İmam Nikahı

Büyük Türk bilgini ve İslam hukukçusu Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895), dönemin Fransız elçisiyle bir konuşmasında İmamlık ve İmam Nikahı hakkında şunları söylemişti :

«İslamiyette rahiplik sınıfı yoktur. Gördüğünüz sarıklıların ruhbaniyetle bir alakaları yoktur. Rahiplerin yaptıkları sıkı muameleye hiçbir Müslüman tahammül edemez. Bir Hıristiyan çocuğu anasından doğar. Vaftiz olmak, yani Hıristiyan defterine kaydolunarak gerçekten dünyaya gelmiş addolunmak için papaza muhtaç olur. Allah’a ibadet edebilmek ve günahlarını affettirmek için dahi papazın aracılığına muhtaç olur. Evlenmesi, papazın nikahı icra etmesine bağlıdır. Ölülerin ruhuna bir hediye göndermek için papazın duasına muhtaç olur. Kendisi ölürse, toprağa girmesi dahi papazın varlığına bağlıdır. Eğer gelmesi gecikirse, cenaze meydanda kalır.

İslamda ise papazlık, imamlık yoktur. Her kul Allah’ı ile başbaşadır. Kendisi ile Allah’ın arasına giren kafirdir. Buna cesaret ederek, İslamlığa ruhbaniyeti sokacakların bu hareketleri küfür addolunur. Bir İslam çocuğu doğar, babası kulağına ezan okur ve adını koyar. İmam efendiye muhtaç olmaz. Çocuk büyür, okur, ilmihalini öğrenir, kendi kendine Allah’ına ibadet eder. İlim için öğretmene muhtaç olur, ama ibadet için başkasına, imama muhtaç olmaz. Cemaat ile namaz kılacak olduklarında içlerinden biri imam olur. Hernekadar, imamlık hizmetini eda için bir camiye bir imam tayin olunmak adet olmuş ise de bu adet dini bir mecburiyetten doğmaz. İmam efendi bulunmazsa da, cemaatten birisi imam olur, namaz kılınır.

İslamiyette günahları ancak Allah Teala affeder. Bir günahın affedilmesi için istenen şey kalb temizliği ile Allah’a yalvarmaktır. Ulu Tanrı ile kul arasına başkası giremez. Bir erkek ile bir kadın evlenmek isterlerse kendileri veya vekilleri ile nikah akdolunabilir. Fakat iki şahit huzurunda olmak lazımdır. Bunun için hocaya muhtaç olmazlar. Hernekadar nikah toplantılarında mahalle imamlarının bulunması adet olmuşsa da bunların vazifesi, nikah memurluğu olup, tarafların isimlerini yazmak ve nikah muamelesini, mehri kaydettirmektir. Bu cemiyette imam dua eder, fakat imam bulunmazsa da nikah yine akdolunur.

İslamda biri, ölülerin ruhlarına hediye göndermek isterse, Kuran okur veya fakirlere sadaka verir ve sevabını onların ruhlarına bağışlar. Bu sevabı onlara göndermek için imama ve hocaya muhtaç olmaz. Biri öldüğünde onu yıkamak ve cenaze namazını kılıp defnetmek sair Müslümanlara farzdır. Yapmazlarsa günahkar olurlar. Fakat, cenazelerde imamlara bir miktar para vermek adet olunduğundan vazifeyi onlar eda ediyorlar. İmam olmasa da diğer dindaşlar bu vazifeyi ifaya mecburdurlar. Kısacası imam ve müezzin gibi sarıklılar hizmetkardırlar. Olmasalar da dini vazifeler ifa olunur. Sair efraddan fazla ruhani bir sıfatları yoktur.»[1]

Siyasal İslamcıların uzak olduğu veya görmezlikten geldiği bu gerçekleri bir de son yüzyıl İslam bilgini ve İslam hukukçularından Ali Himmet Berki’den dinleyelim :

«İslam hukukunda nikah, tarafların iki şahid önünde icap ve kabulleriyle olur. Medeni nikahta bunun evlenme memuru huzurunda olması şarttır. Gerçi, fıkıh hükümleri cari olduğu sırada, nikahta imam bulunurdu. Bu, olayı yazmak içindi. Yoksa, İslam hükümlerine göre nikahta hiçbir aracıya gerek yoktur. Nikah, bir mukavele olduğundan, diğer sözleşmeler gibi tarafların icap ve kabulü ile tamam olur. Bazı eserlerde bunun tersine yürütülen ve imam bulunması dini mahiyette olmasından diye ileri sürülen görüşler tamamen yanlıştır.»[2]

Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarında Adalet Bakanlığı yapan büyük hukukçu ve İslam bilgini Seyyid Bey (1873-1924) ise, Osmanlı’daki İmam nikahı uygulaması hakkında şöyle demişti :

«Nikah da böyledir. İcap ve kabul ile olan sözleşmelerden farksızdır. Başka merasime gerek yoktur. Yalnız iki şahit lazımdır. Bu da zina töhmetinden korunmak içindir. Nikahta, mahalle imamının bulunması, izinname gibi muameleleri zabıt ve belgeye bağlamak içindir. İdari bir iştir, din ile ilgisi yoktur.»[3]

Bu açıklamalara rağmen ne yazık ki, İslamın ruhuna da en uygun olan resmi nikah konusu Cumhuriyet’ten bugüne Siyasal İslamcılar tarafından dinsizlik sayılmıştı.

KAYNAK: Dr Abdullah Manaz, Siyasal İslamcılık II, Türkiye’de Siyasal İslamcılık, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı, Ocak – 2008, İstanbul, sh.524.


[1] İslam Dünyasında Fikir Hareketleri, A.Manaz, s. 124.

[2] İslam Türk Ansiklopedisi, C. I, s. 187.

[3] Methal, Seyyid Bey, s. 101.