“Kürtler Kerkük İçin Kıyamete Kadar Ağlayacak!”

KonukYazar: Ali Kerküklü

Kürt grupları, “bağımsızlık referandumu” sonrasında, Türkiye, İran ve Irak hükümetlerinin “Referandumun iptal edilmesi ve 2014 sınırlarına geri çekilmesi” isteğine “hayır” demesi karşısında harekete geçen Irak ordusu, federal polis ve Haşdi Şabi milisleri, Kerkük başta olmak üzere Dakuk, Tuzhurmatu, Altunköprü, Sincar, Mahmur, Başika, Zummar, Celavla, Kifri, Karatepe ve Hanekin’i de ele geçirdi. Peşmergelerin, Irak ordu güçleri, federal polis ve Haşdi Şabi karşısında hiçbir direniş göstermeden işgal ettikleri Türkmen şehri Kerkük’ü ve Türkmen bölgelerini bırakıp kaçtılar.

Kerkük’ü terk etmeyeceğiz, Kerkük’ü vermeyeceğiz, Kerkük için savaşacağız, Kerkük kanımız, Kerkük namusumuz, Kerkük kalbimiz, Kerkük Kudüs’ümüz ve kutsalımız diyenler işgal ettikleri Türk yurdu Kerkük’ten kaçtılar. Irak 1921‘de kurulduğundan beri Irak Türkleri yaşadığı tüm baskızulümasimilasyon, göçe zorlamaetnik temizliksindirme, yıldırma, adam kaçırma, fidye, bombalı saldırı, katliam ve idamlara rağmen ata topraklarını terk etmeyerek gerçek bir kahramanlık örneği sergilediler.

Türkmen şehri Kerkük olayı, Iraklı Kürtler için tarihinin en büyük kırılması, hezimeti, travması olarak kayıtlara geçecektir.

1947,1975, 1988, 1991 ve 16 Ekim 2017 tarihinde dış güçler tarafından terk edilen(satılan) Irak Kürtleri, doğal olarak Irak’la ilgili her politika değişikliğinde hemen paniğe kapılır ve “tarihin tekerrür edeceği” korkusunu yaşarlar. Geçmişte olduğu gibi Kürtler silah sesini duyduklarında yanlış tarafta olduklarını gördüler, ama Kürtler tarihin tekerrür edeceğini hesaba katmazlar ve derste almazlar.

Bölgesinde bulunan ülke ve toplumlarla uyum içerisinde, birlikte yaşama niyet ve iradesine sahip olmayan Kürt grupların dolduruşa gelerek büyük devletlerden medet umarlar. Büyük devletler, çıkarları doğrultusunda kullandığı bu grupları, işleri bitince kaderlerine terk ederler. Nitekim tarih boyunca da hep öyle olmuştur

Ne diyelim; kendi düşen ağlamaz…

Hedef “Kürt Devleti” Kurmak

Iraklı Kürtler, Irak’ın bütçesinden %17 pay alıyor, Türkiye ve İran’a açılan gümrük kapıları, havaalanları ve Irak petrollerini yıllardır kamyonlarla kaçak olarak komşu ülkelere taşınması ve satışından elde edilen gelir. Kendi anayasası, parlamentosu, hükümeti, mahkemeleri, ordusu ve polis gücünü kurmuşlar, petrol üretimi ve ihracatına başlamışlardır.

Kürt grupları, Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde belirleyici güçlerden biri haline gelmiş,  bölgesinde merkezden bağımsız olmuş, fiili egemenliklerini devam ettirmiş, kurulan hükümetlerde önemli konumlar kazanmış ve Irak’ın iç ve dış politikasında etkili olmuştur. Kendi büyüklükleriyle orantısız olarak Irak Devleti’nde çok sayıda önemli görevi ele geçirmişlerdi. Irak’ı yönetiyorlardı ve Irak’ta hayal edemeyecekleri konum ve imkânları elde etmişlerdi. Bu kadar sınırsız müktesebat Kürt gruplarını tatmin etmemiştir.

Açgözlü Kürt grupları bölgelerini genişletmek için de yeni topraklara göz dikmiştir. Türkmen şehri Kerkük, Musul, Selahattin ve Diyala illerinden toprak talep ediyordu. Erbil (Türkmen kenti), Süleymaniye, Halepçe ve Dohuk illerinden oluşan 41 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip olan Kürt grupları, IŞİD’i bahane ederek  topraklarını 30 bin kilometrekare daha genişletti. Kürt grupların iddia ettiği 78 bin kilometrekarelik sahanın 71 bin kilometrekaresini kontrolü altına aldığını bildiriyordu. Hedefleri Sözde “Kürt devletini” kurmak, Irak’ı parçalamak, bölmek ve bölgeyi kargaşaya sürüklemekti. Iraklı Kürtlerin bayramı bitti!

ABD ve İngiltere’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinin hemen sonrasında Irak Türkleri kendi öz yurdunda ırkçı ve şovenist Kürt partileri ve bu partilere ait Peşmergeasayiş ve Kürt istihbaratı (KDP’ye ait Parastin ve KYB’ye ait Zanyari) tahakkümü altında garip ve esir olarak yaşıyordu. Başlangıçta, “Araplaştırma” politikası ile Türk kimliğini eritme çabaları,  2003 yılından sonrada “Kürtleştirme” politikaları ile Türkmen varlığı ortadan kaldırılmaya ve Türkmen şehri Erbil’de yapıldığı gibi Kerkük’ün kimliği yok edilmeye çalışıldı. Türkmenler, bir boyutu ile katliamlara, bir boyutu ile de etnik temizlik hareketlerine varacak düzeyde insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kaldılar. Şimdilik bu baskı, zulüm ve esaret zinciri kırıldı.

Kerkük’e 700 Bin Kürt İthal Edildi

Kürt grupları, 17 Mart 1991 ve 10 Nisan 2003’te Türk yurdu Kerkük’ü yağmalayarak, şehirdeki devlet dairelerini talan ettiler. Kerkük’ün demografik yapısını değiştirmenin yolunu açmak için nüfus ve tapu kayıtlarını imha ettiler. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Daha sonra hızla bölgeye/Kerkük´e ve Türkmen bölgelerine göç etmeye başladılar (Kerkük’e 700 bin Kürt ithal edildi). Aslında, bu göçler bir anlamda Kürt partileri ve dış güçler tarafından teşvik edildi ve desteklendi. Kürt grupları, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. Kerkük’te devlet daireleri ve müdürlüklerin hemen hemen tamamı Kürt grupların eline geçti. Kerkük’ün demografik yapısı bu gruplar tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Hedefleri petrol zengini Kerkük’ü Kürt bölgesine dâhil etmekti.

Kürt bölgelerinden, Türkiye, İran ve Suriye’den on binlerce Kürt, 20 bin Dolar para, aylık maaş ve arazi vaadi ile Kerkük’e getirildi. 300 bin kişi de seçmen olarak kaydedildi. Kerkük’le ilgisi olmayanlar buraya taşındı. Onlara ev, arazi, çadır verildi. Yerleşmeleri teşvik edildi. Bu evler ve araziler devlete ve Türkmenlere aitti. Kürtler bu ev, konut ve arazileri gasp ettiler, istila ettikleri ve buldukları bütün boş arazilere ev ve konut yaptılar. 

Bu ithal Kürtler Kerkük’ü, Leylan, Süleymaniye ve Erbil’e bağlayan kuzey güzergâhındaki yollar üzerinde bulunan Rahimova, İskân ve Şorca mahallelerinde yapılmış veya yapımı başlayan konutlara yerleştirildi ve Kerkük’ün etrafına “Kürt Güvenlik Hattı” oluşturuldu. 

Irak’ın kuzeyindeki varoşlardan, Suriye-Türkiye-İran’dan getirilen Kürt aileler, Kerkük stadyumu içine veya stadyum kenarına yapılan evlerde barındırıldı. Saddam döneminden kalma Kerkük’teki askeri garnizon (Feylak) içinde bulunan lojmanlara ve yapılan evlere de getirilen Kürtler aileleriyle birlikte yerleştirildi. 
On binlerce ithal Kürt’ü yerleştirmek için Kerkük’ün girişinde hem Süleymaniye hem de Erbil’in kontrol noktalarını geçtikten sonra yolun iki tarafında iki katlı toplu konutlar yapıldı. Bu konutlar, çadır, stadyum, devlet binaları, askeri garnizonlar, evsiz, barksız Kerkük’e ithal edilen Kürtlere verildi.

Abu Gureyb işkence skandalını dünyaya duyuran Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci yazar Seymour Hersh; “Kerkük’ün demografisini değiştirmek için kente her gün 50 Kürt aile gönderiliyor.” bilgisini aktardı. 

Kürt Gruplarının Kerkük Politikası

Irak’taki Kürt grupların Kerkük politikasını anlayabilmek için söz konusu grupların medya ve yetkililerinin tutumlarına değinmek gerekiyor. Genel olarak Irak Kürtleri, Kerkük’ün Kürt bölgesinin bir parçası olduğunu iddia edegelmişlerdir.

Onların ifadelerine göre Kerkük, Irak Devleti’ne ait bir şehir değildir; bu kent zorla Irak’a ilhak edilmiştir. Güya Kürtlerin ataları tarafından kurulan Kerkük (Kürtlerin Kerkük’te bir tane dahi tarihi eseri yoktur), Irak Kürtlerinin başkenti olmalıdır. Sözde Kerkük’te yaşayan Türkmenleri ise azınlık konumundadırlar. Kerkük olmadan Kürt Devleti kurmak fikri bir anlam ifade etmiyordu. Kuracakları devleti yaşatabilmek için bölgenin kalbi tüm hayat damarlarına mutlaka sahip olmak gerekiyordu. 

Bunun bilincinde olan Kürt grupları, Kerkük’ü ele geçirmek, Kerkük’ü Kürtleştirmek için ellerinden geleni yaptılar. Kerkük konusunda planlarını uygulayabilmek için bölgenin ezici bir çoğunlukla hâkim unsuru olan Türkmenleri etkisiz hale getirmek gerekliliğinin farkındaydılar. Bu nedenle Türkmenlerin hiçbir siyasal hakka sahip olamamaları için ellerinden geleni yaptılar. Kürtlerin, Kerkük ile ilgili Türkmenlere yönelik izledikleri politikanın argümanları, Irak hükümetlerinin geçmişte uyguladıklarının adeta tıpatıp benzerleri. Saddam Hüseyin sonrasında Kerkük’ü hedef alan Kürtlerin hareketlerinin temel hedefi, şehirdeki demografik yapıyı değiştirmekti. Kürt grupları Kerkük’teki emellerine ulaşabilmek için sözde Kerkük’ten göç ettirildiklerini ileri sürdükleri kişileri, bu kente yerleştirebilmek için binlerce sahte belge hazırladıkları bilinmektedir. Bunun haricinde Irak’ın işgalinden sonra kullanılan Kürtleştirme argümanlarından biri de Kerkük’teki demografik yapıyı değiştirme amacıyla diğer Kürt yerleşim birimlerinde doğan çocukların Kerkük’te kayıt edilmelerini sağlamak ve bu konuda özendirici maddi teşvikler vermek olmuştur. 

Özellikle üzerinde durduğumuz Kerkük’teki demografik yapının değiştirilmek istenmesinin nedeninin ne olduğu, aynı politikanın daha önce Türkmen Şehri Erbil’de uygulandığı için biliniyordu. Amaç, gelecekte yapılacak olan herhangi bir nüfus sayımında üstünlüğü sağlayarak avantajlı bir durumu yakalamaktı. Böylece rahatlıkla Kerkük’ün bir Kürt kenti olduğunu iddia edebileceklerdi. Nitekim 1. Körfez Savaşı’ndan sonra Kürt grupların kontrolüne geçen Türkmen Şehri Erbil’de de aynı planı başarıyla uygulamışlardı. 1991’den beri Erbil şehrini Kürtleştirmek amacıyla yürütülen demografik yapıyı değiştirme politikaları semeresini vermiş ve bugün gelinen noktada Kürt nüfusu Türkmenlere yaklaşmıştır. 

Kürt grupları, Nüfus ve Tapu Dairelerini Neden İmha Ettiler?

Saddam Hüseyin döneminde Kerkük’ten göçe zorlanan Türkmen, Kürt, Asuri ve Keldanilerin sayısı, belgelere ve istatistiklere göre 11.878 kişidir. Irak Ticaret Bakanlığı Gıda Karnesine göre; 30 Nisan 2003’e kadar tüm etnik gruplardan Kerkük’ten 11865 kişi göçe zorlanmıştır. 

Kürtlerin kaynağına göre; Kasım 2003 tarihinde KYB (Celal Talabani’nin Partisi) adına yayınlanan El-İttihat gazetesine göre göçe zorlanan Kürtlerin toplam sayısı 11.700’dür. 

2206 sayılı ve 24 Temmuz 2003 tarihli Kürdistan-i Nwe Gazetesine göre “15839 Kürt ve Türkmen’in göçe zorlandığı” belirtilmektedir. 2000 Yılında İnsan hakları temsilcisi Max Van Der Stoel’in Kerkük’ü ziyaret ederek hazırlayıp Birleşmiş Milletler’e sunduğu uluslararası rapora göre 25.000 Türkmen, 11.700 Kürt göçe zorlanmıştır. Saddam rejimi tarafından göçe zorlanan 15.839 kişinin hepsinin Kürt olduğunu düşünsek bile, Kerkük’e dışarıdan yerleştirilen 700 bini aşkın Kürt için nasıl bir açıklama yapılabilir? 

Kürt grupları, Türkmen şehri Kerkük’ün Kürtlere ait olduğunu iddia ediyorlar. Ellerinde bu asılsız iddiayı doğrulayacak bir belge, Kerkük’te yaşadıklarına dair tapuları olmadığı için kentin Türk kimliğini yok etmek gayesiyle nüfus ve tapu kayıtlarını imhaya kalkıştılar. Kürtler Kerkük’ün kendilerine ait olduğu iddiasında bulunuyorlar. Bir grup kendine ait olduğunu iddia ettiği bir şehri talan edip, yağmalar mı? Ayrıca bu talan ve yağmalama Kürtlerin yoğun yaşadığı Süleymaniye ve Dohuk şehirleri ile Çamçamal, Akra, Selahaddin, Zaho gibi kentler ve kasabalarda olmamıştır. Kürtler tarafından bu yağma ve talanın yalnızca Kerkük ve Musul’da olması bir anlam taşımıyor mu acaba? 

10 Nisan 2003 günü Kerkük işgal, yağma ve talan edildiğinde Irak Devletinin arşivine göre Kerkük’ün nüfusu 830 bin civarındaydı bugün ise 1 milyon 600 bini aşmıştır. Kerkük’e 700 bin Kürt  ithal edildi. Bu getirilen Kürtlere sahte “Kerkük” Nüfus Kâğıdı ve gıda karnesi verildi. Kerkük’te 2004 yılında 369 bin olan toplam seçmen sayısı 2009 yılı itibarıyla 840 bine yükselmiştir, 840 bin rakamı sadece seçmen sayısıdır. Bu bilgiler Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu tarafından yayınlanan bilgilerdir. Nüfusuna güvenenler neden Kerkük’ün Tapu ve nüfus kayıtlarını yaktılar, yağmalayıp talan ettiler?

Irak’ın İkin­ci Ada­mı Tarık Aziz: “Araplar Endülüs İçin Yıllarca Ağladı, Kürtler İse Kerkük İçin Kıyamete Kadar Ağlayacaklardır.”

Tarık Aziz, eski Irak Dışişleri Başkanı ve Başbakan Yardımcısı. Uzun yıllar eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in yakın danışmanlarından biriydi ve rejimin dünya sahnesindeki yüzüydü. Ga­ze­te­ci Ya­zar Hamide Na’ne, Saddam’ın sağ kolu Irak’ın ikin­ci ada­mı Tarık Aziz’e so­ru­yor:

– “Ker­kük’ü Kürt böl­ge­si­ne il­hak et­mek is­ti­yor­lar?

Ta­rık Aziz ce­vap ve­ri­yor:

– Doğ­ru­dur, 70’li yıl­lar­dan be­ri Bağ­dat yö­ne­ti­mi­nin bu ko­nu­da­ki tav­rı bel­li idi: O da Ker­kük’ün özerk Kürt böl­ge­si­nin için­de ol­­ma­ma­sı­dır. Çün­kü Kerkük özerk böl­ge­ye alın­dı­ğı takdirde, petrol oyun­la­rı ve ulus­la­ra­ra­sı entri­ka­lar dev­re­ye gi­re­rek, mer­ke­zi yö­ne­tim­den ay­rıl­ma­ya doğru bü­yük bir aşa­ma kay­de­der. Ki bu da ül­ke­nin ulu­sal bir­li­ği­ni ze­de­ler. Bu ba­kım­dan Kerkük’ün özerk böl­ge dı­şın­da kal­ma­sı ay­rı­lık­çı hareket ve oyun­la­rı­nı önlemiş ve böl­ge için gü­ven­ce sağ­la­mış olur. Bi­rin­ci Nok­ta: Ta­ri­hi açı­dan Ker­kük, Kürt vi­la­ye­ti de­ğil­dir. 

Ker­kük’e git­ti­ği­niz za­man ora­da Türk­men­le­ri, Arap­la­rı ve Kürt­le­ri bulursunuz. An­cak bas­kın kim­lik Türkmendir”.

Ta­rık Aziz, “Lider ve Da­va” (Bey­rut, 2000) ad­lı ese­rin 163. say­fa­sın­da Kerkük’ün bir Türk­men şeh­ri ol­du­ğu ve bas­kın kim­likte Türk­men­ olduğu, hem de Ta­rık Aziz ta­ra­fın­dan di­le getirilmişse, bu­nun ay­rı bir öne­mi ve değe­ri var­dır. Bü­yük bir ka­nıt ni­te­li­ğin­de olan bu iti­raf, sağduyu sa­hi­bi olan bü­tün araş­tır­ma­cı­la­rın dik­ka­ti­ne, vicdanına ve in­sa­fı­na sunuyoruz.

Tarık Aziz’in Kerkük hakkındaki bu sözü dikkat çekicidir: “Araplar Endülüs için yıllarca ağladı, Kürtler ise Kerkük için kıyamete kadar ağlayacaklardır.” Yani Kürt grupları, Türkmen şehri Kerkük’e asla sahip olamazlar diyordu. Kürt grupları ateşle oynuyor, kendilerine ait olmayan bu kente ısrar ederse, kendi sonlarını da getirmiş olurlar. Kerkük, ateşten gömlektir. Dokunanı yakar.

Irak Türk­le­ri, Irak dev­le­ti ku­rul­du­ğun­dan be­ri dev­le­ti­ne, toprağına ve bay­ra­ğı­na sa­dık bir toplum ola­rak şe­ref­li bir geç­mi­şe sa­hip­tir. Türkmenler, devletine silah çekmemiş ve Irak askerini öldürmemiştir, savaşlarda vatanını şereflice savunmuş ve ülkesi uğruna binlerce şehit vermiştir, İşgalcilere öncülük etmemiş ve dış güçlerle işbirliği yapmamıştır. Ülkelerini talan edip yağmalamamışlardır. Yani Türkmenler ekmeğini yedikleri ve suyunu içtikleri ülkelerine hiçbir zaman ihanet etmemişlerdir. Irak ta­ri­hi de bu­na şa­hit­tir.

Tek taraflı işgal ve silah zoru ile 14 yıldır iradesini dayatmaya çalışan Kürt gruplarının formülünün işlemeyeceği görüldü. Bir noktada 2003’ten beri Irak’ın toprak bütünlüğünden yana en ciddi tavır koyanların başında da Irak Türklerini görürsünüz. O yüzden savundukları Irak içerisinde kalma çizgisinin karşılığında buradan bir kazanım elde etmeleri, bu kazanımın da tescillenmesi gerekiyor. Bu da tarih boyunca Irak’ta hep damgalarını vurdukları şehirde kendi haklarını koruyacak bir sistemin olmasıdır.