düşmanların kaburga kemiklerini etlerinden temizledikten ve karaciğeri çıkardıktan sonra, yay olarak kullanırlardı. Çıkarılan karaciğer, birçok hastalığa iyi geldiği gerekçesiyle Batı ülkelerine gönderilirdi.

Vatikan’ın Kanlı Tarihi’ne ilişkin daha pek çok örnek verebiliriz. Amerikan yerlilerinin soykırıma tabi tutulmasında ve Afrika’daki bazı katliam ve iç savaşlarda Vatikan’ın oynadığı rolleri birçok kaynakta okuyabilirsiniz.

Tarihten biraz daha günümüze doğru gelirsek, Vatikan’ın Kıta Avrupası Siyaseti ile iç içe olduğunu görebiliriz. Vatikan, insanlık tarihinin en büyük soykırımını işleyen Nazilerle suç ortağıdır. Vatikan liderleri, Hitler’in siyaset sahnesine çıkmasından ölümüne kadar Alman Nazi yönetiminin en büyük destekçisi olmuşlardır. Nazi hayranı Katolik liderlerin, Nazilerle yakın dostluklarını belgeleyen ve Nazi selamıyla çekilmiş çok sayıda fotoğraf tarih arşivlerinde yerini almıştır.

Vatikan’ın Nazi hayranlığının zoraki bir dostluk olduğunu ve Nazi dönemi ile sınırlı olduğunu düşünenler olabilir. Aksine, Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonunda yenilmesi üzerine Nazi Savaş ve Soykırım suçlularının Avrupa’dan kaçırılmasında Vatikan başrolü oynamıştır. Nazilerin kaçış yolunda “Roma ve Vatikan Hattı” çok önemlidir.

Bilindiği gibi, Alman liderler 1944 yılında Almanya’nın yenildiğini kabullenmişler ancak 1945 yılına kadar bunu resmi olarak dile getirmeyip, yetişmiş Alman subayların Avrupa dışına kaçırılması için 1 yıllık bir çalışma gerçekleştirmişlerdi. Alman Askeri İstihbarat Teşkilatı Başkanı Reinhard Gehlen, Rusya konusunda uzman bir grup çalışma arkadaşı ile birlikte ABD’ye iltica etmiş ve CIA’nın kuruluşunu gerçekleştirmişti. Diğer yandan, Eski SS Subayları Organizasyonu anlamına gelen ODESSA isimli örgüt de, Nazi subaylarının Avrupa dışına çıkarılmasını, gittikleri ülkelerde yine Almanya hesabına çalışmalarını ve yeni stratejiler üretmesini organize etmişti. Bizim kanaatimiz, Gehlen bir yandan CIA’yı yönlendirirken bir yandan da ODESA örgütünü başarıyla yönetmişti. ODESSA Örgütü, Vatikan ile yakın işbirliği içerisinde yetişmiş –ki aralarında soykırım suçlusu çok sayıda ismin bulunduğu- Alman subaylarını Avrupa dışına kaçırmıştı. Nazi subayları, Türkiye, Mısır, Ürdün, Suriye, Irak gibi pek çok İslam ülkesine isim ve din değiştirmek suretiyle başarıyla yerleştirildi. 1950’li yıllardan sonra Mısır’da Müslüman Kardeşler Örgütü’nün siyasallaşması ve radikalleşmesinde, Filistin’de Arap Kurtuluş Örgütleri’nin kuruluşunda, Suriye ve Irak’ta Baas fikrinin geliştirilmesinde ve İran’da bir Alman ekolünün kuruluşunda çok önemli görevler üstlenmişlerdi.

Hatta bunun da ötesinde özellikle iddia ediyoruz ki, bazı ODESSA subayları katliam kamplarındaki Yahudi kimliklerini kullanmak suretiyle Eşkenaz Yahudiler olarak İsrail’e ve İsrail siyasetine girmişlerdi. Hatırlanacağı gibi Eşkenazlar, Hazara (Türk) kökenli olmakla birlikte Alman kültürüyle yetişmiş çoğu İbranice bile bilmeyen Museviler idi. ODESSA üyeleri, gittikleri ülkelerin istihbarat ve güvenlik kurumlarında da önemli görevler üstlenmişlerdi. Bu konuda, CIA ve NATO içerisinde etkin olan Gehlen grubunun önemli katkıları olmuştu. Amerikan teknolojisine ve sanayisine hizmet edebilecek Nazi bilim adamları da Paperclip Operasyonu ile ABD istihbaratı tarafından devşirilmişti.

Savaş sonrasında Almanya’dan kaçan Nazilerin yerleştiği en önemli bölgelerden biri de Güney Amerika ülkeleri ve özellikle Arjantin’di. Vatikan tarafından sağlanan KızılHaç pasaportları ile Arjantin’e gelen Naziler burada önemli bir lobi oluşturdular. Arjantin ordusu ve istihbarat kurumlarında da etkin görevler üstlenen Alman subaylar, Almanya’da geliştirdikleri Nükleer enerji faaliyetlerini burada geliştirme imkânı buldular ve bir de Nükleer Reaktör inşa ettiler.

1871 yılında Alman Birliği’nin kurulmasını takiben, temel olarak İngiltere ve Almanya arasındaki savaş tarih boyunca Avrupa, Asya ve Ortadoğu siyasetini derinden etkiledi. Bu savaşta, Vatikan daima Kıta Avrupasının Lideri olan Almanya’ya hizmet etti. Vatikan liderliğine oturanlar gizliden veya açıkça genel olarak Alman ekolüne mensuptular. İster Polonya kökenli olsun, isterse Arjantin’den gelsin Papa koltuğuna oturanlar güzel Almanca konuşurlardı!

Vatikan, özellikle son yüzyılda Müslümanlar ile Yahudiler arasında kin ve nefretin yaygınlaşmasında, İngiliz Selefi gruplara karşı siyasal ve radikal İslamcı grupların güçlendirilmesinde önemli rol oynadı. Ortadoğu ve Türkiye üzerine siyasal planlar yapan Vatikan ve Almanya, Türklerin de herşeyin farkında olduğunu iyi bilmeli ve düşmanca politikalardan ve söylemlerden uzak durmalıdır.

Din barış ve huzuru emreder, düşmanlığı, barbarlığı ve çatışmayı değil.

Paylaş / Share