Korku Siyaseti

Güçlü Liderlerce yönetilen ülkelerde veya gücünü Tanrı’ya dayandıran toplum ve cemiyetlerde Korku Siyaseti egemendir. İnsanlar, sinmiş bir şekilde sadece rutin işler yapar, doğruyu söylemekten ve dürüst davranmaktan korkar, sorumluluk yüklenmez ve toplumsal görevlerini de ihmal eder.

Ülkemiz Çok Parçalı Uzlaşmaz siyasal yapıdan Uzlaşma gerektiren Başkanlık sistemine geçiyor. Bu sürece alışmak biraz zor olacak. İnsanlar onlarca yıl yaşadıktan sonra bile huylarından vazgeçmezken, toplumların onlarca yıla dayalı alışkanlıklarını terketmesi sıkıntılı olacak.

Başkanlık, Liderlik veya Önderlikçe yönetilen toplumlarda insanların en büyük korkusu Lider veya Önder ile ters düşerek, zarar, suçlanma, dışlanma veya cezaya maruz kalmaktır. Bu yüzden yapacakları her eylemi enine boyuna düşünür, doğru veya yanlışlığından önce Lider veya Önderin ilkelerine uyup uymadığını kontrol eder. Söz veya eyleminin Akıl ve Adalet açısından taşıdığı değerden ziyade, Hâkim Düşünce açısından taşıyacağı anlamı hesap eder. Bu da Onu kendi kimliğinden ve iradesinden uzaklaştırır.

İnsanı bireysel seçiminden mahrum bırakan Hâkim Düşünce, bir Lider olabileceği gibi içinde yaşanılan Çevre Algısı da olabilir. Söylediği söz veya yapacağı eylemin bulunduğu Çevre tarafından kınanıp dışlanacağını düşünen insan da bireysel düşüncelerini açıklamaktan her zaman korkar.

İster Lider isterse Hâkim Çevre olsun burada yanlışın neredeyse tümü Korku Siyasetine boyun eğene aittir. Çünkü Korku Siyaseti ile hareket edildikçe Doğrular söylenmez, Yanlışlar tekrar eder. Herkes Lider veya Hâkim Çevre tarafından belirlenecek kurallara ve algılara teslim olur. Kendiliğinden bir Siyaset geliştiremez. Bu yüzden Liderin düşüncesi veya Hâkim Çevrenin mevcut algısı da değişmez, Tekliğe ve Kısır Döngüye dönüşür. Toplum kendisini yenileyemez, ileri adım atamaz. Karşılıklı Uzlaşma, Akıl ve Adalet çizgisinde birleşme, Fikir Alışverişi, Hoşgörü, Empati kaybolur. Bulunduğu nokta ve fikri iyice sabitleyen toplum radikalleşir, küskünlük, kızgınlık, tereddüt, çekimserlik yaygınlaşır. Çift Kişilikler, Psikolojik Sorunlar artar.

Bu yüzden Güçlü Liderler, çevresinde Doğru bilgiler veren, Yapıcı Eleştiri yapmaktan korkmayan, sadece Akıl ve Adalet üzerinde hareket eden Danışmanlar bulundurur. Eğer Danışmanlar da Korku Siyasetine kapılırsa o zaman Çöküş başlar.

Aslında bütün bu sorunların temelinde İnsan vardır. İnsan, Doğruluk, Dürüstlük, Akıl, Adalet gibi Yüce Değerleri öncelemiş ise hiç kimseden Korkmaz. İnanan insan Sadece Allah’tan Korkar, inanmayan da Akıl ve Vicdanındaki Doğru Ses’ten. Dünyanın EnBüyük Din ve Felsefesinin Peygamberi: “Beni ‘Dosdoğru Ol’ ayeti ihtiyarlattı. Allah’a inandım de ve Dosdoğru Ol” diye öğütlemişti. Yani Hz Peygamberin hayatı DosDoğruluk üzerine kurulmuş ve bu yüzden Elçi seçilmişti.

Bugünlerde Devlet ve Toplum düzeyinde iki farklı Korku Siyaseti var.

Allah’tan korkmayıp İnsan’dan korkmaya başlayanlar, bir süre sonra O’nu tanrılaştırır. “Şeyh Uçmaz, Müritleri Uçurur” misali, Cahili Şeyh, Âlimi Peygamber eder, Hipnoz olmuş gibi her emredileni yapar, buyrulunca kendi inancına, aklına, iradesine, milletine ve ülkesine de ihanet eder. İslam düşüncesinde Peygamber’i bile tanrılaştırmak yasaktır. Dindar olmayan toplumlarda ise, Hâkim Düşünce bütün algıları, düşmanlıkları ve bakış açılarını belirler.

Ülkemizde Devlet düzeyindeki Korku Siyaseti, Tayyip Erdoğan ismi çevresinde iki farklı şekilde ortaya çıkıyor: Dostluğun gereğini veya Düşmanlığın sınırını tayin edemeyenler.

Birinci Grup; Sayın Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğine ayak uyduramayan bir kısım AKP Bürokrasisi. Kendine has yöntemleriyle Belediyecilik, Ekonomi ve Siyasette büyük başarılar elde eden Erdoğan ile yola çıkanların kiminin nefesi tükenmiş, kimi makamı elde etmiş sıcaklığını ve menfaatini korumaya çalışıyor, kimi de yaptıkları yanlışlar yüzünden cezalandırılma korkusu yaşıyor. Hâlbuki bir Lider ile yola çıkanlar, sadece Onun gösterdiği hedefi görmeli, sürekli Ondan emir beklemeden hep Önden koşmalı, geride kalıp ganimet sevdasına düşmemeli. Yanlış yapan yanlışını kabul edip kendisini düzeltmeli. Eğer nefesi tükendiyse, hemen yerini daha yetenekli birine teslim etmeli.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 40 yıldır dünyanın en büyük Terör Örgütü PKK ve en büyük casusluk teşkilatı FETÖ ile mücadele ediyor. Bu mücadelede en büyük başarı son 3 yılda gerçekleşti. 30 yılda yapılamayanlar 3 yılda yapılabildi. Bu konuda geçmiş 10 yılda yapılan Büyük Yanlışlar telafi edildi. Birlikte yola çıkılan bazı Kişi ve Grupların niyeti ve ihaneti ortaya çıktı. Sayın Erdoğan’ın bu Korkunç Kaos sürecinden SağSalim çıkması ve Devleti de kurtarması, Devlet ve Güvenlik üzerine çalışanların takdirle karşıladığı büyük bir başarıdır.

İşte bu noktada, Doğru bir konuda Erdoğan’ın yanında olup olmamak da bir Korku Siyaseti’dir. Mevcut İnanç, Siyaset ve Alışkanlık ile kemikleşmiş Hâkim Düşünce, Tereddüt ve Korku ile Doğru’yu kabullenemez. Doğru olduğunu bilse de Hâkim Çevre yüzünden ifade edemez, dile getiremez; Aksine Kınanma ve Suçlanma Korkusu ile daha fazla Düşmanlık söylemine sarılır.

Bu konuda MHP ve Sayın Devlet Bahçeli’nin tutumu da güzel bir örnek oluşturur. MHP, önceki yıllarda bir zaman Sayın Erbakan, bir zaman da Sayın Ecevit ile Ortak Hareket kararı almış ve her iki durumda da Karşı Hâkim Düşünce tarafından suçlanmıştı. Dün eleştirilen Erbakan ve Ecevit bugün Dürüstlüğü ile anılır oldu. “Bize inanmayan Patates dinindendir, İktidar Kanlı mı Kansız mı alınacak” gibi sözleri unutulmayan Sayın Erbakan’ın da, Fetulla’yı neredeyse Diyanet İşleri Başkanı yapacak olan Sayın Ecevit’in de mutlaka hataları da vardı. Şimdi derinliğini toplumun bilmediği ve farkedemediği Tehditler yüzünden Bahçeli’nin Erdoğan’ı Doğru konularda desteklemesi de Korku Siyaseti yüzünden Empati kurulamayan bir husus. Dürüstlük çoğu zaman insanı yalnızlaştırır. Tek Başına kalmak zordur ama insana Huzur verir ve sonunda Doğru farkedilir.

Burada bu yazının Yazarı da aynı sıkıntı içindedir. Doğruluk ve Dürüstlük, Korku Siyaseti’ni yenmelidir. 2009 yılında Devlet yönetiminde sadece Erdoğan tarafından yanlışlığı farkedilmeye başlanan “Çözüm Sürecinin, PKK Terör Örgütü’nün gücünü Türkiye ve Ortadoğu’da Zirveye Çıkarması” yıllardır ısrarla anlatmaya çalıştığımız Büyük Bir Yanlıştı. Aynı şekilde, 1986’dan itibaren öncelikle Askeri Okullara, 28 Şubat 1997 sonrası Devlet ve Bürokrasiye yerleşen, 2005’te MİT hariç bütün Devlet kurumlarını ele geçiren Fetulla Casusluk Teşkilatı yine yıllardır Devleti yönetenleri bilgilendirerek veya makale ve kitaplarla kamuoyunu aydınlatarak mücadele verdiğimiz Büyük Bir Tehlike olmuştu.

Şimdi bu tehlikeler görülmüş ve bunun gerekleri yapılıyorsa bize düşen bütün gücümüzle bu mücadelenin yanında olmaktır. Bu iç tehditlere paralel olarak, Büyük Kürdistan projesinin Akdeniz Koridoru’na yönelik ElBab ve İdlib Operasyonları; Daha evvelsi gün Yıllardır Telafer ve Kerkük’ün yerini bile bilmeyen Türk Devleti’nin öncü olduğu anlaşmalarla Irak’taki bütün Türkmen kentlerinin kurtarılması, Kerkük – Telafer – Türkiye hattının açılması alkışlanması gereken Dış Politika başarılarıdır.  Yıllardır Ortadoğu üzerine çalışan bir uzman olarak da son birkaç yıldır yürütülen politikaları yerinde ve çok doğru buluyoruz. Her dönemde yanlışlar ve eksiklikler olabilir. Bu kadar önemli bir süreçten geçen bir devlet bazı ekonomik sorunlar da yaşayabilir. Önemli olan böyle önemli bir dönemde hem Bireysel hem de Toplumsal olarak Akıl’dan, Doğru’dan, Devlet ve Millet’ten yana Sorumluluk Sahibi ve Adaletli olmaktır.

Burada Devleti yönetenlere çok önemli bir görev düşmektedir: Yakın veya Yandaş değil; farklı siyasi çizgisi de olsa Doğru, Dürüst ve Yetenekli Bürokratları iş başına getirmek. Bu da önce Saray’dan, Yönetim Merkezi’nden başlar. Toplumlar Akılla Yönetilir ve İnsanlar Akılda Birleşir.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  • 12
  •