Türkiye Bölünecek mi, Yıkılacak mı?

Batı Emperyalizminin Yakın Ortadoğu’da yüz yıldan fazladır kurgulamaya çalıştığı bir proje vardı: Kafkasya ve Basra Körfezi’nden Süveyş’e kadar yayılan zengin petrol alanına hakim olmak için, Batının kontrol ettiği devletler kurulması. Kafkasya’da Ermenistan, Akdeniz kıyısında İsrail bu projenin en önemli temelleri oldu. Türk ve Fars hakimiyetini bu bölgeden uzak tutmak için en önemli proje ise Kürt Devleti hedefiydi.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye yayılan Kürtleri tek bir devlet çatısı altında toplamak için ön aşamalara ihtiyaç vardı. Birinci aşama; her Kürt bölgesinin kendi devlet yapısı içerisinde bağımsız bir yapıya kavuşturulmasıydı. İran’ın Mahabat bölgesi, Irak’ın Kuzey Bölgesi, Suriye’nin Haseki bölgesi ve Türkiye’nin GüneyDoğu bölgesi, bağımsız siyasi yapılara dönüştürülecek alanlardı. Kuzey Irak projesi neredeyse tamamlandı ve bağımsız bir Kürt bölgesi oluşturuldu. İkinci hedef; Suriye’nin Haseki bölgesi. Suriye’de içten içe kaynatılan isyanların en önemli hedeflerinden biri bu bölgeyi güçlendirmek. Kuzey Irak’ta Halepce de olduğu gibi, yönetimin kanlı müdahalelerine zemin oluşturarak tabandaki ayrılık bilincini kuvvetlendirmek. Suriye Nusayri yönetiminin hareket tarzının, Baascı Saddam’ın yöntemlerinden fazla bir farkı yok. Kanlı olarak bastırılan her isyan, daha büyük bir isyanın temelini oluşturacak. Yakın Ortadoğu’daki üçüncü önemli hedef Türkiye. Türkiye’nin GüneyDoğu bölgesini federatif bir yapıya kavuşturmak. Bu konudaki bütün alt yapı hazırlanmış durumda.
Tarihte olduğu gibi bugün de, Batılı istihbarat örgütleri ve işbirlikçileri tarafından isyana sürüklenen Kürtler, İran, Suriye ve Türkiye yönetimlerini önceden planlanmış bir çözüme zorluyor. Bu isyanları durdurmanın iki yolu var: Askeri veya siyasi önlemler. Askeri önlemlerin ölümlere yol açması kaçınılmaz olduğu için Siyasi kararlar daha ön plana çıkıyor. Siyasi çözüm denilince de, isyancıların kendi bölgelerinde bağımsız bir federasyon oluşturmasından başka bir yol kabul edilmiyor.
Irak tecrübesiyle birlikte, ABD ve Batı’nın “Ortadoğu Birleşik Kürt Devleti” projesine yeni bir siyasi hedef eklendi. Kürtlerin hem kendi federatif yapıları içinde bağımsızlığı, hem de merkezi yönetimde ve mecliste yer alarak devletlerin bütün hakimiyet alanında söz sahibi olmaları. İşte bu yüzdendir, ne Kuzey Irak’ta ne de Türkiye’de Kürtler artık ayrılıktan söz etmiyorlar. Büyük pastadan ayrılmayı düşünmüyorlar.
Batı ve Kürtler böyle düşünüyor ve planlıyor, peki ya bölge ülkeleri ve Türkiye? İran ve Suriye’nin askeri önlemlerle sonuç alması daha kolay. Türkiye’nin durumu ise bu noktada en zor olanı. Diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’deki Kürtlerin de merkezi devletten ayrılma gibi bir düşünceleri yok. Kürt ağalarının ve Aşiret liderlerinin İstanbul’daki yalılarını, Bodrum’daki yazlıklarını ve özellikle sahil kentlerine yayılan gelir kaynaklarını tehlikeye atıp, dağlık ve karasal bir Kürt devletine koşacakları hayal bile edilemez.
Türkiye’deki Kürt ayrılıkçılarına son yıllarda öylesine tavizler verildi ve öylesine şımartıldılar ki, adeta Türk milletinin tepesine çıktılar. GüneyDoğu’da ve büyük kentlerde çıkartılan sokak isyanları herkesi canından bezdirdi. Ayrılıkçı Kürt ağaları ve aşiret liderlerinin peşinde, ne yaptıklarının, ne istediklerinin ve ülkeyi nereye götürdüklerinin bile farkında olmayan topluluklar Türkiye Cumhuriyeti gibi büyük bir ülkeyi kaosa sürüklüyorlar.

Kuruluş yıldönümünde şunu çok iyi bilelim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerini bozmaya ve değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, Cumhuriyet fikri dışındaki bütün temel değerleri artık tartışma konusu. Bu ülkenin, Atatürk liderliğinde Türk kültürü üzerine inşa edildiği unutulmuş. Bu ülkeye Türkiye diyenlerin, buraya Türk Vatanı demek istediklerini dikkate almıyorlar. Anadolu’yu Türk vatanı yapanları ve yüzyıllardır bu Türkeli’ni korumak için yüz binlerce kişiyi bu toprağa kurban edenleri yok sayıp, bu tarihsel mirasa ortak olmayı hayal ediyorlar. Türk olmanın, “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesinde olduğu gibi büyük ve güçlü bir aileye mensup olma şuuru olduğunu kabul etmiyorlar.
Etnik kökeni ne olursa olsun, Türk olmak büyük bir şeref ve gururdur. Binlerce yıllık Türk tarihini sahiplenmek bir zenginliktir. Ay yıldızlı Türk bayrağına selam durmak, İstiklal Marşını okumak, “Türküm, Doğruyum” andını okumak ve gerekirse bu değerler için o bayrağa sarılıp şehit olmak çok asil bir duygudur. Türk Milletine mensup olduğum için büyük bir şeref ve gurur duyuyorum. Karadenizli dedemin, Yozgatlı babamın hangi etnik kökenden olduğunu hiç hatırlamıyorum bile. Bu ülkede yüzlerce yıldır konuşulan Türkçe’yi en güzel şekilde konuşmaya çalışıyorum. Benim milletim gibi büyük ve komşu ailelerle anlaşabilmek için Arapça, Batıyla iletişim kurabilmek için İngilizce öğreniyorum. Dinimi, siyasi, hukuki ve ekonomik bir düzen olarak değil bir inanç ve ahlak sistemi olarak görüyorum. Kuran’da “Allah’a inandım de ve sonra dosdoğru ol!” emrine iman ediyor, dürüst ve ahlaklı olmaya çalışıyorum. Çalmıyorum, çarpmıyorum, haksız kazanç elde etmiyorum, bırak kendi ülkemdeki bir başka inanç mensubunu, dünyadaki hiçbir din mensubunu bile düşman görmüyorum. Bir başka inançtan, bir başka dindendir ya da dine inanmıyor diye hiç kimsenin hakkını yemiyorum. Ben böyle büyük bir milletin böyle güzel bir inancın mensubuyum. Kuran ve Peygamber varken, kendime başka bir dinsel kitap ve başka bir dini önder ya da şeyh de aramıyorum. Bilge Kaan, Sultan Mehmet, Mustafa Kemal, Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Yaşar Kemal ve daha binlercesi benim aileme mensup. Ben mutluyum ve gururluyum.
Sizler bu aileyi kabul etmiyor musunuz? Kendinizi bu aileden saymıyor musunuz? Nedir istediğiniz? Akıl ve bilim yolunda ilerlemek mi, yoksa cehalet ve bağnazlık içinde kin ve düşmanlık mı?
Size akıl verenleri bırakın da, önce kendi aklınıza bir danışın. Büyük Türk Milletini etnik gruplara, temiz İslam düşüncesini mezheplere ve cemaatlere bölerek bizleri parçalayanlara karşı birlik olalım. Bizler çatışırken, ekonomik varlıklarımızı, inançlarımızı ve duygularımızı sömürüp semirenleri iyi tanıyalım.
Kuruluş yıldönümünde şunu çok iyi bilelim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerini bozmaya ve değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

Paylaş / Share