Kısa İstihbarat Tarihi ve Emperyalizmin İç Savaşı

Dünya, Avrupa, Ortadoğu Siyasetini 5 Dakikada Anlamak İstiyorsunuz?

Trump’ın ne yaptığını ve Eptstein Olayı’nın neden çıktığını merak ediyorsunuz?

Ekonomik bir yatırım planlıyorsunuz ama Türkiye’nin geleceği hakkında endişeleriniz var?

Eğer, Dünya Siyaset Yapıcılarının Savaşı’nı iyi anlarsanız, bütün bunları anlarsınız!..
Eğer bu süreci doğru okursanız, Büyük Ortadoğu, Suriye, PKK ve hatta Epstein olayı bile son derece basit kalacaktır.


ŞİMDİ, sıkılsanız da ilk dinlemede anlamasanız da sonuna kadar dikkatle dinleyin. Sonra zaten anlamak için birkaç kez daha dinleyeceksiniz. Dinlemek için kendinizi zorlayın… Türkiye Analizi konuşmamın sonunda yer alacak.


Bugünkü Savaşlar, 200 yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş yıllarında başladı.

Amerikan iç savaşında iki Cephe vardı:

Kuzey ve Güney.


Kuzeyliler : Alexander Hamilton’ın ideallerini takip eden (Güçlü Merkezi Devlet) felsefesini savunuyordu.

  • Abraham Lincoln liderliğindeki Cumhuriyetçi Parti, köleliğin batıdaki yeni eyaletlere yayılmasını engellemek istiyordu. Öncelik tarımdan ziyade sanayileşmeydi.

  • Kuzey sanayisi, İngiliz mallarıyla rekabet edebilmek için yüksek gümrük vergilerini savunuyordu. Bu, Güney’in en büyük siyasi nefret sebeplerinden biriydi.

  • Kuzeylilerin Felsefesi emeğin ücret karşılığı satılması ve sınıf atlamanın mümkün olması üzerine kuruluydu.

Etnik ve Demografik Yapı ise:

  • Heterojen yani Çok Sesliydi: Kuzey, Avrupa’dan gelen büyük göç dalgalarının merkeziydi.

  • 1848 devrimlerinden kaçan Eğitimli Almanlar ve “Patates Kıtlığı”ndan kaçan yoksul İrlandalı Katolikler, Kuzey ordusunun ve iş gücünün önemli bir kısmını oluşturdu.

  • Kuzeyliler arasında, İngiliz kökenli WASP denilen Beyaz Anglo-Saxon Protestanlar da vardı. Eğitime ve toplumsal reforma (kölelik karşıtlığına, kadın haklarına) önem veriyorlardı.

Güneyliler; feodal Avrupa’yı andıran, toprak sahipliğine dayalı ve hiyerarşinin katı olduğu bir tarım toplumuydu.

  • Felsefi olarak, Thomas Jefferson’ın tarım toplumu idealini uç noktaya taşımışlardı. Merkezi hükümetin zayıf olmasını, asıl egemenliğin eyaletlerde kalmasını savunuyorlardı.

  • Güneyliler; “siyah ırkın beyaz ırka eşit olmadığı” gerçeği olduğunu açıkça beyan etmişti. Kölelik sadece ekonomik bir araç değil, toplumsal düzenin garantisi olarak görülüyordu.

  • Serbest Ticaret: Pamuk ihraç edip, sanayi ürünlerini İngiltere’den ucuza almak istedikleri için gümrük vergilerine şiddetle karşıydılar.

Etnik ve Demografik Yapısı:

  • Homojen (Tek Sesli) bir Yapıydı: Kuzey’in aksine Güney, göçmen almıyordu. Çünkü köle emeği varken, bir göçmenin iş bulması imkansızdı.

  • Anglo-Sakson ve İskoç-İrlandalılar (Scots-Irish): Güney’in beyaz nüfusu büyük oranda İngiliz ve İskoç kökenliydi. Güneyli elitler, kendilerini İngiliz İç Savaşı’ndaki kraliyet yanlısı aristokratların torunları olarak görüyor; Kuzeylileri ise köksüz ve paragöz Püritenler olarak aşağılıyorlardı.

  • Güneyde Sınıfsal Uçurum vardı: Nüfusun çok küçük bir kısmı köle ordularına sahip zenginlerdi.

Kuzey Güney Savaşını Kuzeyliler kazandı ve 1865 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ni kuran Ekol Alman ekolüydü. Eğitim ve Sanayi’ye dayanan, Ordu Disiplini ve Hegelci Devlet Felsefesini benimsemişlerdi. Bu anlayış Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar yani 1910’a kadar yaklaşık 50 yıl devam etti.

1910 Yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri İngiliz Ekolünün etkisine girdi. Finans ve Deniz gücüne dayalı bir Uluslararası Savaş Gücü haline geldi. Bu da 1946’ya kadar yani 2 dünya savaşının bitimine kadar sürdü.

1946 Yılında, Hitler’in Alman Askeri İstihbarat Teşkilatı Başkanı Gehlen, Uzman casusları, büyük Rus ve Doğu Arşivi ile birlikte ABD’ye “Centilmenlik Anlaşması” önerdi. Gehlen Teşkilatı, ABD içinde Komünizme karşı mücadele edecek Devlet içinde Devlet gibiydi. İngilizler tarafından, 1942’de kurulan ve daha çok Diplomatik Casusluk düşüncesine dayalı OSS yani Stratejik Servisler Ofisi, Gehlen tarafından CIA İstihbarat Teşkilatı’na dönüştürüldü. MI6’nın etkisi azaldı.II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş, Kızıl Tehlike yani Komünizmle Mücadele Felsefesi, Gehlen ekolü tarafından yürütüldü.

1968 yılından sonra Gehlen, Almanya’ya dönerek yeniden IV. Alman Krallığı’nı inşa etmeyi planladı. Türkiye, İran, İsrail gibi ülkelerin de içinde olduğu önemli sahalarda MIT, SAVAK ve MOSSAD gibi müttefik İstihbarat Teşkilatları’nı yeniden yapılandırdı. Bu dönemde, İngiliz Finansı ile Alman Gehlen İstihbarat Ortaklığı kuruldu. Bu süreçte, Yahudi kökenli Kissenger’in etkisi ve İngiliz Finansallaşması arttı.

1989’da İki Almanya’nın birleşmesi üzerine Gehlen Alman Felsefesi, Avrupa’ya yöneldi. Küreselci NeoLiberal dönem ile birlikte İngiliz Ekolünün mutlak hakimiyeti başladı. Almanya, Avrupa’ya hapsedildi.

1989 Berlin Duvarı’nın yıkılışı Doğu&Batı Almanya’nın birleşmesi, “IV. Reich”ın (Ekonomik İmparatorluk) ilanıydı.


Nitekim, Alman Ekolü, 2.Dünya Savaşı sürecinde Tank ile yapamadığını Mark ile yapmak için kolları sıvadı. Avro zinciri ile bütün Kıta Avrupasını kendi krallığına bağladı.

Bu durumdan rahatsız olan İngilizler Avrupa Birliği’nden ayrıldılar.

Donald Trump‘ın (dedesi Friedrich Drumpf, Almanya’nın Kallstadt köyündendi) temsil ettiği zihniyet, 1980’lerden beri dünyayı yöneten “Anglo-Sakson / Neoliberal / Küreselci” modele açık bir isyan niteliğindeydi.

Trump, Amerika’yı “İngiliz Finans Kapitalizminden” koparıp, tekrar “Alman Üretim/Ulus Devlet Modeline” döndürmeye başladı.

Trump’ın politikaları, İngiliz Adam Smith’in değil, Alman Friedrich List’in fikirlerine dayanır.

  • İngiliz Ekolü (Küreselciler – Demokratlar): “Sınırlar kalksın, ticaret serbest olsun, üretim Çin’de yapılsın, biz New York ve Londra’da finans yönetelim.” anlayışındadır.
    (Bu model 1990-2016 arası dünyayı yönetti).

  • Alman Ekolü (Trump & List Felsefesi): “Hayır! Bir ulusun gücü parası değil, üretim kapasitesidir. Gümrük duvarlarını yükselt, fabrikaları eve getir, ulusal sanayini koru.” zihniyetindedir.

Trump’ın “Make America Great Again” yani MAGA sloganı, aslında 19. Yüzyıl Amerikan-Alman Korumacı sanayileşme modeline dönüş çabasıdır.

İngilizlerin “Uzlaş ve finansı elinde tut” ekolüne karşı, Alman Ekolü “Dostunu Düşmanını Belirle ve Üretime Dön” felsefesine sahiptir. Alman ekolüne göre; Uluslararası Kurumlar tamamen bir aldatmacadan ibarettir ve Amerika’nın gücünü sömürmektir.
Yani kısaca söylersek Alman Ekolü, ABD’Yİ “İngilizleşmiş Finans İmparatorluğu” olmaktan çıkarıp, tekrar “Üretim Odaklı Ulus Devlet” (yani özündeki Alman/Kuzeyli ayarlarına) döndürmeye çalışmaktır.

Bu sürece paralel olarak Doğu’da, kendi fabrikaların kendi silahlarını yapan, kendi ordusunu kurmuş yeni bir Alman İmparatorluğu da kurulmuş olacaktır.

Amerika Doğu’dan Batıya yönelecek yani Çin ve Rusya’ya odaklanacak, Doğu ise Almanya’ya bırakılacaktır.

TÜRKİYE’NİN DE İÇİNDE OLDUĞU ORTADOĞU’YA GELİNCE

Yaklaşık 200 Yıldır bu iki Emperyalist Felsefe, Ortadoğu konusunda anlaşamıyor:


İngiliz (Denizci/Tüccar) aklı ile

Alman (Karacı/Üretici) aklının bölgeye bakışı taban tabana zıttır.

1. İngiliz Ekolü: “Parçala, Yönet ve Denize Bağla” Stratejisi Yürütüyor.

İngiliz stratejisi, Arabistanlı Lawrence ve Gertrude Bell’in çizdiği haritalara dayanır. Temel amacı istikrarsızlık ve enerji akışının kontrolüdür.

  • Temel Felsefesi: “Böl ve Yönet”tir. Bölgede güçlü bir merkezi otorite (örneğin Osmanlı gibi) güç asla olmamalıdır.

  • Temel Siyaset Anlayışı Mikro-Milliyetçilik’tir. Bölgeyi etnik ve mezhepsel fay hatlarına göre (Şii, Sünni, Kürt, Arap, Dürzi) atomize etmektir.

  • Ekonomik Modeli: Enerji kaynaklarının kıyı şeridine taşınması ve buradan İngiliz/Amerikan donanması kontrolünde dünyaya satılmasıdır. İç bölgelerin kalkınması istenmez, sadece “boru hattı güvenliği” önemlidir.

  • Türkiye’ye Bakışı: İngiliz ekolü için Türkiye, “Rusya’yı tutan bir tıpa” ve “Ortadoğu’ya bekçilik yapan bir sınır karakolu” olmalıdır. Asla kendi başına bir güç odağı olmamalıdır.

  • Modern Temsilcisi, Neoconlar ve Küreselciler’dir. Clinton, Obama ve Biden yönetimlerinin “BOP” veya “Yaratıcı Kaos” doktrini, İngiliz Lawrence ekolünün modern versiyonudur.


2. Alman Ekolü: “Entegre Et, İnşa Et ve Karadan Bağla” felsefesini takip eder.

Alman stratejisi, Kaiser II. Wilhelm’in Bağdat Demiryolu projesine ve Mareşal Von der Goltz’un Osmanlı ordusunu modernizasyonuna dayanır. Temel amacı entegrasyon ve pazar hakimiyetidir.

  • Temel Felsefesi; Her Zaman Doğuya Doğru’dur. Almanya, sanayisi için enerjiye ve pazara muhtaçtır; bu yüzden Ortadoğu ile fiziki ve ekonomik bütünleşme ister.

  • İngilizlerin aksine, Almanlar bölgede “muhatap alınabilir, güçlü, merkezi devletler” ister.

    • Nitekim, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile ittifak yapmaları tesadüf değildi.

    • Soğuk Savaş’ta ve sonrasında İran veya Türkiye ile (ambargolara rağmen) ticari bağlarını koparmamaları bundandı.

  • Ekonomik Model: Demiryolları ve karayolları ile Avrupa sanayisini Basra Körfezi’ne bağlamak. Yani denizlerin (İngiliz hakimiyetinin) bypass edilmesi.

  • Alman jeopolitiğinde Türkiye, “Köprü” değil, “Merkez İstasyon”dur. Türkiye olmadan Alman sanayisi Asya’ya ve Ortadoğu’ya karadan ulaşamaz. Bu yüzden Türkiye’nin (kendi kontrolünde olmak şartıyla) güçlü ve stabil olmasını tercih eder.

Şimdi bu anlattıklarımdan sonra son dönem Bölge Siyaseti de netleşmiş oldu:

1. Obama – Biden (İngiliz – Lawrence Ekolü):

  • YPG/PKK gibi devlet dışı aktörleri silahlandırdı ve Aşiretleri kullanma taktiğini uyguladı.

  • Suriye ve Irak’ı parçalı yapıda tutmayı hedefledi.

  • “Arap Baharı” ile rejimleri devirip kaosu yönetmeyi amaçladı.

2. Trump’ın (Alman Reelpolitik Ekolü):

  • “Askerlerimi geri çekiyorum” diyerek Bölgesel maliyetten kaçış planlıyor.

  • Devlet dışı örgütler yerine (Erdoğan, Muhammed Bin Salman, Sisi) Güçlü Liderlerle doğrudan pazarlık yapmayı ve iş ilişkileri kurmayı amaçlıyor.

  • Abraham Anlaşmaları ile İsrail ile Arap devletlerini barıştırıp ticari bir entegrasyon kurmayı hedefliyor. Bu, kaos değil düzen arayışıdır.

Peki bu süreçte Türkiye Nerede Duruyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu (İttihat ve Terakki kökenli subaylar), Alman askeri disiplini ve devlet felsefesiyle yetişmişti. Bu yüzden Cumhuriyet; İngilizlerin “gevşek konfederasyon” veya “mandaterlik” tekliflerini reddedip, Alman ekolüne yakın “Üniter Ulus Devlet” modelini kurmuştu.

Bugün Türkiye’nin;

  • Bir İngiliz projesi olan Kuzey Irak ve Suriye’de terör koridorunu parçalaması bu felsefenin devamıdır.

  • Kalkınma Yolu Projesi yani Basra’dan Türkiye ve oradan Avrupa’ya demiryolu ile ticareti karaya indirmesi özünde Alman (Kıta Avrupası) jeopolitiğine uygundur. Buna karşılık İngiliz (Denizci) jeopolitiğine ise ölümcül bir darbedir.

  • Bütün bunların ötesinde, Mustafa Kemal Atatürk ile başlayan Bağımsızlık Süreci, her iki Felsefi ekolün de istemediği bir yoldur. Sadece, OrtaDoğu – Avrupa Kara Yolu Güzergahı değil, Akdeniz Barbaros Donanma Hakimiyeti ve Anadolu’yu TürkAsya ile birleştirecek İpek Yolu da bizim temel Devlet Felsefemizdir.

Abdullah Manaz

Dr. Abdullah Manaz; araştırmacı, yazar, yönetmen ve belgesel yapımcısıdır. TRT'de 1985-2011 yılları arasında 500'den fazla televizyon programı üretmiş, 40'tan fazla kitap ve makale kaleme almıştır. Ortadoğu, istihbarat ve güvenlik alanlarında uzmanlaşmış olan Manaz, akademik çalışmalarını belgesel ve dijital içerik üretimiyle sürdürmektedir.