Allah’ı Bilmek!

İnansak da inanmasak da Tanrı fikri konusunda hepimizin çıkmazları vardır. Belki de bu konudaki ilk yanılgımız, Tanrı’yı öncelikle kendimizle kıyaslamak. Fiziksel bir varlığın, fizik ötesi bir kavramı tam olarak kavrayıp tanımlaması zordur. Çünkü insanın tanımları duyuları ile sınırlıdır. Görmediğimiz, duymadığımız, dokunmadığımız bir şeyi sadece bilgi ile kavramak oldukça yüzeyseldir. 99 isimle bile tanımlasak, her bir tanım bizim dünyamızdan bir Şey ile örneklenmiştir.

İnsanın maddesel yapısı dışındaki fizik ötesi varlığı Akıl’dır. Bu yüzden fizik ötesi bir kavram ancak Akıl ile kavranabilir. Buradan hareketle Filozoflar Allah’ı, TamAkıl olarak tanımlamışlardır. Anne karnında önce bir çiğnemlik canlı havyan olan insan, kendisine Akıl yeteneği üflendikten sonra insan kimliğine kavuşur.

Ve Tanrı fikri her insanda doğuştan vardır. Akıl, bağlı olduğu TamAklın birçok yeteneklerini temsili anlamda içinde barındırır. Dünyayı sadece maddesel olarak algılayanlar Materyalist olsa da, Tanrı fikri kafanın içinde kaybolmaz, sürekli Aklı rahatsız eder. Akıl kendi türünden bir gücün varlığını her zaman hisseder. Zaten Tanrı inancının ilk temeli Akıl’dadır. Sonra, Tanrı’nın dünya, kainat ve varlık üzerindeki tecellisi yani tezahürleri kavranılır. Musa Peygamberin “Tanrım, Seni görmek istiyorum?” talebi, “Beni göremezsin ancak şu dağa bak!” cevabı ve Dağın paramparça olması ile karşılık bulmuştur.

Sonsuz ve sınırsız bir gücün eseri olan Kâinatta her şey sonlu ve sınırlıdır. Maddeyi oluşturan en küçük Cevher’den en büyüğüne kadar bütün fiziksel varlıklar Artı&Eksi, Pozitif&Negatif, Açık&Kapalı, Var&Yok ve benzeri ikilemler arasındaki dönüşümden ibarettir. Kuantum düşüncesi, sınırlı dünyadan sınırsıza bakan bir pencere olsa da, yine ötesi bilinmezlik ve kara boşluktur. Kara boşluk insan için sadece ışıksız bir sonsuzluk değil, bilgisiz bir sınırsızlıktır. Ancak Atmosferi aşabilmiş bir insan varlığının fiziksel olarak bu sonsuzluğu ve sınırsızlığı tam olarak kavraması imkânsızdır.

İnsan beyninden (SağLob’tan) bu sonsuzluk ve sınırsızlığa yani metafiziğe, fizik ötesine gidebilen tek yol Akıl’dır. Aklın kavramaya çalıştığı Varlık ve Yokluk sadece insan içindir. Sınırsız kaynaktan gelen Akıl ile Sınırlı varedilmiş Nefis (Beden) arasında, aynen varlığın temelinde olduğu gibi Doğru&Yanlış, Güzel&Çirkin şeklinde ikilemsel bir mücadele vardır. Nefis (Beden), sınırlı, sonlu, duygusal, geçici, değişken hevesler peşinde koşarken, Akıl yapısı gereği sonsuzluk, kalıcılık ve istikrar peşindedir.

İnsan, Sonlu ve Sınırlı dünyada özgür kılınmıştır. Özgürlüğe sorumluluk yüklenmiş ve adeta dünya insana teslim edilmiştir. Bu yüzden, insan çoğu zaman kendisini dünyanın tanrısı olarak görmüştür. Gerçekten de dünyanın hâkimi insandır. İnsan hem kendi bedenindeki ikilemlerin hem de Dünyadaki doğruların ve yanlışların, medeniyetlerin ve savaşların, iyiliklerin ve kötülüklerin tek sorumlusudur. Her insanın sorumlulukları akıl defterine kaydedilir ve maddenin yokoluşundan sonra fizik ötesine kalacak olan tek şey (ezeli olmasa da ebedi olan) Akıl kimliği ve defteridir.

Paylaş / Share