“Osmanlı’nın Cehennemi, ABD & PKK’nın Cennetinden iyidir.”

Diplomasi, güçsüzlerin güçlülere karşı geliştirdiği bir Rica dilidir. Gerçek anlamda bir şey kazandırmaz. Güçlü olan her zaman çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışır, Güçsüz olan ise varolan durumunu iyileştirmek için çareler arar. Türk Milleti Emperyalist ülkelere karşı Sevr’de güçsüzlüğü ve acziyeti yüzünden kaybetmiş, Lozan’da gücü nispetinde kazanımlar elde etmişti.

Dün İstanbul’da bir toplantıya Konuşmacı olarak katıldım. Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun, yani Geçici Suriye Hükümeti’nin Rakka Toplantısı vardı. Rakka’dan gelen Suriyeli komşularımız, Urfa, GaziAntep ve İstanbul’da yaşayan Suriyeliler ile birlikte ABD, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği, Hollanda, Danimarka ve diğer bazı ülkelerin bölge politikalarından sorumlu temsilcileri katıldılar.

Rakkalı dostlarımızın dile getirdiği en önemli husus: PKK’nın ele geçirdiği bölgelerde yaptığı zulümlerdi. “PKK’nın kendilerine karşı çıkanları tutukladıklarını, evleri ve köyleri keyfi olarak boşalttıklarını, Aynİsa’daki mülteci kamplarına yerleşen bölge halkının kimliklerine zorla el koyduklarını” ve daha pek çok konuları anlattılar. ABD Temsilcisine; “ABD’nin PKK ile işbirliğini anlamadıklarını, ABD’nin PKK’ya sualsiz yardım ettiğini, PYD’yi istemeyen bazı köylerin ABD uçaklarınca bombalandığını, PYD hakkındaki şikâyetlerinin bölgedeki ABD’lilerce hiç dikkate alınmadığını, ABD’nin ne yapmak istediğini öğrenmek istediklerini, Rakka’nın kurtulmasından sonra bölgenin PKK’nın elinde kalmasının tam bir felaket olacağını, savaştan önce 1,5 milyon olan şehir nüfusunun 150 bine düştüğünü, Daiş’e karşı ilk mücadeleyi kendilerinin başlattıklarını, birçok gençlerinin ilk çatışmalarda öldürüldüğünü veya tutuklandığını, kentlerini kurtarmak için yeterli güçleri olduğu halde ABD’nin kendilerini dinlemediğini ve PKK ile işbirliği yaptığını, kendilerini koruyacak Özgür Suriye Ordusu’nun da bölgeden uzaklaştırıldığını” anlattılar. Rakkalı dostlarımız kendi ifadeleriyle “Daiş Zulmü ile PKK Zulmü arasında bir fark olmadığını” defalarca dile getirdiler.

Bu şikâyetlere karşı ABD Temsilcisi ne dedi dersiniz: “Kendisine gelen bilgi ve dokümanlarda bu tür olaylara ilişkin hiçbir bilgi olmadığını” belirterek bu konuda adeta Kör ve Sağır olduklarını gösterdi. ABD temsilcisine karşı Bayır Bucak Türkmenlerinden arkadaşımız Bekir Atacan, “Söylediklerine kendisinin inanıp inanmadığını” söyleyerek tepki gösterdi. Ben de Son konuşmacı olarak konuşmamda şu hususları dile getirdim:

Biz ABD veya Batı’ya düşman değiliz, ancak bölgede gelişen ABD ve Batı düşmanlığı iki tarafa da yarar sağlamayacaktır. Herşeyden önce, ABD’nin bu bölgede ne istediğini iyi bilmemiz gerekir. Biz Türkler inanıyoruz ki; ABD bölgedeki 3 Büyük Barajı (Tişrin, Tabka ve Musul), İki büyük nehri (Fırat ve Dicle) ve bu alan arasındaki bölgeyi istemektedir. Bu alan, gelecekte bölgenin en önemli DoğalGaz ve Enerji Kaynakları alanıdır ve Rakka tam da bu alanın merkezindedir.

ABD’nin Suriye Planı ile Irak Planı benzerdir. ABD Politikası 1950’lerden itibaren bölgedeki Kürt grupları koruma ve güçlendirmeye yöneliktir ve 1979 İran İslam Devrimi sonrasında bölgede Büyük bir Kürdistan kurmak için gayret içindedir. ABD’nin kurmaya çalıştığı Kuzey Kürt Koridoru, Türkiye ile İslam Dünyası arasındaki karasal bağlantıyı kesmeye yönelik bir Duvar Stratejisi’dir. Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonu ile bu planı tam ortadan bölmüştür. Şimdi ABD’nin ikinci planı devrededir. ABD Rakka’dan sonra Güney’e doğru inmek suretiyle Fırat Nehri boyunca bir sınır oluşturacaktır. Güneyde İngiltere, ABD ve Ürdün destekli Muhaliflerce ele geçirilen Güney Koridoru ile birleştirilecek ve bu koridor ABD’nin Ürdün ve İsrail üzerinden Akdeniz’e ulaşan yeni Enerji Koridoru olacaktır.

Rakka ve Suriye bu büyük planın bir parçasıdır ve İran, Irak ve bütün OrtaDoğu’da olanlar birbiriyle ilişkilidir. Bugün Katar’ı Terörle suçluyoruz. Mesele Terör değil Enerji Boru Hatları meselesidir. (WebSitemdeki Güncel Ortadoğu Haritası üzerinde göstererek) Katar’an İran, Irak, Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşan Boru Hattı Planı Ruslarca desteklenmektedir. Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail üzerinden Akdeniz’e ulaşan Boru Hattı Suudiler ve ABD’nin yeni planıdır. Türkiye ve Katar, Katar, Güney Irak, Suriye, Türkiye üzerinden Trakya ve Avrupa’ya ulaşacak Boru hattını en ekonomik ve makul plan olarak görmektedir. Katar’a yöneltilen suçlama bir Terör Desteği meselesi olsaydı, bugün Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’ye karşı mücadele eden iki büyük Terör Örgütü ile işbirliği yapmakta ve korumaktadır.

Bölgedeki Savaş bir Enerji ve Su Savaşı’dır. Daiş Terör Örgütü bir Alan Değişimi Projesidir. Başlangıçta ABD için iki önemli şehir vardı, Musul ve Rakka. Arkadaşlarımızın da burada örneklerle anlattığı gibi, Daiş Terör Örgütü ile PKK Terör Örgütü danışıklı bir dövüş içerisindedir. ABD, Daiş’e yönelik bir imha hareketi yürütmüyor, aksine Daiş Terör Örgütü’nü İran, Hizbullah ve Irak Şiileri ile Sünni Muhalifler üzerine doğru Süpürme Harekatı yapıyor. ABD, İran, Hizbullah ve Şiilerin İsrail’e komşu olmasını istemediği gibi gelecekte Golan Tepeleri üzerinde hak iddia edecek bir Sünni Yönetim de istemiyor.

Anladığımız kadarıyla ABD’nin PKK Terör Örgütü’ne sadece Suriye’de değil, Irak ve İran’da da büyük ihtiyacı var. (Haritada) Gördüğünüz alan, PKK’nın İran’daki etkinlik alanı, ABD’nin sonraki hedefi burasıdır.

Biz sorunları savaşla, askeri harekâtlarla çözmek istemiyoruz ve bütün ülkelerle dost olmak istiyoruz. Bizler bütün dinlerden toplumlar yaklaşık 700 yıldır burada barış içerisinde yaşadık ve aynı şekilde yaşamak istiyoruz.

ABD’den beklentimiz Bosna’da yaptığı davranışı tekrar etmesidir.

Bu konuşmamız ABD Temsilcisi’ni hiç memnun etmedi, şikâyetini yanında oturan Koalisyon Başkanı’na iletti. Panel yöneticisine bir not geldi ve Dışişleri Temsilcisini de söz vermek istediklerini belirttiler ve Bakanlık Temsilcisi, resmi ve diplomatik bir dille ABD’yi de Suriyelileri de incitmeyecek nezaketle mevcut durum hakkında bilgi verdi.

Toplantı salonunda gördüğüm manzara, ülkemizin Milli Mücadele dönemini hatırlattı. Suriyeli Dostlarımız duygusal ifadelerle yaşadıkları sıkıntıları ve çaresizliği dile getirdiler, ama Batı Ülkeleri temsilcileri sadece notlar aldılar ve en önemlisi de ABD Temsilcisi bütün gerçek olayları resmi bir dille inkâr etti. Rakka’dan gelen arkadaşlarımız çok heyecanlı, çözüm umutlu ve gayretliydiler. Hatta bir arkadaşımız, “ABD’nin kendilerini anlamaktan uzak olduğunu belirterek Fransa’nın kendilerini anlayacak en önemli ülke olduğunu” dile getirdi. Ancak Fransa Temsilcisi de söylenenleri not aldığını ifade etmekten öte bir net bir tavır belirtmedi.

Toplantı arasında konuştuğum Suriyeli arkadaşlardan birinin şu sözü zihnime adeta kazınmıştı. “Bölgedeki halkımız şu anda aynen şöyle düşünüyor: Osmanlı’nın Cehennemi, ABD ve PKK’nın Cennetinden iyidir, geleceklerse Onlar gelsin.

Buradaki “Osmanlı Cehennemi” ifadesi aslında İngiliz Emperyalizminin 1850’den sonra geliştirdiği Osmanlı karşıtı Arap Milliyetçiliği söylemlerinden birisiydi. Bu söz, bölgeyi yüzlerce yıl koruyan, gözeten ve Demiryolu’na, ticaret yollarına, önemli eserlere kadar hizmet götüren ve bugün en kötü günlerinde 3 milyon Suriyeli’yi misafir eden bizleri gönülden incitti ancak hoşgördük. Milli Mücadele döneminde, bizim içimizde de kendine ve milletine güvenemeyenlerimiz, ABD, İngiltere veya Fransa Mandası’nı kurtuluş olarak görmemiş miydi?

Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi; “Milletin Bağımsızlığını, yine bu Milletin Azim ve Kararı kurtaracaktır.” Aynı şekilde Suriyeli Dostlarımız da, bir başka ülkeden Yardım veya Manda beklemeden önce sadece ve sadece kendilerine inanmalı ve güvenmelidir.

Biz Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’ya güvendik, Libya, Suriye cephelerini, Musul’u Kerkük’ü bütün OrtaDoğu’yu kaybettik.  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne güvendik, neredeyse içimizdeki hainlerle birlikte Türk Devletini Anahtar Teslimi devralacaklardı. Şimdi, sadece kendi çıkarları için Kırk yıldır insanlarımızı katleden bir Terör Örgütü ile ittifak yapıyorlar. Ve Türkiye’nin Mücadele ettiği üç büyük Terör Örgütü (Daiş, PKK ve Fetö) ne yazık ki hala onların kontrolünde.

Bunları biliyoruz, hiç unutmuyoruz ve her zaman suratınıza karşı söylemeye devam edeceğiz.