Büyük Ortadoğu’da Ajan Başkanlar Dönemi

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, Fas’tan Orta Asya’ya kadar uzanan İslam coğrafyasında yönetimlerin, yönetenlerin ve sınırların değişmesini hedefleyen bir Amerikan Projesi.
1988 yılında ABD Başkanı olan Eski CIA yöneticisi ve Yeni Cumhuriyetçi düşünceyi yeniden dirilten George Herbert Walker Bush döneminde planlandı. Büyük Ortadoğu Projesi’nin bu dönemdeki en önemli göstergesi Körfez Savaşı ve Irak’ın kuşatılmasıydı.
1993 – 2001 yılları arasındaki Demokrat Parti –William “Bill” Jefferson Clinton– döneminde Proje kısmen askıya alındı. George Walker Bush (Oğul) döneminde ve 11 Eylül 2001 Operasyonu ile birlikte, BOP aynı hızla yeniden başladı. Peşpeşe Irak ve Afganistan işgalleri gündeme geldi. Bu dönemde Kuzey Afrika’dan başlayarak İslam dünyasında demokratik yapı içerisinde örgütlenecek Ilımlı İslamcı Hareketler desteklendi ve bu çizgide partiler kurulmasına destek olundu.
2000’li yıllarda CIA ve MI6 ile doğrudan ilişkili liderler, İslam ülkelerinde Başkanlığa, Başbakanlığa yükselmeye başladılar. Bunun ilk örneği, 2003 Irak Savaşı sonrası Irak Başbakanlığı’na atanan Iyad Allavi idi. Allavi, 1971- 1975 yılları arasında Londra’da Tıp okuduğu dönemde Irak Muhaberatı ve Saddam için çalışarak rejim karşıtı pek çok kişinin öldürülmesine yardımcı oldu. MI6 tarafından deşifre edilince de İngiliz İstihbaratı ile çalışmaya başladı ve Saddam’ın ölüm listesine girdi. Hatta Irak Muhaberatı tarafından baltalı bir saldırıda çok ağır yaralar aldı ve uzun süre tedavi gördü. 1980’lı yıllarda tamamen İngiliz Gizli Servisi için çalıştı ve 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra CIA adına çalışan Kuzeni Ahmet Çelebi ile Irak Muhalefeti’nin önde gelen isimlerinden oldu. 1993-2000 arasında Saddam’a karşı yürütülen birçok gizli operasyonda görev aldı ancak, Clinton yönetiminden destek göremedi. Oğul Bush döneminde Irak işgaline gerekçe gösterilen Kitle İmha Silahları raporunun en önemli isimlerinden biriydi. Irak İşgalini takiben, CIA’nın Başbakan adayı Çelebi’yi saf dışı bırakıp, 2004 yılında Irak Başbakanı oldu. Kendisi de bir Şii olmasına rağmen Iraklı Şiiler tarafından hiç sevilmedi ve ilk seçimlerde geri plana düştü. ABD’nin Irak’tan çekilmesi kesinleşince yeniden görev üstlendi ve başında bulunduğu El-Irakiye Listesi, 7 Mart 2010 seçimleri sonucunda istihbarat oyunlarıyla en fazla oyu aldı ama Başbakanlık hedefine ulaşamadı.
2010 sonbaharında Cumhuriyetçilerin Amerikan Kongresinde çoğunluk kazanması, Büyük Ortadoğu Projesi’nin –Obama yönetimi ve Hillary Clinton’a rağmen- yeniden hızlanmasına yol açtı. Siyasi görüşmeler ve politik baskılarla sonuç alınamayacağına inanan BOP yöneticileri, yönetimleri ve sınırları değiştirmek için yeniden gizli operasyonlara başladılar. Pentagon tarafından kontrol edilmeye çalışılan WikiLeaks operasyonu, İlk sonucu Tunus’ta aldı. Şimdi, Tunus Silahlı Kuvvetleri’nin gözetiminde, Amerikan yanlısı İslamcı ve liberallerin etkin olacağı yeni bir yönetim oluşturulması için çalışmalar sürüyor.

Mısır’da yürütülen operasyon da Tunus’un bir benzeri. Mısır Ordusu’nun gözetiminde, Hüsnü Mubarek‘in yönetimi bırakması beklenirken, Ömer Süleyman yeni lider olarak hazırlanıyor. Askeri İstihbarat Uzmanı olarak Moskova’da istihbarat eğitimi görmüş, Arap İsrail Savaşları üzerinde yüksek lisans yapmış Ömer Süleyman 1993 yılında CIA’nın desteğiyle Mısır İstihbarat Başkanı olmuştu. 2000’li yıllarda, CIA’nın İslam dünyasındaki gizli operasyonlarına büyük destek verdi ve El Kaide zanlılarının yakalanması, sorgulanması ve ağır işkencelere tabi tutulmasında bizzat görev aldı. El Kaide – Saddam ilişkisi konusundaki iddiaların en önemli kaynağı da yine Ömer Süleyman’dı. CIA ve MOSSAD ile Hüsnü Mubarek arasındaki bütün ilişkileri o yürüttü ve İsrail İstihbaratı ile kırmızı hat kurdu. Hamas’a karşı El Fetih’in silahlandırılmasında ve Gazze operasyonlarında İsrail’e önemli destek verdi. Şimdilerde CIA ve MOSSAD’ın en büyük temennisi, Ortadoğu’daki en önemli ortaklarının Mısır’ın yeni devlet başkanı olarak yerini pekiştirmesi ancak, bu da artık pek mümkün değil.
Tunus ve Mısır’daki olayların dinmesini takiben –Sudan sessiz sedasız ikiye bölünüp, Yemen’de sular kaynatılırken- sıra Ürdün’e geliyor. Buradaki görünen amaç, Filistinlileri seven Kraliyet ailesini tasfiye etmek. Asıl hedef ise, Büyük Ortadoğu Projesi’nin en önemli aşamalarından biri olarak Ürdün’ün parçalanması. Batı Şeria’nın devamı olan bölgenin Filistinlilere, Orta Irak’ın ise Haşimilere verilerek bir taşla iki kuş vurulması. Gazze’nin boşaltılarak, yeni Filistin yurdunun denizden soyutlanıp karasal bir çerçeveyle sınırlanması da BOP hayalleri içerisinde.
Yukarı doğru esmesi beklenen Büyük Ortadoğu Rüzgarı’nın Kuzey Irak’da taban hakimiyetine dayalı bir Kürt devletine yol açması, bugün Irak’ta egemen olan Şii hakimiyetinin ise Güney Irak’la sınırlı kalması planlanıyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin sonraki aşamalarında ise, KuzeyDoğu Suriye’de, İran’ın Mahabat bölgesinde ve Türkiye’nin GüneyDoğu’sunda bölgesel Kürt yönetimlerinin kurdurulması düşünülüyor.
Pentagon’un askeri gücüyle başarıya ulaştırılamayacağı anlaşılan Büyük Ortadoğu Projesi için yeni umut, gizli operasyonlar, sivil toplum hareketleri ve işbirlikçi ajan liderler.
ABD, 250 bine yakın askerle Vietnam’da, bir o kadar destekle Irak’ta kesin bir başarıya ulaşamadı. Afganistan’ı tümüyle kontrol etmek için daha fazlasına ihtiyaç duyacak Amerikalıların, Arap dünyası ve Türkiye’deki milliyetçileri hesaba katmadan yaptığı hesaplar bakalım ne kadar amacına ulaşacak. Bu tehlikeli dönemde, Alman – İran İstihbaratı tarafından kurulan Hizbullah’ın Türkiye ve Lübnan’da yeniden güçlendiği ve Avrupa’nın –özellikle Almanya’nın- da kendi oyuncularını sahneye sürmeye hazırlandığı unutulmamalı. ABD – İngiltere ittifakının petrol paylaşımı yüzünden çatırdadığı da düşünülürse, bu esen rüzgarlar büyük yangınlara yol açacak gibi görünüyor.
Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet edenlerin bu olanlardan ders almasını ve ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, bir gün görevlerini tamamladıklarında ülkelerinden kaçmak durumunda kaldıklarını görmesini diliyoruz.

Paylaş / Share
  •  
  •  
  •  
  •  
  •