İslam Devleti Örgütü (DAİŞ = IŞİD)

Terör Örgütünün ismi Türkiye’de İŞİD veya DAİŞ, DEAŞ gibi değişik şekillerde ifade edilmektedir. Doğrusu olan (ilk harfi I olan) IŞİD  kısaltması, Irak Şam İslam Devleti anlamındadır. Doğru ifadesi olan DAİŞ kısaltması ise Arapça aslından üretilmiş, AdDavlatu’l İslamiyya EşŞam (Şam İslam Devleti) anlamındadır. DEAŞ kısaltmasında A’ya karşılık gelecek bir kelime yoktur.

Irak Şam İslam Devleti örgütünün siyasi temelleri 2004 yıllarına kadar dayanmakla birlikte, fiilen kuruluşu, ABD’nin Irak’tan fiilen çekilmeye başladığı ve Obama’nın başkanlığa geldiği 2009 yılına dayanır. Bilindiği gibi ABD, 2003 yılında Irak’ı işgal etmiş, 4500 Amerikan askeri ve 100 bini aşkın Iraklı bu savaşta hayatını kaybetmişti.

Bu işgal sürecinde bir yandan Orta Irak’ta yerleşik Saddam ve Baas yanlısı eski askerler ve diğer yandan El Kaide’ye bağlı İslamcı Gruplar Rus Gizli Servisi SVR’nin desteğinde ABD’ye karşı büyük bir direniş göstermişlerdi. ABD, bu direnişi kırmaya çalışırken dolaylı olarak da Irak Şii Hükümeti’ni güçlendirmek durumunda kalmıştı. İşin ilginç yanı Şii Irak Hükümeti de İran’ın ve dolayısıyla Rusya’nın etki alanındaydı. Doğal olarak ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte bütün bu bölge –Suriye Nusayri Yönetimi ile birlikte- İran ve Rusya’nın etkinlik alanına girecekti. Nitekim de öyle oldu.

Obama Yönetimi, bölgeden askeri olarak çekilme planları yaparken ABD çıkarlarına hizmet edecek yeni stratejiler de geliştirdi. Bunların en önemlisi, İngiltere, İsrail, Suudi Arabistan ve Ürdün İstihbarat Servislerinin ortak projesi olan Irak Şam İslam Devleti örgütü oldu. Projenin temel hedefleri şunlardı:

  • Sünni Şii Çatışması ile Sünni İslamcılar, İran yanlısı Şii İslamcıların –ve dolayısıyla Hizbullah’ın- bölgesel yayılmasına engel olacaktı. Bu şekilde, çekilen Amerikan askerlerinin yerini Kontrollü Dost-Düşman Yerel Kuvvetler alacaktı.
  • ABD ve Müttefikleri, yaratılacak Yeni Tehdit ile bölgedeki askeri varlığını sürdürebilecek, müdahaleleri uluslararası meşruiyet kazanacak ve Yeni OrtaDoğu’nun sınırlarının oluşumunu kontrol edebilecekti.
  • İran Şii yayılmacılığını durduracak tek güç Sünni İslamcılıktı ancak, bölgedeki mevcut Sünni İslamcıların bir kısmı Müslüman Kardeşler diğer bir kısmı ise El Kaide çizgisindeydi. Her ikisi de İsrail’in güvenlik stratejileri açısından tehlikeliydi. Bu yüzden mevcut Sünni İslamcı yapıların dışında, ABD ve Müttefiklerinin çıkarlarına uygun yepyeni bir Sünni İslamcı Gruba ve Tehdide ihtiyaç vardı.

Daiş Terör Örgütü'nün ilk kurulduğu ABD Bukka Kampı

Irak Şam İslam Devleti örgütünün lideri Ebu Bekir El Bağdadi işte bu dönemde seçildi. Bağdadi, Şubat 2004‘te Irak işgali sonrasında yakalanan El Kaide militanlarının bulunduğu Ebu Garip hapishanesine atılmıştı. Burada yaklaşık 8 ay kalan Bağdadi Ekim 2004‘te Bukka kampına alındı. Bağdat İslam Üniversitesi’nden Doktorası bulunan -Saddam döneminde Muhaberat ile çalıştığı iddia edilen- Bağdadi, 24 ayrı bölümde yaklaşık 24.000 kişinin bulunduğu bu kampta önemli bir kişiydi. Pentagon Bağdadi’ye özel imkânlar da tanımıştı. Mahkûmlar bir bölümden diğer bölümlere geçemezlerdi ancak Bağdadi hangi bölüme isterse gidebiliyordu. Bu kamplardaki militanların çoğunluğu Zarkavi’ye biat etmiş El Kaide militanlarıydı.[1]

Daiş Terör Örgütü'nün ilk kurulduğu ABD Bukka Kampı

Burada, Pentagon ile anlaşan Bağdadi, Aralık 2004 tarihinde ise Bukka kampından şartsız olarak salıverildi. Bu tarihten itibaren 2009 yılına kadar ABD istihbarat birimlerine bağlı olarak çalıştı ve Ürdün’deki eğitim kamplarına alındı. 2006’da Irak’taki El Kaide militanlarının lideri olan Zarkavi, Bağdadi’nin önünü açmak için ABD tarafından bir operasyonla öldürüldü.

ABD Milli Güvenlik Ajansı Ajanı Edward Snowden, Irak Şam İslam Devleti’nin İngiliz ve Amerikan Gizli Servisleri tarafından kurulduğunu ve Mossad tarafından eğitildiğini sonraki yıllarda açıkladı. Snowden’in ifadesine göre “Eşekarısı Yuvası (The Hornet’s Nest)” adı verilen Gizli Operasyon ile dünyadaki bütün İslamcı radikallerin bir mekânda toplanması düşünüldü. NSA dokümanlarına göre bölgedeki Siyonist varlığın ve Yahudi Devleti’nin korunması için tek çözüm sınırların ötesinde bir düşman yaratmaktı. Ebu Bekir Al Bağdadi, Mossad tarafından askeri, teolojik ve konuşma eğitimlerinden geçirildi.”[2]

2009 yılında Amerika Birleşik Devletleri‘nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önemli bir karar alındı. Dönemin Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, ABD’nin OrtaDoğu planlarına açıkça karşı çıkmaya başlamış ve bölgedeki Sünni Müslümanlar arasında karizmatik bir önder haline gelmişti. 2009’daki Davos zirvesinde “Ortadoğu Barışı” konulu bir toplantıda “One Minute” çıkışı ile Simon Peres’i azarlayan Tayyip Erdoğan ile Obama Yönetimi arasındaki ipler koptu ve Türkiye ile ABD arasında gizli büyük bir savaş başladı. ABD bir yandan, Beşinci Kol Örgütü olan ve Türkiye’deki ABD karşıtı Asker ve Sivil Bürokrasi’yi temizleyen Fetö Yapılanması ile Erdoğan’ı yıkmak ve hatta öldürmek için düğmeye basarken, diğer yandan da Suriye Esad Hükümeti ile işbirliği kararı aldı.

Pentagon 2009 yılından itibaren hız verdiği DAİŞ Projesi çerçevesinde, Suriye Askeri İstihbaratı ile de yakın ilişkiler kurmuştu. ABD ve İsrail, Suriye’deki Sünni İslamcı Muhalefetin güçlenmesinden endişe duymaya başlamışlar ve Esad Yönetimi’nin kalması yönünde strateji değiştirmişlerdi. Bu yüzden, Rusya’nın da bilgisi dâhilinde, Pentagon ile Suriye Askeri İstihbaratı 2009 yılından itibaren DAİŞ Projesine önemli katkılarda bulundular. Suriyeli İstihbaratçı General Hüseyin Ali Kemal, Zebadani’de bulunan karargâhında DAİŞ’in güçlendirilmesi için her türlü organizasyonu bizzat yönetti. (Generalin 2012’de kanserden öldüğü açıklandı). Kaynaklara göre, 2009-2012 arasında DAİŞ’e katılan yabancı radikal İslamcıların çok önemli bir bölümü Şam Havaalanını ve Lübnan Şam karayolunu kullanmışlardı. Bu dönemde Türkiye ve Irak üzerinden örgüte katılanlar oldukça azdı. Bağdadi’nin eskiden beri Iraklı Baasçılara özel bir yakınlığı vardı ve bu yüzden Suriyeli Baasçılardan da önemli destek almıştı. Yine bu dönemde Suriye hapishanelerindeki bazı El Kaide militanları, DAİŞ’e katılmak üzere Rejim tarafından salıverildiler.[3]

Bu Hazırlık Dönemi sürecinde, DAİŞ Terör Örgütü için Ürdün, Ana Karargah olarak seçildi. Ürdün’ün Zarka bölgesinde Safavi kasabasının yakınında bulunan Prens Hasan Askeri HavaAlanı ve çevresindeki Askeri İstihbarat Bölgesi, Terör Örgütünün Ana Karargahı ve Eğitim Kampı olarak belirlendi. Bu bilgiyi açık ve seçik olarak ilk kez bu sitede ve makalede okuyorsunuz. Google Earth programı ile bu (Konumu açmak için tıklayın) bölgeyi inceleyecek olursanız, Eğitim kamplarına ait izleri kolayca görebilirsiniz.

DAİŞ içerisindeki yabancı militanların % 80’ine yakını Kuzey Kafkasya ve Orta Volga bölgesinden gelen ve birçoğu paralı asker niteliğinde olan militanlardı. Nitekim Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı Alexander Bortnikov  “Pentagon tarafından Ürdün’de eğitilen DAİŞ’in gerçek hedefinin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri” olduğunu ifade etmişti.[4] Nitekim Kafkasyalı DAİŞ militanlarının derlenmesi konusunda MI6 ve Ürdün İstihbaratı’nın Kafkas kökenli yönetici ve uzmanlarının büyük hizmeti oldu. DAİŞ’in Deraa bölgesi kolu olan Şuheda Yermuk Grubu’nun birçok üyesi, liderleri Ebu Ali Al-Beridi’nin Şeyh Abu Ubeyde El-Kahtani aracılığıyla Ürdün’den para ve lojistik destek aldıklarını itiraf etmişlerdi.[5]  Burada şunu açıkça belirtelim ki, DAİŞ’i besleyen radikallerin bölgeye ulaşması için halen iki önemli koridor bulunmaktadır. Bunlardan biri, Avrupa – Afrika – Ürdün koridoru, diğeri ise Kadirov‘un özel elemanları tarafından yönetilen Asya – Çeçenistan – Ermenistan – İran – Irak koridorudur. Bu süreçte, Türkiye üzerinden örgüte katılan Daiş Eşek Arılarının sayısı, diğerlerine göre oldukça sınırlıdır. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonunda ortaya çıktığı gibi, Türkiye’nin Irak ve Suriye ile olan Güney sınırlarındaki Fetö mensubu bazı Hain Komutanlar, Merkez’den aldıkları emirlerle Daiş için sınırlarımızda karanlık geçiş bölgeleri kurmuşlardı. Ancak ABD ve İngiltere kontrolündeki uluslararası medya kuruluşları yukarıdaki iki önemli koridordan ziyade hep Türkiye’yi ön plana çıkarmışlar ve Daiş Ortakçısı olarak ilan etmişlerdi. 2009’dan sonra başlatılan bu psikolojik savaşta hep Türkiye ve Tayyip Erdoğan başlıca hedefleri olmuştu.

Zarkavi, 2006’da ABD tarafından öldürüldüğü zaman Ebu Bekir El Bağdadi henüz Pentagon eğitimini bitirmemişti. 2009’da eğitim süreci sona erince, Nisan 2010 tarihinde Zarkavi’nin yerine geçen Ebu Ömer de bir ABD operasyonu ile öldürüldü. Artık, Irak El Kaide camiasında Ebu Bekir El Bağdadi’nin önü açılmıştı. 16 Mayıs 2010′da Bağdadi, Irak İslam Devleti Emiri olarak ilan edildi ve bundan bir ay sonra da Bağdadi Irak Şam İslam Devleti örgütünü ilan ederek militanlarını önce Suriye’de toplamaya başladı.

Öldürüldüğü söylenen Usame Bin Laden'in Ölüm Montajlı Fotoğrafı

 

ABD’nin kontrolünde küresel anlamda, El Kaide benzeri yeni bir örgüt kurulabilmesi için mevcut Küresel Radikal İslam grubunun dağıtılması gerekiyordu. El Kaide Lideri Usame Bin Laden, uzun bir süredir Pakistan Askeri İstihbarat Servisi tarafından Askeri Akademi ve İstihbarat Servislerinin bulunduğu AbdoAbad kentindeki büyük bir evde gözetim altındaydı. Obama Yönetimi, tamamen kendi kontrollerindeki yeni İslamcı Tehdidi yaratmak için Usame Bin Laden’in tasfiye edilmesine karar verdi. 2 Mayıs 2011’de yapılan askeri operasyon ile Laden’in öldürüldüğü ve cesedinin denize atıldığı açıklandı. Laden sonrasında, El Kaide liderliğini Eymen El Zevahiri üstlendi. Zevahiri’nin SVR’nin güvenlik alanı içerisinde yaşadığına inanıyoruz. Laden’in ortadan kalkmasından sonra, Bağdadi dünya radikal İslamcılığının yeni lideri olarak lanse edildi ve 4 Ekim 2011‘de ABD’nin arananlar listesine girerek başına 25 Milyon dolar ödül konuldu.

15 Aralık 2011’de, ABD’nin Irak Operasyonu resmen sona erdirildi ve Bağdat’taki ABD bayrağı gönderden indirildi. ABD, 2011 yılı sonu itibariyle Irak’taki bütün savaşçı askerlerini geri çekmiş oldu. Cumhuriyetçiler ve İsrail Lobisi geri çekilme kararına şiddetle karşı çıktılar.

2012 Şubat ayında ABD ve İngiltere Şam büyükelçiliklerini kapattı ve Suriye iç savaşı da resmen başlamış oldu. Türkiye’nin girişimi ile Suriye’nin Dostları Grubu kuruldu ve Suriye Muhalefeti toparlandı. 2012 yılından itibaren Irak Şii Hükümeti’nin ve İran’ın hem Irak’ta hem de bölgedeki gücü tahmin edilemeyecek kadar arttı. İran Suriye Esad Yönetimi’ne ve Lübnan Hizbullahı’na yönelik askeri yardımlara ve sevkiyatlara başladı. Irak’ta Sünni ve Şii gerilimi tırmandı. Sünni ve Şii kentlerinde, törenlerinde ve dini mekânlarında karşılıklı olarak bombalı araçlar patlamaya başladı.

Mart 2013’te Suriyeli DAİŞ militanları ülkenin en stratejik yeri olan -Fırat üzerindeki en büyük barajın bulunduğu- Rakka kentine tamamen yerleştiler. Burası, gelecekte örgütün ana yönetim merkezi olarak lanse edeceği ve zamanı gelince de ABD ve Müttefiklerinin izin vereceği gruplara terkedeceği Son Kalelerden idi.

McCain ve Bağdadi

 

Mayıs 2013’te, İsrail lobisinin önemli ismi Mc Cain, gizlice Suriye’ye gitti, İdlib’te Suriyeli muhaliflerle görüştü. Mc Cain’in görüşmelerine ilişkin sonradan yayınlanan bazı fotoğraflarda DAİŞ Lideri (Samarralı İbrahim Al Badri) Ebu Bekir El Bağdadi’nin bulunduğu iddia edildi.[6]

21 Temmuz 2013’te Irak’taki bine yakın El Kaide Militanı, Irak Hapishanelerinden adeta ellerini kollarını sallayarak kaçtılar! Bu El Kaide militanları Bukka kampından tanıdıkları Ebu Bekir El Bağdadi’ye biat edip Irak İslam Devleti’ne katıldılar.

7 Haziran 2014’te (Zarkavi’nin ölüm yıldönümünde) Ebu Bekir Al Bağdadi liderliğindeki sadece 1500 DAİŞ militanı Musul’a girdi. Yaklaşık 50.000 kişilik Irak Ordusu silahlarını bırakıp şehri terkettiler.

Şubat 2015’te Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakem El-Zamili : “Irak Özel Kuvvetleri’nin, DAİŞ’e silah taşıyan iki İngiliz uçağını düşürdüklerini ve Londra’dan açıklama beklediklerini” açıklamıştı. El Zamili. Koalisyon uçaklarının özellikle DAİŞ hâkimiyetindeki bölgelere sık sık silah bıraktıklarını savunuyordu.[7]

Ebu Bekir El Bağdadi

 

Bu tarihlerde bir başka ilginç olay da, 120’den fazla İngiliz SAS Özel Kuvvetleri mensubunun Suriye’nin güneyinde deşifre olmasıydı. Koalisyon uçaklarının bu grubu vuracağı anlaşılınca, İngiltere telaşla bunu engellemiş ve olayın bir eğitim çalışması olduğunu ileri sürerek olayı kapatmıştı. [8]

Artık Ebu Bekir El Bağdadi ve İslam Devleti Örgütü, ABD ve Batı’nın emperyalist hâkimiyetlerine gerekçe oluşturacak bir hale gelmişti. Washington Post ve Le Monde, Bağdadi’yi “Dünyanın En Güçlü Cihadist Lideri” ve “Yeni Usame Bin Laden” olarak tanımlıyorlardı.

DAİŞ Projesinin dikkatlerden kaçan bir başka yararı da; ABD’nin Irak Ordusu’na bıraktığı modern silahların Şii Hükümetine kalmasının önlenmesiydi.

DAİŞ Terör Örgütü‘nün gelişmesinde ABD‘nin rolüne ilişkin en önemli itiraflardan biri de 4 Ağustos 2015 tarihinde Al Jazeera televizyonuna konuşan Obama’nın Eski Savunma İstihbarat Şefi General Michael Flynn tarafından yapıldı. General, DAİŞ’in gelişmesine ABD‘nin bilerek ve kasıtlı olarak göz yumduğunu söyledi.[9] General Flynn, 20 Ocak’ta ABD BaşkanI olan Trump‘ın en önemli Askeri ve Güvenlik BaşDanışmanı durumundaydı.

İşte bütün bu ilişkiler zinciri içerisinde şunları açıkça söyleyebiliriz ki;

DAİŞ Terör Örgütü, İran’ın OrtaDoğu’daki yayılmacılığına karşı ABD, İngiltere ve Müttefikleri tarafından gerçekleştirilmiş bir Sünni Radikal İslamcı Proje’dir. Nitekim eski NATO komutanlarından General Wesley Clark, CNN’e verdiği bir mülakatta “İslam Devleti (Daesh) dostlarımız ve müttefiklerimiz tarafından Hizbullah’ı yoketmek için kuruldu” diye söyleyerek sorumluluğun İsrail’e ait olduğunu ifade etmişti.[10] Clark ve bir grup Senato üyesi, 2001’den sonra ABD tarafından başlatılan Saldırgan Dış Politikaya, Büyük Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine, Libya ve Suriye savaşlarına ve Amerikan Dış Politikasının Radikal İslamcı ideoloji üzerinden yürütülmesine şiddetle karşı çıkıyordu.

DAİŞ‘in öncelikli hedefleri şunlardı:

  1. ABD ve Müttefiklerinin politikaları çerçevesinde İran’ı, Suriye’deki –Nusra Cephesi ve Ahraru Şam– gibi gittikçe güçlenen Suriyeli Muhalifleri durdurmak;
  2. Esad Yönetimi’ni kalıcı kılmak ve dünya kamuoyu önünde yeniden meşrulaştırmak;
  3. ABD’nin Yeni OrtaDoğu planları çerçevesinde, Irak ve Suriye’deki Kürtlere karşı saldırılarda bulunarak, hem Irak’ta hem de Suriye’de Kürt Egemenlik Alanı’nın genişlemesine hizmet etmek; (Nitekim Iraklı Kürtler, DAİŞ ortaya çıktıktan sonra topraklarını % 50 nispetinde, PKK Terör Örgütü de Suriye’de % 800 oranında genişletmiştir.)
  4. ABD ve İsrail için stratejik önem taşıyan Fırat ve Dicle arasındaki (Büyük İsrail Projesi açısından da önem taşıyan)  Tarihi Mezopotamya topraklarını ve bölgenin iki büyük barajı ile su kaynaklarını kontrol altına almak;
  5. Gelecekte OrtaDoğu‘nun en önemli doğalgaz üretimi ve petrol akışının sağlanacağı Irak – Akdeniz Koridoru’nun oluşumuna zemin hazırlamak;
  6. Batı dünyasında ve Kafkasya‘da gelişen ve tehdit haline gelen radikal islamcıları, ABD için stratejik önem taşıyan bölgelere yönelterek buralarda Askeri varlık oluşturmasını ve düzenli tasfiyesinı sağlamak.

Daiş Terör Örgütü'nün Toplu Gösterisi

 

DAİŞ Terör Örgütü‘nün kıyafetleri, bayrağı, medya servisleri, guantanamo renkli esir formaları, marşları, eğitimleri ve kullandıkları yöntemler tam bir laboratuvar çalışmasıdır. Bunlar bir İslamcı grubun, kendi kültür ve geleneklerinden ortaya koyabileceği özellikler değildir. Samimi olarak Allah için Cihat yaptığına inanan hiçbir İslamcı yüzünü saklama ihtiyacı duymaz. Buna karşılık, DAİŞ’in özel kuvvet eğitimi aldıkları çok açık Kafkas kökenli militanları ve dünyanın değişik bölgelerindeki silahlı eylem grupları yüzlerini gizlemektedir. 2016 yılının bahar aylarından itibaren ABD, İngiliz, Ürdün, İsrail ve Rus özel kuvvetlerinin DAİŞ içerisinden ayrılmasıyla birlikte kalan cahil militanlar yüzlerini saklama geleneğini bırakmış, doğal radikal kıyafetlerine dönmüşlerdir.

DAİŞ militanlarının neredeyse tamamı paralı askerdir ve örgütten düzenli olarak maaş alırlar. Yakalanan veya kaçan örgüt mensuplarının ifadelerine göre; Örgütte tam bir merkezi yapılanma vardır. Örgütün savaşçıları nerede ne zaman savaşacaklarını bilmezler ve Merkez’den gelen talimatlar doğrultusunda savaşacakları cepheye giderler. Örgüt üyeleri, Esad ordusu ile savaşacakları söylemiyle çeşitli cephelerde Muhalif diğer gruplarla savaştırıldıklarını defalarca ifade etmişlerdir. Bu durum, bir gönüllülük esasının değil, tek bir merkezden yönetilen stratejik bir yapılanmanın olduğunu göstermektedir. Nitekim, Türkiye ve Avrupa’da Daiş Teröristleri tarafından gerçekleştirilen eylemlerde Hedef ve Zaman seçimi bizzat Örgüt Merkezi tarafından belirlenmiştir.

Laden ve Zevahiri

 

DAİŞ Terör Örgütü, ABD menfaatlerine uygun olarak El Kaide‘nin yerine geçmiştir. Bağdadi bu yüzden Zevahiri’nin liderliğini reddetmiş ve kendi Dünya liderliğini ilan etmiştir. Terör Örgütü ABD’nin “Tehditle Varolma Stratejisi” çerçevesinde, Pentagon‘un askeri varlık bulundurması gereken alanlarda faaliyetini sürdürmektedir. Laden ve El Kaide Tehdidi ile Afganistan ve Irak işgallerini gerçekleştiren Amerika Birleşik Devletleri, şimdi Bağdadi ve Daiş Tehdidi ile Mezopotampa‘ya yerleşme planları yapmaktadır.

Örgütün ilk kuruluşundan bugüne kadarki yapılanması konusunda Rusya’nın hem bilgisi hem de onayı vardır. Rusya’nın DAİŞ projesinden temel beklentilerini de şu şekilde özetlemek mümkündür:

  • Esad iktidarını meşrulaştırmak ve güçlendirmek,
  • Kafkasya’dan gelen Radikal İslamcı grupları burada oyalamak ve tasfiye etmek,
  • Suriye – İran bölgesindeki stratejik çıkarlarını korumak amacıyla bölgede bulunması için bir gerekçe oluşturmaktır.

DAİŞ Projesi esasen Londra merkezli ve Langley destekli bir Selefi Proje olduğu için OrtaDoğu’dan sonra, bir yandan Orta Asya enerji kaynaklarının bulunduğu Pakistan ve Afganistan’dan yukarıya doğru diğer yandan da Çin ve Hindistan’ın el attığı ve stratejik doğal kaynaklar ve hidrokarbonlar açısından zengin –Nijerya gibi- Orta Afrika ülkelerine yayılma eğilimindedir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri’nin “DAİŞ Mücadelesinin uzun yıllar süreceği” şeklindeki açıklaması bunun Kontrollü Bir Tehdit olarak düşünüldüğünün ifadesidir. Geçtiğimiz günlerde Rusya’nın, “Afganistan’da DAİŞ’e karşı Taliban ile birlikte savaşabileceklerini ve çıkarlarının ortak olduğunu” ifade etmesi de projenin stratejik arka planını ortaya koyar niteliktedir. Diğer yandan, Paris saldırılarının ardından, Avrupa’nın en önemli askeri güçlerinden Fransa’nın da Ortadoğu savaşına müdahil kılınması, uluslararası alandaki “Radikal İslamcı Terör” olaylarının çok önemli siyasal sonuçlara yol açtığının bir göstergesidir.

Daiş Terör Örgütü konusunda en dikkat önemli hususlardan biri, örgüte karşı tek ciddi mücadelenin –önceleri Batı tarafından kasıtlı bir şekilde örgüte destek olmakla suçlanan- Türkiye tarafından yapılması. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin rehberlik yaptığı ve Türk Özel Kuvvetlerinin öncülük ettiği Özgür Suriye Ordusu, 2016 yılı içerisinde Azez’den Cerablus’a kadar olan bölgeyi terör örgütünden temizledi. 23 Şubat 2017’de ise, örgütün bölgedeki üçüncü önemli kenti ElBab, Daiş militanlarından tamamen temizlendi.

Rusya desteğindeki Esad Ordusu, Halep’ten sonra Rakka’ya yöneldiği zaman, ABD ordusunun müdahalesi ile karşılaştı. Esad Ordusu’nun önünü kesen ABD, hava saldırıları ile Esad Ordusuna ağır kayıplar verdirdi. Rusya da buna karşılık olarak, 10 Haziran 2017‘de Rakka’ya yoğun ve stratejik bir hava saldırısı yaptı. Daiş’e yönelik bu saldırılarda, Bağdadi öldürüldü.

Unutmayalım ki, Daiş Terör Örgütü, ABD’nin bölgedeki kalıcılığı ve alan değişimi için kurulmuş bir Taktik Operasyonu’dur.

——–

[1] http://nypost.com/2015/05/30/how-the-us-created-the-camp-where-isis-was-born/

[2] http://www.globalresearch.ca/isis-leader-abu-bakr-al-baghdadi-trained-by-israeli-mossad-nsa-documents-reveal/5391593

[3] http://www.theguardian.com/world/2014/dec/11/-sp-isis-the-inside-story

[4] http://sputniknews.com/middleeast/20151028/1029212264/isil-world-powers-arab-spring.html

[5] https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&v=J_Ft3L0oH5I

[6] http://www.comite-valmy.org/spip.php?article6009

[7] http://www.iraqinews.com/iraq-war/parliamentary-commission-security-defense-reveals-documents-coalition-aircrafts-aiding-isis/

[8]   http://www.express.co.uk/news/uk/595439/SAS-ISIS-fighter-Jihadis

[9] http://www.aljazeera.com/programmes/headtohead/2015/07/blame-isil-150728080342288.html

[10] https://www.youtube.com/watch?v=QHLqaSZPe98