Esadcı İrancı Ruscu Sosyal Demokratlarımız!

Bilgi ile hareket eden insanlar bir noktada durmazlar, muhafazakar, katı, yobaz veya kökten inkarcı olmazlar. İyinin doğrunun ve güzelin peşinde olanlarsa uyumlu, hoşgörülü, gelişmeye ve değişmeye açık, hakikate aşık olurlar. Hangi felsefi görüş, inanç veya ideolojiye sahip olursak olalım araştırmak, sorgulamak, yanlışta ısrar etmemek ve Dürüst olmak irade ve bilgi işidir.

Bununla birlikte, bir inanç ve ideolojide kesin inançlı olanlar sadece kendilerinin doğru olduğuna inanır ve dünyayı da kendilerine itaat ve kabule zorlarlar. Bugünkü Sosyal Demokratlarımızın hali işte buna çok yakın ve bu yüzden başarı ve genişleme imkanına erişemiyorlar.

Rahmetli Uğur Mumcu, Dürüst, Ahlaklı bir Sosyal Demokrat’tı. İnkarcı ve inatçı solcu çevrelerle hiç anlaşamadı. Çıkar ilişkilerine ve paraya hiçbir zaman iltifat etmedi, yandaşlıkla büyük menfaatler kazanmadı. Dürüstlüğü nedeniyle çok az güvenilir arkadaşı vardı ve sürekli araştırır, derinliğine ilişkileri inceler, doğru olan neyse onu bütün gerçekliğiyle açığa çıkarmaya çalışırdı. Pek çok kişi aksini bilse de, bireysel olarak Allah‘a inanan inançlı biriydi.

Rahmetli Mumcu, Alman – İran Operasyonu ile suikaste uğradıktan sonra, Sosyal Demokratlarımız İran tehlikesini farkettiler. 1990’lı yıllarda Türkiye’de sahnelenmek istenen Sünni – Alevi Çatışması girişimleri bu yüzden başarısız oldu. Bölgede gelişen Sünni Siyasal İslamcılığı durdurma operasyonunda, Alevi insanlarımız, İran yönetiminin Şii Siyasal İslamcılık çabalarına destek olmadılar. Bununla birlikte, bazı Sünni Radikal Gruplar Hizbullah örgütlenmeleri içinde yer alırken, bazı Alevi Radikal Gruplar da Marksist Sol Örgütlere girdiler. Hizbullah örgütlenmeleri İran, Alevi Marksistler ise Suriye tarafından eğitildi.

Hatay yöresindeki Nusayri vatandaşlarımız arasından derlenen Radikaller ile büyük şehirlerde sosyal ve psikolojik açıdan uygun olan Sol Militanlar, Şam‘da (Zabadani kamplarında) ve Bekaa’da Suriye Muhaberatı tarafından askeri eğitimlere tabi tutuldular.

İran ve Suriye ta o yıllardan beri yakın dost ve müttefikti. Çok eski yazılarımızda ve araştırmalarımızda da sürekli bu konuyu vurguladık ve bu ittifaka dikkat çektik. Suriye ve İran’ı dost kılan temel ilke şüphesiz ki Şiilik inancıydı. Ancak ne Suriye yönetiminin Nusayri mensubiyeti, ne de İran yönetiminin Caferi varlığı, samimi bir dinsel temelden ziyade Siyasal amaçlar taşıyordu. Aynen, Sünni Siyasal İslamcı örgütlerin dinsel temellerden uzak oluşu gibi.

Esasen Caferi Mezhebi, -Ebu Hanife ve İmam Cafer’in dostlukları sebebiyle- Fıkhi olarak Hanefi mezhebi ile aynıydı. Temel farklılık sadece, İmamet gibi yine siyasal temeli olan bir inanç ayrılığıydı. Nusayrilik de yine Şiilik temeline dayanan bir Mezhep olarak, Kuran‘a sıkı sıkıya bağlı ve kendine göre derin bilimsel temelleri olan bir inançtı. Bu yüzden, Caferi ve Nusayri Müslümanlık, aynen Sünni Müslümanlık gibi içinde doğduğu kültürün, coğrafyanın ve sosyal yapının izlerini taşıyan ve temeli Kuran’a dayanan kıymetli birer İnanç ekolü olarak bilinmelidir. Burada yanlış olan, aynen Sünni Siyasal İslamcılık‘ta olduğu gibi Caferi ve Nusayri inançlarının da siyasallaştırılması ve insanlar üzerinde bir baskı ve tahakküm aracı haline getirilmesidir. İran’daki Fars Milliyetçiliğine dayanan Caferi İran Yönetimi ile Suriye’de Arap (Baas) Milliyetçiliğine dayanan Nusayri Esad Yönetimi bu yüzden birbirine benzerdir. İran Fars Yönetimi, Caferi inancını kullanarak diğer bütün inançları ve etnik kimlikleri baskılayarak, İran Türklerini, Hazar toplumlarını, Zahedan Sünnilerini, Beluci kültürünü silmeye çalışmaktadır. Suriye Esad Yönetimi de, (%12’lik bir oranla) Nusayri inancını kullanarak uzun yıllardır kendi dışındaki inançları, Sünni toplulukları ve Türkleri inanç ve kültürlerinden uzaklaştırmaya çalışmıştır. Esad ailesinin sorgusuz işkenceleri ve katliamlarının izleri hala silinmemiştir.

Bilgiyi ve Doğruyu arayanlar için İran Şii Siyasal İslamcı Yönetimi ne ise Suriye Nusayri Yönetimi de aynıdır. Din ve Mezheplerin siyasallaştırılarak toplumlar üzerinde baskı unsuru haline getirilmesi, temel olarak inancın ve hele ki (“Sen zorlayıcı değilsin, sadece Kuran ile öğüt ver” diyen) İslam’ın temeline aykırıdır. Baskıyla, zorla inanılmaz inandırılmaz. İnsanlar ancak ve ancak Akıl ile gerçekten inanır ve bu yüzden Kuran bütün ayetlerinde doğrudan Aklı muhatap almıştır.

Bütün bunları aslında Sosyal Demokratlar için yazdık, inançlarının ve inançların temelini sorgulamaları için. Bugüne kadar Caferi inancının temellerini bile bilmeden basitçe Humeynici diye İran Düşmanı olanlar, bugün İran ve Suriye Yönetimleri ile aynı cephedeler. Sosyal Demokratların, bilgiye ve tanımaya dayanmayan Basit Düşmanlıkları, Türkiye’deki başarısızlıklarının da temel nedenidir. Kendileri gibi inanmayanları Koyun Sürüsüne benzetmek, İŞİD örgütünü bilmeden insanları İŞİDÇİ diye damgalamak, Basit yargılardır.

Kibir, Cehalet, Köktencilik, Aşağılamak, Hoşgörüsüzlük ve buna benzer bütün ahlaki değerler sadece dindarları değil bütün insanları ilgilendirir.

Türkiye’nin OrtaDoğu‘da mirası ve çıkarları vardır. Bölgede gelişen olaylara seyirci kalamaz ve sırtını çeviremez. Bölgeden kaynaklanın tehditleri yok sayamaz. Suriye’de ve Irak’ta, yıllardır ezilmekte olan Türkmenlerimiz, Nusayri insanlarımız, Caferi Türklerimiz, Sünni ve Şii dostlarımız vardır. Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri yüzlerce yıldır bölge insanına din ve mezhebine göre muamele etmemiştir, her zaman ezilenden, kovulandan, adaletten yana olmuştur.

Sosyal Demokratların izinde gittiklerini iddia ettiği Mustafa Kemal Atatürk, vefatına kadar bu bölge ile ilgilenmiştir. Atatürk’ün Musul ve Kerkük’ü kurtarma planı Kürtçü Şeyh Sait İsyanı ile engellenmiş, Hatay’ın kurtarılması ise ömrünün son yıllarında gerçekleşebilmiştir. Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi, kafasını kuma gömme politikası değil, “Barışı Önce Yurtta Sonra Cihanda Sağlama” ilkesidir. Bu yüzden, bölge ülkeleri ile birçok ittifaklar yapmış ve OrtaDoğu politikasına büyük özen göstermiştir. Atatürk hayatta olsaydı, Emperyalizme karşı çıktığı kadar bölgedeki Emperyalizmin kuklalarına da karşı çıkardı.

Kısacası, aynen İran ve Suriye yönetimleri gibi yüzlerce yıldır hakim olduğu topraklarda milyonlarca farklı etnik ve dinsel grubu baskı altında tutan Rus Ortodoks Emperyalizmi, Batı Emperyalizmi kadar tehlikelidir. Bazı cemaatlerin nerede duracaklarını şaşırdıkları gibi, Sosyal Demokratlar ve Solcular da, mevcut halleriyle Esadçı mı, İrancı mı, Rusçu mu yoksa Atatürkçü mü olduklarına karar vermelidir.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •