ABD’nin Kürt Stratejisi

Batı dünyasının, Ortadoğu’da bir Kürt devleti kurma planını artık herkes kabul ediyor. Türkiye, İran, Irak ve Suriye toprakları üzerinde kurulacak Kürt federasyonları gelecekte Ortadoğu Birleşik Kürt Devleti’nin siyasi temelleri olacak.

Irak Kürt Federasyonu, resmen olmasa da fiilen kurulmuş durumda. Kendine ait ordusu, hazinesi, devlet mekanizması, bayrağı ve bütün unsurları ile varlığını sürdürüyor.

Bölgedeki ikinci zayıf halka ise Suriye Kamışlı Haseki bölgesindeki Kürt varlığı. Şimdi Batı, bu bölgenin kuvvetlendirilmesi ve özerk bir yapıya kavuşturulmasına çalışıyor.

Büyük Kürdistan fikrinin sahibi esasen İngiltere. 1850’li yıllardan İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar İngiltere’nin bu konudaki çabalarını hepimiz biliyoruz. İkinci dünya savaşını takiben bu fikir, büyük müttefik ABD tarafından sahiplenildi. Bu tarihten sonra, bölgedeki Kürt gruplar doğrudan veya dolaylı olarak ABD tarafından desteklendi ve korundu. Barzani ve Talabani, ABD’nin sadık birer bölge valisi olarak görevlerini sürdürüyorlar. Şimdi sırada Suriye Kürt Valisi’nin tespiti var.

ABD’nin Suriye konusunda yürüttüğü Kürt Stratejisini çok iyi analiz edip ona göre politikalar üretmek gerek. Dünya kamuoyuna verilen genel mesaj, ABD ve Batı’nın Türkiye’ye Suriye’yi işgal etme konusunda baskı yaptığı ve kışkırttığı şeklinde. Ancak son gelişmeler bunun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Haseki bölgesindeki Kürtler arasında PKK’nın güçlü olduğunu konunun uzmanları eskiden beri bilirler. Ancak Suriye konusunda PKK tehdidini özellikle ön plana çıkartmanın arkasında pek çok psikolojik hedefler var. ABD’nin yürüttüğü Kürt Stratejisini maddeler halinde şöyle özetleyebiliriz:

  1. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri müdahale tehdidini PKK’ya yönlendirmek ve PKK ile sınırlı bırakmak.
  2. Türkiye’nin Suriye’ye genel bir askeri müdahalesini önlemek,  Suriye üzerinde genel bir hâkimiyet kurmasını ve özellikle Türk bölgelerini koruma altına almasını engellemek.
  3. Olası bir müdahale ile Suriye’deki PKK gücünü kırmak ve Barzani liderliğindeki Kürt siyasetini güçlendirmek.
  4. Kürt Devleti tehdidi ile Türkiye’yi PKK ile uzlaşma masasına oturtmak ve siyasi çözümü çabuklaştırmak.
  5. Türkiye’deki siyasi çözüme paralel olarak PKK ile Barzani güç ayrılığını ortadan kaldırmak ve bölgedeki Kürt varlığını tek liderlik altında birleştirmek.
  6. Halepçe katliamında olduğu gibi, Esad yönetimi tarafından yapılan katliamların biraz daha büyümesini ve ABD’nin kontrol edeceği bir müdahale ortamının oluşmasını beklemek.

ABD’nin Kürt Stratejisi’nin ana hedefleri bunlar. Bu sebeple, Suriye’ye hiçbir ülkenin dışarıdan genel bir askeri müdahale yapmasını istemiyor. Eğer bir müdahale yapılacaksa da bu ABD stratejisine uygun olmalı ve sadece Terör tehdidi ile sınırlı olmalı.

2003 Irak işgalinde ABD ile birlikte hareket etmiş olsaydık, bugünkü siyasi durumumuz Irak’tan farklı olmayacaktı. Türkiye’deki Kürt varlığı güçlenecek, siyasi ayrılıklar çatışmaya dönüşecek ve Türkiye bölgesel ABD valileri tarafından yönetilecekti.

Irak’tan edindiğimiz tecrübeleri tekrar düşünmemiz gerek. Bu çerçevede Türk Devletinin genel bölge stratejisi şu şekilde olmalı:

  1. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de etnik ve dinsel bölünmelere kesinlikle karşı çıkılmalı.
  2. Suriye’nin kuzeyinde oluşabilecek tampon bölgede ayrı bir Kürt bölgesine izin verilmemeli.
  3. Sadece Kürt bölgesindeki PKK unsurlarına yönelik bir askeri harekâttan psikolojik olarak kaçınılmalı. Yapılacak bir askeri operasyon, bütün Suriye halkının yararına olacak şekilde planlanmalı.
  4. Suriye’nin bölünmesine karşı olan bütün muhalefet grupları ile irtibat kurulmalı ve yardım edilmeli.

11 Eylül 2001 sonrasında gelişen ABD stratejileri hep Türkiye’nin aleyhine olmuştur. Bu sebeple, fiili olarak sorguladığımız ABD yönetimi ile olan ilişkileri siyasi olarak da sorgulama zamanı gelmiştir. Suriye sorununun çözümünde asıl muhatabımız ABD değil Rusya’dır. Büyüyen enerji alanları, petrol kaynakları ve ticareti ile Asya Bölgesi yeni stratejik hedefimiz olmalıdır. Çöküşte olan Avrupa Birliği ve ABD politikaları, Türkiye’ye yarar getirmeyecektir. Birleşmiş Milletler ve NATO’nun evrensel ve insancıl hedefleri büyük yara almıştır.

Türkiye’yi bu yeni hedefe taşıyacak güçlü bir lidere ihtiyacımız var.

 

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •