Ortadoğu’da Direnişin Öncüleri Türklerdir!

ABD & İsrail’in İran’ı işgal girişiminde, Irak da önemli bir savaş alanına dönüştü. Geçtiğimiz gün ABD & İsrail uçakları Haşdi Şaabi karargahını vurdu ve Türkmen komutan Said Beyci ile yakın arkadaşları şehit oldular. Haşdi Şaabi, Daeş Terör Örgütü’ne karşı yine Türk asıllı din adamı Sistani’nin emriyle kurulmuş olan Halk Güçleri’dir ve Irak Ordusu’na bağlıdır.

Uluslararası İlişkiler ve Ortadoğu üzerine çalışanlar belki hatırlamaz ama şimdi okuyacaklarınızı Irak Türkleri çok iyi bilir.

Büyük Ortadoğu Projesi aslında Büyük Ermenistan ve Büyük Kürdistan’ı da içine alan Büyük Siyonistan Projesi’dir. 1989’da Sovyetlerin yıkılmasını takiben başlatılan bu Evangelist & Siyonist Proje, askeri olarak 1990 Birinci Körfez Savaşı ile başlar. Detayına girmeyeceğim; Bu süreçte Türkiye’nin kuzeyden girişe izin vermemesi üzerine Saddam’ı devirmek için güneyden başlayan ABD işgalinde ilk vurulanlar Türkmen birlikleriydi. Çünkü bütün Ortadoğu gibi Irak’ta da savaşan güçlere önderlik edenler içinde Türklerin önemli bir rolü vardır. Hala savaşın sürdüğü Gazze, İsrail’in yerleşim alanı kuramadığı Batı Şeria’nın kuzeyinde Cenin, 17 tepeden 16’sında Türklerin bulunduğu Golan hep Ortadoğu Türklerinin direnme cepheleriydi.

Irak’a gelirsek; Körfez Savaşı sürecinde oluşturulan Güvenli Bölge yüzde yüz -Saddam’ın hukuksuz olarak 1970’te Kürt ayrılıkçılara bağışladığı- Federasyon sınırları ile aynıydı. Türk ve Dünya Kamuoyu 36-42. Paralel yalanıyla uyutulurken 300 bin kişilik Telafer Türkmen kenti paralelin üzerinde olmasına rağmen Saddam’a bırakılmış, Süleymaniye ise paralelin altında olmasına rağmen Güvenli Bölge sınırlarına alınmıştı. Telafer Türkmenleri önce Saddam’ın katliamlarına, 2003 sonrası ABD askerlerinin saldırılarına, ardından Daiş Terör Örgütü’nün katliamlarına sahne olmuş ve buradaki Türkmenler Irak’ın güneyine Sistani bölgesine sığınmak zorunda kalmışlardı. Konuyla ilgili haritaları o tarihlerde çizmiş ve bu konuda TRT’de 3 bölümlük bir televizyon programı da hazırlamıştım. Ancak o yıllarda kimse bu büyük projenin farkında bile değildi.

Bunları neden hatırlatıyorum, çünkü şimdi Haşdi Şaabi denilerek bir terör örgütü gibi lanse edilen grupların birçok lideri Türktür. Haşdi Şaabi, yani Halk Kuvvetleri, Türk Din Adamı Sistani’nin emriyle kurulmuştur. Sistani, aslen Isfahanlı’dır ve ataları Safevi Türküdür. Türkmenlerin de içinde olduğu Haşdi Şaabi’nin koruması sayesinde Irak Türkleri, Barzani & Talabani baskılarına ve katliamlarına karşı güçlü kalabilmiştir. Irak Türkmenlerinin üçte ikisi Şiidir.

Dün, Haşdi Şaabi’nin 50. Tugayı vuruldu ve liderleri Said Beyci şehit edildi. Beyci Türkmen aşiretindendi. Haşdi Şaabi güçleri bir yandan ABD işgaline karşı mücadele ederken bir yandan da Erbil ve Süleymaniye bölgelerindeki PKK terör örgütüne karşı mücadele ediyor. ABD, Suriye’den çekilme bahanesiyle bütün askeri varlığını PKK’nın da içinde olduğu bu gruplara teslim etmiş ve Mahabad bölgesinden girerek İran’ı ikiye bölmeyi ve İran Kürdistan’ını kurmayı amaçlamıştı. Ancak hem İran hem de Irak içindeki gruplar bu girişime engel oldular ve mücadele halen devam ediyor.

Şii olmak bir düşmanlık gerekçesi değildir ve Şia karşıtlığı da emperyalizmin ürettiği bir fitne biçimidir. Aynen Türkiye’de sürekli kışkırtılan Sünni – Alevi düşmanlığı gibi. Veya Suriye’de kışkırtılan çoğu Türk asıllı Nusayri düşmanlığı gibi. Ya da Akil kurucuları arasında Türk din adamlarının da bulunduğu Dürziler gibi. İsrail’in kuruluşundan itibaren Ortadoğu’da yeniden hortlatılan Mezhep Ayrımcılığı, bu bölgedeki Müslüman toplulukları birbirine düşürme planının bir parçasıdır.

Bir CIA & Mossad & MI6 Projesi olan Daiş Terör Örgütü de aynı planın bir parçasıdır. Daiş doğrudan Suriye ve Irak’taki Müslüman grupları hedef alırken, ABD ve İsrail çıkarlarına karşı tek bir eylem gerçekleştirmemiştir. İsrail, Golan Tepelerinin hemen karşısında Suveyda bölgesinde örgütlenen Daiş Terör Örgütü’ne tek bir kurşun bile atmamıştır. Sina bölgesindeki Daiş Terör Örgütü, Mossad tarafından korunmuştur.

Tabii bu ayrıntıları herkesin bilme şansı yok. Özellikle, Sosyal Medya Okur Yazarı olan günümüz toplumu, Batı’nın Terörist dediğine hemen terörist damgasını vurur. Cahil ve Yobaz kavramları havada uçuşur. Ama ABD Savaş Bakanı’nın, (daha önceleri Bush’un) “Mesih’in yeryüzüne dönüşü için gerekli ortamı hazırlıyoruz” sözlerinin üzerinde bile durmaz, Huckabe’nin “Nil’den Fırat’a kadar olan topraklar Tanrı tarafından bize verilmiştir” sözünü unutur gider.

Bazı gerçekleri sen söylersin kimse aldırmaz ama Sahibinin Sesinden aktardığında belki duyan olur diye; Bu sayfalarda zaman zaman bazı Türkçe Altyazılı Çeviri Röportajlar yayınlıyorum. Dünkü çevirimde İran Savaşı sebebiyle istifa eden Joe Kent, Irak Savaşı’nda ElKaide ve Daiş ile işbirliği yaptıklarını ifade etmişti. Birçok platformda paylaşmama rağmen sadece 21 kişi dinlemiş.

İşte bizim olaylara bakış ciddiyetimizin ölçüsü bu. Müslümanlar, her şeyi bildiğini sanan cahil Şeyhlerin ve Siyasilerin köleliğinden kurtulmadığı ve Demokratlar da cehalete dayanan düşmanlıklar içinde bocaladığı sürece bu süreç böyle devam edip gidecek.

Irak Kürdistanı kurulurken, dönemin GenelKurmay’ı da bu suça ortak olmuş ve ABD’nin isteği ile Barzani & Talabani kavga etmesin diye aradaki barış gücünü yönetmişti. Barzani & Talabani, Türkiye’yi devre dışı bırakıp Washington’da anlaştığı zaman, ya da askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde durumu biraz kavramışlardı. Suriye’de ABD güdümünde Kobani merkezli Suriye Kürdistanı hala varlığını koruyor. Türkiye’yi, yarısı Türk olan İran’a karşı kışkırtma ve savaşa sokma hayalleri bugün suya düşse de hep devam edecek.

Olayları değerlendirirken, tümüyle dost veya tümüyle düşman olmak yanlıştır. Suriye konusunu değerlendirirken, oranın da bir Türk Vatanı olduğunu, Mustafa Kemal’in ilk ve son Ortadoğu görevlerini burada yaptığını, Suriye Devrimi’nin Türklerin öncülüğünde gerçekleştiğini ve Türkiye’yi 50 yıl uğraştıran PKK Terör Örgütü’nün himayecisi Essed rejiminin devrilmesinin önemini de unutmayalım.

Türklerin en önemli görevi Adaletle yönetmektir. Türkler, yüzlerce yıl din, mezhep, ırk ayrımı gözetmeden bu büyük coğrafyayı başarıyla yönetmiştir. Mustafa Kemal öncülüğünde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni tek tanımayan ülke Evangelist ABD yönetimiydi. Filistin, Halep, Kerkük ve Musul’u onlar ve Almanlar yüzünden kaybetmiştik. Türklerin, bu petrol coğrafyasındaki egemenliği sürseydi bugün Dünyanın en büyük süper gücüydü.

Türkiye’nin neden İsrail’in en büyük hedefi olduğunu şimdi tekrar düşünelim.

Abdullah Manaz

Dr. Abdullah Manaz; araştırmacı, yazar, yönetmen ve belgesel yapımcısıdır. TRT'de 1985-2011 yılları arasında 500'den fazla televizyon programı üretmiş, 40'tan fazla kitap ve makale kaleme almıştır. Ortadoğu, istihbarat ve güvenlik alanlarında uzmanlaşmış olan Manaz, akademik çalışmalarını belgesel ve dijital içerik üretimiyle sürdürmektedir.