Terörizmde Kendinden Zuhur Dönemi!

Globalleşme ve kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, radikalizm ve terörizmin yöntemleri de değişti.

Terörizmde genel olarak örgütlü bir yapı vardır. Yerel, bölgesel veya uluslararası siyasetin en radikal yöntemidir. Bu sebeple, sınır ötesi eylem gerçekleştiren terör örgütlerini destekleyen mutlaka bir devlet veya istihbarat örgütü bulunur. Terör eylemleri, çoğunlukla bu destekçilerin stratejik çıkarlarına uygun zaman ve mekânlarda gerçekleşir.

Haberleşme ve sosyal medya araçlarının gelişmesiyle birlikte örgütsel organik bağlılığın yerini “Düşünsel Bağlılık” almıştır. İnsanlar terör örgütüyle organik bir bağı olmadan bu amaçlara uygun eylemler gerçekleştirebilir. Bu bir bakıma, bütün devletlerden ve örgütlerden bağımsız bir terör yöntemidir ve bütün dünya toplumları için son derece tehlikelidir.

Günümüzde gelişmeye başlayan bu radikalizm ve terörizm şeklinin mutlaka psikolojik ve sosyolojik yerel temelleri vardır. Dışlanmışlık, işsizlik, kültürel kaos, eğitimsizlik ve psikolojik gerginlik insanları kolayca radikalizme sürükleyebilir. İçinde yaşadığı topluma yabancılaşan radikaller, kendileri dışındaki herkesi düşman görür. Kin, nefret ve intikam duygularıyla beslenen radikalizm bazen dinsel bir temel, bazen ırkçılık, bazen de karmaşık bir felsefi düşünce üzerine kurulabilir. İnsanlar örgütsel bağları olmadan, sadece düşünce bağlılığı ile bireysel olarak ya da birkaç kişilik gruplar halinde terör eylemlerine girişebilirler.

Bu hareket tarzını, felsefi bir tanımlama haline getiren ilk örgütlerden birisi Türkiye’deki İBDA-C örgütüydü. Sosyalist düşüncelerle, Necip Fazıl’ın İslamcı düşüncelerini birleştiren bu küçük örgüt, kısa zamanda etkin bir taraftar gücü oluşturmuştu. İBDA-C örgütü “Kendinden Zuhur” felsefesi ile bu fikre inananların örgütle hiçbir organik bağı olmadan eylem gerçekleştirebilmelerini öğütlüyordu. IBDA felsefesini benimseyenler “Gerekeni gerektiği yer ve zamanda gerektiği şekilde yapmak” için örgütten talimat beklemeyeceklerdi. Örgüt 1975 yılından 2000 yılına kadar etkinliğini sürdürdü.

IBDA-C’nin Kendinden Zuhur felsefesi, yıllar sonra Irak Şam İslam Devleti tarafından “Tekil Eylem” felsefesi olarak kendisini gösterdi. İslam Devleti örgütü, kendilerine inanan Müslümanları –kendileriyle organik bağı olmadan- bulundukları her yerde kâfirlere karşı eyleme davet ediyor. Fransa’da gerçekleştirilen saldırıları bu yöntemle yapılan “Bireysel Eylem” olarak değerlendirmek gerekir.

Bilindiği gibi, Irak Şam İslam Devleti, başlangıçta hem Rusya & İran hem de ABD & Suudi Arabistan ittifaklarının gizli destekleriyle ortaya çıkmıştı. Rusya ve İran İttifakı, El Kaide zihniyetindeki bir örgütün ortaya çıkışıyla, dünya kamuoyunun Irak’ta Şii Hükümeti’ne ve Suriye’de Esad Yönetimi’ne destek vereceğini düşünmüştü. ABD ve Suudi Arabistan merkezli Batı Koalisyonu ise, Irak ve Suriye’de gelişecek bir Sünni tehdidin Şia İttifakını durduracağını planlamıştı. Her iki tarafın da istediği oldu ancak, Irak Şam İslam Devleti hiç kimsenin tahmin edemeyeceği şekilde büyüdü ve kendisini geliştirdi. İslam dünyasında onlarca yıldır temelleri bulunan İslam Hilafeti düşüncesi üzerine büyük bir Cihat hareketi kurdu. Bu felsefeye inanan binlerce İslamcı çağrıya uyarak örgüt saflarına katıldı. Şimdi yaklaşık 18.000 civarında yabancı savaşçısı bulunan örgüte, her ay 1000 civarında yeni katılım gerçekleşiyor.

Çerkez ve Çeçen savaşçıların Ortadoğu’ya kayması sebebiyle Rusya ve ülkelerindeki radikal İslamcılardan kurtuldukları için de Batılı Ülkeler bu durumdan yararlanacaklarını düşündüler. Ancak, savaş bölgesine gelme imkânı bulamayan yüzlercesi Batı ülkelerinde aynı Radikal fikirlerle yanıp tutuştular. Ilımlı olan birçok İslamcı genç ise gittikçe radikalleşti. Batı ülkelerinin Müslümanlara yönelik ikiyüzlü ve çıkara dayalı ilişkileri, Müslüman gençleri hala kin ve nefrete sürüklüyor. İster Batı’da ister Doğu’daki birçok Müslüman, Varil bombaları ile kentlerdeki çaresiz sivilleri, çocukları, kadınları hedef alan Esad Yönetimi’ne sessiz kalan Batı Koalisyonuna karşı İslam Devleti Örgütü’nü ve İslamcı örgütleri destekliyor. Lübnan’da, Ürdün’de, Türkiye’de, Irak’ta ağır kış şartlarında açlık, hastalık ve sefalet içinde yaşayan milyonlarca savaş mağduru Müslümanın durumu, her gün onları gören, duyan insanları Batı’dan uzaklaştırıyor. Dünya’da olup biten bütün olaylar, her yönüyle televizyon haberlerine, internet ve sosyal medya uygulamalarına sansürsüz bir şekilde yansıyor.

Gelişen iletişim teknolojileri bütün dünyayı tek bir toplum haline getirdi. İnsanlar, kültürler, dinler artık iç içe geçmiş durumda. Boko Haram’ın Nijerya’da yaptığı eylemler ve katliamlar sadece Afrika ile sınırlı kalmıyor. Anında duyulan haberler, bütün İslam dünyasını ve Batılı ülkeleri de derinden etkiliyor. Hıristiyanlar kadar Müslüman çoğunluğu da derinden üzüyor. Ortaya çıkan kin ve nefret duyguları bazen Hindistan’a, bazen Almanya’ya, bazen Fransa’ya ulaşıyor.

Bütün bu sebeplerle, artık ikiyüzlü ve çıkarcı ilişkiler yerine evrensel insan haklarına ve adalete dayalı politikalar izlemeliyiz. Afrika’daki açlık ve hastalık, Irak ve Suriye’deki savaşlar ve katliamlar, Filistin’deki Müslüman Yahudi gerginliği artık hepimizin sorunu ve sorumluluğu.

Suriye’de varil bombasıyla kız çocuklarını kaybeden bir babanın elinde kanlı ayakkabılarla döktüğü gözyaşını silebilir miyiz? Dondurucu soğuktan buz tutan çadırlarda Suriyeli sığınmacılarla bir gece kalabilir miyiz? Hangi dinden veya mezhepten olursa olsun bir insanın boğazının kesilişine bakabilir miyiz? Bir damla petrol, bir damla kandan değerli mi? Bağdat’ta veya Paris’te katledilen insanlardan biri diğerinden daha mı kıymetli? Bizim gibi inanmayanları hakaretle, aşağılayarak veya öldürerek mi ortadan kaldırmayı düşünüyoruz? Kin ve nefretlerimiz ne zaman son bulacak?

Radikalizm ve Terörizm, sadece bir dinin veya toplumun sorunu değil. Dünyanın en uzak köşesindeki bir adaletsizlik veya bir katliam artık hepimizi derinden yaralıyor. İç içe girmiş ekonomiler, kültürler ve dinler arasında barış ve huzur olmadıkça, Doğu’da veya Batı’da barış içinde yaşamamız mümkün değil. Bugünlerde Fransa’da görülen saldırılar, ABD, Almanya ve İngiltere gibi Batı ülkeleri ile Körfez Arap ülkelerinde de sıcrarsa hiç şaşırmayalım.