ABD’nin Yeni Kürtleri Suudiler!

Sovyetlerin yıkılmasını takiben Büyük Ortadoğu ve Arap Baharı Projeleri ile OrtaDoğu fethine çıkan Amerika Birleşik Devletleri, yenilgiler ve engeller yüzünden sürekli strateji değiştiriyor.

Büyük Ortadoğu projesinde temel amaç, 1990’lı yılları takiben yükselen Siyasal İslamcı Grupları ülkelerinde iktidara getirmek; İşbirliği yapacaklarla stratejik ortaklıklar geliştirmek, işbirliği yapmayan radikalleri ise Tehdit olarak gösterip, Batı yanlısı gruplara veya Ordu güçlerine tasfiye ettirmekti.

Nispeten küçük bir ülke olan Tunus, kaosu erken atlattı ve kurulan Uzlaşma Hükümeti ile yoluna devam ediyor. Libya Doğu ve Batı olarak fiilen ikiye bölündü ve Batılı petrol şirketleri Bingazi petrollerine çoktan ortak oldular. Cezayir, Fransa’nın himaye alanı olarak kurtulurken, Mısır’da önce 2 Milyar dolarlık Soros Projesi ile Mursi işbaşına getirildi. Mursi’nin Enver Sedat olmayacağı ve İsrail’in çıkarlarını tehdit edeceği görülünce, Rusya’nın da onayı ile Mısır Milliyetçisi Ordu işbaşına getirildi. Bu arada, Daiş Projesi’nin bir ayağı Sina bölgesinde kurularak burası fiilen bir Tehdit Alanı haline getirilip, İsrail’in müdahalesine açık bir Tampon bölge oluşturuldu.

En Büyük Amaç, Tarihi Mezopotamya ve Körfez Bölgesi idi. Proje Suriye ve Irak’ta tıkandı. Sünni Şii çatışmaları ve Daiş Stüdyo Projesi ile bütün bölge kaosa sürüklendi.

Türkiye en önemli hedef ülkeydi. Fetö Projesi ile bütün Devlet Kurumları, Emniyet ve Yargı Teşkilatı, Silahlı Kuvvetlerin Muharip olmayan idari mekanizmaları tümüyle ele geçirilmişti. Tek direniş noktası Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı kalmıştı. 2009’dan itibaren Erdoğan’a yönelik bütün suikast girişimleri başarısız oldu, hepimizin yaşadığı bu süreç 15 Temmuz ile noktalandı. 15 Temmuz başarılı olsaydı, 6 ay önceden Fetöcü Komutanlar ile örtülü ateşkes ilan eden PKK Terör Örgütü isyan başlatacak, önce Türkiye Kürdistanı, ardından Suriye ve nihayet hazır durumda olan Irak Kürdistanı katılarak Büyük Kürdistan’ın üçayağı birleştirilecekti. Bundan sonraki hedef ise yine Kürtlerin desteğinde İran’ın ortadan parçalanması ve ABD’nin bölgeye yerleşmesiydi.

Bütün bu planlar, Türk Milletinin derinliğindeki Ruh ile altüst oldu. Her türlü siyasi görüşten Muharip Askerler, VatanSeverler ve oyunu çözümleyen Bahçeli, Perinçek gibi Siyasiler, Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türk Devletine destek verdiler. Diğer yandan, Duma ve Rus GenelKurmayı içerisindeki Türklerin de büyük gayreti ile ABD planları boşa çıkarıldı ve Milli Mücadele döneminde olduğu gibi Batı emperyalizmine karşı, karşılıklı çıkarlara dayalı bir Türk – Rus ittifakı kuruldu.

ABD ve İsrail öncülüğündeki Batı ülkelerinin Kürdistan planı suya düştü. Kürt Enerji Koridoru hayal oldu. Önlenmek istenen İran Kuvvetleri, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’e yayıldılar. ABD ve Batılı İstihbarat servislerinin onlarca yıl devam ettirmeyi düşündükleri Daiş Projesi bitme noktasına geldi.

İşte bu noktadan sonra ABD, İsrail ve Batı İttifakı yeni adımlar attı:

  1. Katar’ın izole edilmesi ve yönetimin tasfiyesi için Suudi Arabistan ve Müttefiklerince Siyasi ve Ekonomik Kuşatma başlatıldı.
  2. Muktada Sadr ile yakın ilişkiler kuran CIA ve MI6, Fars milliyetçiliği, İran ve Hizbullah hegemonyasına karşı Irak Arap Şiiliğini kışkırtmaya başladılar ve ilk meyvelerini aldılar.
  3. ABD, başarısız olan Barzani Kürdistanı kuvvetlerini geri çekti ve yeni nesil hizmetkârlarını yönetime getirdi.
  4. Çizgiden iyice çıkan Türkiye’ye karşı PKK & PYD Terör Örgütü ağır silahlarla donatıldı ve Suriye’de kalıcı olması için çalışmalara başlandı.
  5. Suudi Arabistan’da planlanan 15 Temmuz benzeri hukuk kılıfına sokulmuş Siyasi Darbe, CIA & MOSSAD & MI6 desteğindeki suikastlar ile başarıya ulaştırıldı. Husilere maledilen uyduruk bir füzenin ardından Silahlı Kuvvetlerdeki muhalifler görevden alındı. İki Helikopter düşürüldü, Eski yönetimden önemli bürokratlar ve prensler öldürüldü. Bazı güçlü prensler, tutuklandı, direnen birkaç prens katledildi. Hepsi ABD ve İngiltere’de eğitim görmüş yeni nesil Suudi Yönetimi, ABD yönetiminin büyük övgüsüne mazhar oldular. Suudilerin, Rusya’dan almayı planladığı S-400 satışı da bu şekilde ortada kaldı.
  6. ABD, Büyük Ortadoğu projesinde Türkiye gibi Pakistan yönetimini de kaybetmişti. Bu yüzden Hindistan ile Siyasi, Askeri ve Ekonomik büyük bir ittifakın temeli atıldı. Bu şekilde hem OrtaAsya ve Afganistan, hem de Pakistan ve İran’a karşı yeni bir Müttefik oluşturuldu.
  7. Lübnan Başbakanı Sünni Hariri, Hizbullah tehdidi bahanesiyle acilen çağrıldığı Riyad’da görevinden istifa ettiğini bildirdi. Suudilerin yeni yetme Savunma Bakanı, Hizbullah’ı düşman ilan edip gerektiğinde savaşacaklarını ilan etti.

Bunlar, Ortadoğu’da hedeflerine ulaşamayan ABD, İsrail ve Batılı ülkelerin son dönemdeki en önemli girişimleri. Bu girişimler nereye gider kısaca söyleyelim.

  • Suudiler ve Avanesi, bağırıp çağırsa da İran’a karşı bir savaşı göze alamazlar. Böyle bir durumda, İran’dan ağır bir askeri yanıt alır, ülkelerindeki Şii bölgeleri kaybeder ve hepsi de kaosa sürüklenir.
  • Lübnan’da Hariri’nin yokluğu fazla bir kayıp sayılmaz. Hariri dışındaki bütün siyasi aktörler hem ABD ve Batının iki yüzlülüğünü ve ihanetlerini, hem de iç savaşın yıkıcılığını çok iyi bilirler.
  • İsrail yönetimi Hizbullah ile yeni bir savaşı göze alamaz. Burnunun dibine kadar gelmiş İran’dan beklemediği tepkileri dikkate alır.
  • ABD bu vesileyle, Suudilere ve Körfez ülkelerine, artık gözden düşmüş silahlarını satmaya devam eder. ABD ekonomisini ayakta tutan Savunma Sanayisi için yeni müşteriler bulunur. Kurgusal tehditler ile Hindistan ve Japonya’ya da silah satmayı düşünseler de bu ülkeler Batı emperyalizmini iyi bilir ve oyuna gelmezler.
  • ABD geleceğin Suud Kralı Muhammed Bin Selman’ın 500 Milyar dolarlık 2030 Körfez Projesi’nden arslan payını alır.

Kısacası ABD ve Batı yenilgilere doymayan, yenildikçe yeni yollar ve stratejiler deneyen Emperyalizmin son atlıları. Nefesleri nereye kadar dayanacak birlikte göreceğiz.