Hz Ömer ve Kuran

Kuran’daki İnanç ve Ahlak esasları dışındaki uygulamaların zaman içinde değişebileceğine ilişkin en güzel örneği Hz Ömer göstermişti. Akılcı tavrı Kuran tarafından tasdik edilen en önemli kişi olan Hz Ömer, Kuran’a bakışıyla, uygulamalarıyla ve akılcı görüşleriyle, İslam tarihinde İslamı en iyi anlamış, uygulamış ve yorumlamış kişi sayılabilir. Şimdi O’nun Kuran ve İslam konusundaki bazı uygulamalarını birlikte inceleyelim :

1.  Hz Muhammed, Tevbe Suresi 60.  Ayetine göre, “Kalbleri İslama ısındırılacak olanlara” zekattan belirli bir hisse veriyordu. Bu durum Hz Ebubekir döneminde devam etti ve bazı gayrı müslimler bir arazi parçasının bu hüküm gereği kendilerine verilmesini istediler. Hz Ebubekir de araziyi onlara verdiğine dair bir vesika hazırlattı ve bu konu, şahit olması için Hz Ömer’e intikal etti. Hz Ömer, kağıdı ellerinden alıp yırttıktan sonra şöyle söyledi : “Müslümanlar az iken, Allah elçisi sizin gönlünüzü hoş ediyordu. Allah, İslamı size muhtaç olmaktan kurtardı. Haydi gidip çalışın.”[1]

2.  Bir sahabe, Yahudi bir kadın ile evlenmişti. Hz Ömer, Kuran-ı Kerim Maide Suresi 6.  Ayetinde buna izin verilmesine karşılık,  bunun “bütün diğer Müslümanlara kötü bir örnek olacağını ve güzellikleri sebebiyle Kitab ehlinden kadınlarla evlenmenin yaygınlaşacağını” belirterek hemen boşanmasını talep etti.[2]

3.  Yine Kuran-ı Kerim Enfal Suresi 41.  Ayetinde emredildiği şekilde savaşta elde edilen ganimetlerin beşte birinden sonra kalan, savaşa katılanlar arasında taksim edilirdi. Ancak Hz Ömer, dağıtılması gereken bu mallardan bir araziyi bütün Müslümanların yararına vakfetti. Ayrıca, Kuran’da emredilmesine rağmen bir kıtlık yılında, hırsızlık yapan birine el kesme cezasını uygulamadı.[3]

4.  O’nun Kuran’da emredilmesine rağmen maslahat gereği değiştirdiği uygulamaların en önemlilerinden birisi Üç Talak meselesiydi. İslamdan önce, Araplar hanımlarını boşarlar ve iddeti sona ermeden tekrar alırlar; Tekrar boşar, iddeti bitmeden tekrar alır ve bu erkeğin keyfine göre istenildiği kadar tekrar edilebilirdi.

Kuran-ı Kerim Bakara Suresi 229 ve 230.  Ayetleri ile bu kötü adeti ortadan kaldırmak için, boşamayı, ayrı zamanlarda, ayrı şartlar altında olmak üzere 3 kezle sınırlandırdı.  Üçüncü boşamadan sonra da kadının erkeğe ömür boyu haram olduğunu, Ancak -Yine ömür boyu evli kalmak niyetiyle- bir başkası ile evlenip de boşandıktan sonra bunun helal olabileceği hükmünü getirdi. Fakat, erkekler, nasıl olsa tekrar alabilirim düşüncesiyle, 3 sayısı ile sınırlanan boşamayı da kullanmak ve hanımlarına ceza vermek istediler. Bunun üzerine de Hz Ömer; “İnsanları kendi düşündükleri ile cezalandıralım, tek boşamayı üç boşama sayalım.” dedi ve hanımını bir kez de olsun boşayanların bir daha bu hanımları ile evlenemeyecekleri hükmünü getirdi.

Sonraki dönemlerde Fıkıhcılar da, Hz Ömer‘in bu içtihadına, dini bir kural gibi bağlı kaldılar. Zamanla bu konudaki bazı sorunları çözmek için “Hulle” denilen ve halen ülkemizin bazı yörelerinde rastlanan bir hileye başvurdular. Hanımlarını -hangi sözle olursa olsun- bir zamanda boşayıp da, onun kendisine ömür boyu haram olduğunu kabul eden; Fakat yaptığı hatadan dönmek ve boşadığı kadınla tekrar evlenmek isteyen kimseler; boşadıkları hanımlarını bir yakını ile 1 geceliğine evlendirip -zifafa girmeden- ertesi gün boşandıktan sonra tekrar evlenme yoluna gittiler. Tabii ki bu uygulama, Kuran’a da, Hz Ömer’in anlayışına da aykırı bir uydurmadan ibaretti.[4]

5. Hz Ömer’in akla dayalı içtihadları ile Kuran arasındaki uygunluğa işaret eden bir başka önemli konu; “Muvafakat-ı Ömer” meselesiydi. Suyuti, el-İtkan fi Ulumi’l Kuran isimli eserinde; “Bazı sahabenin lisanı üzere Kuran’dan bildirilenler hakkında” başlığı ile özel bir bölüm açmış ve burada, Hz Ömer’in görüşlerine uygun olarak inen ayetlerden örnekler vermiştir.  “Muvafakat-ı Ömer” deyimi ile meşhur olan bu hususu -tekrar edilen kısımları geçmek suretiyle- Suyuti’nin kendi ifadesinden öğrenelim :[5]

«O, nüzül sebeblerinden bir çeşittir. Ve o konuda asıl olan Muvafakat-ı Ömer’dir. Bunlar, tasnif edilerek ayrılmıştır.  Tirmizi’nin İbn Ömer’den tahriç ettiğine göre; Allah elçisi demiştir ki: “Allah gerçeği, Ömer’in lisanı üzere kıldı. ” “Mücahid dedi ki: “Ömer, bir görüş (Rey) öne sürdüğünde, onunla (ilgili olarak) Kuran (Ayeti) nazil olurdu.

Buhari ve diğerlerinin Enes’ten tahriç ettiğine göre; Ömer dedi ki: “Rabbim beni üç konuda muvafık gördü: Dedim ki; Ey Allah Elçisi, İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinseydik. Takiben “İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin. ” (Bakara/125) (ayeti) nazil oldu. Dedim ki; Ey Allah Elçisi, iyi ve kötü insanlar onlarla konuşabiliyor. Hanımlarına örtünmelerini emretseydin.  Arkasından örtünme ayeti (Ahzab/59) nazil oldu. Allah Elçisinin hanımları onu kıskanma konusunda ittifak ettiler. Onlara dedim ki; Sizi boşarsa, Allah ona sizden daha hayırlı hanımlar verir. Arkasından aynı şekilde (Tahrim/5) nazil oldu.»

Suyuti, aynı bölüm içerisinde, “Öyle dedim ve öylece nazil oldu” şeklinde şu ayetlerin de Hz Ömer’in lisanı üzere indiğini belirtir:

«Yaratanların en güzeli olan Allah Ne Yücedir. (Muminun/14)» «Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.  (Bakara/98)»[6]

6  Muvafakat-ı Ömer’den kabul edilen bir başka husus da şarabın yasaklanması meselesidir. Kötülüklerini gördükce, Hz Ömer onun haram olmasını ister dururdu.  Nihayet bu arzusu gerçekleşti ve şarap tedrici olarak yasaklandı.[7]

7  Sahabenin sözlerine uygun olarak bazı ayetlerin indirilmesi konusunda Hz Ömer dışında iki kişiden de bu konuda örnekler vardır. Sa’d b. Muaz İfk hadisesi üzerine; “Haşa, bu büyük bir iftiradır.” diye söylemiş ve aynı anlamdaki ayet (Nur/16) bildirilmiştir. Aynı şekilde Mus’ab Ibn Umeyr, Uhud savaşı sırasında “Muhammed sadece bir elçidir.  Ondan önce nice peygamberler geçmiştir.  Şimdi o ölür veya öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz.” demiş ve aynı manadaki ayet (A. İmran/144) nazil olmuştu.[8]

Bütün bu örneklerde görüldüğü gibi Hz Ömer, Kuran’da açıkça emredilmesine rağmen döneminin şartlarına uygun olarak Kuran’ın bazı açık hükümlerini uygulamamış ve toplumun ihtiyacına göre değiştirmişti. Bu davranışta bulunurken kendisinin Allah’a ve Kuran’a karşı geldiğini hiç düşünmediği gibi, hiç kimse de onu Allah ve Kuran düşmanı olarak suçlamamıştı. Diğer yandan, doğru bir akıl yürütmenin Allah’ın ve Kuran’ın maksadına ne kadar uygun olduğunu da yine “Muvafakat-ı Ömer” dediğimiz kişisel görüşleri ile ortaya koymuştu.

KAYNAK: Dr Abdullah Manaz, Siyasal İslamcılık II, Türkiye’de Siyasal İslamcılık, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı, Ocak – 2008, İstanbul, sh.507.


[1] İslam Hukukunda İçtihad, H. Karaman, s. 71.

[2] İslam Hukukunda İçtihad, H. Karaman, s. 73.

[3] İslam Hukukunda İçtihad, H. Karaman, s. 75,77.

[4] H. Atay, İslam Hukuk Felsefesi Giriş Bölümü, s. 7-11.

[5] El-İtkan, Es-Suyuti, s. 34.

[6] El-İtkan, Es-Suyuti, s. 35.

[7] Kuran-ı Kerim Bilgileri, O. Keskioğlu, s. 36.

[8] El-İtkan, Es-Suyuti, s. 35.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •