İdealler ya da Menfaatler için yaşamak

“İdealist bir dönemde yetiştik” herhalde diye düşünüyorum çoğu zaman. İdeallerimiz için yaşamaya alıştık, menfaatleri hep göz ardı ettik. Bu yüzden de ne mal mülk edindik, ne de bir makam.

Günümüze bakıyorum da, kazandıklarımız ve sahip olduklarımızın yüzde yüzünü de hak etmişiz aslında. Ne bir başkasının hakkını çaldık, ne de devletin ve milletin bir kuruşunu. Ne soymayı düşündük, ne rüşvet almayı. Para hep bizim için sonradan geldi.

Kimimiz Ülkücü, kimimiz Devrimci, kimimiz de İslamcı. İnandıklarımızın peşinde koştuk, inançlarımız için mücadele ettik. Bu artık bir alışkanlık oldu, bir türlü vazgeçemiyoruz bu huydan. Bir limana yanaşsak, tekneleri gemileri doldururuz hala, hele ki bugünümüzde. Ama bize yakışmaz, huzursuz olur, mutsuz oluruz.

Özgürlük de bu olsa gerek: Mala, mülke, makama ve dünyalık itibara iltifat etmeden yaşamak. Bu yüzden biz üretiyoruz, çalmıyoruz, çırpmıyoruz sadece üretiyoruz ve alnımızın terini keyifle siliyor, başımız dik hep ileriye bakıyoruz.

Neye inanırsak inanalım. Bir Tanrı’ya inansak da inanmasak da, dürüst yaşamak takdir edilecek bir meziyet. Hangi ideolojiyi benimsersek benimseyelim (ki bu da içinde büyüdüğümüz çevre ve kültürle doğrudan ilgili) bir idealin peşinde koşmak çok zor. Kuran’ın “Allah’a inandım, de ve sonra dosdoğru ol!” ilkesi bunu çok güzel özetliyor.

İdealist ve Özgür olmak çok güzel bir duygu! Sahip olduğumuz mülkler, oturduğumuz koltuklar ve makamlar “Dosdoğru” olmamıza bir engelse, bu hayata mahkûmuz demektir. O zaman susarız, korkarız kaybetmekten. Gün gelir ölmek bile zor gelir, nasıl da bırakıp gideriz uğrunda bir ömür tükettiklerimizi?

Bizden geriye, tarihe ve dünyaya kalacak olan sadece kişiliğimiz. İnanıyorsak, Ebedi hayata bizimle gidecek ve oradaki yerimizi tayin edecek olan da yine bu kişiliğimiz. Kişiliğimizi menfaatlere harcamaktansa, kazandıklarımızı ve varlığımızı kişiliğimize harcamak daha güzel.

Neler kazanacağımızı değil, geriye neler bırakacağımızı düşünelim.

Paylaş / Share