Rus Gizli Servisi SVR

Türkiye’de her zaman CIA, Mossad operasyonlarından bahsedilir ancak Rus Gizli Servisi SVR’yi hemen çok kimse bilmez. Aynen MI-6 gibi Ruslar da İngilizler gibi derinden, sessiz ama etkili bir İstihbarat savaşı yürütürler.

Sovyetlerin dağılmasını takiben kurulan SVR, Ekonomik, Siyasi, Elektronik, Askeri ve Biyolojik istihbarata kadar hemen her alanda etkin görevler yürütür. Günümüzde doğrudan Putin’e bağlı olarak görev yapan SVR, Rusya’nın petrol gelirlerinden önemli örtülü ödeneklerle zenginleşmiş ve 2000’li yıllardan sonra kendisini modern teknolojilerle yenilemiştir. Rusya’nın dış politik hedeflerinin belirlenmesinde Rus Dışişleri Bakanlığı’ndan hemen sonra gelen ikinci kurum niteliğindedir. ABD’nin Büyük Ortadoğu projesine karşılık SVR, bütün hedef İslam ülkelerinde doğrudan veya dolaylı olarak büyük örgütlenmelere girişmiştir. Birçok ülkede, ABD Karşıtı televizyon ve gazeteler desteklenmiş, Libya, Suriye, Irak ve İran gibi ülkelerin Gizli Servislerine önemli eğitim ve teçhizat yardımlarında bulunmuştur.

SVR, diğer birçok Gizli Servislerden farklı olarak hem Sünni, hem de Şii Muhaberat örgütlenmeleri ile aynı anda irtibatlı olan birkaç servisten biridir. Bir yandan, Suriye ve İran Gizli Servislerinin Şii elemanlarını eğitirken, diğer yandan Saddam’ın Sünni Muhaberat yapılanmasının güçlendirilmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Sabra Şatilla Katliamı sonrasında Lübnan’da İran Hizbullah’ının kurulması, 1990’lı yılları takiben Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı ile işbirliği içinde Türkiye ve Körfez Hizbullah yapılanmalarındaki Hücre sistemlerinin oluşturulması, İran Nükleer Tesisleri için gerekli lojistiğin sağlanması gibi büyük projelerde SVR’nin önemli payı olmuştur. Aynı şekilde, Afganistan’da daha önce ABD ile çalışan Sünni Mücahit örgütleri ile barışılması, El Kaide’nin kuruluşunun desteklenmesi, eski elemanları Zevahiri yardımıyla bu Örgütün yönlendirilmesi, Saddam – ABD ilişkilerinin bozulmasını takiben Irak Muhaberatı’nın eğitilmesi, 2003 Irak işgalini takiben Orta Irak’taki Sünni direnişin örgütlenmesi gibi daha birçok Sünni projede de SVR’nin büyük katkıları olmuştur.

ABD’nin Suriye ve Ortadoğu politikasını dondurmasında pek çok sebepler olmakla birlikte, Radikal Sünni Örgütlerin İsrail’in bölgesel güvenliği ve Golan Tepeleri için tehdit oluşturması, Suriye’nin Kimyasal Silah Stoklarının yokedilmesini beklemesi, ABD Karşıtı Şii Gruplara karşı Sünni Radikallerin güçlenmesinden yarar umması gibi sebepleri öncelik sayabiliriz. Kendilerini ABD ve İsrail ile denk Oyuncu zanneden Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkeler, bu politika değişikliğini takiben ortada kalmışlardı. Bunlardan Suudi Arabistan Gizli Servis Şefi Prens Bandar bin Sultan, bu süreçte SVR ile yakınlaşma kurmaktan çekinmedi. Suriye üzerine yapılan gizli pazarlıklar bir sonuç vermedi ancak SVR özellikle Irak merkezli El Kaide üzerindeki etkinliğini artırdı. Orta Irak’ta eskiden beri varolan siyasi ve istihbari gücünü de kullanarak bizim IŞID olarak bildiğimiz Irak El Kaidesi’ni yeniden diriltti. (IŞID ile ilgili bilgileri ilgili yazımızda bulabilirsiniz.)

Nitekim SVR, Irak Suriye İslam Devleti (IŞID) kanalıyla diğer bütün Suriye Muhalefetini susturdu. “Esad giderse, IŞID gelir!” inancını yerleştirdi. Ne ilginçtir ki, IŞID ile Esad güçleri arasında ciddi bir çatışma olmadı. Hatta IŞID, Rakka’da elde ettiği petrolü Esad yönetimine pazarladı. Ele geçirdiği bazı cepheleri çatışmasız olarak Esad güçlerine bıraktı. Nitekim Suriyeli PKK teröristleri de Esad güçleri ile ciddi bir çatışmaya girmemişler ve hakimiyet alanlarının ortasındaki bazı stratejik alanlarda Esad askerlerinin kalmasına göz yummuşlardı. Rus Dışişleri Bakanlığı, birçok mesajında hararetle Suriyeli Kürt Ayrılıkçıları desteklemişti.

Esasen, El Kaide olarak tanımlanan tek liderli bir yapılanma yok. Kendilerini El Kaide çizgisinde gösteren irili ufaklı pek çok Radikal Sünni Örgüt var ve her biri de bir başka Gizli Servisin hizmetinde (CIA, Mossad, MI-6 gibi) görev yapıyor. Daha doğrusu El Kaide içerisinde hemen bütün istihbarat örgütlerinin çok sayıda elemanı var.

Bununla birlikte, Zevahiri tarafından temsil edilen merkezi yapılanmanın tamamen SVR’nin kontrolünde olduğuna ve Rusya’nın çıkarlarına göre hareket ettiğine inanıyoruz.

Ortadoğu’da tam bir Satranç Oyunu var. Kimin eli kimin cebinde, Türk ve Dünya kamuoyunun bunu anlaması mümkün değil. Kamuoyu sadece kendilerine servis edilen haberleri ve fotoğrafları takip ediyor. Bugünlerde, Hem ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarları, hem de Rusya’nın Ortadoğu politikası El Kaide korkusunun güçlendirilmesini gerektiriyor. Bu yüzden, Esad güçlerinin katliamlarından hiç kimse haberdar olmazken, El Kaide’nin özel poz verilmiş fotoğrafları bütün kamuoyu araçlarına servis ediliyor.

Bu istihbarat ve bilgi savaşında, kendilerini Ulusalcı olarak niteleyen çevreler ABD Karşıtlığı yaparken, farkında bile olmadan Rusya’nın bölgesel çıkarlarına da hizmet ediyorlar. SVR’nin kontrolündeki İnternet Servisleri ve Enformasyon Şirketleri bu konuda önemli çalışmalar yapıyorlar.

Şimdi kısaca söylemek gerekirse, Rusya; dikkatleri Ukrayna’dan Ortadoğu’ya çevirmek, ABD ve Bölge ülkelerini sonuçsuz kalacak ve büyük tahribata yol açarak bir Ortadoğu Savaşı’na sürüklemek istiyor. Türkiye’de Ulusalcıları, Suriye’de PKK teröristlerini ve Esad Yönetimini, Irak’ta hem Maliki’yi hem de El Kaide’yi yönlendirmede büyük başarı sağlıyor. ABD ve İsrail ise, Şia’ya karşı Sünni Radikalizmin güçlenmesini ve İran, Irak, Suriye’deki mevcut yönetimlerle mücadele etmesini; Özellikle Orta Irak petrollerinin Sünnilerin kontrolünde olmasını ve bütün Irak petrolünün Şia’ya bırakılmamasını; Lübnan’da özellikle hem Bekaa ve Beyrut hem de Trablus’ta El Kaide’nin Hizbullah’a karşı eylem gücüne ulaşmasını; Mümkünse yakın gelecekte Orta Irak petrollerinin Ürdün, İsrail üzerinden Akdeniz’e taşınır hale gelmesini arzu ediyorlar.

Bu oyun da Çin de yakında önemli bir aktör olmaya başlayacak. Unutmadan ifade edelim, SVR ile Çin Gizli Servisi (MSS) arasında uzun zamandan beri çok yakın bir işbirliği var. Rusya ve Batı ülkelerinin çıkarları, Federatif bir Ortadoğu’da buluşacak. Türkiye, bırakalım Suriye ve Irak’taki Türk varlığını, mevcut topraklarını koruyabilirse ne mutlu!