İnançta Ezbercilik

Eğitim sistemimizin temelinde Ezbercilik vardır. Bilginin genel yapısını, mantığını ve kurgusunu kavramadan sıralı olarak ezberlemeye başlarız. Ezberlerimizle yarışır ve başkalarınca belirlenmiş doğruları EnFazla bilmekle dereceleniriz. Bu yüzden daha çocuk yaşlarda, yeteneklerimizden ziyade ezberlerimizle öne çıkarız. Hayatımızı belirleyen sınavlarda, kabiliyetlerimiz değil ezberlerimiz rol oynar. Ardından, değiştirilemeyen ezberlerle bir ömür tüketir, mutlu olduğumuzu zannederken mutsuzluklarla dolu bir hayat yaşarız.

İnançlarımız da aynen böyle. Dindar olanlar da olmayanlar da, aileden ve toplumdan gelen ezberlere sıkı sıkıya bağlıdır. Ezberci tanımlar ve kalıplarla hüküm veririz. Dindar, Dinsiz, Kâfir, Günahkâr, Yobaz, Gerici, Sağcı, Solcu, Demokrat. Aslında hepsi de ezberlere dayanan hazır kalıplar ve yargılardır. Çünkü ince düşünmek, sorgulamak, akıl süzgecinden geçirmek, duygularımızla aklımızı ve nefsimizle ruhumuzu dengelemek keyifli, huzurlu ve güvenli bir yol olmasına rağmen, hazır ezberlerimizden kurtulamayız.

Din anlayışımızda, İbadetin ruhunu kavramak yerine, önce duaları ezberlemekle işe başlarız. Sonra abdest ve namazdaki hareketleri ezberleriz. İslamın ve İmanın şartları, Otuz iki Farz derken ezberlerimiz uzayıp gider. Abdest ile bir çöl toplumuna Günlük Temel Temizliğin öğretildiğini, Namaz ile günde birkaç kez dünyalık düşüncelerden uzaklaşıp Varlığın ve Gönül Dünyasının Hatırlanması gerektiğini düşünmeyiz. Abdest olmasa günde birkaç kez en çok kirlenen organlarımızı yıkar mıydık? Kesinlikle Hayır! Namaz olmasa, arada bir huzurlu ve sakin bir ortamda Allah ile konuşur muyduk? Kesinlikle Hayır! Eğer ezberlerimiz olmasaydı, Abdest’e Diş Fırcalamayı da eklemeye cesaret edebilirdik. Eğer ezberlerimiz olmasaydı, Namazda hem Kuran’ın Türkçesini hem de ruhumuzdan gönlümüzden kopan sözcükleri söylemekten korkmazdık.

Ama ezberlerimiz bizi korkutuyor. Bize ezberleri yaptıranlar, şunu yapacaksın, şunu okuyacaksın, zinhar şunu yapmayacaksın, diye sınırları ve ezberleri her gün pekiştiriyor. Ramazan ayından bir gün önce, Sabah Ezanını güneşin doğuşundan 45-50 dakika önce okutanlar, Ramazan ayıyla birlikte Sabah Ezanını güneşin doğuşundan neredeyse 2 saat öncesine alıveriyorlar. Müslümanların dininden, Diyanetinden onlar sorumlu ya! Ezberler yetmiyor, Eziyetler başlıyor. Korkunç yaz sıcaklarında, Hutbe ve 2 Rekât Farz ile Cuma kılınabilecekken, yüzyıllardır Sünniler 14 Rekât, Şiiler kimi bölgelerde neredeyse onun iki katı daha terler içinde namazlar kılıyorlar. Peygamberimizin kılmadığı uzun Teravih Namazlarını hiç saymıyorum, çünkü bizler gibi Ramazan aylarını İftar şölenlerine çeviren Müslümanlara yediklerimizi hazmetmek için oldukça faydalı!

Bu eleştiriler bizim gibi Bilim adamları için manevi bir sorumluluk ve bu yüzden bunları açıklıkla söylemek, anlatmak, akletmek zorundayız. Bu eleştiriler, bazılarımızı üzecek, bazılarımızı da “Bak şunların haline!” deyip keyiflendirecektir. Keyiflenenler, kendilerinin de “Ezberler” ile çevrili olduklarını unutmasınlar. Sadece yemekle, içmekle, gezmekle huzur ve mutluluğa ulaşılmıyor. Gurur ve kibirle büyüklenenler, bulundukları makamlarda keyif çatanlar, ellerine geçirdikleri zenginlikleri ve iktidarı başkalarına üstünlük ve zulüm saltanatına dönüştürenler, her şeyin gelip geçici olduğunu unutmasınlar. Haksızca yaşanan mutluluklar, ardından büyük mutsuzluklarla dengelenir. Allah, insanlara kesinlikle zulmetmez. Herkesin başına gelen olumsuzluklar, insanların kendi kazançlarıdır. Her Beden bir gün toprağa karışır, sonsuz olan Akıl Varlığımızdır.

İşte gerçek Din ve Ahlak, Allah inancı bunlar için vardır. Amaç, bu kısa dünya hayatının adaletli, ahlaklı ve anlamlı yaşanmasıdır. Allah’ın en önemli özellikleri Akıl, Adalet ve Sevgi’dir. Allah’ın dininde ezbercilik yoktur. İnsana “Aklını kullan, Adalet ve Merhamet Sahibi Ol” denildikten sonra bütün davranışları en ince ayrıntısına kadar izah edilmez. Allah, Akıl Sahipleri için sadece Genel Kavramlar, Uyarılar ve Öğütler verir.

Ramazan ayı ile birlikte bir Ezberimizi bozalım. İslam düşüncesinde Ezanlar, “Namazın Başlama Vakti” değildir. Müslümanlar Sabah Ezanını duyduklarında kalkarlar, uyanırlar, abdest alırlar ve Namaza hazırlanırlar. Camilerde yeterli çoğunluk sağlanınca, “Kaamet” denilen Namaz Başlıyor iç ezanı ile Namaza kalkılır ve kılınır. Sabah namazlarında camilere gidenler bilirler, Namaz bitip Camiden çıkıldığında yeryüzü –insanların birbirini tanıyacağı- kadar aydınlanmış olur.

Şimdiki gibi Gece Yarısında Oruca başlanmaz, Sahur yemeğinden sonra hemen yatılıp hasta olunmaz. Bunlar, Ezbercilerin Müslümanlara yaptıkları eziyetlerden biridir. Konunun bilimsel detaylarını merak edenler, Sahur Vakti ile ilgili yazıları okuyabilir. Ancak kısaca ifade edersek Güneşin doğuşundan 20 dakika öncesine kadar rahatlıkla yenilip içilebilir, Sahur yemeği yenilebilir. Özellikle Sabah erken işe gidenler için akşam erken yatıp, sabah sahurdan sonra uyumamak daha sağlıklı ve doğru olacaktır.

Akıl Sahipleri için sadece tavsiye verilir, Dinde zorlama yoktur, isteyen istediğine inanabilir.

Paylaş / Share