Devlet (Bahçeli) Titizliği!

Devleti ayakta tutmak zordur, bir insan gibi. Kimyasal (Fiziksel) ve Ruhsal (MetaFiziksel) yapısını kavrayamayan insan, bir dizi dengesizlik yaşar. Birini tercih, diğerini inkâr veya ihmal eden, maddi veya manevi hastalıklarla uğraşıp durur. Duygu ve Kimyası bir iner bir çıkar çıkar, ya susar ya kızar, ya ateşi yükselir ya şekeri düşer. İnsan sadece (5) Duyu Algısına dayanırsa huzur ve dengeyi sadece dünyada arar, beklentileri de tepkileri de hep duygusaldır. Sadece Sezgisel (MetaFizik) Aklı (inancı) önemserse bedeni iflas eder. Beden ve Ruh, aynı resmin birleşik katmalarıdır (layerleridir). Bedensel ve Ruhsal Yapı birbiriyle değil, kendisini hedef alan ortak düşmanla savaşmalıdır.

İdeoloji, Aklın bir tercihi gibi görünse de duygusal ve kimyasal yapıyla da derinden ilişkilidir. Radikal bir ruhsal yapıya sahip olanlar, hangi din, milliyet ve kültürde olursa olsun Radikal düşünceleri benimser. Dünyayı Siyah Beyaz görenler, ara renkleri göremez. Aşırı dindarlık ve İnkârcılık 12-0 noktasında birbirine komşudur. Bu noktalar karşılıklı olarak bir anda aşılabilir. İdeolojik denge iki tarafa eşit uzaklıktır. Ahlak Filozofu Miskeveyh bütün güzel davranışları iki aşırılığın ortası olarak tanımlar, cimrilik ve israf arasının cömertlik olması ve benzerleri gibi.

[bctt tweet=”Radikal bir ruhsal yapıya sahip olanlar, hangi din, milliyet ve kültürde olursa olsun Radikal düşünceleri benimser. Dünyayı Siyah Beyaz görenler, ara renkleri göremez. ” username=”ManazAbdullah”] [bctt tweet=”Aşırı dindarlık ve İnkârcılık 12-0 noktasında birbirine komşudur. Bu noktalar karşılıklı olarak bir anda aşılabilir.” username=”ManazAbdullah”]

Türk Devlet İdeolojisi, tarihsel olarak (diğer milletlerden farklı olarak iki değil) üç köşelidir: Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık. Aynen insandaki Beden, Ruh ve Akıl üçlüsü gibi. Sadece biri veya ikisi kalanına hâkim kılınırsa Devlet ve Toplum dengesizleşir. Sağcı, Solcu, Dindar kimlikler birbiriyle savaşır durur, beden güçsüzleşir, Devlet zaafa uğrar.

İşte bu noktada, Devlet Bahçeli’nin dün Bülent Ecevit ile (Huzur), bugünse R. Tayyip Erdoğan ile yaptığı (Terör ve Tehditle Mücadele) Ortaklığı’nı iyi anlamak gerekir. Bahçeli’yi tanıyanlar Devlet titizliğine ilişkin hayatını iyi bilir. 12 Eylül döneminde Milliyetçi Hareket içerisinde kimileri Saltanat peşinde koşarken, kimi genç liderler daha Mamak hapishanelerinde Menzil Halifesi olup Ülkücü gençliği Adıyaman’a taşırken ve kimileri de Muhafazakâr Parti telaşına ve ABD stratejisine uygun bir İslamcılık sevdasına düşmüşken, Bahçeli temel çizgisini korumuştu. Ailesinin Türkmen, Yörük ve Cumhuriyetçi temeli sebebiyle, yukarıda ifade ettiğimiz Türk Devlet İdeolojisinin 3 temel noktasına da sahip çıkan Dengeli bir yapısı vardı. Akademik tavrı sebebiyle, Hamasilerce MİT mensubiyetiyle suçlanmış, tehdit edilmiş ve muhalifleri çoğalmıştı. Bugün Bahçeli’ye muhalefet edenlerin neredeyse tamamı o yıllardan beri mücadele yürütenler. 1987’de (Türkeş’in isteğiyle) Genel Sekreter, 1997’de Genel Başkanı olduğu Milliyetçi Hareket Partisi’ni (Gehlen Ekibi ve ABD’nin bütün operasyonlarına rağmen) İslamcılıktan ve parçalanmaktan, gençliği sokaktan, külhanbeylik ve hamasetten kurtarmaya yöneldi. O’nun da mücadelesinde Atatürk gibi çoğu zaman yalnız kaldığını ve arkadaşlarınca tam olarak anlaşılamadığını söylemek yanlış olmaz.

Türklerde “Şef çok Kızılderili yok” diye söylenir. Liderlik mücadelemiz ünlüdür ve iç huzurumuzu bozan en önemli unsurlardan biridir. Aslında ister Liderlik isterse İktidar mücadelesi olsun, bu gayretin çoğu temelde insandaki Nefis mücadelesinin de sonucu gibidir. Nefsin uslanmazlığı gibi, kaybedilse dahi sürekli Liderlik Mücadelesi yürütmek bir süre sonra düşmanlığa dönüşür, köprüler atılır, duygudaşlık kaybolur.

Lider topluluğundan Fikir topluluğuna geçmek, Bilgi, Akıl, Ruh Terbiyesi ve Hoşgörü gerektirir. Küçük dünyamızı değiştirmeden, büyük dünyamızı değiştiremeyiz.