Oruç mu? Karantina mı?

Bir bilim adamının görevi sorunları görmek, sorgulamak ve çözüm üretmektir.

Müslümanlar olarak bir Karantina ayımız daha sona erdi. Neredeyse ölüm orucu tutar gibiydik. Açlık ve susuzluktan ölebiliriz düşüncesiyle iftar ve sahurlarda yedik içtik, normal günlerde yediğimizin birkaç katı beslendik. Beslendik diyemeyiz, dolu midelerle uyumak zorunda kaldık, mide ve sindirim hastalıklarımız tavan yaptı. Oruç mu tuttuk yoksa Oruç mu bizi tuttu meçhul. Çoğumuz oruç saatlerini uyuyarak geçirdi. Çalışanlar serildi gitti. Bitkinlikten kendinden geçenler de oldu, sinirlenip çevresini kırıp geçiren de.

Acaba Yüce Allah’ın istediği bu muydu? Aslında “Allah kullarına zulmetmez, kolaylaştırır güçleştirmez.” Bu Kuran’ın temel ilkelerindendir.

Doğrusu son 30 yılın en uzun günlerinde Oruç tuttuk. Yaz sıcaklarının mevsim normallerinin üstünde seyretmesi bu zorluğu daha da artırdı ve tahammül edilemez hale getirdi. Eski yıllara nazaran Oruç tutmayanların sayısında gözle görülür bir artış vardı. Eski Nesil, Oruç tutmak için sağlığını bile düşünmedi, Yeni Nesil ise biraz daha uzaklaştı.

21 Haziran yılın en uzun günüydü. Mekke’de oruç tutanlar için pek fazla problem olmadı. En Uzun Gündüz 13 Saat 30 Dakika idi. Ama Kuzey’e doğru çıkıldıkça gündüz süresi arttı. Oslo’da En Uzun Gündüz 18 Saat 53 Dakika gerçekleşti. Ankara’da ise En Uzun Gündüz 15 Saat 4 Dakika idi. Bunlar sadece Güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreler.

Bize göre, Oruç güneşin doğuşuyla başlar, güneşin batışıyla biter. Sahur yemeği, güneş doğmadan önceki kahvaltıdır ve yedikten sonra kesinlikle uyunmaz. Bu konuda Sahur Vakti ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz.

Din kurumlarımız, normal günlerdeki Sabah Ezanını, Ramazan ayı başlayınca yaklaşık 1 saat daha erkene aldılar ve Müslümanlar gece yarısı oruca başladılar. Dolayısıyla Türkiye’nin değişik bölgelerinde 16 – 18 saat süreyle Oruç tutuldu.

Almanya’da ve özellikle kuzey bölgelerinde yaşayan Müslümanlar içinse, İftar ile İmsak arasında sadece birkaç saat kalıyordu. Yani Oruç tutmak isteyenler günün neredeyse 20 – 21 saatini Oruçlu geçirmek zorundaydı. Bu durum, burada yaşayan ve aynı zamanda gün boyunca çalışmak durumunda olan Müslümanları çözüm aramaya yöneltti. Bazı bilim adamları ve Müslümanlar buna bir çözüm olarak Mekke Saatini esas alarak Oruç tutma yoluna gittiler. Daha kuzeyde yaşayan Müslümanlar ne yaptılar Allah bilir.

Oruç İbadeti, Ay Takvimini esas alan Arap yarımadasında emredildiği için 30 yıl içerisinde sürekli dönmektedir. Araplar Güneş Takvimi kullanmış olsalardı, yılın mevsimi sabit bir ayı Oruç İbadeti için belirlenmiş olacaktı. Aslında Aylık olarak Ay Takviminin, Günlük olarak Güneş Takviminin esas alınması önemli bir uyumsuzluk ortaya çıkarmaktadır.

Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki; İslam’da İbadetler ve birçok uygulamalar, O günkü toplumun günlük yaşantısına göre belirlenmiştir. Araplar, güneş doğmadan önce uyanır ve öğleye kadar çalışırlar. Güneş tepeye gelince eve gelir uyurlar. İkindi vaktinde uyanır Akşama kadar çarşı pazar işlerini görürler. Güneş batınca evlerine gelirler ve Yatsı denilen zifiri karanlık ile birlikte uyurlardı. Namaz vakitleri, günün bu bölümlerine göre emredilmiştir. Misal olarak Hz İbrahim döneminde –gündüz boyunca çalışıldığı için- Namaz, Sabah ve Akşam olarak iki vakitte kılınırdı.

Bugün bile birçok Arap ülkesinde Resmi Çalışma Saatleri 08, 09’da başlamakta ve öğleden hemen sonra 14, 15 gibi sona ermektedir. Sıcak Arap kentlerinde, öğleden sonra neredeyse akşama kadar çok kişinin gündüzü uyuyarak tamamladığı bilinmektedir.

İslam’ın bütün dünyaya yayıldığı, Kuzeyden Güneye her ülkede Müslümanların olduğu düşünülürse, bu konuda yeni görüşler ortaya atılmalı, Müslümanların günlük yaşantısını zorlayan bu mesele üzerinde düşünülmelidir. Eski Fıkıh Bilginleri, gündüzün normal sınırlarının aşıldığı bölgelerde, en yakın uygun bir bölgenin saatinin esas alınmasını önermişlerdir. Ancak bu öneri, sınırları belirli ve akılcı bir çözüm değildir.

Bize göre; Müslümanların çok uzun ve çok sıcak günlere rastlayan Ramazan aylarında, sağlık ve çalışmalarını tehlikeye atacak şekilde Oruç tutmaları yanlıştır. Zaten, Kuran’a göre Oruç tutamayanlar fidye verebilir veya başka günlerde tutabilirler. Bize göre, tahammül edilemez günlerde tutulamayan Ramazan ayı oruçları veya Yemin, Adak Orucu tutmak isteyenler için en uygun zaman Gece ve Gündüz vakitlerinin eşit olduğu Mart veya Eylül aylarıdır. Bilindiği gibi 21 Mart ve 21 Eylül günlerinde, bütün dünyada Gece ve Gündüz saatleri eşittir.

Gönül ve Akıl ister ki, Müslümanlar olarak Güneş takvimini esas alsak, bütün dünyada Gece Gündüz eşitliğinde Oruç tutsak. Ama çok uzak ve aykırı bir düşünce! Daha asırlardır, Allah’ın bildirdiği Arapça Kuran’ı, anlamadan tekrar Allah’a okuyarak ibadet ettiğimize inanıyoruz. Hâlbuki Kuran, Karae kökünden türetilmiş ve Okunan anlamındadır. Namaz kılınmasına ilişkin ayetlerin çoğunluğunda Kuran Okumak kastedilir, ama anlayarak.

Fakat Biz Müslümanlar, Kuran’ı ezberleriz ama anlayarak neredeyse hiç okumayız. Çoğu yanlış ezberlenmiş ve manasını bilmediğimiz birkaç dua ile yaptığımız nedir? Hiç akletmeyiz, akıl yürütmeyiz, düşünmeyiz üzerinde.

İlahiyat bilginleri olarak Allah’tan çok Müslümanlardan korkarız…

Paylaş / Share