Filistin, Emperyalizm ve Yobazlık

Filistin ve Kudüs Meselesi, 1850’de Ortadoğu petrollerinin bulunmasıyla birlikte İngiltere tarafından uluslararası siyasete sokulmuş bir plandır. Rothshild ailesinin de içinde bulunduğu İngiliz bankerlerce desteklenen Siyasi Siyonizm buna paralel olarak gelişmiş ve Filistin ve Kudüs, özellikle Avrupalı Yahudilerin “Kutsal Hedefi” haline gelmiştir.

Ortadoğu enerji kaynaklarının Batılı bir ülke topraklarından Akdeniz’e ve oradan da Avrupa’ya ulaşması olarak özetleyeceğimiz bu planın bir parçası olarak; İngiliz destekli Yahudilerin yine Ortadoğu’ya yönelmiş Almanlar tarafından reddini ve Holokost’u takiben İsrail kurulmuştur.

14 Mayıs’ta 100. Yıldönümü kutlanan Sykes-Picot paylaşımı sonrası Fransızları aldatan İngilizler, Kerkük ve Musul’dan Akdeniz’e uzattıkları 4 petrol boru hattını kullanamamış ve Asırlık Plan, 1985’ten sonra ABD’nin öncelikli hedefi haline gelmiştir. Hıristiyan Siyonistler olarak tanımlanan Evangelist ABD Yönetimi ile Siyasi Siyonizmin günümüzdeki takipçileri Eşkenaz radikallerinin nihai hedefleri sadece Filistin ve Kudüs değil, aynı zamanda Fırat ve Dicle arasındaki Tarihi Mezopotampa’dır. Nitekim bu bölge de zaten son yıllarda ABD & PKK tarafından işgal edilmiştir.

Ortadoğu’da yaşanan bütün olaylar, savaşlar, mezhep çatışmaları, Batı & Arap ittifakları, İran, Irak, Suriye, Türkiye gelişmeleri ve Daiş Projesi aynı planın parçalarıdır. ABD ve İsrail, Filistin’in İngilizlerce işgalinin ve Türk egemenliğinden çıkışının 100. Yılında Kudüs’e bütünüyle el koymuştur.

Yıllardır ifade ettiğimiz gibi İsrail, ne zaten gözden çıkarılmış bulunan Gazze’den ne de Batı Şeria’dan çekilmeyecektir. Mısır Yönetimi ile birlikte Gazzeli Filistinlileri sürmek istedikleri Sina’ya ve Golan’ın hemen doğusuna Daiş’in yerleşmesi tesadüf değildir, aynen Tarihi Mezopotamya’da ortaya çıkıp buraları ABD & PKK’ya devrettikleri gibi.

Bu planın önündeki en önemli engel Türkiye’dir. Türkiye’nin bölgeye müdahalesini önlemek için kurgulanan Kuzey Kürt Koridoru (daha doğrusu: Duvarı) ElBab ve Afrin operasyonları ile parçalanmıştır. Türkiye’deki seçimler sonrasına bırakılan Suriye planında şimdiki hedef, Güney Suriye’den İran ve Hizbullah’ın temizlenmesidir.

İsrail, gelecekte varlığını tehdit edecek bir saldırı durumunda Nükleer Silah kullanmaya hazırdır. Aynı şekilde, Lübnan’da seçimleri kazanan Hizbullah ile Esad Ordusunun belkemiğini oluşturan İran Özel Kuvvetleri bölgeden çekilmeyip savaşmayı tercih edeceklerdir. Bu yüzden önümüzdeki aylar veya yıllar içinde, İsrail ile İran-Suriye Şii İttifakı arasında kanlı bir hesaplaşmanın gerçekleşmesi kuvvetle muhtemeldir. Armageddon hikâyelerinin popüler olması da yine tesadüf değildir. Daiş Terör Örgütü’nün temel felsefesini oluşturan Suriye Kıyameti ve Mehdi İnancı da yine aynı noktada toplanmıştır.

Bu yangına sürekli benzin döken ABD, çıkacak büyük bir savaşta sadece düşman cephenin değil, İsrail’in de büyük kayıplar vereceğini gözardı etmektedir. ABD, 1983’te 250’ye yakın asker kaybıyla Beyrut’tan çekildiği gibi bir gün önemli bir kayıpla Ortadoğu’dan çekilmek zorunda kalacaktır. İsrail & İran Şii hesaplaşmasının nelere malolacağı tahminlerin de ötesindedir.

Bu noktada Türkiye, kendi sınırlarını güven altına almada önemli bir başarı göstermiştir. Özellikle Daiş Terör Örgütü’nün sınırlardan ve ülke sathından temizlenmesi, Afrin Direniş Planı’na zamanında müdahale edilmesi, Suriye’deki Türkiye yanlısı Muhaliflerin Kuzey Suriye’ye taşınmaları, İdlib’in Güvenli Bölge olarak güçlendirilmesi çabaları, hayati önemde gelişmelerdir.

Türkiye’ye yönelik Siyasi ve Ekonomik baskılar, seçim sonrasında etkisini yitirecektir. Bu yüzden, bölgede gelecek bir yılın sıcağını, bir buçuk ayda yaşayacağız.

Bu arada konuyla ilgili çok önemli bir iki ilginç not düşelim:

Esasen Girit’ten Filistin’e göç eden Filistinlilerin ilk kurdukları şehir Saka Kenti’dir ve aslen Saka Türklerinden, İskitlerdir. Ne kadar hazindir ki, Siyasi Siyonizmin en hızlı savunucuları Eşkenazlar da aslen Saka ve İskit kökenlidir. Yani her iki taraf da Hazara’dır. Bu yüzden, İsrailoğulları ile gerçek akraba olan ArabulArabe’ler, yani gerçek Araplar Filistinlileri sevmezler ve de yürekten savunmazlar. Peygamberimiz ArabulArabe değil, ArabulMustağrabe, yani Sonradan Araplaşmış Kureyş’tendir.

Her zaman iddia ediyorum ki; Osmanlı’ya dost görünüp Birinci Dünya Savaşı hezimetini yaşatan, Irak (Kerkük, Musul), Suriye (Halep) ve Filistin’i kaybettiren, İkinci Dünya Savaşı’nda Sefaratların çıkışına izin verip Eşkenazları topluca katleden, Ortadoğu’da Siyasal İslamcılık ideolojisini temellendiren ve Siyonist Yahudilerle Müslümanları ölümcül bir savaşa sürükleyen, Vatikan’a hâkim olup bir yandan Katolik dünyasını, diğer yandan ABD’yi de yöneten Evangelizmi kontrol eden, Alman kökenli Amerikalılara Trump’ı seçtirerek ABD’yi büyük bir çöküşe götüren, sonuçta Avrupa’nın ve Dünyanın yeni Süper Gücü olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir ülke var: Almanya.

Zaten yüzlerce yıldır bu bölgede iki emperyalist düşünce savaşıyor: İngilizler ve Almanlar. Bizim modern sandığımız Bu Emperyalist ülkelerin ve düşüncelerin temelinde de ne yazık ki, Haçlılık, Siyonizm, Evangelizm gibi derin Yobaz fikirler var.