Akıl ve Duygu

Duyularım bilgi kaynağımdı…

Gözüm, kulağım bilgileri alır zihnim onu ilgilendiğim konulara göre yerlerine kaydederdi.  Değilse çöp kutusuna yollardı.

İlgi duyduklarım nefsimin hallerine uygun olanlardı. Nefsim her yaşta farklı ilgi alanlarına yöneldikçe duyularımı oraya çevirdi. Görülmeyenin bilgisi dıştan elde edilir zannıyla, Marifetullah arandı hep bir yerlerde.

Hatıralarım oldu, zaman ve mekânla birleşik. Şimdi olmadı. Ya geçmiş ya gelecek vardı. Algıladığımı ya zaman ya da mekânla birleştiriveriyordu zihnim, salt anı yaşamama müsaade etmeden.

Gözüm gördü ama gördüğüm aradığım olunca zihnim onu önemsedi ve kavramlaştırdı, diğerlerine gölge dedi. Kulağım duydu ama duymak istediğim değilse gürültü oldu. Bilgim zihnimin kavramlaştırdıklarıydı. Ya da kalbimin hissettikleri.

“Dışarısı çok kalabalık. Kuru kalabalık. Herkes birbirine benziyor. Buz dağının üstü aynı…” Bunları söyleten zihnim, nefsim. Oysa her insan bir hayat. Bir değer…

Herkesi aynı gösteren, herkese değer biçen yönüm görünen dünyaya ait kalıplarım. Zaman ve mekâna uyumlu, doğru düşündüğünü zanneden fikirlerim. Eşyanın hakikatine nüfuz edilemeden zanna dayalı hayali bilgiler.

İşe tekrar başlamak gerek. Düşünmeliyim…Kendimden başlayarak…

Bana verilen emanet bir aklım bir de varlığım. Beden ve ruh da diyebilirim. Görünen ve görünmeyen yönlerim. Sadece birini kullanırsam diğeri ihmal ediliyor. Bedenime bağlı olan zihnim yani nefsim bu dünyada nasıl rahat edeceğini iyi biliyor. Ama nefsimin bir de ruhuma, aklıma bakan tarafı da var. Bu da iç bünyemi, batınımı düzenliyor. Aklımın sayesinde duyu organlarımı da kontrol edebiliyorum.

Allah kendi özünü kendinde düşünen salt varlıktır. Düşünmesi akl-ı evvel olması yönündendir. Varlığı ise varoluşun ilkesi olması yönünden.

Kendini bilmenin dışta bir tesiri yoktur. Tesir olması, kendini kendinde seyretmesi, bilmesi için bir mahal olması gerektir. Yoksa C.Hak varlık olarak kalır. Halketmenin ilk sebebi Allah’ın bilinmekliğini istemesidir. Bu yüzden insanın nefsinin, ruhunun ilk maddesiz maddesi sabit özler ayna olmuştur. Mahal olmuştur.

Allah’ın ilminde varlık olmak. İlimden yapılmış varlık. Düşünce…

Miraca çıkarken dünyaya ait ne varsa atılacak. Düşünce, akıl kalacak.

Kendime yolculuk yapıp, kendimi bulduğumda ona kabiliyet ismi verilir. Akl-ı küle bağlanan aklım bu yolda bana yardımcı olmalıdır.

Öyleyse seyri suluk dediğimiz yolculukta aklımı cüzden küle ulaştırmak gerek. Aklın önünü kapatanlar nefsin kötü halleridir. Mademki varlığım salt düşünce; ona bulaşan virüsler de zihnin ürettikleri olmalıdır.

Aklın eseri dünyada fiil olarak görülür. İnsanın davranışlarından akıllı olup olmadığına karar verilir.

İstikamete giren düzgün davranışlar kalbi saflaştırır. Zira Allah ancak kalp yoluyla bilinir. Akıl bilgileri rabt eder, bağlar. Tek tek olayları birleştirerek tümel hale getirir. Hatta zamanla en alakasız görünen hadiseleri birbirine bağlayarak keşifler yapar.

Kişinin kendini bulması kolay değildir. Kendisiyle idrak ettiği için idrak aracını idrak etmesi zordur. Aynalar gerekir.

Nefis terbiyesine girmeden kişilik bulunur ama kimliğini bulamaz. Çok zeki olanlara zor değildir. Susadıkça tuzlu su içene benzer. Her yeni okuduğuyla kendine doğru bir adım atar. Adımlar bitmez. Tecrübesi artar. Adamı gözünden tanır…

Hallerini bilmek, kontrol altına almak ilahi yardımla olunacak şeydir. Yoksa mehter yürüyüşü olur. İki ileri bir geri. İrade ancak sağlam bir disiplinle elde edilir.

Akla perde olacak kibir, yalan, riya vs kötü huylarla mücadele gerekir. Zamanla duyu organları yalan ve doğru sözün kokusunu ayırt eder. Göz hakikati görür. Eller sadece Hakka hizmet için uzanır….

Kendini değiştirenler için dünya değişir.

Şikayet edilecek değil yaşanacak yer haline gelir.