Gençlikte Ateizmin Yükselişi

Son birkaç yüzyıllık geçmişe bakacak olursak, Ateizm fikrinin çoğunlukla İslam dünyasında çatışma ve kaosun arttığı yıllara rastladığını görebiliriz. Nitekim 1900’lerde Pozitivizm, 1950 sonrası Komünizm, 2000 sonrası Ateizm akımları genel olarak aynı sebeplerle gelişmiştir. Esasen Ateizm bir Kuşak Hareketi gibi algılanmalıdır. Medeniyetlerin çöküş, yükseliş ve sıçrayış dönemlerinde yeni neslin bir arayış çabasıdır.
İslam Dünyası özelinde en temel etken: “Yeni Sorulara Eski Cevapların Yetersiz Kalmasıdır!” Batı medeniyetinde yükselen refah ve özgürlüğü kendi toplumunda bulamayan Gençler, ilk olarak kendi inançlarını sorgular. Burada bir parantez açmak gerekirse, Batı Refah ve Özgürlüğü’nün ne ölçüde ahlaki değerler taşıdığı ve insanın sadece maddi refahla ne kadar mutlu olacağı şüphelidir. Esasen temel husus, Maddi ve Manevi, modern ifadeyle Dünyasal ve Etik dengenin bozulmasıdır. Gerçek mutluluğun insanı oluşturan Akıl ve Nefis, yani Ruh ve Madde arasındaki uyum olduğu gerçeği ancak tecrübe edildikçe anlaşılacaktır. Yükselen Maddi değerlerin ortasında Uyuşturucu, Alkol, Fuhuş, Sınırsız Eğlenceye yönelim de Ruhun huzur talebinin karşılanmasına yöneliktir.
Tabiatıyla bu noktada asıl irdelenmesi gereken durum, Dindar Ailelerin yeni neslinde görülenAçık ve Gizli Ateizm yönelimidir. İşte bu yönelimin temel unsuru ise Geleneksel İnancın onu mutlu etmekte yetersiz kalışıdır. Bu yetersizlik onu iki seçeneğe sürükler: Ya gözünü dünyaya kapayıp, geleneksel inancın duvarları arasına hapsolacak; Ya da bu duvarların ötesine geçerek yeni arayışlara girecektir. Bu noktada duvarın iki yanındakilerden daha önemli olan kesim: Arada Kalanlardır. Netice de duvarın iki yanındakiler de, seçeneklerden birini tercih etmiş ve sorgulamayı bırakarak huzursuzluktan kurtulmuşlardır.
Aradakilerin durumu biraz daha zor ve çaresiz. Ne geleneksel inanç ve alışkanlıkları terketmek mümkün, ne de modern dünyanın sunduklarına imrenmemek imkansız. İkisi birden olur mu? Olur: ruhen duvarın bu yanında, şeklen duvarın öbür yanında yaşamak. İki Dünyada İki Kimlik. Belki de İslam toplumdaki bu ikilem asıl sorun. Bu nesil şimdilik arada, ya bir sonraki nesil? Duvarın öbür yanına geçeceği kesin!
1980’lerin Radikal İslamizm eğilimi artık epeyce yumuşadı. O yılların radikalleri, geleneksel ifadeyle Dünya nimetlerini tattıkça, geriye bakmaz oldular. Şalvar ve Takunya’nın yerini en lüks giysiler, ruganlar, ipekler aldı. Altın, Dolar, Avro temel yatırım ve borçlanma birimi oldu. Kibir, Hırs, Dedikodu, Gıybet, Mülk Yarışı derken İslam düşüncesinin ruhu kayboldu. Namaz, Oruç, Hac, Umre gibi Görünenler, adeta ben duvarın hala bu yanındayım iddiasına dayanak olarak ihtişamını artırdı.
İslam Toplumu gerçekten böyle bir tehcih noktasına nasıl geldi? Fazla uzatmaya gerek yok: Müslümanların Akıl ve Dünya dengeleri bozuldu. Okuma, Akletme, Düşünme, Araştırma, Bilim temeline dayanan İslam Düşüncesinin yerini, Ezber ve Tekrar aldı. Açıkça söylemek gerekirse: “Allah ve Din kavramları İlkel kaldı!” Allah ve Din Kavramı, 1400 yıl önceki toplumun anlaması için tanımlandığı gibi kaldı. Astronomi, Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik ve Sayısal Teknoloji Verileri, araştırmanın ve geleceğin değil, geçmişin ispatının ve orada kalmak gerektiğinin dayanağı oldu.
Bu yüzden, artık Yeni Sorular için Eski Cevaplar yetersiz kalıyor. Sanmayın ki bu makale Türkiye’de yazıldığı için, sadece Türkleri konu alıyor. Avrupa, Tunus, Cezayir, Mısır, Arap Yarımadası, İran, Pakistan, Endonezya nereye giderseniz gidin, İslam toplumundaki bütün gençlerin en temel sorunu bu. Özellikle Arap Baharı sürecinde Gençlikte ortaya çıkan Yenileşme fikri ümitsizliğe döndü. Çünkü Arap Baharı bir Yenileşme çabası değil, yeni bir Emperyalist Düzen çabasıydı. İslam dünyasında yeniden iktidara gelen Diktatörler, Batılı işbirlikçileriyle birlikte Yenileşme ve Demokrasi hareketlerini boğdular.
Ancak Yenileşme Fikirleri ölmedi. İslam toplumu derinden bir fikir bunalımı içinde. Gün yüzüne çıkmayan veya çıkarılamayan sorular, içten içe yeni nesilleri kemiriyor.
Bunun tek bir çaresi var: Akıl ve Bilim insanlarının cesaretle konuşması. Din ve Bilim kurumlarının, Cahil ve Otoriter yönetimlerin baskısından kurtulması.
Şunu unutmayalım ki: Toplum bilime değil, Bilim topluma rehberlik eder. Akıl ve Dünya ilişkisi ile Allah ve Din kavramının temeli denge, huzur, yani Adalet üzerine kuruludur. Adaletin bozulduğu yerde düzenin yerini Kaos alır.

Paylaş / Share