Lübnan ve Rusya’da Suriye Bombaları

Suriye konusunda 22 Ocak’ta yapılacak Cenevre Konferansı öncesinde Ortadoğu’da istihbarat operasyonları da hızlandı. Lübnan ve Rusya’da patlayan bombalar, Türkiye’de İran ve El-Kaide bağlantılı gizli kasaların deşifre edilmesi, Suriye’deki oluşumu etkileme çabalarının bir parçası.

Önce Türkiye’den başlayacak olursak; ABD ve İsrail’i son yıllarda rahatsız eden en önemli iki husus Türkiye’nin İran ile ticari ilişkilerini ve altın karşılığı petrol ticaretini geliştirmesi ve Suriye’de savaşan El-Kaide bağlantılı İslamcı gruplara ve Nusra Cephesi’ne açık yardımlarda bulunmasıydı. CIA ve MOSSAD gibi istihbarat örgütlerinin bilgisi içinde olan bu ilişkiler 17 Aralık Operasyonları ile deşifre edildi. Milyarlarca dolarlık ilişkilerde kimlerin ne kadar komisyon aldığı, bunlarla hangi amaçla gizli kasalar oluşturulduğu umarız mahkemeler sonuca ulaşırsa açıklığa kavuşacak.

Suudi Arabistan İstihbaratı (El İstihbaratu’l Amme), Faysal El Türki döneminden bu yana Ortadoğu’daki önemli oyunculardan biri haline gelmişti. Prens Bandar Bin Sultan ile birlikte, operasyon gücü arttı ve bölgedeki birçok olaylara karışmaya başladı. Önceleri CIA ile ortak operasyonlar yürüten ve Suriye direnişini organize eden Örgüt, son birkaç aydır bağımsız hareket ediyor. Suudi Yönetimi, Suriye ve İran konusundaki politikalarını değiştiren Obama Yönetimi’ni açık bir şekilde eleştiriyor. Müslüman Kardeşler’e karşı Mısır’daki Askeri Darbeyi destekleyen Suudiler, Mısır Ordusuna milyarlarca dolarlık yardım yapıyorlar. Evvelsi gün, Lübnan’da Hariri sülalesinin konutları önünde ailenin danışmanının da öldüğü bir bomba patlatıldı. Daha önce de 14 Mart Cephesine yönelik olarak Refik Hariri ve İstihbarat Şefi Visam El Hasan da benzer şekilde öldürülmüştü. Öldürülenler Suudi İstihbaratı tarafından desteklenen önemli isimlerdi ve sırasıyla Hizbullah, Suriye, İran ve Rusya bu operasyonlardan sorumlu tutulmuştu. Son olayı takiben Suudi Yönetimi, Lübnan Ordusuna –bugüne kadar yapılan en büyük dış yardım olarak- 3 Milyar dolar bağışlayacağını ifade etti ve gizlice yeni kurulacak hükümette Hizbullah’a yer verilmemesini de tavsiye etti.

Suudi İstihbaratı aynı şekilde büyük paralar karşılığında El Kaide bağlantılı gruplara önemli eylemler ihale ediyor. Cenevre Konferansı, BM, Avrupa ve Arap Birliği, ABD, Rusya, Çin ve İngiltere’nin liderlik yaptığı ve Türkiye dahil bütün önemli ülkelerin katkıda bulunacağı önemli bir toplantı. Toplantı da önemli bir yol haritası çıkması son derece muhtemel. Bu sebeple, Rusya bu toplantıya İran’ın da katılması gerektiğini ifade ediyor. Suudiler, Esad rejiminin kalmasını sağlayan ABD ile birlikte Rusya’ya da büyük bir kızgınlık içindeler. Son olarak Putin, Lazkiye – Tartus bölgesinin Rusya’da kalmasına dayalı Bandar rüşvetini de geri çevirmişti. Bu kızgınlığın bir devamı olarak, Lübnan saldırısına da bir cevap niteliğinde olarak bu hafta Rusya’da peş peşe 2 ayrı bomba patladı, onlarca kişi hayatını kaybetti. Rusya’da bu tür eylemleri gerçekleştirebilecek gruplar artık herkesçe çok iyi biliniyor. Bedelini ödeyen her istihbarat örgütü için bu eylemleri yapabilecek Kafkas kökenli İslamcı gruplar mevcut.

Ancak bu eylemde önemli bir de püf noktası var. Rusya eylemlerinin El Kaide bağlantılı gruplara yıkılması durumunda, yeni Suriye’nin oluşumunda Radikal İslamcı grupların tümüyle devre dışı bırakılması da muhtemel olacak. Dolayısıyla, bir istihbarat örgütü bir eylem planlarken, ilişkili olabilecek diğer (CIA, Mossad gibi) servisler de bu eylemin olası sonuçlarına göre dolaylı yardımda bulunuyorlar.

Kısaca ifade etmek gerekirse, son eylemler Ortadoğu’da radikallerin tasfiyesine yönelik ince hesaplar. Ancak işin gülünecek yanı ise, bu eylemlerde başrolü oynayanlar da –farkında olmadan oyuna dahil olanlar da- yine yıllarca bu istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş, birlikte operasyon yürütmüş İslamcı gruplar.

2014 yılı Ortadoğu’daki İslamcılar için çok kötü bir yıl olacak. Tunus’daki –El Gannuşi- gibi uzlaşma hükümetlerine razı olanlar ise düzene entegre olup, yaşama şansı bulacaklar.

I. Cenevre Konferansı’nın konusu Kıbrıs’a yaptığımız Barış Harekâtı idi. Uygulanmayan kararlar yüzünden Türk Ordusu harekâtını sürdürmüş ve Türk varlığını güven altına almıştı. İkinci Konferans da yine Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor fakat bugünkü Türk Ordusu, sınırındaki olası bir PKK Kürt Devleti tehdidini ortadan kaldırabilecek mi?

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •