İngiliz Ortadoğu Paylaşım Planı

 

Ortadoğu’da her ne kadar adını fazla duymasak da, arka planda bölgeyi şekillendiren iki büyük güç var: Almanya ve İngiltere. Bu iki ülke geçmişte de bu bölge için savaşmışlar ve Birleşik Krallık galip gelmişti.

Günümüz OrtaDoğu savaşında ülkeler iki cepheye ayrılmış durumda. Rusya, İran, Irak Şii Hükümeti, Suriye Esad Hükümeti ve Çin, Doğu Gücü’nü oluşturuyor. Batı Gücü’nü oluşturan başlıca ülkelerse, ABD, Birleşik Krallık, İsrail, Fransa, Suudi Arabistan, Arap ve Koalisyon ülkeleri. Doğu Gücü’nün planlama merkezi Moskova ve Tahran. Moskova ve Tahran yönetimlerinin daha da arkasında Almanya’nın gizli siyasal varlığını mutlaka dikkate almak ve bu konuyu detaylıca incelemek gerekiyor.

Ortadoğu savaşının Koalisyon cephesinin planlama merkezi ise Washington değil. Yaklaşık iki yıldır, bölgedeki bütün gizli ve siyasal operasyonlar Londra’da planlanıyor ve yönetiliyor. Suudi Arabistan ve Selefi ekolünün asıl kurucusu olan İngilizler, Irak Şam İslam Devleti Projesi ile birlikte Kürdistan Projesini de derinden yürütüyorlar.

Hatırlanacağı gibi, Birleşik Krallık Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgal ettiği bu bölgede Balfour Deklarasyonu ve Peel Paylaşım Planı ile İsrail Devleti’nin kuruluşunu sağlamıştı. Sykes-Picot Anlaşması sonrasında Fransa’yı devre dışı bırakan İngiltere, Kürdistan Projesini hayata geçirememiş, Suriye ve Irak’ta kalıcı olamamıştı. 1940’lı yıllar ile birlikte Doğu Hıristiyanlığının liderliğine oynayan Rusya, Baas Partisi yoluyla bu bölgeye egemen olmuştu.

Ortadoğu Savaşı’nda Radikal Selefi Gücü temsil eden İŞİD Projesi 2013 yılında Londra’da planlandı. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin sermaye desteği ile oluşturulan Sünni Selefi Güç, uzun yıllardır Rus (ve Alman) istihbaratının kontrolünde olan Zevahiri liderliğindeki El Kaide’ye karşı, Batı’nın El Kaidesi olarak düşünüldü. Projeye ortak olan her ülkenin bu plandan beklediği bazı yararlar vardı:

Suudi Arabistan ve Körfez Sermayesinin temel beklentisi şunlardı:

  • İran tehdidinin ve genişlemesinin durdurulması, savaş gücünün zayıflatılması.
  • İran Özel Kuvvetleri’nin Bahreyn ve Yemen dışında savaşa yönlendirilmesi.
  • Suriye ve Irak’taki Sünni Arapların, Şiilere karşı güçlendirilmesi.

İsrail’in iki yönlü beklentisi vardı:

  • İran’ın savaş gücünün zayıflatılması.
  • Hizbullah’ın Lübnan’daki etkisinin azaltılması.
  • Lübnan’daki Sünni ve Dürzilerin güçlendirilmesi.
  • İran’ın Nükleer tesislerinin gerektiğinde yok edilmesi için bir kaos ortamının oluşturulması.

İngiltere, ABD ve İsrail’in ortak beklentileri ise şu şekildeydi:

  • Kürdistan’ın kurulması, İran, Rusya ve Çin’e karşı kurulacak yeni füze savunma hattının bu topraklara inşa edilmesi.
  • Rusya ve İran genişlemesinin durdurulması, Sünniler ile Şiilerin birbirini kontrol edeceği bir denge ortamının kurulması.
  • Özellikle Batı ülkelerindeki Radikal İslamcıların tasfiye edileceği bir Cihat ve Çatışma Ortamı oluşturulması.
  • Ortadoğu’da savaş yeteneğini geliştiren Radikal İslamcı gruplarla, Kafkasya’da Rusya’ya ve Doğu Türkistan’da Çin’e karşı mücadele alanları açılması.

Suriye ve Irak’taki Sünni Arap varlığının ılımlılaştırılması ve gelecekte Ürdün’ün kontrolüne verilmesi.

Rusya’nın, Batı Cephesi tarafından hazırlanan bu plana sessiz kalmasının ve dolayısıyla ortak olmasının da çok önemli sebepleri vardı:

  • OrtaDoğu kaosu sebebiyle kendisi için çok daha önemli olan Ukrayna ve Kırım işgalini sağlamlaştırmak. Doğu Avrupa’da rahat etmek için, Batı’ya bir çatışma alanı bırakmak.
  • Irak Şam İslam Devleti Projesi ile Irak ve Suriye Şii Hükümetlerinin meşruiyetini güçlendirmek.
  • Ortadoğu savaşı sebebiyle Kafkasya’daki radikal İslamcıları bu bölgeye hicret ettirmek. (Ancak MI6, Suriye ve Irak’taki bazı grupları yeniden Kafkasya’ya yönlendirmiş bulunuyor).

Bütün bu beklentilere uygun olarak OrtaDoğu’nun yeniden paylaşımı için, öncelikle mevcut sınırların silinmesi gerekiyordu. Irak Şam İslam Devleti Projesi, hem bütün dengeleri altüst edecek hem de sınırların yeniden çizilmesi için Batı cephesine bir gerekçe oluşturacaktı. İŞİD’den kazanılan her toprak, paylaşım için uygun bir ortam oluşturacaktı.

Esas olarak Londra’da geliştirilen Yeni Ortadoğu Paylaşım Planı, en genel hatlarıyla bu şekilde. Bu plan ne ölçüde gerçekleşebilir onu zaman gösterecek. Ancak, Doğu ve Batı cephesinin üzerinde ittifak ettiği en temel hususlardan biri Kürdistan’ın kurulması. Bu yüzden, Rusya ve Almanya da bu oluşumda Rol kapmak için büyük çaba sarfediyor.

Çoğu kimseye çok basit gibi görünen Suriye ve Irak krizi aslında adı konulmamış bir Dünya Savaşı. Türkiye, 2000’li yıllardan bu yana bu çatışmadan ne kadar uzak durmaya çalışsa da, siyasi ve ekonomik olarak büyük zararlara uğradı. Doğal olarak Batı cephesine yakın olan Türkiye bundan sonra biraz daha işin içinde olacak.