Almanya Dirildi, Suriye Kürdistanı Kuruluyor!

IV. Reich fiilen kuruldu, diye söylesek maksadımız tam olarak anlaşılmayacaktı. Daha fazla geçmişe gitmeden belirtelim, bilindiği gibi tarihteki üçüncü Alman İmparatorluğu Hitler liderliğinde kurulmuş ve 1933 – 1945 yılları arasında Avrupa’yı büyük bir savaşa ve felakete sürüklemişti. Çeşitli yazılarımızda hep ifade ettiğimiz gibi, Gehlen III. Reich’in İstihbarat Başkanı’ydı ve Almanya’nın yenildiğini görünce 1944’te ekibiyle ABD’ye sığınmış ve burada Amerikan Askeri İstihbaratını reforme ederek Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’yı kurmuştu. O dönemden bugüne kadar, hem CIA’nın hem de NATO istihbaratlarının –başlarında olmasa da- stratejik noktalarında Gehlen’in elemanları görev yapmıştı. Türkiye de dâhil olmak üzere, ABD’nin Avrupa’daki müttefiklerinin sivil ve askeri istihbarat teşkilatlarında Gehlen ekolünün çok büyük etkisi olmuştu.

Avrupa’nın sanayileşmesine kadar gidersek, o yıllardan bugüne Alman stratejistlerin en büyük hedefi –aynen İngiltere ve diğer Emperyalist ülkeler gibi- Ortadoğu’nun ele geçirilmesi ve Büyük Alman İmparatorluğu’nun etkinlik alanının İran’a ve Hindistan’a kadar uzatılmasıydı. Berlin Bağdat Demiryolu, -I. Savaş’ta ihanet ettikleri- Osmanlı İttifakı bu amaca yönelikti.

II. Savaş yenilgisini takiben, Nazi Almanyası’nın bütün yetişmiş subayları Güney Amerika’dan Türkiye, İran ve Mısır’a kadar sahte kimliklerle tüm dünyaya yayıldılar. Suriye Irak Baas Fikriyatları, FKÖ, Mısır’da Benna sonrası Müslüman Kardeşler, Türkiye’de Milli Görüş ve bazı Turan Grupları, İran Molla Geleneğinin Avrupa Ekolü, Cezayir ve Tunus’taki bazı İslamcı Gruplar ve belki de en önemlisi Sovyet İstihbaratı içerisinde ideolojik temelde etkinlik sahibi oldular. Gehlen bir yandan CIA’yı yönlendirirken, bir yandan da Eski Nazi Subaylarının Dünya Teşkilatı olan ODESSA’yı korudu ve koordine etti. Bize göre; birçok Nazi Subayı da Eşkenaz Yahudisi kimlikleriyle İsrail’e göç etmiş ve burada Siyonizmin en önemli destekçileri olmuşlardı. Bilindiği gibi, başta Avusturyalı Theodor Herzl olmak üzere Alman kültürüne dayalı Eşkenaz Yahudileri Siyasi Siyonizm idealinin kurucuları ve tarihten günümüze savunucularıdır.

Trump dönemine kadar ABD siyasetinde etkin olan İngiliz ekolüne rağmen, NATO ve Pentagon içerisinde Derin Almanya’nın önemli bir ağırlığı vardı. Sözü uzatmadan daha güncele gelirsek, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı takiben NATO, ABD ve Almanya’nın Ortadoğu egemenliği yolundaki en büyük engeli Türkiye olarak görülmüştü. ASALA, PKK ve FETULLA Terör Örgütlerinin temelleri işte bu yıllardan sonra atılmıştı.

Bugün tekrar altını çizerek ifade ediyoruz, Trump ile birlikte ABD Yönetimi siyaseten de Alman ekolünün kontrolüne girmiştir. Demokratlarla birlikte hareket eden İngiliz ekolü, Derin Almanya’nın etkinliğine karşı Brexit kararı almış ancak Obama’yı seçtirememişti. Dünya’da birçok kişi bu durumun farkındadır ve Pence Alman ekolünün Başkanlık düzeyindeki temsilcisidir. Günümüzde PKK & PYD Terör Örgütü’nün siyasi merkezi Almanya’dır. Fetulla Terör Örgütü’nün yeni karargâhı Almanya’dır. Avrupa – Asya Güvenlik Siyasetinin yeni merkezi Almanya’dır. Ortadoğu ve Ukrayna sorunlarının tartışma merkezi Almanya veya Avrupa’dır. Almanya ve Trump, NATO’nun varlığını tartışmaya açarak gelecekte dağıtmayı hedeflediklerini ortaya koymuştur. Almanya, NATO’nun dağılması durumunda Almanya’da bulunan Nükleer Silahları’n kendilerine verilmesini ve Avrupa Güvenliği için yeni Alman Ordusunun kurulma vaktinin geldiğini duyurmuştur. Humeyni’nin sürgünde korunmasında, Tahran’a dönüşünde, İran İslam Devleti’nin kuruluşunda, İran İstihbarat Kurumlarının yeniden teşkilatlanmasında, Nükleer tesislerin ilk kuruluşunda Almanya’nın öncü rolü vardır. 11 Eylül Olayı faillerinin neredeyse tamamı Almanya’da organize olmuşken Almanya’nın sorumluluğu hiç tartışılmamış, olayla doğrudan ilgisi olmayan birçok Suudi ve Laden Ailesi şirketleri hala sorumlu gösterilmektedir.

Kısacası Almanya, bir asırdan önce Berlin’den Bağdat’a açtığı yola tekrar girmiştir. Bunu böyle bilerek siyaset ve strateji üretmemiz gerekir. Avrupa’nın iki büyük Emperyalist ülkesi İngiltere ve Almanya’dır ve Avrupa & Ortadoğu Egemenlik Savaşı da hala bu iki ekol arasında sürmektedir. Her iki ülkenin de temel hedefi Ortadoğu egemenliği ve Irak Suriye Akdeniz Koridoru’nun inşasıdır. Bunların birer Komplo Teorisi olduğunu düşünenler, bundan 20-25 yıl önce Almanya, İran, Suriye, Fetulla, PKK, Ermeni Terörü ve Suriye hakkında yazdıklarımızla bugün yaşananları karşılaştırmalıdır.

Türkiye Devleti, Emperyalist Cephe’nin taşeronu olan PKK ve Fetulla Terör Örgütlerine karşı önemli bir zafer kazanmış ve mücadele yurt içinde ve dışında hala sürmektedir. OrtaDoğu – Akdeniz Kürt Koridoru Planı, Fırat Kalkanı ile ortadan kesilmiştir ancak, NATO’nun –1990’lı yıllardan sonraki Irak Kürdistanı inşasından sonra- Suriye Kürdistanı inşası da hızla sürmektedir. Yukarıda verdiğimiz haritadaki koyu renk alan, PYD & PKK Terör Örgütü’nün, 2017 yılı başından bu yana kazandığı yeni egemenlik alanıdır. Ortadoğu’nun en önemli su kaynakları, barajları ve –Türkiye ve Dünya kamuoyunca henüz bilinmeyen- Doğalgaz alanları Kürdistan’a verilecektir.

Bu savaşta Türkiye’nin ve bölgedeki Müslüman toplumların kendilerinden başka dostları yoktur. Aksine, İslam toplumunda yetiştirilen Eşek Arıları (Daiş) da yine Müslümanları sokmaktadır. Birçok olumsuzluklara rağmen, ne PYD & PKK Terör Örgütü’nün, ne Suriye & İran Askeri varlığının ve ne de Rusya’nın bu kadar geniş bir alanda kesin hâkimiyet kurması oldukça zordur.

Menbiç konusu bir bakıma düğümlenmiş gibidir. Türkiye’nin kararlılığı karşısında Rusya ve ABD anlaşmış ve bölgeyi Suriye rejimine bırakmaya karar vermişlerdir. Bu yüzden Türkiye, uzun süren ElBab zaferinin ardından Menbiç görüşmelerini sürdürürken önce Efrin kanadını temizlemeli ve Amanos Dağları üzerinden gelen PKK Terör tehdidini ortadan kaldırmalıdır. Bu şekilde Türkiye’nin eli daha fazla güçlenecektir.

1990’lı yıllardaki Körfez Savaşı sürecinde, Türkmenlerin Kerkük ısrarından vazgeçmesini ve Irak’ın diğer bölgelerindeki Türklerin Telafer bölgesinde toplanıp sırtlarını Türkiye’ye dayadıkları bir Egemenlik Alanı oluşturması gerektiğini hep savunmuştuk, ancak İnternet Uzmanları ile dolu bir ülkede, bölgeyi fiilen bilen ve izleyenlerin sesi pek de duyulmadı. İşin doğrusu, Türk Silahlı Kuvvetleri NATO’nun kontrolünden bir türlü çıkamadı. O yıllarda Irak Türkmen Cephesi bu yönde örgütlenseydi, şimdi Musul’dan Halep’e kadar uzanan en verimli ve zengin bölgede sadece Türkmenlerin varlığı söz konusu olacaktı. Telafer, çok stratejik ve hayati önem taşıyan bir bölgedir ve buradaki Türk varlığı her ne pahasına olursa olsun mutlaka korunmalıdır.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki kararlılığı sürmektedir ve sürmelidir. Türkiye’nin dostu, ne 15 Temmuz Faili NATO, ne de PKK’nın Kurucusu Rusya’dır.

Türkiye’nin varlığı bu kadar büyük bir tehdit altındayken toplumun önemli bir kesiminin sadece iç siyasete odaklanması da üzüntü vericidir.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •