Devlet Bahçeli: “Terörsüz Türkiye Milli ve Tarihi bir Hedeftir.”

Türkiye ve Türklerin henüz mahiyetini tam olarak kavrayamadığı ancak bölgede yapılanmaya devam eden Emperyalist güçlerin çok iyi bildiği ve engellemeye çalıştığı “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin, bu sürecin mimarı olan MHP Genel Başkanı Sayın Dr Devlet Bahçeli’nin TürkGün Gazetesi’ne verdiği önemli röportajı tam metin halinde yayınlıyorum:

TÜRKGÜN: Efendim yoğun günler yaşıyoruz. İç ve dış siyaset çok sıcak ve hareketli. Evvela Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili düşüncelerinizi, bu kapsamdaki son gelişmelerin seyrini öğrenebilir miyiz?

DEVLET BAHÇELİ:
Pek tabii.

Evvelemirde şunu söylemem lazımdır ki, Terörsüz Türkiye milli ve tarihi bir hedeftir.

Bu muazzam ve muteber hedefin can alıcı noktası iç barış ve huzur ortamının sağlam ve sağlıklı esaslara ilelebet bağlanmasıdır.

Niyet halis nihai akıbet de hayırlı olacaktır inşallah.

Terörsüz Türkiye hedefi, Cumhuriyet tarihinin en müessir adım ve atılımıdır.

Geldiğimiz bu aşamada vaki hedefle ilgili taviz, tehir veya en küçük tereddüt asla söz konusu değildir. Ok yaydan çıkmıştır. Gemiler yakılmıştır. Kararlığımız aşınmaz ve tartışılmaz düzeydedir. Herkes bundan sonraki hesabını buna muvafık ve münasip yapmak durumundadır.

İçinde bulunduğumuz Türk ve Türkiye Yüzyılı; aynı zamanda barış, diriliş, huzur ve kardeşlik yüzyılıdır.

Bu yüzyıla milli birlik ve dayanışma amaç ve azmimiz damga vuracaktır.
Hiç kimseyi ayırmadan, ayrıştırmadan, ayrı görmeden milletimizin her güzel insanıyla ortak karar, kader ve keder istikametinde yekvücut olmak mutlaka sağlanacaktır.

Terörsüz Türkiye, birlik ve beraberliğini tahkim etmiş Türkiye’dir.

Terörsüz Türkiye, ayak bağlarından, ağrı ve ağırlıkla geçen acıklı yıllardan kurtulmuş Türkiye’dir. Bu gerçeği bilmek ve görmek lazımdır.

Düşüncelerim gelişigüzel telaffuz edilen, zevahiri kurtarma çabasını gözeten, laf ola beri gelen manasına gelen basit ve içi boş sözler değildir.

Samimiyiz, hasbiyiz, hakikatliyiz ve sonuç odaklıyız. Türkiye’nin kalıcı şekilde birliği ve dirliğinin çabasındayız. İnanıyorum ki, diktiğimiz barış fidelerinin meyvelerini hep beraber toplayacağız.

TÜRKGÜN: Anlaşılan Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili en küçük tavsama veya yavaşlamadan bahsedilemeyecektir. Doğru mu efendim?

DEVLET BAHÇELİ: Elbette ve kesinlikle.

Terörsüz Türkiye isabetli ve tarihi bir politikanın izhar ve ilamıdır.

Türkiye’miz, bugüne kadar hiç olmadığı kadar dirençli, güvenli ve umutlu seviyededir.

Bu yüksek seviyeyi heba ve heder etmeye kimsenin hakkı yoktur. Aksi istikametteki tavır ve tutumları millete ve devlete yönelik karşı çıkış, karşı duruş, karşı direniş olarak yorumlamak kaçınılmazdır.

Tarihi bir fırsat eşiği önümüzdedir.

Bölücü terör kaynaklı makus talih günbegün değişmektedir.

Bunun yüreklere su serpen sonuçlarına inşallah yakın vadede şahit olunacaktır.

Kapımızı çalan fırsat kaçırılmayacak kadar değerlidir.

Hem milletimizin hem de bölge halklarının en temel insan hakkı huzur değil midir? İstikrarlı, itibarlı, güvenceli bir hayata ulaşmaları haklı bir beklenti sayılmayacak mıdır?

Yeni Yüzyıl, diriliş ve yükseliş yüzyılıdır. Aynı zamanda barış ve kardeşliğin nişanesi, dayanışma ve kader ortaklığının çok daha güçlendirilmesidir. Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge hedefi inanıyorum ki, beşeriyetin ve medeniyetlerin vicdan uyanışını da tetikleyecektir.

TÜRKGÜN: Fakat bazı çatlak sesler çıkıyor. Mesela KCK Eşbaşkanı Bese Hozat kod isimli Hülya Oran’ın tehditvari sözleri kamuoyunda oldukça tartışıldı. Siz bu tartışmanın neresindesiniz?

DEVLET BAHÇELİ: Aslında tartışmanın hiçbir yerindeyim. Doğrusunu isterseniz içi boş polemiklerle vakit kaybetmenin, beyhude yere emek ve enerji sarfetmenin lüzumsuz olduğu kanaatindeyim. Şu hususa bir itirazım yok, şayet tartışma ortamı iyi niyetle temelleniyorsa, farklı görüş ve değerlendirmeler sorumluluk ahlakı içinde tavzih ediliyorsa herhangi bir mahsur olmayacaktır. Ancak yıkıcı ve sinir uçlarıyla oynayan bir dil ve üslup eşliğinde çalı dibi yoklanıyorsa, nalına ve mıhına aynı oranda ve anda vuruluyorsa bunun kabulü pek tabii namümkündür.

Bahsettiğiniz terör örgütü mensubu, 11 Temmuz 2025 tarihinde Irak’ın Süleymaniye kırsalında silahlarını kazana atmak suretiyle yakan 30 kişilik PKK’lı grubun en önündeydi.
24 Kasım 2025 tarihinde üç kişiden müteşekkil milletvekili heyetinin İmralı’ya gidişinin üzerinden çok geçmeden bu teröristin açıklaması kamuoyuna yansıdı.

Bu kapsamda telaffuz edilen iddialar ve ifadeler olgunluktan ve yapıcılıktan son derece uzaktır.

Üstelik 27 Şubat 2025 İmralı çağrısıyla taban tabana zıttır. İmralı’ya sadakatleri esas olmalıdır. Tersini düşünmek mümkün değildir. Bölücü terör örgütünün tüm bileşenlerini bağlayan müspet açıklamanın hilafına KCK Eşbaşkanı unvanı kullanılmaktadır. Yanlıştır, art niyetliliktir, ülkemizde ve bölgemizde karanlık emelleri bulunan Siyonist-Emperyalist yapıya alenen hizmetkârlıktır.

Hatta bunun bir başka adı, “Terörsüz Türkiye” atılımlarının önünü kesmek için plan ve kurgu içinde olan odaklara maşalık yapmaktır.

Şu bayağı sözlere bakar mısınız, hiç kimse suç işlememiş! Bu nedenle de af maf da istemiyorlarmış. Kaldı ki af vaat eden zaten yok, suça gelince, tarih ve maşeri vicdan önünde hangi suçların işlendiği açıktır, nettir, belgelidir. Bayramlık ağzımızı açtırmasınlar, herkes haddini ve hududunu bilsin.

Tehdit tonu ziyadesiyle fazla marazi mesajlarla, maksatlı ve mahsurlu görüşlerle bir yere varılamaz. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu tip ucuz ve ucube yaklaşımlara aldırış etmez. Doğru bir istikamette tekeri dönen kervanımızı taşa tutanların provokasyonları boşunadır.

Hevesleri kursaklarında kalacaktır.

TÜRKGÜN: Yani PKK’lı Bese Hozat’ın konuşturulduğunu mu düşünüyorsunuz?

DEVLET BAHÇELİ: Öyle olmasa, adım adım ilerleyen; uyumlu, karşılıklı saygı ve nezaket dahilinde mesafe alan “Terörsüz Türkiye” hedefini sekteye uğratmayı gündeme alan zaman ayarlı sabotaj mahiyetli ifadeler neden ağızlardan dökülsün?

Bir yanda münfesih terör örgütünün bir kısım azılı elemanının çarpıtmaları, diğer yanda sözde milliyetçi, özde ne idüğü belirsiz, neye ve nerelere hizmet ettikleri meçhul çevrelerin ezberleri aynı potada, aynı paydada birleşmiştir. Ne kadar tuhaf, en az bu kadar da kuşkulu ve düşündürücü.

TÜRKGÜN: Peki, neden Terörsüz Türkiye’den rahatsızlık duyuyorlar?

DEVLET BAHÇELİ: Türkiye Cumhuriyeti devletinin eşanlı ve eşzamanlı şekilde tarihsel var oluşuna, milli birlik ve kardeşliğine çok güçlü sahip çıkma kararlılığı, bunun yüksek bir politik iradeyle tezahür etmesi, ister istemez pek çok kesimi, daha yerinde bir ifadeyle iç ve dış husumet cephesini ürkütüyor. Biliyorlar ki, dev ayağa kalktı. Görüyorlar ki, Türkiye Yüzyılı’nın tan yeri ağardı. Kaygıları bundan, korkuları bu yüzden. Bu coğrafyada bin yıllık mevcudiyetimizi sorgulayanlar boş durmuyorlar.

Bazen doğrudan, bazen de devşirilmiş ve ele geçirilmiş yerli taşeronları aracılığıyla önümüzü kesip içimizi karıştırmanın telaşına kapılıyorlar. Terörsüz Türkiye, devlet ve milletin ortak kararıdır. Arkasında çok güçlü bir halk desteği vardır ve bu tartışma götürmez bir hakikattir. Tarihimize bakınız, devletle milletin tam kenetlendiği, sükûnet ve suhulet ortamının temin edildiği, birlik ve dirliğin hakim olduğu dönemlerde muhteşem başarılara imza atılmış, zaferler peşi sıra sökün etmiştir. Bununla da kalmamış refah ve bereket medeniyet ve milletimizi sarıp sarmalamıştır. İşte bunun yeniden tekerrür edecek olması, Anka Kuşu’nun kanatlanması bilindik mihrakları panikletmekte, fitneyle teçhiz olmalarını tetiklemektedir.
Olsun varsın, mühim olan kötülüğün ve karanlık proje figüranlarının ne yapacağı değil, milletimizin dirayet ve hamiyetle ulaşacağı kutlu menzildir.

TÜRKGÜN: Mesut Barzani, Şırnak Valiliği tarafından düzenlenen “4’üncü Uluslararası Melaye Ciziri Sempozyumuna davet edildi. O da kalabalık bir konvoy eşliğinde Şırnak’a geldi ve Sempozyuma katıldı. Ardından da yeni tartışmalar başladı. Bazı fotoğraf kareleri ve konuşmalar sıcak gündemin başköşesine oturdu. Siz bu Sempozyum ve ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

DEVLET BAHÇELİ: Melaye Ciziri, asıl adıyla, Ahmet b.Muhammed el-Bati el-Ciziri, 17.yüzyılda yaşamış mutasavvıf, şair ve alim bir zattır. Onun adıyla düzenlenen Sempozyuma Barzani’nin misafir olarak katılımına diyeceğim bir şey yoktur. Ağırlanması milletimizin alicenaplığının ve misafirperverliğinin alametidir. “Terörsüz Türkiye” karşılıklı saygı ve sevginin, birlik ve dayanışmanın coğrafyamızı yoğuran vuslat hamurudur.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hak ve hukuku maalesef çiğnenmiştir. Adına ister protokol kuralları deyin, ister teamül deyin, ne var ne yok ihlal edilmiştir.

Barzani’nin an itibariyle herhangi bir devlet görevi yoktur. Sadece misafir olarak ülkemize giriş yapmıştır.

Buna rağmen Sempozyumun önüne çıkartılan ve adeta şova dönüştürülen mesnetsiz övgü yağmurları ve abartılı iltifatlar, bunun yanında vatan topraklarımızda yabancı üniformalı askerlerin uzun namlulu silahla ortalıkta dolaşmaları tek kelimeyle rezalettir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin vakarına, saygınlığına, tarihi itibarına ve egemen vasfına taammüden saldırıdır.

Devletimiz, ülkemize gelen her misafiri koruyacak güç, kabiliyet ve yeterliliktedir. Ayrıca ülkemize gelen yabancı korumaların taşıyacakları veya kullanacakları silahların marka, miktar ve çaplarının daha önceden Türkiye’ye bildirilmesi esastır. Fakat ülkemize yabancı asker ya da korumaların üniformalı vaziyetleriyle uzun namlulu silah getirmeleri diye bir şey yoktur.

Şunun bilinmesinde özellikle yarar olacaktır; Türk milletinin helali hakkı olan ve şehit kanlarıyla sınırları çizilen aziz vatanımızın hiçbir şekilde tartışmaya açılmasına, üzerinde hesap yapılmasına, sis ve şaibeye havale edilmesine tahammül edemeyiz. Asla hoş göremeyiz. Misafir başımızın üstündedir, ama adı üstünde sadece misafire kapımız açıktır. Bunun haricinde topraklarımız üzerinde kuşku uyandıracak her muamele ve potansiyel müdahaleye prim veya geçit vermeyiz, vermeyeceğiz.

TÜRKGÜN: Efendim, İmralı tarafından söylendiği ileri sürülen, Terörsüz Türkiye başarılı olmazsa darbe mekaniği devreye girer yorumuna ne diyeceksiniz?

DEVLET BAHÇELİ: Bu sözlerde nasıl bir darbe mekaniğinin devreye gireceği biraz kapalı, tam anlaşılır değil. Ne var ki, Türkiye’de darbeler döneminin kapısı açılmamak üzere kilitlenmiştir.

Silahların gölgesi altında icra ve ifa edilen siyaset devri kapanmıştır. “Terörsüz Türkiye” hedefi geriye sararsa, patinaja başlayıp gittikçe gömülür ve gündemden kalkarsa, sonuçlar her anlamda ve herkes için ağır olabilecektir. Kim ki Terörsüz Türkiye’yi yaralar ve yıkarsa bunun vebalini üstlenmekten, tarih ve millet önünde hesap vermekten kurtulamaz. Biz her türlü ihtimalin üzerinde titizlikle duruyor, sürecin her aşamasını dikkatle analiz ediyoruz. Samimiyiz, iyi niyetliyiz, kardeşliğin ve milli birliğin kazanmasını istiyoruz.
Türkiye’nin kazanmasına, Türk milletinin derin bir nefes almasına yürekten ve tüm imkanlarımızla gayret ediyoruz. Yılgınlık semtimize uğrayamaz. Karamsarlık yanımızda yöremizde konuşlanamaz.

İftira ve isnatlar bizi yolumuzdan döndüremez. Birlikte olursak çok daha güçlü oluruz. Türk ile Kürt’ün ortak geleceği, ortak geçmişinin anılarıyla, ahlaki ve manevi rabıtasıyla oluşacaktır.

Şahsımla da ilgili olarak da, Terörsüz Türkiye başarılı olmazsa, MHP içinden darbe yapılacakmış. Demokrasi sevdalısı Milliyetçi-Ülkücü Hareket’ten nasıl darbeci çıkacak, işin doğrusu gülümseyerek düşündüm.

Hasılı kelam bunların hepsi fasa fiso, fuzuli ve bayatlamış söz oyunları. Geçelim bir kalemde, önümüze bakalım.

TÜRKGÜN: Terörsüz Türkiye’yi sulandırmaya ve sabote etmeye dönük beşinci kol faaliyetinin cesamet kazandığını düşünüyor musunuz?

DEVLET BAHÇELİ: Cesamet değil de, cüret edenler kümesi kimi zaman kalabalıklaşıyor, kimi zaman da kaçışmalar olduğundan tenhalaşıyor. Türkiye’nin dehşet uyandıran, vahşetle anılan bölücü terör musibetinden kurtuluşunu değil de, yüzyılın en müessir milli uyanışının çuvallamasını bekleyenlerin millet ve vatan sevgileri bana göre kurak, çorak ve bataktır. Yazık bunlara.

Yapılanı yıkmak kolay, zor olan yıkıntılar arasındaki cevheri bulup ortaya çıkarmak.

PKK’nın kurucu önderliği elini taşın altına koymuştur. 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hitamında PKK 12 Mayıs’ta silah bırakmış ve örgütsel varlığını lağvetmiştir.

11 Temmuz’da bir grup PKK’lı silahlarını yakmıştır.

Özellikle Suriye’nin kuzey doğusunda tesir alanı bulunan SDG/YPG henüz silah bırakmamış, 27 Şubat İmralı çağrısına riayet etmemiştir.

Halbuki İmralı’nın çağrısı PKK’nın yanı sıra bölücü terörün tüm bileşenlerini kapsamaktadır.

En azından bizim anladığımız böyledir, yorumumuz bu doğrultudadır.

SDG/YPG Şam yönetimiyle imzalanan 10 Mart tarihli mutabakata mutlaka riayet etmelidir.

Kanlı yılların arasından; acı, hüzün ve gözyaşıyla pekişmiş olayların altından Türkiye’nin huzur ve umut dolu günlerinin parıltısını bulup milletimizle buluşturacağız. Bunu mutlaka başaracağız.

Bölücü terör örgütünün açtığı yaraların kapatılması hususunda geniş bir konsensüs vardır. Bundan bahtiyarım. Milletimiz “Terörsüz Türkiye” adım ve atılımlarının arkasındadır. Kaldı ki bu hedefe ulaşılmasıyla birlikte, tekrar söylemeliyim ki, kazanan Türkiye ve Türk milleti olacaktır.

Menfi ve mütereddit çevrelerin uydurmalarına, uçuk ve uyuşuk ithamlarına ne itibar edecek ne de kale alacak hiç kimse yoktur.

“Terörsüz Türkiye” hedefini zehirleme arayışında olanlara bilhassa milletimiz kulak asmayacak, itibar etmeyecektir.

Bir konunun yalnızca bir tarafını görmek aslında bütün seçeneklere kapalı olmak, tekdüzeliğe çanak tutmak demektir.

Biz “Terörsüz Türkiye” hedefini bütüncül zaman telakkisinin izdüşümünde kombine ve kolektif bakış açısıyla ele alıyor, hayatın ve hadiselerin her veçhesine ışıklar salacağına, yeni bir diriliş momenti olacağına inanıyoruz.

Önyargıların düğümlerini çözmek istiyoruz.

Katılaşmış ve kapanmış diyaloglara daha üst bir uzlaşma seviyesinde canlılık kazandırmanın amaç ve arzusundayız.

Eğer varsa buğulanan ve buzlanan toplumsal münasebetler ağını birlikte yaşama ve yaşatma temelinde karşılıklı anlayış, saygı, sevgi, fedakarlık, empati ve bağlılıkla yeni baştan kurmamız mümkündür.

Kim ki “Terörsüz Türkiye”den rahatsızsa bir karanlık, bir kurnazlık, bir kumpas içindedir.

Bu hedef soysuz bir çağdaşlığın fevkinde çağlar üstüdür.

Sırtını statükoya dayayarak bulanık dönemlere hapsolanların aksine devirler üstüdür.

1,5 asırdır süregelen küresel emperyalist komplo, vatanımız ve milletimiz üzerinde hesap yapan müstevli oyunlar inşallah tasfiye edilecektir.

Hedef büyüktür, bu hedefin gerisine düşmek, tavize ve teslimiyete boyun eğmek söz konusu değildir.

Göreceli anlaşmazlıkları önce çoğaltıp sonra körükleyen, ardından da düşmanlıklara dönüştürmek için fitne yayan iç ve dış hıyanet şebekesinin çarkı kırılacaktır.
Türkiye kutlu bir doğum arifesindedir.

Bu doğumun sancıları olabilir, yanlış anlamalar olabilir, bazen sinirler de gerilebilir, hatta temaslar zayıflayarak mesafeler açılabilir; fakat sabır, sebat ve soğukkanlılıkla Türkiye sevdasında buluşmamız, ortak ve parlak bir geleceğe yürüme kararlılığımız her soru ve sorunla başa çıkmaya kafidir.

Yeter ki samimiyet ve dürüstlük çizgisinden ayrılmayalım.

Yeter ki dağılmamızı ve bölünmemizi kurgulayan muhasım koalisyonuna karşı hep birlikte ve kardeşçe göğüs gerelim.

Merhum Hocamız Erol Güngör demişti ki; “Milliyetçilik bir dış mesele olarak göründüğü zaman yerli kültürün yabancı kültüre karşı çıkması şeklinde cereyan eder. Bir iç mesele olduğu zaman ise asıl iş memlekette milli birliğe engel olacak mahiyetteki kültürel, iktisadi ve sosyal farklılaşmaları asgariye indirilmesidir. Milliyetçilik ilk hamlede milli birlik ve tecanüsün kazanılması davasıdır.”

Bizim “Terörsüz Türkiye” hedefine bakışımızın kavramsal ve düşünsel çerçevesi bu şekilde ihata ve ifade edilebilir.

Farklılıklarımızı ortak bir dinamizme çevirebiliriz.

Benzerlikleri bulup daha da sivriltmenin yanında meşhur bir filozofun şu tespit ve önerisine de kulak vermek yararlı olabilir. Öneri şöyle:

İnsanların, milletlerin veya grupların ortak noktalarına odaklanmak yerine, onları birbirinden ayıran, genellikle önemsiz görünen sayısız küçük farklılıkları nasıl bereketli hale getirebileceğimizi düşünmeyi öneriyorum.
Yüzleşmek için cesaret ve özgüven gerekir.

Yüzleşmek tek taraflı işleyen bir davranış kalıbı değildir.

Yüzleşerek huzurun yüzeyine tam manasıyla çıkacağımızı düşünüyorum.

Korkuları bir kenara bırakalım, korkulukları yıkıp geçelim.

Dedikodu aşılayanları, algı operasyonuyla vakit geçirenleri, yabancılara kuklalık yapanları, medya saptırmalarını gündemden sürüp çıkaralım.

Milli ve üniter devlet çatısı altında kardeşliğimizi ve ekmeğimizi hep birlikte büyütelim.

Milliyetçilikten bihaber olan hamakat ve hamaset ehli mankurtların yine milliyetçilik nam ve hesabına bize iftiralar atması, akıllara zarar iddiaları gündeme taşıması bizi yıldırmak şöyle dursun daha da şevklendirmekte, yüreklendirmekte, doğru bir yolda olduğumuzu da teyit etmektedir.

TÜRKGÜN: Terörsüz Türkiye’yi kısaca özetlemek gerekirse neler diyebilirsiniz?

DEVLET BAHÇELİ: Terörsüz Türkiye, tereddütsüz Türkiye’dir.

Terörsüz Türkiye, güçlü ve güvenli Türkiye’dir.

Terörsüz Türkiye, muasır ve müreffeh Türkiye’nin muştusudur.

Terör sorununu çözeceğiz, bölücülük damarını kesip atacağız.
Siyasi, ekonomik ve hukuksal reformlarla toplumsal ahenk ve adaleti inşallah tam manasıyla inşa edeceğiz.

Şehit ailelerimiz kaygılanmasın. Gazilerimiz korkuya kapılmasın. Onların başlarını öne eğdirmeyeceğiz.

Pazarlık içinde değiliz.

Al-ver sürecine tamamıyla kapalıyız.

Türkiye’nin egemenlik hukukunu, Cumhuriyet’in kurucu ve kuruluş felsefesini zafiyete uğratacak hiçbir yanlışın içinde Cumhur İttifakı olarak yer almayız, alamayız, almayacağız.

Maksadımız milli birlik ve kardeşliğimizi, bunun yanı sıra iç cephemizin tahkimini ve taçlanmasını sağlamaktır.

Münferit ve müfsit söylemleri ciddiye almıyoruz.

Terörsüz Türkiye hedefini istismar eden sözde milliyetçi geçinenleri de ademe (yokluğa) mahkum ediyoruz.

TÜRKGÜN: Terörsüz Türkiye’yi daha iyi anlatabilmek için yurt genelinde kapsamlı bir çalışma başlatmıştınız. Bu çalışmalar ne durumda? Devam mı ediyor? Yoksa sonuçlandı mı?

DEVLET BAHÇELİ: Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik temasıyla, Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları 9 Ağustos 2025 tarihinde Erzurum’da başlamıştı.

27 Eylül 2025 tarihi itibariyle Adana ve Gaziantep’te düzenlenen toplantılarla birlikte 9 ayrı bölgedeki çalışmalarımız başarılı bir şekilde tamamlanmıştır.

81 ilimize ulaştık, her insanımıza temas etmeye çalıştık, sivil toplum kuruluşları, mesleki örgütler, muhtarlarımız, yöre insanlarımızla görüştük, çok şükür dava arkadaşlarımızın ve teşkilatlarımızın saha çalışmalarından çok iyi geri dönüşler aldık. Bu vesileyle hepsini kutluyorum.

Türkiye’nin istikbal ve istiklal haklarını muhafaza edeceğiz.

Bir şeyi yaparken başka bir şeyi yıkmak aklımızın ucundan geçen bir yanlış değildir.

Milletimizin her ferdi muhteremdir.

Biz’in içindeki sayısız ben’ler milletimizin güzelliğidir.

Hiç kimseyi ayırmadan, dışlamadan, ötekileştirmeden; bunun da ötesinde bir ve eşit görerek yeni yüzyılda, yepyeni destanlara imza atacak sosyal, siyasal ve ekonomik doğruluş iradesini ihyanın peşindeyiz.

Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp, ahlakın kılavuzu olarak vicdanı göstermişti. Vicdan ise doğruyla yanlışı tefrik etme basiret ve becerisinin tarifidir.

Maşeri vicdan bu tarifin somut karşılığı ve sağduyu markasıdır.

Sağduyu akıllı, mantıklı ve ahlaklı davranışın bileşkesidir.

Kaldı ki anılan terkip yoksa ortada bir yanlışlık olacak ve düzelmesi imkansız çözümsüzlüğü tedavüle çıkaracaktır.
Türkiye’nin biteviye devam edegelen kısır döngü çemberini muazzez mahiyetli kaynaşma ve kucaklaşma azmiyle kırması gerekmektedir.

Terörsüz Türkiye, kucaklaşmanın sadırdan satıra, kuvveden fiile, retorikten pratiğe, düşünceden eylem ve erdem safhasına geçişini simgelemektedir.

Türk ile Kürt arasına saçılmak istenen emperyalizm mamulü nifak tohumlarının çürütülmesi, bu kutlu kardeşlik hukukunun arasına dikilmek istenen ayrımcılık bariyerlerinin yıkılıp atılması “Terörsüz Türkiye” hedefinin asıl ve esas amacıdır.

Nitekim amaç hasbidir, harbidir, haysiyetlidir ve hakikat temeline dayalıdır.

TÜRKGÜN: Takip ettiğimiz kadarıyla “Hayırlı Günler Komşum” ziyaretleriyle, “Derdin Derdimizdir” sohbet toplantıları yurt genelinde yaygın bir şekilde devam ediyor.

DEVLET BAHÇELİ: Evet, 24 Ekim 2025 tarihinden beridir saha çalışmalarımızı ülkemizin her yerinde, milletimizin her hanesinde, büyük bir aşk ve inanmışlıkla sürdürüyoruz.

Dinlemedik dert, paylaşılmadık sorun kalmayana kadar çalışacağız.

İnsanımızın tasasını dinlemekten, kaygısını anlamaktan, sıkıntısını çözüm üretmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Dertler sağanak sağanak olsa da biz varız.

Sorunlar yumak yumak olsa da gene biz varız ve her zaman milletimizin yanında ve hizmetindeyiz.
Biz Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’yız.

Çareler azaldı mı güneş ışıksız doğarmış.

Nasipler kesildi mi Ağustos’ta kar yağarmış.

Gerekirse güneş olur hem ışıtır hem de ısıtırız.

Hiç kimseyi dertleriyle baş başa bırakmayız.

Gerekirse yağan kar bile olsa sevdamızla karın ve tipinin önüne geçeriz.

Devamlı ifade ettiğim üzere, siyasetimizin öznesi insandır, nesnesi devlettir, yüklemi demokrasidir, cümlesi de millettir, yani büyük Türk milletidir.

Bugüne kadar 81 ilde, 963 ilçede ve yaklaşık 13 bin programla takdir ve tebrik edilecek saha ve siyasi faaliyetlerimizi yaptık, bundan sonra da süreklilik içinde çıta yükselteceğiz.

TÜRKGÜN: Sizin Kürtlere karşı samimi ve pozitif mesajlarınız çok yankı buldu. Terörsüz Türkiye hedefi aynı şekilde bir kardeşlik ve kader ortaklığını mı gözetiyor?

DEVLET BAHÇELİ: Hiç şüphesiz. Bakınız, Kürt kardeşlerimin terörle uzaktan yakından bağ ve bağlantısı yoktur.

Farklı saik ve sebeplerle aldanıp kandırılan, fakat suça karışmamış, silahlı bir eylemde bulunmamış kim varsa gelip ailesiyle kucaklaşmalıdır.

Bizim kaybına göz yumacağımız, heba edeceğimiz tek bir insanımız yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti haşmetlidir, bunun yanında şefkatlidir.

Cumhuriyet’in yeni yüzyılında milli birlik ve dayanışma ruhumuzun gücüne güç katmak gerekmektedir. Nitekim Kürt kardeşlerim bu amacın safındadır, fazilet ve ferasetleri de iç ve dış komploları püskürtecek kırattadır.

Biz hep birlikte Türkiye’yiz, hepimiz Türk milletiyiz.

Ayrılıkçı emeller, ayrımcılığı tahrik ve teşmil eden entrikacı hevesler çöpe atılacaktır. Bu coğrafyada var olmanın, hür ve müstakil yaşamanın gerek ve yeter şartı da budur.

Enginde yolunu şaşırmış, zahiresi tükenmiş, üstelik güvertesi su almaya başlamış bir geminin yolcuları olmaya ne niyetimiz ne de merakımız vardır.

Unutulmaması gereken bir husus da şudur:

Durmadan taşan ve kaynayan bir ruha malik aziz milletimizin kanının döküldüğü her yerde yeni bir dünyanın filizleri yeşermiştir.

Millet olmak demek; mihnet ve melanete yüz çevirmek, kültür, demokrasi ve tarih sacayağında bayraklaşmak demektir.

Türk’üyle Kürdü’yle Türk milleti çok şükür bunu başarmıştır.  
Kürt kardeşlerim terörün en fazla ceremesini çeken, bedelini en çok ödeyen, ağır sonuçlarına katlanan hazin ve hüzün dolu bir maziye sahiptir.

Bu maziyi parlak bir gelecekle tamir ve telafi etmek başlıca sorumluluğumuzdur.

Yine Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp der ki: “Millet fertleri arasında muhkem bir rabıtayı vücuda getirecek manevi bağ yalnız ahlaktır.”

Ahlakta biriz, akılda biriz, anıda biriz, acıda biriz, duada biriz, cephede biriz, camide biriz, cemevinde biriz, tarihte biriz; o zaman biri ikiye bölmek, biri ikiye ayırarak örselemek kimin harcı, kimin haddidir?

Tek yüreğiz, tek bileğiz, tek milletiz.

Bu haliyle ve takdimiyle Merhum Ziya Gökalp şu ders ve ibret veren isabetli sözünde haksız mıdır?

“Millet, müşterek duygular, müşterek mefkureler, bilhassa müşterek misaklar etrafında toplanan dayanışmacı bir topluluktur.”

TÜRKGÜN: Siz Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili gelişmelerden memnun musunuz?

DEVLET BAHÇELİ: Mesele şahsımın memnuniyetinden daha çok makul ve sonuç odaklı çalışmaların süreklilik içinde icrasıdır.

TBMM’de tesis edilen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 18’inci toplantısını yapmıştır.

Dinleme ve istişare aşaması geride kalmıştır. Komisyonun üç değerli milletvekili İmralı’da PKK’nın kurucu önderiyle görüşmüştür.

Şimdi sırayı geçiş sürecini ilgilendiren Komisyon raporunun yazımı almıştır.

Bundan mütevellit, yasal düzenlemelerin ikmali için TBMM’de ortak bir iradenin tecelli edeceğine inanıyorum. Sürecin siyasi, demokratik ve hukuki boyutunun süratle yapılabilmesi için bugüne kadar sergilenen özverinin aynısıyla devamını temenni ediyorum.

Silaha ve şiddete dayalı sistematik terör döneminin kapanması için milli irade kıyamdadır, hiç olmadığı kadar yapıcı ve destekleyici bir kıvamdadır.

Geniş ve gerçekçi bir mutabakat ortamı vardır.

“Terörsüz Türkiye” hedefi dahilinde görüşü ve düşüncesi olan herkes neredeyse dinlenmiştir.

Demokratik mekanizma tam ve eksiksiz çalışmıştır.

Tayin ve tespit edilecek yol haritasıyla 2026 yılından itibaren Terörsüz Türkiye vasat ve varlık bulmalıdır.

Zaman kalmamıştır. Son düzlüğe geçilmiştir. Milletimiz heyecanla barışı kucaklayacaktır. Toplumsal huzur egemen olacaktır.

Bundan dolayı da müsterihim. Komisyona üye veren her partinin sorumluluk ahlakıyla hareket ettiğini değerlendiriyor, hepsine teşekkür ediyorum.

TÜRKGÜN: CHP’de sular durulmuyor. Kazan sürekli kaynıyor. Son bir yıl içinde üçüncü, son iki yıl içinde dördüncü kurultaylarını yaptılar. 
Kulisler susmuyor, hizipler durmuyor. Mahkemeye düşen CHP’ye sizin bakışınız nasıldır?

DEVLET BAHÇELİ: CHP, maalesef tarihin yanlış yerinde duruyor.

CHP’nin mahkeme kapılarına düşmesi öncelikle bir hukuk konusudur. Buna rağmen bu partinin iç denge ve düzene kavuşması temennimdir. Ne var ki CHP’de işler sarpa sarmıştır.

CHP yönetimine karşı yapılan yolsuzluklardan arınma çağrısı doğru bir çağrıdır.

Dün Sayın Kılılçdaroğlu’nu ağlayarak ve tezahüratlar eşliğinde uğurlayanlar, şimdi kapıyı göstermektedir.

Görülen odur ki, CHP üç S’li bir alanda bocalamaktadır: Söğütözü, Saraçhane ve Silivri.

Rüşvet, yolsuzluk ve irtikap davaları Aziz Atatürk’ün partisini mahvı perişan etmiştir.

CHP yönetiminin her önüne geleni suçlaması doğru ve omurgalı bir tavır değildir.

Aynada başka bir şey görmek istiyorlarsa aynayı değil aynanın karşısındaki görüntüyü değiştirmeleri akla yatkın en makul tercihtir.

CHP’nin istikrarsızlığı, tarihsel çizgisinden derin kopuşu Türk siyaset ve demokrasi hayatını olumsuz etkileyecektir.

Bu partideki iç çalkantı kendi meseleleridir.

Buna dair yorum yapmak bize düşmez ve bizim işimiz değildir.

Ancak CHP’nin hesabını vermesi gereken, hatta yüzleşmesi kaçınılması olan korkunç bir rüşvet ve yolsuzluk suçlaması vardır.

Hazırlanan iddianamenin içeriği gerçekten de çok ciddidir.

Yüzleşmek için özgüven, gerçekleri kabullenmek için de siyasi ahlak ve dirayet gerekmektedir.

Yüzyılın en vahim yolsuzluğunun aydınlanması ve adaletin tecellisi şarttır.

Bizim de Türk yargısına güvenimiz tamdır.

Sayın Özgür Özel’in savcı ve hâkimlerimizle uğraşması, her vahim iddiayı siyasileştirerek karalaması doğru değildir.

CHP’nin içinde bulunduğu durum Türk siyaseti, bu partinin geleneği ve geleceği açısından ise esef vericidir, yürek yaralayıcıdır.

TÜRKGÜN: CHP size göre nerede hata yaptı?

DEVLET BAHÇELİ: Bu sorunun öncelikle muhatabı ve cevap vermesi gereken CHP’nin bugünkü yönetim kadrosudur.

Son iki yıl içinde gerçekleşen 4. Kurultay’da da Genel Başkanlığa seçilen Sayın Özgür Özel’i kutluyor, bundan sonraki siyasi mücadelesinde aklıselim ve teenniyle hareket etmesi temennisiyle başarılar diliyorum. Bu temennimi kendisini arayarak bizzat ilettim.

Hukukun bağlayıcılığına ve kararına saygı duymalıdır.
39’uncu Kurultaylarında diyor ki, Cumhuriyet’in muhafızı, Atatürk’ün askeriyiz. Sormak lazımdır ki, Atatürk’ten geriye ne bıraktılar? Cumhuriyet’in yegane gücü olan cumhura ne zaman saygı duydular? İmralı’ya bile gitmekten korktular, kaçtılar; esasa değil de usule itirazlarını da ürkek ve yavan sözlerle açıkladılar.

Türkiye’nin en önemli sorunun çözümünde kaçak güreştiler. Ümit ederim ki gerçeği görecek basirete kavuşurlar ve minder dışına çıkmazlar.

TÜRKGÜN: Gazze’de İsrail saldırıları durmuyor. Ateşkese rağmen soykırım devam ediyor.

DEVLET BAHÇELİ: Birleşmiş Milletler’in üye ülke sayısı 193’tür.

Bunun 159’u Filistin’i tanımıştır. Bu önemli bir gelişmedir.

Soykırımcı İsrail tecrit edilmiştir.

Bu yılki Genel Kurul’da pek çok ülke Filistin’i tanımıştır.

Akan kan durmalı, Gazze’nin Gazze’lilere ait olduğu herkesçe kabul edilmelidir. İki devletli çözümden başka yol kalmamıştır.

1967 sınırlarına haiz olmak kaydıyla başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafi bütünlüğünü sağlamış Filistin devleti kabul edilmeli, Birleşmiş Milletler’e de tam üye yapılmalıdır.

Bunun yanı sıra soykırımcılar mutlaka hesap vermelidir.

Gazze’li bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, savunmasız insanların hakkını hukukunu savunmak bir insanlık görevidir, bir vicdan ve merhamet seferberliğidir.

Gazzeli mazlumların sesine ses olan, feryatlarına tercümanlık yapan, dünyaya da insani felaketin korkunç yüzünü süreklilik içinde haykıran Türkiye’nin tez ve söylemleri nihayet geniş kabul görmüştür.

10 Ekim 2025 tarihli ateşkes kararının hilafına İsrail’in saldırılarına devam etmesi, Lübnan’a musallat olması, Suriye’yi karıştırmak için istihbarı, siyasi ve operasyonel müdahalelerde bulunması hiçbir kitaba ve hukuk kaidesine sığmayan canavarlıktır.

Devlet mimarisi kisvesindeki terörist eylem ve saldırganlık derhal son bulmalıdır.

TÜRKGÜN: Papa 27-30 Kasım tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaretin lehinde ve aleyhinde pek çok şey söylendi.

Milliyetçi Hareket Partisi’nden bir açıklama geldi. Sizin de düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

DEVLET BAHÇELİ: Öncelikle şunu ifade edeyim, Milliyetçi Hareket Partisi adına görüş paylaşan Genel Başkan Yardımcımız Sayın Edip Semih Yalçın’ın açıklaması bizim resmi açıklamamızdır, nitekim desteğim tamdır.

Papa 14.Leo, Vatikan Devlet Başkanı ve Katolik dünyasının ruhani lideridir. Ülkemize ziyareti Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine gerçekleşmiştir.

Bizim bu ziyarete diyeceğimiz bir şey yoktur.

Yapılan görüşmelerde Türkiye-Vatikan diyaloglarıyla, Filistin başta olmak üzere güncel mahiyetli bölgesel ve küresel gelişmeler ele alınmıştır.

Papa’nın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, “Türkiye’nin tarihsel ve coğrafi konumunun barışın tesisinde merkezi rol oynadığını” söylemesi oldukça anlamlıdır.

Bizim eleştiri noktamız Papa’nın Vatikan Devlet Başkanı olarak yaptığı temaslar değil, Katolik dünyasının ruhani lideri olarak gerçekleştirdiği, hattızatında şova dayalı dini ve tarihi ritüellerle milletimizi rahatsız etmesidir.

İznik Neofitos Bazilikası’ndan tutun da, İstanbul Maçka’da kurulu bulunan Wolkswagen Arena’daki ayinlere varıncaya kadar sahnelenen gizil propagandaya ve kapalı devre işlenen mesajların muhtevasına esastan ve usulden itirazımız vardır.

1700 yıl önce toplanan bir konsilin, bu topraklardaki ilk başkentimiz olan İznik’ten tekrar canlandırılma hevesine, İznik yerine Nicaea’yı ikame etme sinsiliğine seyirci ve suskun kalamayız.

İslam aleminin arasına nifak tohumları saçanların, Müslümanı Müslümana kırdıranların, Hıristiyanlığı birleştirme ve bu dini özellikle Asya merkezli yayma çabalarına İznik’in alet edilmesi, burayı sıçrama alanı olarak görmeleri inanç ve itikat onurumuzun hiçe sayılmasıdır.

Biz büyük bir devlet, muazzez ve muhterem bir milletiz.

Basit korkulara takılıp kalmayız. Hadiselere kompleksli bakmayız.

Ancak asırlar boyunca yazılan senaryoları, oynanan oyunları da görmezden gelemeyiz.

İznik’in kurtuluş yıldönümü olan 28 Kasım 1922’nin 103’üncü yıldönümünde, Haçlı seferlerinin başladığı 27 kasım 1095’in 930’ıncı yıldönümünde, 1700 yıllık bir hesabın kararmış sayfalarını tekrar açmanın, akılları karıştırmanın, bulanık suda balık avlamanın, Allah indinde son din olan İslam’ın üzerinde kara bulutlar dolaştırmanın ne sonu ne de sonucu olacaktır.

Herkesin din ve vicdan hürriyetine saygımız vardır.

Hiç kimseyi dininden ve inancından dolayı hor ve hakir görmediğimiz açıktır.

Fakat Müslüman mahallesinde salyangoz satmanın da bir alemi yoktur.

Ben de olan biteni gördükten sonra ATV’de yayımlanan Kuruluş Orhan dizisinin senarist ve yapımcısı Sayın Mehmet Bozdağ’ı arayarak, gösterimdeki bu dizinin Türk tarihi ve Anadolu coğrafyası açısından öğretici, uyarıcı ve uyandırıcı bir işlevi olduğunu söyledim.

Bu ve buna benzer dizilerin çoğalmasını ve milletimiz tarafından da merak ve ilgiyle izlenmesini diledim.

Tarihimizi unutursak, geleceğimiz uçurumdadır.

Bizi biz yapan, bizi köklerimize, kimliğimize, inancımıza bağlayan hasılı tıpkı bir meşale gibi yanan milli ve manevi değerlerimizin tahribine göz yumarsak bu coğrafyadaki hayat ve varlık haklarımıza kast edilmesi mukadderdir.

Hangi ad, amaç ve unvanla olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde farklı egemenlik alanlarının doğuş ve doğruluşuna müsamaha gösteremeyiz.

M.S.325 İznik Konsili, Hıristiyanlığın devletleşmesinde kavşak noktadır.

1700 yıl sonra yapılan ikinci konsil ise sembolik dini bir merasimden daha çok nevzuhur bir hakimiyet üretme ve sürdürme fırsatçılığıdır.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin de 2026 yılında Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılacağını söylemesi yetki aşımı, sorumsuz bir taşkınlık değilse nedir? Mezkur kararı bu sefir mi verecek, yoksa Türkiye Cumhuriyeti mi?

Tahakkümcü, mütecaviz ve dayatmacı teşebbüs, teklif ve değerlendirmelerin istiklal ve istikbal şerefimizi dikkate almadığı, pervasız ve küstahlıkta sınır tanımadığı ortadadır.

Bizim meselemiz Papa’nın ziyareti veya diplomatik girişimleri değildir.

Meselemiz Konsil hafızasının ve karanlıkta kalmış hatıralarının tekrar diriltme faaliyetleridir.

TÜRKGÜN: Efendim çok teşekkür ederiz.

DEVLET BAHÇELİ:  Ben de teşekkür eder, sizlere başarılar dilerim.

Abdullah Manaz

Dr. Abdullah Manaz; araştırmacı, yazar, yönetmen ve belgesel yapımcısıdır. TRT'de 1985-2011 yılları arasında 500'den fazla televizyon programı üretmiş, 40'tan fazla kitap ve makale kaleme almıştır. Ortadoğu, istihbarat ve güvenlik alanlarında uzmanlaşmış olan Manaz, akademik çalışmalarını belgesel ve dijital içerik üretimiyle sürdürmektedir.