Kudüs Meselesi Bir Haçlı Stratejisi

Ben olaya çok farklı bir açıdan bakmak istiyorum. Bilindiği gibi İsrail devletinin kuruluş temelleri İngiltere’nin siyasi ve askeri desteğinde başlamış, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi Katliamı sonrası oluşan siyasal ortamda kurulmuştu.

İsrail, İngiliz ekolü için Ortadoğu Enerji kaynakları için bir Akdeniz kapısı olarak planlandı. Alman Ekolü içinse Müslüman – Yahudi çatışmasının fikir temeliydi. 1850’li yıllarda Petrolün, 1870’li yıllarda Azeri ve OrtaDoğu petrollerinin keşfini takiben Yahudi Siyasal Milliyetçiliği yani Siyasi Siyonizm fikri aniden canlandı. Yahudiler bütün Avrupa ülkeleri için –aynen Yahudi Siyonist önderlerin tabiriyle- “içlerinden çıkarılması gereken bir Ur” idi. Nitekim Theodor Herzl öncülüğündeki Siyasi Siyonizm ideali Osmanlı’nın yıkılışı ve Atatürk’ün ölümü sonrası hedefine ulaştı. Abdulhamid, Herz ile görüşmelerinde Filistin’de Yahudilere toprak verme talebini geri çevirmişti. Osmanlı’nın son döneminde Kudüs ve Filistin bölgesinde görev yapmış Atatürk’ten çekinildiği için İngilizler İsrail lehine bir adım atamamışlardı. 1938’de Atatürk’ün ölümünün hemen ardından Peel Paylaşım Planından vazgeçildi ve Filistin’in bütün büyük kentleri Yahudilere verildi.

Esasen tarih boyunca Müslümanlar ile Yahudiler arasında ciddi savaşlar olmamıştı. Medine döneminde bile iki din mensupları karşılıklı anlaşmalar dâhilinde aynı topraklarda yaşamıştı. Nitekim o yıllardan sonra İslam dünyasında ve Ortadoğu’da Yahudiler Ehli Kitap olarak düşman görülmemiş, Havralarına dokunulmamış, Cami, Havra ve Kiliseler birbirine yürüme mesafesinde inşa edilmişlerdi.

Bilindiği gibi yüzyıllar süren Haçlı Seferleri, Yahudilik için değil Hıristiyanlık için yapılmıştı. Türkler tarih boyunca bu saldırılara engel olmuşlar ve bölgeyi 400 yıl barış içerisinde yaşatmışlardı. İşte 1900’lü yıllarda başlayan Müslüman Yahudi düşmanlığı, bölgeyi bir türlü ele geçiremeyen Haçlı zihniyetinin tarihsel hâkimiyet planıdır. Kapitalizm ve Emperyalizm ile bütünleşen Hıristiyan Felsefesi, Müslüman Yahudi çatışmasının oluşturduğu kaos ortamında amaçladığı hedeflere daha kolay ulaşmaktadır. Sünni Şii Çatışmaları, İran İsrail Gerginliği, Müslüman Yahudi Düşmanlığı sonucunda İslam ülkeleri silahlanma yarışına girmişler, Batı’dan trilyonlarca dolarlık silah alımı yapmışlar, ülkelerinde birbirlerini öldürüp Batılı ülkelere siyasi ve ekonomik alanlar açmışlardır.

Trump, Alman kökenli Amerikalıların seçtiği Başkan olarak Alman ekolünün ve Hıristiyan emperyalizminin politikalarını sürdürmektedir. Anti parantez, Alman Hıristiyanların yarısını oluşturan Protestan Evangelistlerin Trump destekçisi olduğunu, Vatikan’ın da Almanya’daki Hıristiyan nüfusun diğer yarısını oluşturan Katolik ekolünün kontrolünde bulunduğunu hiç unutmayın. Nitekim Evangelist Beyaz Saray Sekreterinin ifadesine göre Trump’ın kararında Evangelistlerin önemli bir payı olmuştur. Netanyahu ve onun dayandığı siyasi taban olan Eşkenazlar da esasen Alman ekolünün kontrolündedir. Trump’ın damadı da nitekim Eşkenaz Yahudidir. Dolayısıyla Kudüs’ün Başkent ilan edilmesiyle hem Alman Hıristiyan ekolünün hedefi olan Müslüman – Yahudi çatışması zirveye ulaşacak hem de Netanyahu Siyasi Siyonizm’in temel hedefi olan Kudüs’ü siyasi olarak da ilhak etmiş olacaktır.

Suudi Arabistan ve ABD yönetimindeki ARAMCO Arap İttifakı Kudüs’ün verilmesiyle yıkılmış sayılabilir. Lübnan’da Hizbullah’a karşı oluşturulan Cephe dağılmıştır. Filistinli grupları birleştirme çabası sona ermiştir ve yakında yeni intifadalar başlayacaktır.

Müslüman Yahudi Düşmanlığı temelinde İslam dünyasındaki radikalleşme eğilimleri artacak, ABD ve Batı emperyalizmi için yeni sömürge zeminleri oluşacaktır.