Suriye’de DGSE & MOSSAD Alevi Nusayri Provakasyonu

Essed rejiminin devrilmesini takiben Suriye’nin Türkmen Dağı – Lazkiye bölgesinde bir Alevi & Nusayri Provakasyon girişimi yaşandı. Buna ilişkin, X hesabımda birçok önemli videolar paylaştım ve önemli bilgiler verdim. Bunları Tarihe Not Düşülmesi açısından bir bütünlük içerisinde bu yazı içerisine aldım. Alevi & Sünni çatışmalarının Ortadoğu ve İslam Dünyası ile birlikte Türkiye’nin de hassas konularından biri olduğunu hepimiz kabul ederiz. Burada verdiğim bilgiler ve videolardan Türk toplumu ve siyasetçiler açısından alınacak önemli dersler var. Herhangi ek bir değerlendirmeye ihtiyaç olmaksızın, bu konudaki X Haberlerimi aşağıda veriyorum.

Sykes-Picot’tan beri Suriye’yi nüfuz alanı ve sömürgesi olarak gören Fransa, bölgedeki yeniden yapılanma sürecinde yeni oyunlar peşinde. Afrika Sahel ülkelerinde neredeyse bütün eski sömürgelerini kaybetmiş bulunan Fransa’nın bölgede Netanyahu Hükumeti ile de dirsek temasına girerek Kantonlaşma planına uygun bir zemin oluşturmaya çalıştığı görülüyor. Atatürk’ün vefatından 6 ay önce Hatay’ı Türkiye’ye katmasının acısını uzun yıllar İskenderun kökenli marksist leninist terör örgütü işbirlikçilerini ve ASALA’yı destekleyerek çıkarmaya çalışan Fransa’nın şimdiki hedefi, Suriye’nin muhtemel bölünmesi (ki 1980 sonrası Siyonist Obed Yinon planında açıkça belirtilir) sonrasında Lazkiye bölgesindeki Alevi kantonunun himayesine soyunmak. Fransız Gizli Servisi’nin ASALA ve LaFarge ile PKK terör örgütüne verdiği destekleri unutmadık. Mihraç Ural (Ali Kayalı) hala bu bölgede ve Fransız Gizli Servisi’nin emrinde bunları da iyi biliyoruz. Golan’ın doğusunda bir Dürzi Kantonu kurmak için kolları sıvamış olan MOSSAD ile DGSE şimdilerde benzer ortaklığın siyasal zeminini oluşturmaya çalışıyor.

Bu konuya özellikle dikkat çekmek için sizlere Lazkiye bölgesindeki bir Alevi cenazesinde konuşan Fransız işbirlikçisi olduğu da açık olan konuşmacının sözlerini çeviriyorum. Türkiye’de Mustafa Kemal’in izinden gittiğini bildiğimiz özellikle Hatay yöresi Alevi vatandaşlarımızın bu kışkırtmalara karşı uyanık olmasını diliyoruz: (Konuşma uzun, önemli bölümleri aynen, bazı bölümleri özet halinde aktarıyorum)

“Bu kutsal topluluk ve bu dağların her köşesinden ve köyünden gelen bu büyük kalabalık, tek suçu Müslüman bir Alevi olan bu yüce şehidin bedenini gömmek için burada toplanmış bulunuyor. Allah’tan başka tanrı yoktur ve Muhammed Allah’ın elçisidir. Konuşmama başlamadan önce, birkaç söz söylemek istiyorum Bu ülkenin köşelerindeki kardeşlerimiz ve bu mezhebin bize ulaşan tüm umudu, bazı sevgi dolu ve çok sevgi dolu kardeşlerden, sizden Alevi mezhebi adına konuşma görevi verildi. Biz örgütlenirken Ayn el-Şarkiya halkının cenazeleri ve şehitlikleri sırasında, al-Qarbat’tan (Lazkiye bölgesinde bir vadi) Banyas’a kadar olan dağı kontrol etme sözü verdik. Humus, Masyaf ve Tardus el-Abiya’dan tüm köyleriyle birlikte birçok popüler heyet bize geldi. Telefonla iletişimden aldığımız şey. Herkes bize görev veriyordu ve en düşük derecede Alevi mezhebi adına konuşmamızı talep ediyordu, bu yüzden ben… Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki Alevi mezhebinin adına konuşuyorum: “Hapishanelerde ve gözaltı merkezlerindeki oğullarının serbest bırakılmasını talep ediyorlar. Dün gece valinin huzurunda da söyledik. (takiben konuşmacı birkaç paragraf özellikle askeriyede bulunan mensuplarının maaşlarının kesildiğini ve zor durumda kaldıklarını anlatıyor). Dürzi mezhebinin şeyhi, Dürzi azınlığa koruma talep etmek için İsrail’e gitti ve güvenlik sağlanana kadar Dürzi dağının (Golan’ın doğusunu kastediyor) silahlarını teslim etmeyeceğini teyit etti. Tüm azınlıkların dahil olduğu bir devletin gerektiğini söyledi. Bizler Alevi mezhebinin oğullarıyız. Oğullarımızın kaçırılması ve öldürülmesi devam ederse, – ki eski rejimi koruyan tugay subayları olmakla suçlanıyorlar- Alevi mezhebinin milyonlarca üyesi de dahil olmak üzere mücadele eden uluslara, haklarımızı ve güvenliğimizi sağlaması için Fransız güclerine koruma talebinde bulunacağım. Suriye dışından bize uzatılan ellerle, örneğin İnsan Hakları Gözlemevi ve Türkiye’deki Alevi mezhebinin temsilcileri ile işbirliği yapacağım… Alevi ileri gelenlerinden bir grup oluşturup Başkandan koruma talep edeceğiz. Biz Devlete ve Şaraa’nın liderliğine sadık olduğumuzu belirttik ancak kendimizi yaptıklarımız için öldürülme ve kaçırılma ile karşı karşıya bulduk.”

Konuşmacı konuşmasının sonunda “Şair Bedir Şakir El-Sayyaf’ın bir şirini hatırlıyorum: “Şiirlerimde insanlara öğüt verdim ama dinlemediler. Sanki kulakları zincirlenmiş gibi sağırdı” diye örtülü olarak yönetime uyarıda bulunuyor.

Burada şu notu vermek isterim. 60 yıl boyunca Essed rejiminin en azılı katillerini oluşturan Cumhuriyet Muhafızlarının subayları ve daha sonra İran rejiminin Kudüs gücü komutanları bu bölgelerdeydi. Türk köylerini boşaltanlar, Türkmenleri bölgeden sürenler, tutuklularını besledikleri Arslanlara yem edenler, PKK terör örgütünün -Afganistan, Zahedan- Kandil’den kendilerine ulaştırdığı uyuşturucuyu buradan Kıbrıs Rum kesimine ve dünyaya pazarlayanlar, son olarak Suriye halkı kurtuluşunu kutlarken yeni yönetime karşı en büyük silahlı kalkışmaları yapanlar ve 20’ye yakın güvenlik gücünü öldürdükten sonra yakanlar da bu bölgedendi. Bu bir Mezhepçilik değil İnsanlık olayıdır. Bir adaletsizlik varsa Suriye halkı kendi içinde buna bir çözüm arar. Dürziler İsrail’den, Lazkiye Alevileri Fransa’dan koruma talebinde bulunursa bunun adı ülkenin birliğine ihanet olur. Bunun ötesinde, Türkiye’deki Alevileri de işin içine katarak bölgesel kaos ortamına hizmet etmek çok başka anlamlar taşır. Uzun yıllara dayanan bir zulüm ve yıkımın ardından, kusursuz bir Devlet işleyişi beklemek zaten boş konuşmaktır ve sizin de büyük sorumluluğunuz olan bu enkazı Suriye halkı olarak birlikte kaldıracaksınız.

Geçtiğimiz gün sizlere çevirisini verdiğim bir cenaze konuşmasında Suriye Lazkiye Alevilerinin sözcüsü olarak konuştuğunu ifade eden şahıs “Fransa’dan koruma talebinde bulunacaklarını” ifade etmiş ve güvenlik sorunları olduğunu açıklamıştı. Konuşmanın içeriğinin Fransa desteğinde Koruma ve Ayrılık mesajı taşıması sosyal medyada büyük tepki toplayınca aynı kişi dün yeni bir açıklama yaptı. Önce açıklamanın önemli kısımlarını sizlere veriyorum, takiben değerlendirmeyi de yapacağım. Salih Mansur şöyle söylüyor:

“Allah’ın selamı, merhameti ve bereketi üzerinize olsun. Ben Zama köyünden Şeyh Salih Mansur’um. Herkese evimde, ailem, sevdiklerim ve arkadaşlarımın arasında olduğumu temin ederim. Sosyal medyada dolaşan her şey medyanın kaçırmalar, asılsız suçlamalar ve benzeri konularla ilgili hiçbir gerçekliği yoktur. Evimde, ailem ve arkadaşlarımın arasında konuşuyorum. … Açıklamaya gelince, doktorun cenaze töreninde yaptığımız konuşmaya. Bu doktor öldürüldüğünü söylediğimiz kişi hakkındaki tek suçlama: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Efendimiz Muhammed’in elçisi olduğuna” tanıklık etmesiydi. … Bu nedenle söylediğimizde ve konuştuğumuzda ve uluslararası koruma talep ettiğimizde, açıklamayı okuyan herkes satır aralarını incelemelidir. Kaçırma, öldürme, hakaret ve benzeri durumlar söz konusu olduğunda, belirleyici olmayan bir koşula aykırıysa vurguladığımızı söyledik. Bu mezhebin etrafında devam eden ve çoğu azınlık tarafından durdurulamayan benzer olaylardan dolayı uluslararası koruma talep edeceğiz, özellikle Fransa’dan bahsederken, çünkü birkaç gün önce bize ilk elden teklif edildi ve biz kaçırma ve kaçırma olayları ortaya çıkana kadar herhangi bir açıklama yapmadık. … Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarının bölünmesini kategorik olarak reddediyoruz çünkü mezhebimizin üyeleri ve diğer azınlıklar Suriye kıyılarının dışında yaşıyor. Örneğin Şam şehrinde binlercesi var, Ayrıca Humus şehrinde binlerce Alevi var ve bir arada yaşıyorlar, Sünniler, Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar. Bu nedenle, hiçbir Alevi’nin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarındaki özgür Müslümanlar bu ülkenin bölünmesini kabul etmez. Yüce Tanrı’nın bu ülkede güvenlik, emniyet, barış ve huzur bahşetmesini umuyoruz. Tanrı’nın barışı, merhameti ve bereketi üzerinize olsun.”

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Nusayri toplumu, Kuran’a ve Ahlaka bağlılık konusunda takdir ettiğim bir topluluk. Türk ve Müslüman kamuoyu bu ayrıntıyı bilmez ancak Nusayri toplumunun çoğu önderi Kuran’ı derin manasıyla birlikte ezbere bilir. Almanya’daki bir Nusayri önderi ile bu çerçevede iyi bir tanışıklığım olmuş ve birçok konuları karşılıklı tartışmıştık. Müslüman mezheplerinin kendilerine göre inanç ve uygulama farklılıkları olması ayrı bir konudur ancak Nusayriler de Allah’ın Birliğine ve Hz Muhammed’in Onun Elçisi olduğuna inanırlar. Atatürk döneminden bu yana Hatay bölgesindeki Nusayri vatandaşlarımız da Cumhuriyet, Atatürk ve Milli Birlik düşüncesini benimsemiş insanlardır.

Bununla birlikte yeni nesil içerisinde ve özellikle yabancı servisler ve Essed rejimi tarafından kendileri dışındakilere, sünnilere ve Türkiye’ye karşı düşman hale getirilmiş olanlar da az değildir. Şüphesiz ki ister Nusayri, Alevi, Sünni, Dürzi olsun temel sorun Cehalet’tir. Onlarca yıldır özellikle Siyonist servisler marifetiyle Allah için savaştıklarını zanneden Müslüman gruplar öncelikle birbirleriyle çatışmış ve özellikle Ortadoğu bir kan gölüne çevrilmiştir. Böyle bir ortamda, mücadele edilmesi gereken Cehalet ve Fitnedir. Tehdit eder gibi -üstelik Hıristiyan bir Sömürgeci ülkeden- Fransa’dan Koruma Talebi düşüncesini dile getirmek hiçbir şekilde izah edilemez. Nitekim yukarıdaki yeni açıklamaya dikkat ederseniz, Fransa’nın Suriye devriminin ilk günlerinde Lazkiye Nusayri toplumuna Koruma Talebi ile geldiği açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca yeni konuşmada birlik mesajı verilirken, “Aleviler Suriye’nin her yanında yaşıyor ve bu yüzden bölünmeyi istemiyoruz” anlamı da çıkmaktadır ki bu tür yaklaşımlar temelden yanlıştır. Mezhepçilik sadece Müslüman Toplumların değil bütün diğer dinlerin de en hassas ayrılık noktasıdır. İnanç temelli savaşlar hep kanlı biter. Herkes küp, dikdörtgen gibi aynı kalıpta olmaz. Herkesin içinde doğduğu kültür, anlayış, gelenek farklıdır.

Bu konu üzerinde özellikle duruyorum çünkü Türkiye’de Atatürkçü olduğunu düşünen bazı çevreler de,PKK terör örgütü ile aynı söylemi benimseyerek “Suriye’de Alevi katliamı yapılıyor” propagandasına katılmışlar. Onları bilgilendirmek için olayın arka planına ilişkin gerçek örnekler sunuyorum. Aynen PKK Terör Örgütü’nün, kendilerine karşı olan mücadeleyi sanki Kürt toplumuna yapılıyormuş gibi lanse etmeleri gibi, Essed rejiminin kalıntıları da kendilerine dönük mücadeleyi sanki Alevi toplumuna yapılıyor şeklinde yansıtmaya çalışıyor.

Bazı Atatürkçü arkadaşlarımıza tavsiyemdir; Madem derme çatma internet haberleriyle ve batı zihniyetiyle Suriye’de neler olduğunu henüz kavrayamadınız, hala Suriye devriminin arkasında ABD-İsrail kurgusu arıyorsunuz; Sanırım bu konuda biraz daha hassas davranır, mezhepçi gruplarla aynı karelere girmezsiniz. Atatürk’ün kültürel mirasını korumak için Şeyhler ve Tarikatlarla birlikte Dedelerin cehalete dayalı Kölelik Sistemine de karşı çıkmak gerekir.

Videoda konuşan kişi; köşede fotoğrafını da gördüğünüz gibi Cumhuriyet Muhafızları denilen ve Essed rejiminin katliamlarında en büyük suç ortağı olan askeri teşkilatın Lazkiye Türkmen Dağı bölgesinde konuşlu “Dağ Arslanları Grubu’nun komutanı: Bessam Hüsamettin. Videonun ilk bölümünde köşede gördüğünüz fotoğrafı aradaki büyük görüntüde incelerseniz, Süheyl Hassan denilen Ruh Hastası ve Eşcinsel katille birlikte çekilmiş bir fotoğraf. Arkadaki Putin & Essed görüntüsü çok şey anlatıyor. Son videoda Bessam, Sahil bölgesine gönderilecek bütün güvenlik görevlilerini bıçakla doğrayacağını ifade ederek, ilk videodaki tehdidini bir üst seviyeye çıkarıyor. Son videoda, Bessam’ın emrindeki Essed kalıntıları üzerinde Rus Özel Kuvvetleri’nden kalma üniformalar var. Bu grup, Lazkiye bölgesi güvenlik operasyonları sırasında 20 civarında genç güvenlik görevlisini öldürdükten sonra yakmıştı. Bessam, 60 yıl hizmet ettikleri rejimin katliamları karşısında kendilerinin ne yaptığı unutarak; Aralık ayında yani daha Suriye devriminin ilk kaos ortamında yeni Suriye yönetimine işleri düzeltmesi için 48 süre verdiğini ve aksi takdirde isyan edeceklerini açıklamıştı.

Bugünden itibaren haritada gördüğünüz Himeymim Rus Üssü yakınındaki Cebele’den başlayarak, AynuşŞarkiye, Zama, BeytYaşut, Helbeko ve çevre köylerdeki Essed kalıntılarına karşı büyük bir askeri operasyon yapılıyor. Bessam, Alevileri de istismar eden Konuşmasının ilgili bölümlerinde şunları söylüyor:

“Onurlu ve temiz Özgür Ordu’ya, her şeyi ahlaki ve iyi bir şekilde kontrol edebilmesi için kırk saatliğine bir şans vermek istiyoruz, çünkü şu anda ihlaller yaşıyoruz. İnsanlar geliyor arabalar, motorsikletlerle geliyor, içeri girmiyor. Eve gelince ne diyor, cep telefonunu ver, almıyorlar ve diyorlar ki, “Oh, filan kim? Ve Allah aşkına, filan filan kimdir bilmiyoruz. Bu kaçamak cevap nedir? Ne anlama geliyor? Bu olmaması gereken bir konuşma. Baskı bir patlamaya yol açacak. Baskı bir patlamaya yol açacak sizde bir devrim ve bu aynı baskı sizde bir devrime yol açacaktır. Önümde, bu konu tehlikelidir. Umarım, onurlu Özgür Ordu’nun onurlu lideri. Endişelerini giderin, Zafer ve temizliği koruyun, zaferdir, onu bozmayın, israf etmeyin, haramdır. Hazırız, elimizi uzatıyoruz, teşkilatlanacağız, güvenliği koruyacağız ve halkın şerefini koruyacağız ve işleri kontrol altında tutacağız. İnsanları kontrol edin, Tanrı onları korusun, Özgür Ordu geliyor diyorlar, kardeşim, Tanrı’ya yemin olsun, bizi rahatlattı ve kurtardı ve işlerimiz düzeldi ve kimse bize sormadı, varlığınız büyük, harika kalacak Kendimize güveniyoruz ve korkmuyoruz, çünkü 48 saat sonra işler düzelmezse isyan edeceğiz. İyi tanınıyorum ve ekranlarda tüm Alevi Şerif mezhebine hitap ettiğimi görüyorsunuz. 48 saat içinde kıyıda güvenlik durumu düzelirse düzelir, düzelmezse isyan edeceğiz, son kişi şehit olsa bile. Ortaya çıktım ve balkondayım, mutluyum. Rabbimle birlikte ona gideceğim.”

Suriye’nin Lazkiye bölgesindeki Alevi kışkırtmalarının arka planına ilişkin verdiğim bilgilerden ve eleştirilerimden rahatsız olan ve mesaj gönderen bazı arkadaşlarıma bu konuda son bir belge daha sunuyorum. Bölgenin gerçekliğini bilmeden kulaktan dolma bilgilerle ancak emperyalistlerin kurgularına hizmet edilir.

Fransa’dan “Koruma Talebinde Bulunabileceklerini” dile getiren ve kendisini Lazkiye Alevilerinin sözcüsü olarak tanıtan Şeyh Mansur, bununla da kalmayıp güvenlik görevlilerini kaçıran eşkiyalar ile yönetim arasında arabuluculuğa soyundu ancak sonunda tutuklandı. Bugün bölgedeki Alevi toplumunun ileri gelen 4 din adamı AklıSelimle ve kendilerine yakışan bir tavırla ilgili videodaki şu açıklamayı yaptılar: (Konuşmalarına başlama ve bitirme şekilleri ve kıyafetleri, insanların kafalarındaki bazı önyargıların yanlış olduğunu göstermesi açısından önemlidir.)

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam ise elçilerin efendisine, temiz ailesine, seçilmiş ashabına ve kıyamete kadar onları takip edenlere olsun. Ben, Kardaha Vakıflar Bölümü Başkanı Şeyh İsa Behlül ve benimle birlikte Şeyh Ayüp Kara Felah, Şeyh Rafik Yusuf ve Şeyh Nizar Salih, bu vilayetteki şeyhler ve ileri gelenler olarak, şunu duyuruyoruz: Dün Alevi mezhebini ve ileri gelenlerini temsil ettiğini iddia ettiği bir videoda görünen Salih Mansur adlı kişiyi tanımıyoruz. Kendisi bizim tarafımızdan tanınmıyor. Ayrıca söylediği her şeyi bütünüyle ve ayrıntılı olarak kınıyoruz ve reddediyoruz. Alevi mezhebi üyelerinin Alevi oldukları için öldürülmesinden bahseden haberler yanlıştır. Genel olarak ve ayrıntılı olarak, nedenleri olabilecek veya olmayabilecek bazı durumlar hariç ve bunu yapan Otorite değildir. Ayrıca (Salih Mansur’un) genel ve ayrıntılı olarak söylediği her şeyi kınıyoruz ve ayrıca Suriye’nin iç işlerine karışmak için kim olursa olsun herhangi bir dış taraftan yardım isteme konusundaki konuşmasını da kınıyoruz. Bugün yeni bir devletin koruması altında yaşıyoruz. Hükumet ve onlar, biz Suriye halkının bir parçası olduğumuz ve onlar da Suriye halkının bir parçası olduğu için, ortaya çıkan herhangi bir sorunu çözmekten sorumludur. Bizi bir devlet ve bir hükumet olarak temsil ediyorlar ve yeni liderlik bize karşı büyük bir esneklik gösterdi ve bizimle mezhepsel bir temelde ilgilenmedi, bunun yerine bizi Suriye halkının diğer bileşenleri olarak korudu. Liderlik herhangi bir sorunda bize yanıt veriyor ve bizimle belirli bir mezhep olarak ayırmıyor. Yönetim, sorunlarımızın ve bütün Suriyelilerin sorunlarını çözmede meşru referansımızdır. Bu konuda konuşan Salih Mansur, Alevi mezhebinden herhangi birini temsil ediyor ve sözleri toplumdaki medeni barışı tehdit ediyor. Yeni liderliği ortadan kaldırmak ve her koşulda gerçekleşmesini engellemek istediği fitnenin yaratılması çağrısında bulunuyor. Biz de buna karşı şunu söylüyoruz: Suriye halkına karşı suçlara karıştığı kanıtlanan herkesi sorumlu tutuyoruz. Kim olurlarsa olsunlar ve ülke genelindeki dini ve etnik aidiyetlerine bakılmaksızın, Suriye toplumunda tüm bölgelerde iç barışın korunması çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca kesin ve kesin olarak Suriye’nin, topraklarının ve halkının, tüm ulusal ve dini bileşenleriyle birliği konusunda kararlılığımızı ilan ediyoruz Çetenin Ain al-Sharqiya köyünde O sırada görevlerini yapan Kamu Güvenliği mensuplarını kaçırmasını şiddetle kınıyoruz… Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.“

Son Durum itibariyle, bölgedeki Alevi toplumu ile yeni Suriye Yönetimi arasındaki karşılıklı iyi niyetli açıklamalar sonrasında, bölgeye operasyon için giden kuvvetler geri döndüler. Esasen, bu olaylardan önce bölgedeki ileri gelenler ile yönetim arasında iyi bir diyalog kurulmuş ve askeri kuvvetler çekilerek kent güvenliği için polis teşkilatı görevlendirilmişti. Ancak daha önce de bilgi verdiğim gibi Essed kalıntısı ve yabancı servislerle ilişkili bazı gruplar çeteler oluşturarak saldırılara başladılar. Aynı çetelerden Mihraç Ural (Ali Kayalı) ve ekibini unutmuyoruz…

Mezhep Savaşları, Ortadoğu’nun son yüzyılına damga vurmuş en önemli çatışma zeminidir. Bu yüzdendir ki, bölgede egemen olmak isteyen sömürgeci ülkeler ve siyonistlerin gizli servisleri fikir ayrılıklarını körükleyerek, örtülü suikastler düzenleyerek bu yangını sürdürmüşlerdir. Lübnan, son yüzyılda bunun acısını en fazla çeken ilk ülke olmuş ve sonunda bu hastalıktan büyük ölçüde kurtularak birlikte yaşama bilincini geliştirmiştir. Suriye de, bu konuda en büyük zulmü ve katliamları yaşamış en önemli ülke olarak Mezhepçilik tehlikesinin farkındalığında Birlik Oluşturma gayretindedir. Cehalet olduğu sürece radikaller olacak ve bu tehlikeyi ancak yeni nesiller -yaşanan acı tecrübelerden ders çıkararak- aşabilecektir.

Önceki twitlerimde Fransa’dan Koruma Talebini gündeme getiren bir Suriyeli Alevi Şeyhi’nin konuşmalarını çevirerek vermiştim. Şimdi Suriyeli Sanatçı Cemal Süleyman’ın, kendisine bir medya mensubunun Mezhebi ile ilgili soru sorması üzerine verdiği örnek bir cevabı aktarıyorum. Bu örnekler, Türkiye için de hala önemli bir ayrılık zemini oluşturan Alevi-Sünni mezhepçiliğine takılanlara ders niteliğindedir: Videoda geçen konuşma şu şekilde:

“Gazeteci: Adaylığınızın engellenmesinde Mezhepsel bir engel olduğunu ve bunun mesleğiniz için bir engel oluşturacağını düşünüyor musunuz? Cemal Süleyman: Lütfen, lütfen sayın medya mensubu, lütfen, hangi mezhebin? Hangi mezhebin? Hangi mezhebin? Peki neden bu konuyu ele aldık ve neden bu konuyu konuşmak istiyoruz? Siz medya ne istiyorsunuz? Yani, takip ettiğiniz soru türü tehlikeli fikirleri destekliyor. Ben bir insanım, ben bir insanım. Hiçbir mezhepsel bağlılığım yok. Babam babamın memleketinden. Şam’da doğdum ve Şam’da yaşadım ve Şam’da yaşıyordum. Suriyeliyim. Şu veya bu Alevi, şu veya bu Sünni, şu veya bu Dürzi, şu veya bu Hristiyan ve şu veya bu yok. Biz Suriyeliyiz ve bu kadar. Eğer dar mezhepsel bir şekilde düşünmeye devam edersek, bu doğru değil. Önümüzde hala uzun bir zaman var. Tüm mezhepsel engelleri aşmazsak intihar etmiş olacağız. Meselelerimizin ve tüm bölünmeler, hatta siyasi bölünmelerimiz ve entelektüel farklılıklarımızın. Suriye için bir lanet değil, bir lütuf olması için iyi ve kapsayıcı sevgi istemeliyiz. Ancak mezhepsel düşünceyi özellikle bir proje olarak görüyorum, Allah bunu yasaklar. Bu savaş demektir. Böyle görmek istediğiniz gruplar olabilir ancak bunu başarısız kılmalıyız.”

 

Abdullah Manaz

Dr. Abdullah Manaz; araştırmacı, yazar, yönetmen ve belgesel yapımcısıdır. TRT'de 1985-2011 yılları arasında 500'den fazla televizyon programı üretmiş, 40'tan fazla kitap ve makale kaleme almıştır. Ortadoğu, istihbarat ve güvenlik alanlarında uzmanlaşmış olan Manaz, akademik çalışmalarını belgesel ve dijital içerik üretimiyle sürdürmektedir.