HTŞ Terör Örgütü Değildir / Golani’nin Ataları Türkmendir!

Bu yazıyı sonuna kadar dikkatle okuyun.

2012 yılında Suriye İç Savaşı’nın başlaması -özellikle 15 Temmuz 2012 Suriye Askeri Darbe Girişimi- ile birlikte araştırmaya başladığım ve hazırladığım bu yazıyı, Türkiye’nin stratejik çıkarlarına ve Suriye Milli Devrimine zarar verebileceği düşüncesiyle epeydir erteliyordum. Suriye Milli Kuvvetleri hedeflerine kısmen ulaştıklarına göre artık bunu yayınlamaya karar verdim.

Unutmayın, eğer Türklerin tarih boyunca göç edip yerleştiği topraklardan birinde adaletsizliğe karşı bitmeyen bir savaş varsa orada bu savaşa öncülük eden kesinlikle bir Türk torunudur. Mustafa Kemal, Selanik’e yerleşen Karaman Yörük Türkmenlerindendi. Tarih boyunca Gazze’den, Halep’ten, Kerkük’ten, Türkmeneli’den, Lazkiye, BayırBucak, Hatay, Osmaniye, Mersin, Antalya, Teke Yöresi ve Balıkesir’e kadar yerleşmiş Türkler, Yörük Türkmen dediğimiz Türk boylarındandır, Anadolu’daki Avşarları Bayatileri ve kendilerini Kürt olarak tanımlayan Karud Türklerini (ki bu konu Abdurrahman Küçük hocamızın yeni ve özel bir araştırmasıdır) ve diğer boyları zaten saymıyorum.

HTS Lideri Golani’nin Ataları da Golan Türkmenlerindendir.

İnanip inanmamak sizin tercihiniz!..

Golan Tepeleri ve Türkmenleri Meselesi

Türkiye Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilmesini takiben Kayseri ve Sivas’ta yaşayan Avşar Türkmenler, Memlük Sultanı Baybars zamanında Suriye bölgesine yerleştiler. Avşarlar, silah kullanma ve savaşma becerisi yüksek Türk boylarındandır. Yerleşimlerin bir kısmı halen El-Cezire olarak bilinen bugünkü Golan ve Şeba Çiftlikleri sahasıdır. O dönemde gelenlerin 40.000 hane olduğu belirtilmektedir ki insan sayısı olarak o yıllarda yaklaşık 250.000 kişiye karşılık gelen ve mevcut coğrafik şartlara göre yüksek bir rakamdır. Selçuklular döneminde bu göçler devam etmiş ve Türkler, Gazze’den -Siyonistlerin tek yerleşim kuramadığı- Cenin , Lübnan Trablus, Tartus, Lazkiye, BayırBucak ve Antakya’ya kadar uzanan geniş bir alana yerleşmiştir.

Gelenler Üçoklar, Bozoklar, Terakim, Yerakiyye, Bayatiyye ve Ağaçeriyye gibi Türk boylarındandır. Yabancı kaynaklarda 1261 yılındaki bir Haçlı grubunun bu Türklerce yenilgiye uğratıldığı tarihe geçmiştir.

Yahudi kaynakları, bu bölgeyi kutsal Yahudi toprakları içinde kabul ettikleri için Türk varlığını kabul etmezler ve  1880’li yıllarda II.Abdulhamid‘in Bedevi eşkiyalarına karşı savaşmak için Türkleri ve Çerkesleri bu bölgeye yerleştirdiğini belirtirler.

Benim Suriye’deki araştırmalarımda ve sonraki Kösü kitabımdaki tespitlere göre de Akabe’ye kadar olan bölgede Türkmen ve Çerkeslerin yoğun olarak bulunduğu sabittir. Ve Mustafa Kemal ilk görev yeri Şam 5. Ordu’da ve takiben Akabe bölgesindeki Hicaz Demiryolu Sahası Müfettişliği sırasında hem Golan Yörük Türkmenleri hem de Çerkesler ile tanışıp dostluk ilişkileri kurmuştu. Benim Şam’da 1988’de tanıştığım tahminen 80-90 yaşlarındaki Türk asıllı bir Kütüphaneci de bunu teyid etmişti. Kendisi, babasının Mustafa Kemal’in bölgede kurduğu -ilk İstihbarat Teşkilatı- Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nde (2 ciltlik Kösü kitabımın konusu budur) çalıştığını ifade etmişti ve özel kitaplığını Türkiye’ye getirmek için çalışmıştık ancak Hafız Esad yönetimi olduğu için başaramamıştık.

Suriye’deki birçok savaşçı grup, atalarının Türk olduğunu unutmuş ve zaman içinde Türkçeyi unutarak Araplaşmıştır. Suriye’nin Başkenti Şam’da Türk Dönemi Eserleri kitabımda, (biraz sonra değineceğim) Suriye Selçuklu Devleti’nin Şam Atabeyi Nurettin Zengi döneminde yapılmış eserlerini de belgelemiştim. Şimdi Suriye Milli Kuvvetleri içerisindeki en savaşçı gruplardan Zenki Hareketi liderleri de esasen atalarının bir Selçuklu boyu olduğundan habersizdir. Evvelsi gün Humus’un düşmesini takiben Şam’da NasrAyşe mahallesinde ilk isyan ateşini yakanlar da Türk torunlarıdır. İlginç bir örnek olması açısından Golan’daki AynAyşe köyünden Bekir Ailesi ile geçmiş yıllarda yapılan bir röportajdan aldığım fotoğrafı, Golan Yörüklerinin yüz ve ifade benzerliklerini göstermesi açısından aşağıya ekliyorum. Bu fotoğraftaki etnik yapı ile şimdiki Suriye lideri Ahmed Şara arasındaki benzerliğe özellikle dikkat ediniz: Uzun boylu, geniş omuzlu, dik başlı ve Türk tenli. Bu konuyu da açıklayacağım.

Şam’ın tamamen bir Türk kenti olduğunu ve bugün Suriye devriminin ön saflarında savaşan bu Milli Kuvvetlerin atalarının gerçekliğini ispat etmek için 1988 yılında Suriye’nin Başkenti Şam’da Türk Dönemi Eserleri isimli bir çalışma yaptım. Hafız Essed’in Türkleri sömürgeci gösterdiği ve Şam’da sadece 1 Türk eseri olduğunu ve onun da Sultan Selim Camii olduğunu iddia ettiği Şam kentindeki tarihi eserlerin neredeyse tamamının Türk eseri olduğunu, Emevi camisinin bile 3 minaresi, mihrabı, minberi, cam tezyinatı gibi birçok unsurunun da Türklerce yenilendiğini ispat ettim . Bu kitab, Namık Kemal Zeybek’in Kültür Bakanı olduğu dönemde kendisinin yardımı ile basıldı ve birçoğu da gizlice Şam’a gönderildi. Şam’da, Türkçe’yi unutmuş ama atalarının Türk olduğunu unutmamış bazı kişilerin bundan ne kadar büyük gurur ve sevinç duyduğunu, güven duygusu kazandıklarını duydum ve mutlu oldum.

Ama o günlerde bunun kıymeti bilinmedi ve Kültür Bakanlığı bir daha kitabın yeni baskılarını yapmadı. Ben de bu çalışmamı daha sonra Türkçe – Arapça ve Arapça – İngilizce dillerinde 2 ayrı kitap halinde Elektronik Kitap olarak yeniden yayınladım:

Suriye beklentimize uygun şekilde yeniden yapılanır da Şam’a seyahat ederseniz, bu kitaplarımdan ve kitapların sonuna eklediğim kendi çizdiğim aşağıdaki şehir krokisinden yararlanarak bütün Türk eserlerini gezebilirsiniz:

Suriye’de Arapça eğitimi için bulunduğum süre içinde yaptığım araştırmalardan biri de Suriye’nin kuzeyindeki Türk köyleriydi. Aşağıdaki el krokisinde fikir vermesi açısından bir Türkmen arkadaşımızın Lazkiye BayırBucak bölgesindeki Türk köylerine ait çalışması görülmektedir.

Buraları bizzat gezmiştim ve PKK Elebaşısının AynulArap’ta 6 ay kaldıktan sonra Mazlum Abdi ile birlikte Ümmetli köyünün karşısındaki Muhaberat Eğitim ve Dinlenme Merkezi’ne yerleştirildiğini tespit etmiştim. Onun fotoğrafı da hemen Altta.

Diğer yandan Suriye İç Savaşı’nın başladığı 2010’lu yıllara ilişkin bilgilere dayanan Kuzey Suriye Etnik Köyler Haritası’nı da web sitemden inceleyebilirsiniz: https://www.manaz.net/#SuriyeE Bu Haritadaki yerleşimler, Sykes-Picot paylaşım anlaşmasını takiben bu bölgeye yerleşmeye çalışan Fransa ve Fransız İstihbaratı’nın çalışmaları neticesinde yıllar içerisinde maksatlı oluşturulmuş nüfus yapılanmalarıdır. Büyük Ortadoğu ve Büyük Siyonistan Kürdistan Projesi çerçevesinde 1950’li yıllardan sonraki göçler yoluyla oluşmuştur. ASALA’nın kuruluşu, sonraki yıllarda PKK ile işbirliğine gidişi ve sonra da PKK bünyesine katılması yine Fransız ve Yunan istihbarat teşkilatlarınca organize edilen bir durumdur, bunlar konuyla ilgili ancak daha ayrıntılı meseleleler.

Suriye iç savaşının başlamasını takiben 2013 yılında web sitemde yazdığım makaleyi bugüne ışık tutması açısından aynen buraya ekliyorum: (https://www.manaz.net/suriye-ve-golan-bir-turk-vatani/)

Suriye ve Golan Bir Türk Vatanı (Yayın Tarihi : 7 Eylül 2013)

Suriye’deki Türk varlığının tarihi Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı Yedinci Yüzyıla kadar dayanır. Oğuz boylarından Avşar, Bayat, Beğdili ve Döğer boyları Halep, Hama, Humus, Şam ve Golan bölgelerine, Diğer bir Türkmen kolu ise Lazkiye ve (Şimdiki Lübnan’ın) TrablusŞam bölgesine yerleştiler. Selçuklu Sultanı Alparslan döneminde Ok Oğlu Atsız, 1070’ten itibaren bütün Güney Suriye’yi ele geçirdi, Kudüs ve Şam’ı Türk yurdu yaptı. Sultan Melikşah’ın emriyle 1078’de Tutuş, Suriye Selçukluları Devleti’ni kurdu, Şam Atabeyi Nurettin Mahmud Zengi ise, hem Şam bölgesini imar etti, hem de bölgeyi Haçlı saldırılarına karşı korudu. 1516’dan sonra bölge Osmanlı hakimiyetine girdi. (Şam kitabımda Türk varlığı eserlerin kitabeleri ile belgelenmiştir.)

Özellikle Şam çevresindeki Avşar (Avcı Türkleri) boyları, 1831 yılından itibaren Golan bölgesinde birçok yerleşim bölgeleri kurdular. Bu arada, Siyonizmin Kurucusu Theodor Herzl, 1901 yılında II. Abdulhamid’den Filistin’de toprak talebinde bulununca, Golan bölgesindeki en önemli tepeler Türk boyları tarafından yeniden tahkim edildi.

Osmanlı Dönemi’nin son verilerine göre, (1906 yılındaki Halep Vilayeti Salnamesi) Halep bölgesinde 200 bin, Lazkiye’de 150 bin, Telkere’de 50 bin, Hama, Humus, Dera, Rakka ve diğer bölgelerde 300 bin, Golan Tepelerinde ise 100 bin civarında Türk nüfusu vardı. Buralarda yaşayan Türk boyları Beydilli (Kadirli, Araplı, Beğmişli, Ulaşlı, Karaşıhlı, Güneçbayraktar, Gazlı), Elbeyli (Gavurılli, Şahveli, Tırıklı, Tavli, Ferizli, Kara Taşlı, Doğanlı), Barak (Tabur, Kasımlı, Torun, İsallı, Tiryaki, Gökbakan, Mahmutlu), Bayat, Bayındırlı, Budak, Karkin, Karamanlı, Sallur, İsabeğli, Karakeçili, Musabeğli, Avşar, Bayındır, Berilli, Torun, Yörük, İseBeyli, Karamanlı, Şark Evli, Gızıklı, Bozgeyikli Dede, Karakoyunlu, Sincar gibi Türkmen boylarıydı. Golan bölgesinde 20 civarında Türk Köyü bulunuyordu ve bunların isimleri şunlardı: Hafr, Rezzaniye, Mugayyir, Kefer Nafak, Ayn Sümsüm, Bobya, Kadiriye, Ahmediye, Gaziniye, Kafar, Ayn Kurra, Murayyun, Ayn Ayişe, Cevize, Sindiyana, Allika, Ayn Alak, Hüseyniye, Kadiriye. Çerkezler ile Türklerin birarada yaşadıkları köyler ise Kuşniyye, Ayn Zivan ve Kahtaniye.

O yıllarda bu bölgede, Türkler ile beraber Arap, Çerkez, Kürt ve Dürziler de yaşıyorlardı. Özellikle İngiliz bankerlerin desteklediği ilk Siyonist gruplar, 1890’lardan sonra Golan bölgesindeki bu gruplardan bazı çiftlikler almaya başladılar. Türkler, 1967 yılındaki Arap İsrail Savaşı’na kadar topraklarını terketmediler ve bu savaş sırasında da kahramanca çarpışarak çok sayıda şehit verdiler. Golan’ın İsrail tarafından işgali üzerine Türk köylerinin çoğunluğu yıktırıldı ve boşaltıldı, Golan Türkmenlerinin çok büyük bir bölümü de Kunaytra kasabasına ve Şam içerisindeki Cobar, Karataş, Meydan, NasrAyşe ve Mukaddem semtlerine yerleştiler. Geçtiğimiz ay içerisinde Kimyasal Silah olaylarının gerçekleştiği en önemli bölgeler burasıydı ve Esad güçleri bu bölgelerdeki Muhalefet gruplarını temizlemek için acımasız saldırılar yaptılar. Golan Türklerinden çok az bir kısmı halen Birleşmiş Milletler tarafından korunan Golan bölgesinde yaşıyorlar ve Şam’a özel izin belgeleri ile gidip gelebiliyorlar.

İsrail’in işgali altındaki Golan bölgesi, Ortadoğu’nun en önemli su kaynaklarının ve tarım alanlarının bulunduğu bir alan. 1150 kilometre kare genişliğinde, 60 kilometre uzunluğunda ve 25 kilometre genişliğinde bir vadi. İsrail’in su ihtiyacının üçte biri buradan karşılanıyor. Yahudilerin Knerret ya da Galile Gölü olarak adlandırdığı Taberiye Gölü burada yer alıyor. İsrail’in Meyve zebze ihtiyacının önemli bir bölümü buradan temin ediliyor ve bir kısmı da ihraç ediliyor. Normal olarak 1 milyon kişinin yaşayabileceği Golan bölgesi, tartışmalı durumundan ve tarım arazileri oluşundan dolayı yeni yerleşime fazla açılmamış.
Bugün yaklaşık 40 bin civarında nüfusu var ve bunun da yarısını Dürziler oluşturuyor. 1970’li yılların sonunda İsrail, Suriye vatandaşı olana Dürzilere vatandaşlık hakkı vermek istediyse de onlar kabul etmediler. 1981 Kasım ayında İsrail bölgeyi ilhak ettiğini ilan etti ancak dünya kamuoyu tarafından ciddiye alınmadı. 17 Aralık 1981 tarihinde Birleşmiş Milletlerin 497 Sayılı Kararı ile bölgenin İsrail’in işgali altındaki Suriye toprakları olduğu ifade edildi ve 2008 yılında da İsrail’e karşı yeni bir kınama kararı alındı.

Golan, İsrail’in en önemli turizm alanlarından birisi ve yılda 2,5 milyon ziyaretçi ağırlıyor. Bunların da önemli bir bölümü –Yahudiliğe en yakın- Evanjelist Hıristiyanlar. Evanjelistler Hz İsa’nın uzun süre bu gölün çevresinde yaşadığına inanıyorlar ve çocuklarını bu gölün suyuyla vaftiz ediyorlar. Son aylarda, ABD’de Suriye’ye müdahale konusunda en fazla çaba sarfedenler de yine Evangelistler. Kutsal toprakların ebediyyen kurtulmasını bekliyorlar.

Nitekim, Netanyahu Hükümeti, bugünlerde Kimyasal Silah olayı ve ABD Müdahalesi’nden büyük sonuçlar bekliyor. İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü Müdürü Tümgeneral Amos Yadlin bu durumu, “Suriye iç savaşı, İsrail için stratejik bir fırsat sunuyor” diye özetliyor. Aslen Romanya Yahudilerinden olan Beyaz Saray danışmanlarından Askeri Strateji Uzmanı Edward Luttwak ise; “İran, Hizbullah, Esad ve El Kaide” arasında çıkacak amansız savaşın İsrail’in yararına olacağını ifade ediyor ve Suriye’nin gelecekte Yugoslavya benzeri bir bölünmeye gitmesini beklediklerini söylüyor.

İsrail ve Müttefiklerinin asıl beklentisi ise Golan’ın Statüsü hakkında. Suriye’nin artık Golan’ı unutması gerektiğini ve Golan’ın geleceğinin ancak –Türkiye’nin Hatay’ında olduğu gibi- halk oylaması ile belirlenebileceğini kaydediyorlar. Golan’daki mevcut nüfusun yarısını oluşturan Dürzilerin, İslamcı Suriye yerine İsrail’le entegrasyona daha sıcak bakacaklarını bekliyorlar. Bu yakınlaşmaya karşılık Suriye’nin güneyinde bir Dürzi Devleti kurulmasına İsrail’in yardımcı olacağının da gizli planlarını hazırlıyorlar.

İsrail, El Nusra Cephesi liderinin de Kunaytra bölgesinden olması sebebiyle gelecekte İslamcı Muhalefetin saldırılarına karşılık 2011 yılından itibaren Golan bölgesine planlı bir şekilde yeni mayınlar döşüyor. Yaklaşık 250 kilometre uzunluğunda ve 5 metre yüksekliğinde betonarme bölme duvar inşa ederken, bölgedeki (Hermonit, TelFidan, Avital gibi) önemli tepeler üzerine gözetleme kuleleri ve savunma mekanizmaları yerleştiriyor. Bazı İsrailli uzmanlar, düzenli bir Arap Ordusu yerine hafif silahlı El Kaide militanları ile savaşmanın daha kolay olacağını düşünüyorlar.
Kısacası, Suriye’ye yapılacak ABD Müdahalesi bir bakıma İsrail’in ve Golan’ın geleceğini çok yakından ilgilendiriyor. Bu gelişmeler, İsrail ve ABD ile birlikte Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
Önceki yıllarda, (Ehud Olmert döneminde) İsrail Hükümeti, Erdoğan Hükümeti ve Esad Hükümeti arasında Golan konusunda arabuluculuk girişimleri yapıldığında Golan Tepeleri’nin merkezi durumundaki Katzrin yerleşim birimi belediye başkanı Sami Ber-Lev, “Suriye’nin Golan üzerinde hak iddia etmesi için hiçbir gerekçe bulunmadığını, Suriye’nin bağımsızlığını kazandığı 1943’ten 1967’ye kadar bölgede kaldığını” belirtmiş ve şakayla karışık olarak: “Eğer kriter bir dönem yönetmekse Türkler, burayı 400 yıl yönetti. O zaman Türkler daha fazla söz söyleme hakkına sahip. O zaman biz de Golan’ı Esad’a vermektense, Türklere gelin burası sizin hakkınız deriz. Esad’a vermektense burayı Türklere teslim ederiz,” diye söylemişti.
Türkiye ve Türkler, ne tarihsel olarak, ne de siyaseten konunun bu yanından tamamen habersiz. Müslüman Kardeşliği Türk Kardeşliğini neredeyse tamamen silmiş durumda…

Ahmed el-Şara, “Golani” Lakabını bilerek almıştır.

Fazla uzatmadan özetle konuyu yazmak istiyorum.

HTS Lideri Golani’nin babası Hüseyin Ali El-Şara Golan Yörük Türkmenlerindendi ve 1946’da burada doğdu. 1960’lı yıllardaki gençlik döneminde Arap toplumunun bağımsızlığına inanan Nasır yanlısıydı. (Bu yıllarda zaten ne Türkiye’nin ne de Türklerin bu bölgedeki Türk varlığından ve Suriye’yi yöneten Şükrü Kuvvetli’den haberi vardı. Şam’a gittiğimde Şükrü Kuvvetli ailesinin Muhacirin’deki evini kiralamak istemiştim ancak Muhaberat’tan izin çıkmamış 3 ay otelde kalmıştım)

Hüseyin Ali El-Şara 1967’de Golan tepelerinin İsrail tarafından işgali üzerine buradan ayrılmak zorunda kaldı ve Bağdat’a giderek Ekonomi okudu. 1972’de Suriye’ye döndüğünde Türk düşmanı Hafız Esad başa geçmişti. 1976 yılına kadar -işgalden sonra Golan Türklerinin kurup yerleştiği- Kunaytra’da Petrol Bakanlığı bünyesinde çalıştı. 1977’de Suriye ve Irak Baas rejimleri arasındaki ayrışma sebebiyle buradan ayrılıp Suudi Arabistan’a gitti ve burada Petrol endüstrisinde çalışmaya başladı. Entelektüel ve ileri görüşlü biriydi ve Arap dünyasının kalkınması için birçok kitaplar yazdı, Askerlik, Endüstri, Sanayi gibi birçok alanlarda ilerlemenin nasıl sağlanacağı konusunda önemli fikirler üretti. 1. Kitabı: Arap Dünyasında Petrol ve Kapsamlı Kalkınma”; 2. Kitabı: Suudi Arabistan’da “Ekonomik Değerlendirme ve Kalkınmanın Geleceği”, 3. Kitabı: “Temel Altyapı ve Kapasite Oluşturma Sürecinde Suudi Ekonomisi”; 4. Kitabı: “OPEC 1960-1985: Büyük Dönüşümler ve Kalıcı Zorluklar” başlıklarını taşıyordu. (Bu kitaplar, Suudi Milli Kütüphanesi’ndedir) 1987’de Suriye Başbakanı olan Baas Partisi üyesi ve Sünni Mahmud Zuabi onu 1989 yılında Petrol Endüstrisi’ni geliştirmek için Danışman olarak atadı. Fakat Hüseyin Ali el-Şara’nın fikirlerine uyulmadı.

Ahmed Hüseyin el-Şara, yani Golani böyle bir babanın oğlu olarak 1982 yılında Suudi Arabistan’da doğdu. Entelektüel ve Fikir Adamı babasının fikirlerini daha ilkokul yıllarında zihnine kazımaya başlamış, sakin, kendi içine kapanık ancak çok iradeli ve çalışkan bir yapısı vardı. Babasının isminin Hüseyin Ali olması tesadüfi değildi ve muhtemelen Emevi geleneğine karşı olan Türkmen Bektaşi kökeni varken sonradan Sünnileşmiş bir kişilikti. Ahmed el-Şara belki de bu kültüre olan yakınlık hissindendir ki bir Nusayri kıza aşık oldu. Nusayriler Alevi olarak bilinen ve Suriye’de kökenlerini bilen çoğunluğunun Türklükleri ile övündükleri bir topluluktur. Hafız Essed kendi döneminde bu topluma Arap olduklarını empoze ederek kullanmış, aynı siyasal inanç Antakya yöresindeki Nusayri Türkmen boylarını da etkilemiş ve bunlar da zaman içinde kendilerini Arap Alevisi olarak tanımlamışlardır. Golani’nin Babası Sünni Başbakan’ın Danışmanı olması sebebiyle bu aşk hikayesi sonuca ulaşmamıştır.

Golani, 2021’de Frontline’daki bir röportajında “18 yaşlarında 2000 yılındaki İkinci Filistin İntifada Hareketi’nden etkilendiğini belirterek “İşgalciler tarafından ezilen bir halkı savunmak için ne yapabileceğimi düşünmeye başladım” diyordu.

2003 Irak İşgaliyle birlikte Ahmed el-Şara’nın içindeki mücadele azmi yükseldi ve Irak Musul’a gelerek ABD’nin el-Kaide’nin Irak Kolu olarak lanse etiği Ebu Musab el-Zerkavi’ye bağlı Seraya el-Mücahidin grubuna katıldı ancak Zerkavi ile hiç karşılaşmadı. Bu faaliyetleri sebebiyle amerikalılar tarafından yakalandı ve EbuGarip, Bukka, Kropper Kampı ve el-Taci hapishanelerinde yattı.

Daha hapishanede iken Ebu Bekir el-Bağdadi’ye hiç güvenmiyor ve fikirleri uyuşmuyordu. Nitekim Bağdadi, daha hapishanelerde iken Pentagon tarafından verilen izinle bütün koğuşları serbestçe dolaşıp dini konuşmalar yaparak Daiş’in temellerini attı ve hapisten çıkınca Pentagon’un Stüdyo Kurgusu Daiş’in lideri oldu. Daiş Terör Örgütü, hiçbir zaman ABD ve İsrail’e karşı eylemlerde bulunmadı ve Ortadoğu’da ele geçirdiği bütün toprakları göstermelik çatışmalarla PKK & YPG terör örgütüne devretti. Daiş ile ilgili olarak sözü uzatmak istemiyorum; Bu örgütün bir CIA, MOSSAD, MI6 Stüdyo Kurgusu olduğuna ilişkin 2018 yılında yazdığım kitapları aşağıda veriyorum, isteyen belge ve detaylarını burada inceleyebilir:

2011 yılında hapisten çıkan Ahmed el-Şara, Golani lakabını benimseyerek kendisini Suriye’nin kurtuluşuna adadı. 2011 Ağustos ayında küçük bir grup arkadaşı ile yanlarında sadece 60 otomatik silahla Suriye’ye geçti. 2012 Ocak ayında Nusra Cephesi (Kurtuluş Cephesi) isimli örgütünü kurdu. Bu durum hem el-Kaide liderliğini hem de Bağdadi’yi rahatsız etmişti. El-Zevahiri iki örgütü birleştirmek için çalıştıysa da Nusra lideri Golani bunu reddetti ve hatta iki grup arasında Suriye’de çatışmalar yaşandı. Daiş’in bu dönemde Türkiye’den sonraki en önemli hedefi Nusra Cephesi’ydi. ABD her iki örgütü de Terör Örgütü listesine aldı ve kendisine hizmet eden Daiş’i, PKK’yı güçlendirene kadar korudu.

Golani, zaman zaman açıkladığı görüşlerinde; “Tek amaçlarının Suriye Yönetimi, Hizbullah ve Daiş ile mücadele etmek olduğunu” vurguladı. Daha o yıllarda, Suriye’deki Alevi azınlığı hedef almayacaklarını ilan etmişti.

Ekim 2015’te Rusya’nın Essed rejimine destek için Suriye’ye gelmesi üzerine Lazkiye bölgesindeki Rus üslerinden gelebilecek saldırılara karşı Kafkas kökenli savaşçılara yardım çağrısında bulundu. Bu süreçte Çeçen, Çerkes ve Dağıstanlılarla birlikte, Uygur Türkleri de bu bölgedeki Türkmen ve Kürt dağlarını korumak için bölgeye gelip Nusra Cephesi’ne katıldı. 28 Ocak 2017’de örgütün ismini Heyetut Tahriruş Şam (Şam’ın Kurtuluşu Meclisi) HTŞ olarak isimlendirdi. İsmini değiştirmiş olsa da HTŞ’yi kendisine hizmet etmediği için Terör Örgütü olarak tanımaya devam eden Amerika Birleşik Devletleri, Batı ülkeleri, Dünya Kamuoyu ve Türkiye gibi NATO ortaklarına da bu fikri benimsetti.

ABD (Pentagon), MOSSAD, Rusya ve Batılı İstihbarat Servisleri, Golani’yi devirmek ve kendi kontrollerinde birini başa geçirmek için birçok oyunlar, protestolar ve iç isyanlar tertipledi ancak hepsi başarısız oldu. Yabancı Servislerin bu süreçteki en önemli faaliyeti Türkiye’nin kurup eğittiği Suriye Milli Ordusu ile Golani ekibini karşı karşıya getirip savaştırmaktı. Esasen Türkiye’nin Astana görüşmeleri çerçevesinde Golani’nin egemen olduğu İdlib bölgesini korumak için çok sayıda askeri üsleri vardı.

2020 Ekim ayında, Suriye’de Essed rejimine karşı savaşan bütün gruplar FethiMübin adı verilen Askeri Harekat Komutanlığı çatısı altında birleştiler ve PKK Terör Örgütü’nün kuruluş yıldönümü olan 27 Kasım 2024’de bugün başarıya ulaşan Kurtuluş Savaşı’nı başlatıp ülkelerini Essed rejiminden kurtardılar.

Daha önce defalarca yazdım ve birçok arkadaşımın eleştirilerine rağmen bu görüşümü savundum. ABD ve Batı’nın çıkarlarına uygun Terör tanımlarına göre, Ortadoğu’daki Türkmenleri, Türk torunlarını, akraba toplulukları ve dürüst Arapları Terörist olarak tanımlamayacağım.

Usame bin Laden, Suudi pasaportu ile Afgan cihadının lojistik desteğinden sorumlu olarak Mektebul Hidematul Mücahidin’i kurup, Afganistan’da savaşırken bir Kahramandı. Ne zaman ABD’ye karşı çıktı dünyanın 1 numaralı teröristi ilan edildi. Uygur Türkleri, Çin’e karşı savaşırsa Özgürlük Kahramanları ama Suriye’de gelip Türkmendağı’nı savunurlarsa Terörist. NATO’nun en büyük ikinci gücü ve müttefiği Türkiyenin en büyük düşmanı -binlerce kadın, çocuk, sivil katili- PKK & YPG bir türlü terörist değil.

Bu sebeple Golani bir Terörist değil HTŞ de Terörist Örgüt değil.

Bugüne kadar, kulaktan dolma bilgiler ve emperyalist tanımlamalarla HTŞ ve Golani’ye terörist diye saldıranlara bir müjdemiz de var. ABD Hükumeti dün bu konudaki kararını değerlendirdiğini açıkladı.

ABD, HTŞ artık Terör Örgütü değil deyince daha önce ona uyduğunuz gibi yine uyacak mısınız?

Dünyayı aldatabilirler ama Türkler de büyük düşünür.

SonNot: Bu yazıda yer verilen E-Kitap linkleri satılsın gayesiyle konulmuş değil, bu konudaki emek ve bilgi birikimini ifade etmek içindir. Bugüne kadar hiçbir kitabımdan gelir elde etmedim ve Fetö dönemi ile birlikte -ki Fetö tehlikesini Türkiye’de ilk gündeme getiren birkaç uzmandan biriyim- kitaplarımı basacak cesarete sahip yayınevi de bulunmadı. Aşağıdaki kitaplarım da herkesin tartıştığı İslamcı Örgütler konusunda Dünyada yayınlanmış en iyi kaynaklardır. Bu yüzden, Nusra ile Daiş yani İŞİD arasındaki farkı bilmeden konuşan batı ve internet destekli cehalet örneklerini gördükçe üzülüyorum. Burada bir kelime ile geçtiğim konuların detayları bu kitaplarda yer alır.

Son olarak ve altını çizerek vurguluyorum: 12 Eylül darbesinden 6 ay önce AynulArab’a çıkarılan PKK elebaşısının, 12 Eylül’ü takiben Türkmen dağı bölgesine getirilmesi (bu kimsenin bilmediği özel bir konudur, ayrıca bir makale hazırlığım var), sonra bize Bekaa Vadisi diye yutturulan ancak Suriye – Lübnan sınırında Suriye tarafında kurulan Mahsum Korkmaz kampına yerleştirilmesi ve yarım asır boyunca Türkiye’nin Güvenlik, Ekonomi ve Siyasetine en önemli tehdit oluşturan PKK terör örgütünün kurulması, yıllarca desteklenmesi ve Suriye iç savaşı sürecinde de işbirliğinin alenen devam ettirilmesi ve güçlendirilmesi olaylarının arkasındaki en önemli güç olan Essed Rejimi’nin Devrilmesi, Mustafa Kemal’den sonra Türkiye’nin kaderini etkileyecek en önemli olay ve fırsattır. Bu fırsatı, cehalete dayalı bilgilere ve düşmanlıklara heder etmeyelim.

Abdullah Manaz

Dr. Abdullah Manaz; araştırmacı, yazar, yönetmen ve belgesel yapımcısıdır. TRT'de 1985-2011 yılları arasında 500'den fazla televizyon programı üretmiş, 40'tan fazla kitap ve makale kaleme almıştır. Ortadoğu, istihbarat ve güvenlik alanlarında uzmanlaşmış olan Manaz, akademik çalışmalarını belgesel ve dijital içerik üretimiyle sürdürmektedir.