Suriye Etnik Haritası ve Güney Kürdistan Hedefi

Suriye’nin kuzeyinde PKK terör örgütü tarafından yönetilen ayrılıkçı Kürtlerin bölgesel hakimiyet kurduklarını artık hepimiz biliyoruz. Yıllardır uzmanların dile getirdiği 4 Parçalı Kürdistan’ın Irak’tan sonraki ikinci parçası olan Suriye’de de bölgesel yönetim hedefi gerçekleşecek. Bu şekilde, Yüz Yıllık Batı Planı çerçevesinde Birleşik Kürt Devleti’nin Güney Kanadı sağlamlaşmış olacak.

Kürtlerin Suriye’deki en önemli yerleşim alanları Haseki ve Kamışlı bölgeleri. Burası aynı zamanda Suriye’nin petrol üretim alanlarına da sahip. Kamışlı’dan Batıya doğru gelindikçe, aralarda Sünni Arap ve Türklerin yaşadığı geniş alanlar olsa da Antakya’ya kadar uzanan bölgede yine Kürt yerleşim bölgeleri var. Aralardaki boşluklar kapatıldığında, Güney Kürdistan sınırları Türkiye’nin Antakya il sınırlarına dayanmış oluyor. PKK terör örgütünün, Kürdistan sınırlarının Akdeniz’e ulaşması için yıllardır yürüttüğü bir iskan ve terör politikası vardı. Bu çerçevede, Antakya’nın Doğu bölgesindeki Amanos Dağları, terör örgütünün sürekli militan bulundurduğu ve sık sık eylem gerçekleştirdiği alanlardan biriydi. PKK terör örgütünün, 1980’li yıllarla birlikte Adana, İskenderun ve Mersin bölgesine sürekli iskanı teşvik ettiği ve bunda kısmen başarılı olduğu da bugün artık gözle görülen bir gerçek.

Bu gerçeklerin daha iyi anlaşılabilmesi için, daha önce yayınlamış bulunduğum Stratejik Haritalar Atlası kitabında eksik kalan bir haritayı da incelemenize sunuyorum. Suriye’nin Etnik Haritası incelendiğinde Kuzey Suriye’nin Su ve Petrol kaynaklarına sahip olması sebebiyle stratejik bir öneme sahip olduğu açıkça görülecektir. Nitekim, Irak Kürt Federasyonu’nun Kerkük petrol yatakları ile birlikte Musul (kendi Anayasa taslaklarında sürekli Ninova olarak zikredilip, gözlerden kaçırılsa da) Barajını kendi sınırları içerisinde kabul etmeleri de bunu tamamlayan stratejik bir hedef. Dolayısıyla uzun vadeli bir hedef de olsa Birleşik Kürt Federasyonu’nun Suriye ve Irak’taki en büyük su kaynaklarına ve petrol yataklarına sahip olmayı amaçladıklarını hiçbir zaman unutmamak gerekir. Buna Kuzey Kürdistan sınırları içerisinde kabul edilen Atatürk Barajı da eklenirse, geleceğin süper bölgesel gücünün Kürt Federatif Birliği olacağı son derece açıktır.

Hatırlanırsa Batı ülkeleri, Irak Petrollerini Akdeniz’e ulaştırmada önemli bir liman olarak düşündükleri İsrail ve Lübnan devletlerinin kuruluşuna büyük önem vermişler, Bu amaçla Akdeniz’e ulaşan petrol boru hatları inşa etmişler, ancak bölgeye barış getirip de buraları sömürememişlerdi. ABD’nin Lübnan işgal planı sonuçsuz kalmış, Suriye ise bugüne kadar Rusya’nın yakın müttefiki olmayı sürdürmüştü.

Şimdi ABD, İsrail ve Batı, bu konuda tarihteki en şanslı dönemde olduklarına inanıyorlar. Bölgedeki Kürt siyasi Yapısı’na engel olabilecek bütün siyasi, askeri ve psikolojik engelleri bertaraf ettiklerini düşünüyorlar. Bölgenin en büyük Silahlı gücü olan Türkiye’nin bile sınır ötesine geçebilmek için ABD’den izin alması gerekiyor.

Harita’da Güney Kürdistan sınırlarının Deyrozor’u da içine alacak şekilde nasıl genişleyeceğini düşünenler olabilir. Bu ilk aşamada bir hedef olmayabilir ancak, Ermenilerin en önemli yerleşim alanlarından birisi olarak burası ve Irak-Akdeniz petrol boru hatlarının giriş noktası olan EbuKemal bölgesi de Kürdistan’ın gelecek stratejik hedefleri arasında olacaktır. Yerleşim sıklığı az olan bu alanlarda askeri hakimiyet kurmak o kadar da zor olmayacaktır.

Büyük Kürdistan’ın Fırat ve Dicle havzasında hakimiyet kurması, en başta İsrail’i rahatlatacak ve bölgesel nüfuzunu hiç tartışılmayacak şekilde güçlendirecektir. Barzani ailesinin onlarca yıldır, İsrail tarafından özel olarak finanse edilmesini, eğitilmesini ve yol gösterilmesini düşünürsek bunların geleceğe dönük stratejik planların bir parçası olduğu inkar edilemeyecektir.

Birleşik Kürt Federasyonu’na giden en önemli adımlardan birisi Kürt Ulusal Kongresi girişimidir ve bu stratejik adım kesinlikle ABD ve İsrail kontrolünde yürütülen planın bir parçasıdır. Bu konuyu da daha önce incelemiştik.

Rahmetli Uğur Mumcu’nun bu bölgesel hedefleri keşfedip deşifre etmeye başladığı bir zamanda suikasta uğramasını da bu vesileyle hatırlatmak gerekir. Ancak ne yazık ki bu suikast İran ve İslamcıların üzerine yıkılmış ve arkasındaki Batı ve İsrail provokasyonu hep gizli kalmıştır. Onu da bu vesileyle rahmetle anıyoruz.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •