Suriye’de Kim Radikal?

Dünya’da 1980’li yılları takiben Radikal suçlamasına maruz kalan en büyük toplum Müslümanlar. Daiş Terör Örgütü’nü şimdilik konumuzun dışında tutarak sormak gerekir!

  • El Kaide’nin kurucusu olarak lanse edilen Usame Bin Laden, Afgan Cihadı sona erene kadar ABD ve Batı için bir kahramandı. 1998’de ABD ile yolları ayrılınca birden Radikal oldu.
  • Afganistan’daki Rus işgalini sona erdiren Hizbi İslami ve Cemiyeti İslami, yine ABD’nin müttefikleriydi. 2000’lere doğru ABD politikalarına karşı çıkınca Radikalleştiler!
  • ABD, Afganistan’ı Hizbi İslami ve Cemiyeti İslami’den almak için Taliban’ı kurdu. 1998’e kadar Taliban ABD’nin en önemli ortağıydı. UNOCAL Petrol şirketinin Afganistan’dan güney denizlerine uzanacak petrol boru hatlarına rıza göstermeyince birden radikalleştiler. Dünya kamuoyu, Afganistan’da kadınların siyah Burka’lar giydiğini ve Taliban zulmü altında ezildiğini öğrendiler.
  • Körfez Savaşları öncesinde Saddam Hüseyin, İran’a karşı ABD ve Batı’nın dostuydu. Kürt siyasetiyle birlikte Saddam da radikalleşti, insanlığın düşmanı oluverdi.
  • 1982’de Sabra ve Şatilla’da 1700 Filistinli sivili katleden Ariel Şaron hiç radikal olarak tanımlanmadı. Gazze ve Batı Şeria’da binlerce kadın, çocuk, yaşlı öldüren, evlerini yıkan İsrailli Siyonistler radikal değildi.
  • Myanmar’da Müslüman oldukları için içlerinde bebekler, kadınlar, yaşlılarla birlikte evleri yakanlar, 24 bin insanı katleden Budistler radikal olarak suçlanmadı.
  • Irak’ta yüzbinlerce sivili öldüren, kadınları eşsiz, çocukları yetim, insanları sakat bırakan ABD askerleri radikal değillerdi.
  • Suriye’de PKK’ya karşı çıkan köyleri bombalayan, yüzlerce sivili yanlışlıkla (!) öldürüp bir de üstüne sadece özür dileyen Koalisyon uçaklarının sahipleri radikal değildi.
  • Yemen’de çocukların bulunduğu otobüsü vuran ve onlarcasını katleden Suudi ve Emirlik kuvvetleri radikal değillerdi.
  • Dünya’yı büyük bir çatışma ve savaşa doğru sürükleyen gözlerini kan ve petrol bürümüş Evangelist Amerikalılar da radikal değiller.
  • Ancak Çeçenistan’dan -Kadirov tarafından oluşturulan Ermenistan – İran – Irak koridorudan Suriye’ye geçişleri kolaylaştırılan Çeçen Mücahitler, burada El Nusra veya Heyeti Tahriruş Şam çatısı altında toplanınca Radikal oldular.
  • Doğu Türkistan’da yüzbinlerce Uygur Müslümanı toplama kamplarına alan, yüzlercesinin ölümüne sebep olan Çin Hükümeti radikal değildi. Buradan kaçan bir grup genç Müslüman Suriye’deki dindaşlarının yardımına koşunca radikalleştiler.
  • Buna karşılık, Şam hapishanelerinde binlerce Muhalifi işkenceler altında öldüren, yerleşim yerlerindeki sivil katliamları için Varil Bombaları icat eden Esad ordusuna mensup Nusayri katiller de radikal olarak tanımlanmadı.
  • Esad ailesinin yıllardır süren işkence ve katliamlarına karşı kendini savunma fırsatı bulan Suriyeliler, ellerine silah alınca aniden radikal oldular.

Şimdi bu kadar örnekten sonra, sahipsiz ve çaresiz muhaliflerin toplandığı İdlip’te kime radikal diyeceksiniz? Hiç radikal bir Müslüman tanıdınız mı? Göz göre göre insan katleden, çocuk, kadın, sivil öldüren Müslüman olur mu? Olur, aynen Daiş Terör Örgütü gibi. Cahilce birilerinin peşine düşmüş, CIA, MI6, MOSSAD tarafından kurgulanmış ve yönetilen bir örgüte girmişseniz Katil de olursunuz, kafa da kesersiniz, Hilale de düşman olur, Haçlı zihniyetine de hizmet edersiniz.

Bölgede, herkes kendi düşmanını Radikal olarak niteliyor. Herkesin Terörist diye diline doladığı El Nusra, yüzlerce küçük gruplardan oluşan bir yapı. Bunların içerisinde Batılı istihbarat örgütlerinin kontrolünde birçok küçük gruplar da oluşturulmuş. Aynen Daiş militanları gibi bunlar da kripto görevler yürütüyor ve Suriye muhalefetini Batılı ülkelerin çıkarlarına göre yönlendirmeye çalışıyor. Hangi din ve mezhepten olursa olsun, kadın, çocuk, sivil gözetmeksizin insanları katledenler radikaldir.

Türkiye, Kuzey Suriye ve İdlib’te bulunan Muhalifleri tek bir çatı altında düzenli bir ordu haline getirmek için Cephetu’l Vataniyyetu’t Tahrir, yani Milli Kurtuluş Cephesi adıyla bir yönetim merkezi kurdu. El Nusra içerisindeki grupların bir kısmı ayrıldılar ve bu Cephe çatısı altına girdiler. Ancak, ABD, İngiltere, Suudiler ve Emirlikler gibi dış güçlerden para desteği alan bazı gruplar, Türk düşmanlığı da yaparak bu çalışmayı baltalamaya çalıştılar. Türkiye büyük bir sabır ve olgunlukla bu gayretlerini sürdürüyor. Bölgede bulunan Dr Muheysini gibi bazı din önderleri de Türkiye’nin bu çalışmalarını gönülden destekliyor. Suriye Kurtuluş Cephesi bölgede oldukça güçlendi ve sayıları 90 bin civarında. El Nusra grupları ise 15 bini kendi çizgilerinde 10 bin kadarı da dağınık halde, bazı Arap ülkeleri, ABD, Ürdün, İngiltere ile bağlantılı gruplar.

ABD ve Batılı ülkeler İdlib’de çatışmaya karşı gibi görünseler de, Müslüman grupların birbirlerini öldürmelerini çıkarlarına uygun buluyorlar. Ancak bu konuda gözettikleri bir strateji var o da herhangi bir şekilde Esad ordusunun tümüyle bölgeye hâkim olmaması. Bu yüzden, her an “Kimyasal Saldırı” gerekçesiyle Esad ordusunun karargahlarını bombalamak için fırsat kolluyorlar. Karşıt gruplar arasındaki güç dengesinin bozulmadan, istikrarsızlık ve kaosun sürmesini, Batının çıkarlarına uygun bir siyasi zeminin oluşmasını planlıyorlar.

Türk toplumu da olayları, kamuoyu araçlarının yönlendirdiği şekliyle algılıyor. Medya kime radikal derse onu suçluyor. Uzman olarak geçinenlerin çoğu ne bölgenin dilini bilir ne grupları tanır ne inançlarına ve siyasi görüşlerine tam olarak vakıftır.

Son Tahran Zirvesi sonrasında İran biraz daha Türkiye tezine yaklaşmış görünüyor ve karada bulunan güçlerini çatışmalardan uzak tutmaya gayret ediyor. Buna karşılık Rusya, en azından İdlib’in batısında ve güneyinde tehdit olarak gördüğü El Nusra ve diğer grupları vurmayı sürdürecek.

Her şey bir yana bölgede, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın çaba ve çalışmaları bütün takdirlerin üzerinde. İdlib ve bölgede gerçek bir çatışmasızlık ortamı oluşması için İdlib ve Kuzey Suriye’deki bütün Muhaliflerin, Suriye Kurtuluş Cephesi kontrolüne girmesi gerek.

Son bir not olarak; Doğu ittifakının öncelikli hedefi artık ABD ve PKK İttifakı. İran’ın PEJAK, KDPİ’ye karşı kara operasyonlarını hızlandırması da güzel bir gelişme. MI6 ise Basra’yı karıştırmaya devam ediyor.