Batı Emperyalizminin 1850 yıllarında petrolün bulunmasıyla birlikte en büyük hedefi yeni enerji kaynaklarını, bölgelerini ve koridorlarını ele geçirmekti. Osmanlı Devleti’nin parçalanması, Irak, Suriye ve Filistin’den Türklerin tasfiye edilmesi, Balfour Deklarasyonu ile İsrail Devleti’nin kurulması, Irak’ın İngilizler tarafından işgal edilerek Kerkük – Musul petrollerinin Suriye (Tartus) ve İsrail (Hayfa) üzerinden petrol boru hatlarıyla Akdeniz’e taşınması aynı planın parçasıydı. Büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan ve bu ikisini de içine alan Büyük Siyonistan planları Azerbaycan’dan Musul’a ve Akdeniz’e ulaşan petrol bölgelerinin kontrol edilmesini amaçlıyordu. II. Dünya Savaşı sürecinde İngilizlerin Ortadoğu Akdeniz Enerji Koridoru planları, petrol boru hatları inşa edilmiş olmasına rağmen gerçekleşemedi.
II. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin İngiliz ekolü tarafından yönetilmesiyle birlikte Ortadoğu ve Körfez ülkeleri, yönetim şekillerine bakılmaksızın Batı’nın mukaddes müttefikleri oldular. Sovyetler Birliği yıkılana kadar süren Soğuk Savaş süreci de bu mücadele ile geçti. 1980’li yıllarla birlikte Sovyetlerin Çöküşü, İran’ın Doğu ittifakına kayışı, İki Almanya’nın birleşmesi, Türkiye’deki NATO varlığının pekiştirilmesi yeni bir Enerji Savaşı’nın da başlangıcı oldu. Bu süreçte Rusya kısa zamanda toparlandı ve İran, Irak, Suriye üzerinde egemenlik iddiasına yeniden başlayınca Büyük Ortadoğu, Arap Baharı planları da yine Enerji hakimiyeti için planlandı. Uydurma gerekçeler (11 Eylül, ElKaide, Kimyasal Saddam) ile girişilen Afganistan ve Irak işgalleri de uzun vadede başarısızlıkla sonuçlandı.
Batı Emperyalizmi, Rusya’nın kuzey enerji hatlarını kesmek için Ukrayna Savaşı’nı başlatınca, Putin de Gazze, İran, Yemen gibi ikincil planları ile buna karşılık verdi. Putin:
1. Gazze Savaşı ile İbrahim Anlaşmaları yoluyla Ortadoğu ve Körfez petrolünün İsrail üzerinden taşınmasını engelledi.
2. Somali ve Yemen çatışmaları ile Mendep boğazını sorunlu hale getirdi.
3. ABD – İran Savaşı ile de Körfez petrolünün rahat akışını durdurdu.
Rusya, ABD ve Batı’nın bütün yaptırımlarına ve Ukrayna Savaşı’na rağmen zengileşmesini katladı. Kuzey’de Rusya’yı durduramayan, Güney’de Arap – İsrail Enerji Koridoru’nu kaybeden Batı Emperyalizmi şimdi büyük bir çıkmaz içinde. Enerji Zengini Doğu ile Enerji Müşterisi Batı arasındaki tek yol artık Türkiye. ABD, işgal sonrası anlaşmalarla hala Irak petrolünü satmaya devam ediyor ancak Körfez yolunu kullanamadığı için büyük sıkıntı yaşıyor. Türkiye’nin sık sık sırtını sıvazlayarak, “Aman Uslu Dur, Sen Muhteşemsin” övgüleriyle Türkiye’yi sakinleştirmeye ve yeni yollar aramaya çalışsa da başka yolu da kalmadı. İsrail – Kıbrıs Rum Kesimi – Yunanistan Koridoru da hayalden öteye gidemiyor.
Şimdi, Irak, petrolünün önemli bir bölümünü Türkiye üzerinden satma planını hayata geçirdi. Esasen başta ABD, İsrail, Batı, Rusya ve Çin’in de içinde olduğu bütün dünya ülkeleri Türkiye’nin Ana Enerji Koridoru olmasına karşılar. Mossad, MI6, CIA kurgusu olan Daiş Terör Örgütü hücreleri yeniden ayaklandı ve küçük çapta eylemlere başladı. Irak topraklarından İran Direnişi maskesiyle yapılan Sahte Bayrak Operasyonları, Irak – Suudi Arabistan savaşını başlatamadı. İsrail’in David Koridoru (ki bu da bir Enerji Koridoru’dur) zaten Türkiye’nin Suriye’deki Operasyonları ve Suriye Devrimi ile çökmüştü. Şimdi Suriye, Türkiye’den aldığı Askeri ve Siyasi rehberliğin yanında Suudi Arabistan ve Katar’dan aldığı finans desteği ile toparlanmaya çalışıyor. ABD, Türkiye yerine Suriye Akdeniz çıkışını bir çare gibi gördüyse de, Türkiye’nin etkisiyle bunun gerçekleşemeyeceğini de iyi biliyor.
Muhtemelen İran Körfez Savaşı yakında bitecek ama bu saydığım Enerji Koridorları üzerindeki çatışmalar durmayacak. Batı Emperyalizmi, Türkiye üzerinden gidecek boru hatlarını, Kara ve Demiryolu projelerini engellemek için ellerinden geleni yapacak.
İşte konunun en önemli Püf Noktası da burası. Körfez, Musul & Kerkük, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki koridorda uzun vadeli bir barış ve huzura ihtiyaç var. Daiş, PKK Terör Örgütü, FETÖ, Dürziler ve hatta Filistin’de Hamas hep bu koridorlar üzerindeki Enerji Savaşları’nda devreye sokulan piyonlardı. Kendilerini bir ideal uğrunda, Allah yolunda savaşıyor zannedenler aslında Doğu Batı Savaşı’ndaki üçüncül aktörlerdi.
Mustafa Kemal, ilk görev yeri Suriye 5. Ordu’da Hicaz Demiryolu güzergahında önemli başarılar kazanmış, sürgün gönderildiği Suriye’den başarılı bir Kurmay olarak dönmüştü. Mustafa Kemal’in o yıllarda İngiliz – Rus güçlerinin paylaşamadığı Bedevi ve Dürzi eşkiyalarına karşı yürüttüğü operasyonlarla Hicaz Demiryolu’nun Hayfa, Maan, Suudi Arabistan yolları açılmıştı. İki Cilt halinde yayınladığım ve gençler için yazdığım KÖSÜ Mustafa Kemal romanımda bunları yazmıştım.
Türk Toplumu genel anlamda Büyük Resmi görmez. Siyasal Gruplar arasındaki basit ayrışmalar, Etnik ve Mezhepsel bölünmeler, bazen Ülkücü – Komünist, bazen Sünni – Alevi, bazın Faşist – Kapitalist, bazen etnik ayrımcılık maskeleriyle birbirine düşman olur.
Buna rağmen Türk Devlet aklı da Milli Mücadele’den bu yana, Batı Emperyalizmini ve oyunlarını bir şekilde başarısızlığa uğratır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şam’da başlayan ve Gazze’de, Halep’te biten Ortadoğu görevlerini iyi tahlil edemeyenler, Misakı Milli ve Ortadoğu’yu anlayamaz.
Son Nokta: herkesin bir ucundan ateşe verdiği Ortadoğu’da kalıcı bir barışa ihtiyacımız var. Yoksa bu petrol herkesi yakar.

































