Akıl ve İnanç

Akıl mı yoksa İnanç mı önce gelmeli? Hangi din ve inançtan olursa olsun, aslında her insanın temel sorunu budur. İnanç kesinleşmiş kabul demektir. Önce İnanç dersek, kesinleşmiş bir kabul ve önyargı ile yola çıkmış oluruz. Bu ön kabul ile bütün bilimsel ve mantıksal kurallar inanca göre şekil alır. Hıristiyan Felsefesi’nde olduğu gibi, Baba, Oğul, Kutsal Ruh üçlüsüne sorgulamadan inandıktan sonra, aklın isyanı boşunadır.

İslam toplumu da bugün çok farklı bir noktada değil. Kesin inançlı Müslümanlar için, İman Aklı kuşatmıştır. Sınırları belirlenmiş, kesin kuralları konulmuş ve öncekiler tarafından yorumlanmış olan İnanca ters düşen Akılda mutlaka bir sakatlık vardır. Aklın inancı şekillendirmesi gerekirken, İnanç aklı, mantığı ve bilimi şekillendirmektedir. Küfre girmemek için İnanca aykırı olan her şey tevil edilir.

Halbuki Allah, Kuran’da doğrudan Aklı muhatap almıştır. Muhatap Peygamber, Erkek, Kadın değildir, doğrudan hitap edilen ve düşünmeye davet edilen Akıldır. Kuran, kavramların anlaşılması için çoğu zaman hikayeleştirme yöntemini kullanır. İnsanın yaratılışı anlatılırken; Allah Meleklere : “Ben yeryüzünde bir Halife (Temsilci) yaratacağım” dediğinde Melekler: “Yeryüzünde kan dökecek ve bozgunculuk yapacak bir varlık mı yaratacaksın?” sorgusunu getirmişlerdir. Bu sorgu ve mantığa temel olan husus; yeryüzünde yaratılmış bulunan ve akıl sahibi olmayan bütün canlıların temel vasfının kan dökücü ve bozguncu olmasıdır. İnsanı, yeryüzünde yaratılmış bulunan diğer canlılardan ayıran tek fark onun Akıl sahibi olmasıdır. Adem, geleneksel dinlerde anlaşıldığı gibi ilk insan veya ilk erkek değildir ve Ademoğlu kavramı ile anlamını bulan bir cins isimdir, insanı simgeler. Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmamıştır. Kadın ve Erkek tek nefisten, yani aynı cinstendir.

Kuran Felsefesi’ne göre, İnsan’da 4 ayrı temel özellik vardır: Akıl ve Ruh, Nefis ve Beden. Nefis ve Beden varlığının diğer canlılardan bir farkı yoktur. Nefis ve Beden ilişkisinde sadece yemek, üremek, sahip olmak ve benzeri gibi maddesel arz ve talepler vardır. Nefis ve Beden ölümcüldür. Ruh konusunda Kuran’da çok az bilgi olmasına karşın; İnsanın asıl ölümsüz kimliğinin bu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Akıl ise, Allah tarafından bu ölümsüz kimliğe verilen özel bir yetenektir. Sorgular, Kıyaslar, Ayrıştırır ve Karar noktasına getirir. İşte bu aşamada, insanın bütüncül kimliği devreye girer ve ihtimallerden biri gerçekleştirilir. İslam düşüncesine göre; İnsan bütün eylemlerinde İyiliği, Doğruluğu ve Güzelliği esas almalıdır. İslam Ahlak sisteminin temelinde, iki aşırılığın ortası adalet noktasıdır. Ne cimrilik, ne de israf gibi… İnsan Ruh ve Nefis arasındaki dengeyi korursa, ne manevi ne de maddi sorunlarla boğuşmaz.

İnsan kendi içindeki bu ikilemi, yani Ruh ve Nefis arasındaki ilişkiyi ancak Akıl ile çözebilir. Akıl sürekli hareket eden, hızı ve sınırı olmayan, olumlu olumsuz her ayrıntıyı insan düşüncesine getiren bir cevherdir. Akıl için, Tanrı’nın varlığından şüphe duymak veya inkar etmekten tutun her türlü inanç ve disiplini sorgulamaya kadar her ihtimal mümkündür. Bu sebeple, İslam Felsefesi’nde eylem safhasına çıkmayan hiçbir düşüncenin sorumluluğu yoktur. Sorumluluk ancak eylemle olur. Zaten İslam Felsefesi’nin temeli de insanı iyi, doğru ve güzel karar veren bir varlık haline getirmektir.

Bir Türk düşünce ekolü olan Maturidi İslam Felsefesi’nde; “Allah, bir Peygamber veya İlahi kitap göndermemiş olsa bile, İnsan Aklını kullanarak iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmalı, güzel olanı yapmalı ve çirkin olandan kaçınmalıdır.” Bu felsefenin temelinde; Akıl, Vahiy’den önceliklidir. Zaten Vahiy de Akla geldiğine göre, Akıl ilk ve en temel olandır. Allah ile İnsan arasındaki tek ortak nokta Akıl’dır. Allah, Halife dediği Temsilci’ye yani İnsan’a, diğer canlılardan fazla olarak sadece Akıl vermiştir. Allah, daha önce de söylediğimiz gibi Tam Akıldır. Her insanın dini Aklına göredir ve Aklı olmayanın dini de yoktur.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •