ABD’nin Yeni Dostu Esad, Düşmanları Müslüman Kardeşler ve El Kaide

ABD’nin Ortadoğu Politikası 2013 yılı başlarından itibaren köklü bir şekilde değişmişti. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni sonlandırdı ve İslam dünyasında Müslüman Kardeşler’e verdiği desteği askıya aldı.

ABD’nin İran’la yakınlaşma çabaları ve Suriye politikasını değiştirmesi Suudi Arabistan’ı da telaşlandırdı. Bandar bin Sultan tarafından yönetilen Suudi İstihbarat Örgütü de Ortadoğu’da aktif rol aldı. Dünyanın değişik ülkelerinden satın aldığı taşınabilir stratejik silahları Suriyeli muhaliflere ve özellikle de El Kaide yanlısı gruplara vermeye başladı.

Bu arada Türk Hükümeti de, Barış Süreci adıyla yürüttüğü politikanın bir sonucu olarak Kuzey Suriye’nin PKK’nın yeni bölgesel üssü haline gelmesine sebep oldu. Bunun büyük bir hata olduğunu görür görmez de ayrılıkçı Kürtlere karşı Nusra cephesini desteklemeyi tercih etti.

Hem Suudi Arabistan ve Körfez Ülkeleri hem de Türkiye tarafından desteklenen bu İslamcı gruplar kısa zamanda Suriye’nin etkin güçlerinden biri haline geldiler. Bu arada, önceleri Irak İslam Devleti adıyla mücadele veren Iraklı El Kaide grupları Suriye’deki başarının ardından Irak Suriye İslam Devleti adını aldılar ve her iki ülkede bir İslam Devleti kurmak için savaşmaya başladılar. Irak Suriye İslam Devleti’nin Hem Esad yönetimine hem de İran Yanlısı Şii Irak yönetimine karşı savaşması, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin çıkarlarına da uygun düştü. Irak Suriye İslam Devleti, Rus Gizli Servisi ile stratejik işbirliği içerisindeki El Kaide Lideri Eymen El Zevahiri’nin uyarılarını da dikkate almadı.

Ortadoğu’da işler tersine döndü. ABD, El Kaide’ye karşı kullanılması için Irak Hükümeti’ne silah yardımı yaparken, Suudiler de Şiilere karşı savaşması için El Kaide gruplarına silah yardımına başladılar. İran ve Irak Yönetimi, Sünniler ile Şiiler arasındaki düşmanlık ve çatışmadan hep uzakta durdular. İran bu konuda Suudilerle bile görüşmeler yapmayı denedi. Irak Yönetimi ise gerginliği azaltmak için Bağdat’ın batısındaki Al Anbar bölgesindeki Ramadi ve Felluce’deki ordu birliklerini geri çekti. Ancak bu durum Irak Suriye İslam Devleti militanlarının bu iki kente egemen olmalarına yol açtı.

Suudiler, Suriye tanklarına karşı kullanılmak üzere Hırvatistan’dan tanksavar füzeleri aldılar ve Suriyeli muhaliflere ulaştırdılar. Son zamanlarda ise Suudiler ile İsrail arasında gizli silah anlaşmaları yapıldığı ortaya çıktı. Bölgedeki Sünni Şii çatışmalarından İsrail’in büyük yararlar sağladığı herkesçe bilinen bir konuydu. Petro Dolar zengini Suudiler, ABD’den de silah alımını da kesmediler. ABD’den silah satın almanın aynı zamanda iyi ilişkiler almak olduğunu çok iyi biliyorlardı.

Mısır, özellikle Sina’da örgütlenen ve son zamanlarda Kahire’de de bombalı eylemlere başlayan Ensaru Beyt El Makdis isimli El Kaide yanlısı grubun Müslüman Kardeşler ile işbirliği yaptığını ifade etti. Her iki örgütü de terörist grup olarak ilan etti.

Kısacası şu sıralar Ortadoğu’da tam bir karmaşa var. ABD, El Kaide’ye karşı Irak’ta Şii Yönetime destek verirken, Lübnan’da Suudilerle birlikte Hizbullah’a karşı Sünni Yönetime destek veriyor. ABD tarafından El Anbar’da kurulmuş bulunan paralı Şahva Milisleri, Irak Suriye İslam Devleti’ne karşı savaşıyor. ABD, Suriyeli Muhalifler içerisinde Özgür Suriye Ordusu’dan daha güçlü bir konuma ulaşan Suriye İslam Cephesi ile görüşmelere başladı. Suriye İslam Cephesi de Irak Suriye İslam Devleti ile savaşma kararı aldı.

Ancak çok net olan bir durum var ki, şimdi Ortadoğu’da öncelikli hedef El Kaide ve Müslüman Kardeşler. Eski CIA Başkanı Hayden, 3 hafta önce bu gerçeği aynen şöyle ifade etmişti : “Suriye’de üç seçenek var. Birincisi radikal Sünni ve Şii grupların çatışması. İkincisi, -1916 Sykes Picot anlamasına benzer şekilde- Suriye’nin bölünmesi. Üçüncüsü ise Esad’ın kazanması. Bizim için en iyi seçenek Esad’ın kazanması”

Suriye’de Esad’ın kazanması demek bölgede Müslüman Kardeşler ve El Kaide’nin kaybetmesidir. Bunun Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini de siz tahmin edin.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •