Kitaplar

İŞİD, ABD Çıkarlarına Hizmet Ediyor

Share

Ortadoğu ve İslam dünyasında geçtiğimiz ayın en önemli konusu yine İŞİD Terör Örgütü oldu. İŞİD, ABD ve Koalisyon Hava Gücü tarafından Öncelikli Tehdit olarak algılansa da, yaptığı bütün eylemler ABD çıkarlarına hizmet ediyor. Bu konudaki bazı önemli noktaları kısaca özetleyelim.

KSSafeZone

  • İŞİD, bütün dünyada El Kaide Terör Örgütü’nün karizmasını adeta yerle bir etti. Dünya genelinde İŞİD’e biat eden silahlı İslamcı örgüt sayısı 50’yi geçti.
  • El Kaide ABD ve İsrail karşıtı eylemlerle adını duyurmuşken, İŞİD’in ABD ve İsrail hedeflerine yönelik henüz tek bir eylemi görülmedi.
  • İŞİD Terör Örgütü, Suriye ve Irak’ta kurulmuş olmakla birlikte ABD’nin uluslararası askeri egemenlik sahalarının hepsinde ABD çıkarları için savaşıyor. Afganistan’da Taliban, Suriye’de Nusra ve Ahrar Grupları, Irak’ta Şiiler, Lübnan’da Hizbullah gibi ne kadar ABD karşıtı örgüt varsa hepsi de İŞİD’in hedefinde.
  • İŞİD Terör Örgütü’nün Ortadoğu’da Kürtlere karşı saldırıları tam bir Taktik Saldırı niteliğinde. Aylar boyunca süren AynulArap yani Kobani saldırıları sonunda Barzani, PYD ve PKK Terör Örgütleri birer Kahraman olmuş, PKK Terör Örgütü Türkiye ve Suriye’deki etkinliğini güçlendirmiş ve 8.000 civarında yeni militan devşirmişti. 2.000 civarında militanını bu saldırılarda kaybeden PKK Terör Örgütü, Kobani saldırılarını bahane ederek Ekim 2014’te Türkiye’de geniş bir isyan provası yapmıştı. Nitekim son günlerde İŞİD tarafından Kobani’ye yönelik saldırılar da benzer Taktik Saldırı niteliğinde. Örgüt saldırılarını sürdürdükçe PKK Terör Örgütü güç ve militan kazanıyor.
  • Aynı şekilde İŞİD Terör Örgütü’nün Barzani’ye yönelik saldırıları neredeyse tamamen durmuş durumda. İŞİD’in Taktik Saldırıları sonucunda Irak’ın en büyük barajı ve Kerkük Petrol Kaynakları Barzani’nin kontrolüne girdi.
  • ABD öncülüğündeki Koalisyon’un İŞİD’e karşı gerçekleştirdiği hava saldırılarının üçte ikisi Kürt bölgelerinde yapıldı. Koalisyon saldırılarının örgüte çok büyük zayiatlar verdiğine ilişkin ortada ikna edici kanıtlar veya resimler yok. Dünyadaki El Kaide hedeflerine yönelik nokta saldırılar yapan ABD’nin, Suriye’de hala ABD menşeli modern silahlarla dolaşan İŞİD’in Rakka ve Musul’daki karargahlarını ve lojistik merkezlerini neden tahrip etmediği merak konusu.
  • İŞİD Terör Örgütü, birçok bölgede Esad Ordusu ile komşu olsa da dostça geçiniyor. Hatta uzun zamandır Esad Yönetimi ile İŞİD arasında bir Petrol Anlaşması olduğu da ortaya çıkmış durumda. Son Haseki saldırılarının hangi Taktik amaçla yapıldığını önümüzdeki günlerde daha iyi anlayabiliriz.
  • İŞİD Terör Örgütü’nün Lübnan’daki hedefi Hizbullah gibi görünüyor ancak henüz aralarında ciddi bir çatışma görülmedi. Burada da bir Taktik Düşmanlık Stratejisi’nin belirtileri var. Çünkü, İŞİD’in varlığını ve meşruiyetini pekiştirdiği Esad Yönetimi’nin en büyük yardımcısı Hizbullah ve İran.
  • İŞİD Terör Örgütü, kendisinden beklendiği gibi son günlerde Hamas’ı da düşmanları arasına aldı ve Şam Yermuk’ta olduğu gibi Hamas’ı her yerde vuracağını ilan etti.
  • İŞİD Terör Örgütü’ne Ortadoğu’da en büyük lojistik köprü olan ülke Ürdün. Buna benzer bir çalışmayı da Afganistan Pakistan bölgesinde görüyoruz. ABD Pakistan Askeri İstihbarat Servisi’ni de İŞİD’e lojistik destek konusunda ikna etmiş görünüyor.
  • Bütün bu gelişmeler bir yana İŞİD Terör Örgütü’nün asıl hedefi Kafkasya. Irak ve Suriye’de dengeler oturduktan sonra İŞİD’in öncelikli savaş alanı burası olacak. Çeçenistan ve Orta Volga kıyıları büyük çatışmalara hazırlanıyor.
  • Benim kanaatim, ABD ve İngiltere –Ürdün İstihbaratı’nın büyük yardımıyla- Kafkasyalı silahlı İslamcı gruplar ile gizli bir anlaşma yapmış gibi görülüyor. Bugün İŞİD’in Taktik Yönetim Kademesi ve Eğitimli (Yüzleri Maskeli) militanlarının % 80’ini Kafkas kökenliler oluşturuyor. Bombalı araç saldırılarında kullanılanlar, cehalet ve safiyetle dünyadan derlenmiş ve zaten ölmek için bölgeye gelmiş İslamcılar. İŞİD içerisindeki Kafkasyalı İslamcı Liderler, kendi ülkelerine dönmek için adeta gün sayıyorlar. Para, silah ve lojistik açıdan çok büyük bir güç sahibi oldular.
  • İŞİD’in bütün saldırıları Merkezi Yönetim tarafından belirleniyor. Merkezi yönetimin dışında inisiyatif kullanan yabancılar anında öldürülüyor. İŞİD’in son iki yılda casusluk gerekçesiyle öldürdüğü kendi militanlarının sayısının 3 bini bulduğu kaydediliyor. İŞİD tarafından yayınlanan bütün haber ve videolar Taktik Saldırı ve Stratejilere uygun olarak profesyonelce üretiliyor ve servis ediliyor.
  • İŞİD’in Fransa ve Tunus Saldırıları da yine Taktik Saldırı niteliğindeydi ve ABD’nin Fransa ve Tunus üzerindeki güvenlik hegemonyasını güçlendirdi.

Bu bilgiler çerçevesinde, Türkiye’nin Suriye’ye olası bir müdahalesi durumunda İŞİD Terör Örgütü’nün –yabancı servislerin kontrolünde- Türkiye’ye yönelik Taktik Saldırı girişimlerini de muhtemel görmeliyiz. Bu yüzden İç İstihbarat Kurumlarına şimdiden çok büyük görevler düşüyor.

PKK Terör Örgütü’nün tehditleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güç ve varlığı karşısında son derece gülünçtür. TSK son yıllarda savaş taktikleri ve konvansiyonel açıdan tahmin edilemez beceriler kazanmıştır. Dünyanın sayılı dört ordusundan biri olan TSK, Dağ Komando Gücü, Hava İndirme Birlikleri, Su Altı Savunma (SAS), Su Altı Taarruz (SAT), Kış Operasyonları, Mayın, İstihkâm Birlikleri, Uluslararası ve Toplumsal Olaylara Müdahale Tecrübesi açısından dünyanın en iyi ordusu durumundadır.

Son yıllarda yapılan Psikolojik savaşın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne zarar verdiği düşüncesi tamamen yanlıştır. Aksine bu tecrübelerle birlikte Türk Ordusu birkaç kat daha güç kazanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri, diğer dünya orduları gibi reklam ve propagandayı önemsemez. Askeri okullardaki temel eğitim çok yüksek düzeydedir.

Türklerin askeri stratejisini Kurtlara benzetirler. Kurtlar saldırıdan önce uzun süre hedefin etrafında dolanır, saldırıdan sonra ise durdurulamaz.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Suriye’de Güvenli Bölge Kurma konusundaki titizliği iç ve dış siyasal konjonktürle ve şartlarla ilgilidir, en düşük kayıpla en güvenli başarı hedeflenmektedir.

ABD ve İngiltere’nin en büyük korkusu ve hatası da Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur. Türkler dostluğu ve ihaneti asla unutmazlar.


Harita, fare yardımıyla büyültülebilir. Flash Harita, android telefon ve tabletlerde çalışmaz.

Share

Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı

Share

Araştırmacı yazar Ali Kerküklü’nün 4.kitabı olan “Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı” IQ Kültür Sanat Yayıncılık tarafından yayınlandı.

Ali Kerküklü o bölgenin insanıdır ve bölgeyi de iyi tanıyor, doğup büyüdüğü bölgenin dili, psikolojisi, sosyo-kültürel yapısı ve bölgede yaşayan toplumların nasıl düşündüğünü bilen birisidir.

Ali Kerküklü 2006’de yazdığı “Oyun İçinde Oyun Kerkük” kitabında bölgenin geleceğiyle ilgili olarak çok önemli sayılabilecek bir öngörüde bulunmuştu:AliKerkuklu

“Bölgede bir yangın var, bu yangın komşu ülkeleri ilgilendirmez denilirse, herkes bilsin ki, bu yangın bölgeye sıçrayacak ve uzandığı her yeri alev alev tutuşturacaktır. Eğer zamanında gerekli önlemler alınmazsa Kürt bayrağının Mahabad (İran), Kamışlı (Suriye) ve Diyarbakır’da (Türkiye) dalgalanmayacağını kim garanti edebilir? Dış güçler zaten bu yangını körüklüyorlar. Bölge ülkeleri, olup bitenleri çok iyi takip etmeli ve birbiriyle işbirliği içine girmelidir. Çünkü bu yangın her geçen gün tüm Ortadoğu’yu kapsayacak derecede hızla ilerliyor.” (Yıl 2006).

50 sene önce Irak’taki senaryonun (kimlik tanıma, anadilde eğitim, özerklik veya federasyon) aynısı Türkiye’de sahneleniyor, bu taleplerin altında yatan asıl gerçek topraktır. Sözde Kürdistan dört yöne (Irak, Türkiye, İran ve Suriye) genişleyince ve birleşince, Türkiye’nin birliğini devam ettirmek mümkün olur mu?

Suriye Kürtleri, ele geçirdiği Suriye şehirlerindeki (Cezire, Kobani, Afrin ve Tel Abyad) Kürt nüfusunu koruma adı altında bölgenin demografisini (nüfus yapısını) değiştirerek, Arap ve Türkmenleri göçe zorlayarak Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt yönetiminin temellerini oluşturmaya çalışıyor. Yani Suriye Kürtleri Irak’taki gibi Türkiye sınırı boyunca bir Kürt koridoru oluşturuyor. Nereye doğru? Akdeniz’e doğru! Sıra Türkiye’de!

Kitabın önsözünü yazan Ali Kerküklü bu yeni kitabında şöyle diyor: “3 milyon nüfuslu Irak Devleti içinde Türkmenler; Araplar ve Kürtler ile birlikte üç “asli unsur”dan birini oluşturmaktadır. Türkmenler, en eğitimli, kültürel düzeyi en yüksek ve şehir hayatına en alışkın etnik unsurdur. Buna rağmen önce “Araplaştırılma”, şimdilerde ise “Kürtleştirme” politikaları ile Türkmen varlığı ortadan kaldırılmaya ve kimliği yok edilmeye çalışılmaktadır. Türkmenler, yıllardır binbir çeşit baskı, eziyet, işkence ve katliamlara maruz kalmaktadır. Ne yazık ki bugün bile bu çileleri bitmeyip, korku altında yaşamaya devam etmektedirler. Bugün Türkmenlerin yurtları, yaşadıkları yerler bazı grupların işgali ve istilası altındadır.

ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ile 10 Nisan 2003’ten beri Irak’ta Türkmenleri sindirmek ve yıldırmak için Türkmenlere yönelik bombalı saldırılar düzenlenmektedir. Kamunun üst düzey Türkmen yetkililerine ve sivil kuruluşlara yönelik bombalama eylemlerinin yanında tutuklama, tehdit, suikast, sivilleri öldürme, göçe zorlama, mallarını ele geçirme, soygun ve fidye istemek için Türkmenlerin kaçırılmaları olayları bölgede yaşanmaktadır. Yani Türkmenleri dünyanın gözü önünde bölgeden arındırmak istemektedirler.

10 Haziran 2014 tarihinde Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) saldırılarından dolayı Irak’ta iç karışıklıkların başladığı günden itibaren yaklaşık 1 milyon 200 bin insan evini terk etmek zorunda kaldı. Musulun 10 Haziran 2014’te IŞİD‘in, Türkmen şehri Kerkük’ün 12 Haziran 2014’te peşmergenin ve Türkmen ilçesi Telafer’in IŞİD‘in eline geçmesinin ardından önemli bir bölümü Türkmenlerden oluşan 375 bin kişi evlerini terk etti. Irak’ta yaşanan krizin en büyük kurbanı olan  Türkmenler, doğup büyüdükleri topraklarda soykırıma uğrayıp, canlarını kurtarmak için yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda bırakıldılar.

Irak, IŞİD saldırılarından dolayı tam bir kaos ve göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı ve bundan en çok etkilenenler ise pek gündeme gelmeyen Türkmenler oldu. Yüz binlerce Türkmen çöllerde, dağlarda ve yollarda cehennem sıcağında kendilerine barınacak yer aradılar. Güneşin altında günlerce bekleyen Türkmenler, kamyon, otomobil ve minibüslerle bir yerden bir yere gitmeye çalıştılar. İki üç aileyi birlikte küçücük arabalara tıkıştırılmış şekilde görmek sıradan bir durum haline geldi. Türkmenler Irak’ın içlerinde göç hâlinde iken panik hâli içerisindeydiler.

Irak Türkleri, IŞİD ve peşmerge arasında kültürel soykırım ve kitlesel soykırım tercihleri arasında bırakılmış, yüz binlerce Irak Türk’ü, ölüm ve zorunlu göç arasında sıkışıp kalmıştır. Irak Türklerinin can ve mal güvenliği, Türkmeneli’nin şeref, namus ve iffeti yok edilmeye çalışılıyor. Türkmenleri dünyanın gözü önünde bölgeden arındırılıyorlar. Türkmenlerin karşı karşıya kaldığı olaylar açıkça kıyım ve etnik temizliktir.

IŞİD, Türkmen illerinde katliam yaparken; Peşmerge de Türkmenlere zulmederken; Türkiye’de “Türkmen” ismine sahip çıkma manasında hareket eden bir hükümet yetkilisi dahi yoktu.

İnsan hakları konusunda faaliyet gösteren tarafsız ve bağımsız yabancı kuruluşların dahi durumlarına dikkat çektikleri Türkmenlerin sorunlarına yeterince ilgi göstermeyen ülkelerden biri de Türkiye’dir. Kamuoyunda sempati yaratmaya yönelik ufak adımlar dışında son yıllarda Türkiye’nin Türkmenler konusunda somut bir politika geliştirememiş olması son derece üzücüdür.

Dünya petrol üretiminin %72’ si “Büyük Ortadoğu” diye adlandırılan bu bölgede üretilmektedir. Bugün “stratejik ortak” olmakla övünülen emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) en önemli adımı, tüm dünya petrol rezervlerinin bulundukları ülke halklarının değil emperyalizmin tekeli altına alınması, dağıtımının yine aynı güç tarafından denetlenmesidir. Okyanus ötesinde hazırlanan ve 27 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi öngören Büyük Ortadoğu Projesi, bu coğrafyada adım adım uygulanmaktadır.

Petrol zengini Türkmen şehri Kerkük, bölgesel ve uluslararası bir öneme sahiptir. Resmi rakamlar bu kentin, dünya petrol rezervinin yüzde 7,5’ine sahip olduğunu teyit ediyor. Kerkük’te Petrol zenginliği olmasaydı Kerkük böylesinin önemi artar mıydı? Kerkük petrol kurbanıdır ve faturasını da insanlar canları ile ödüyor.

Türkmenleri, Irak’ın siyasi sahnesinden silmek isteyen Kürt gruplar, Türkmenlerin yaşadıkları bölgeleri demografisini (nüfus yapısını) değiştirmek, Kürtleştirmek ve ele geçirmek için tüm güçleri ile çalışıyorlar. Dış güçlerin hedefi bölgede bir Kürt devleti (ikinci bir İsrail) kurmaktır. Petrol zengini Türkmen şehri Kerkük olmadan, Kürt devleti kurma fikri bir anlam ifade etmiyor. Kuracakları devleti yaşatabilmek için bölgenin kalbine ve tüm hayat damarlarına mutlaka sahip olmak gerekiyor. Bunun bilincinde olan Kürt grupları, Kerkük’ü ele geçirmek ve Kerkük’ü Kürtleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Kürt grupların son yıllarda Türkmen şehri Kerkük´ü zorla ele geçirmek için uyguladığı sistemli çabalar herkesin malumudur. Tapu ve nüfus daireleri yakıp yıkılıp, tarihi Türk mezarları parçalanıp, Türkmenler zulümlerle yıldırılmaya çalışılırken; Türkiye, İran ve Suriye’nin Kürt Bölgeleri’nden gelen 700 bin Kürt Kerkük´e yerleştirilmiştir. Türkmenler ancak dillerinden, kültürlerinden hatta evlatlarının canlarından feragat etme şartlarıyla Kerkük´te kalabilme hakkına sahip olabilmişlerdir. Kürt grupların ortak nihai hedefi, Türkmenleri Iraktan çıkarmak ve bölgede bulunan petrol yataklarına hâkim olmaktır. Kerkük’ün Kürtleştirilmesi ise bu hedefe giden adımların en önemlisidir. Bu durumun gerçekleşmesi halinde, Kürtlerin büyük ideali “Büyük Kürdistan”ın dört yöne (Irak, Türkiye, İran ve Suriye) genişlemesinin önündeki en büyük engel de ortadan kalkmış olacaktır.

Türkmenlerbin yılı aşkın bir süredir Irak topraklarında yaşamaktadırlar, köklü geçmişi, ülkede bıraktığı zengin tarihî ve kültürel mirası günümüzde bile halen daha canlılığını korumaktadır.

Türkmenleri kim koruyor? Maalesef hiç kimse. Türkmenler, kendi kaderlerine terk edildiler.

İsrail, Irak’ın kuzeyindeki Kürt isyancı gruplar ile 1950’li yıllarda yakın ilişki kurmuştur. İsrail, Irak devletine karşı yapılacak isyanda kullanılmak üzere Iraklı Kürtlere büyük miktarda savaş malzemesi, silah, mühimmat, cephane ve askeri eğitim vermiştir. Irak’ın kuzeyinde topladığı Kürt peşmergeleri, uzman eğiticiler kullanarak eğitmiş ve Kürtlere yardım etmek için maddi ve manevi her türlü desteği sağlamıştır. Her adım, İsrail’in stratejisi ve menfaatleri çerçevesinde atılmıştır. İleride kurulacak kukla bir Kürt Devleti’nin İsrail üzerinde Araplar tarafından kurulan baskıyı hafifleteceği hesapları yapılıyordu. İsrail, Kürt işbirlikçilerine Irak ve bölgedeki ülkeler hakkında istihbarat toplaması karşılığında bütün imkânlarını seferber etmiştir. Bu amacının gerçekleştirilmesinde de en önemli kartı her zaman için Kürt gruplar olmuştur.

IŞİD’in arkasında bakın kimler var? Rusya’ya sığınan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve ABD ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) eski çalışanı Edward Snowden’ın verdiği bilgilere göre: “IŞİD, bölgede İsrail’in güvenliğini tesis ediyor. ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratları, dünyadaki bütün terörü ‘eşek arısı yuvası’ adlı bir strateji ile bir araya getirmeye çalışıyor. Üç ülke böylelikle dünyanın her hangi bir noktasında ajanları tarafından yönetilen yerel bir terör örgütü sayesinde hem enerji kaynaklarına ulaşmayı hem de bölgelerdeki siyasi boşluğu doldurmayı hedefliyor.” diye vurguluyor.

İsrail’i korumak için, Ortadoğu’da İsrail’e karşı olan grupların kendi içlerinde savaştırılması, İslami değerlere zarar veren ve bölgeyi kaosa sürükleyen IŞİD’in ise İsrail hakkında hiçbir açıklamada bulunmaması ve sürekli savunmasız insanları hedef alması dikkat çekiyor.”

Kitabı Türkiye’deki tüm kitapçılardan veya Avrupa’daki Türkçe kitap satan kitapevlerinden temin etmek mümkün…

Ali Kerküklü’nün diğer kitapları: Oyun İçinde Oyun Kerkük (Kumsaati Yayınları- İstanbul 2006), İstihbarat Oyunları Petrol ve Kerkük (IQ Kültür Sanat Yayıncılık- İstanbul 2008), Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük (Kumsaati Yayınları- İstanbul 2010).

Fahri Özcan

Share

The Intelligence War Between France and the USA

Share

When that the National Security Agency snooped on the phones of France’s last three presidents and secretly recorded their conversations about Middle Eastern peace talks, came to light in latest WikiLeaks documents; tempers flared between the United States and France. France sent a diplomatic note to the USA and declared it expects an apology from the United States.

isis_fransa

Also yesterday it is announced that French Justice Minister Christiane Taubira thinks National Security Agency whistleblower Edward Snowden and WikiLeaks founder Julian Assange might be allowed to settle in France.

These reactions gave the NSA which has a free hand on US Administration and use radical Islamists for foreign policy objectives, the hump. For these reasons, it is seemed that the NSA and Pentagon gave a different answer to France.

Today, it is carried out an attack which bears the Islamic States Organization’s signature in the south of France. Some people were wounded in the attack and the murdered man’s head was found attached to a wire mesh fence surrounded two flags.

In this way, it is given a good example to listen the phones from the NSA and it is wanted to remove snooping subject from the agenda.

As is known, after the Islamic State (ISIS) emerged, many large and small radical Islamist groups from many parts of the world had announced their allegiance to Abu Bakr al Baghdadi. Nowadays, about 50 groups from Morocco and Algeria to the Middle East and Asia are terrorizing with the ISIS Flag. Also today, same groups killed 27 people in Tunisia. It is stated that many of leaders of these ISIS groups who had been fighting Al Qaeda front before 2014, were in connection with the secret services of the United States, British and Israel.

It is no longer hidden that the United States snooped its allies which have cooperated for years in the same network (NATO), disregarded strategic interests of its allies and even helped to the enemies of its allies.

After this stage, it is expected that France will response towards the United States with its legions in the Islamic world. This case will exacerbate the war between the US and France which has efficiency in the Lebanon and Syria.

Share

ABD Fransa İstihbarat Savaşı

Share

Son açıklanan Wikileaks belgelerinde NSA’nın 2006-2012 yılları arasında Fransa Cumhurbaşkanlarını dahi dinlediği ve özellikle OrtaDoğu ile ilgili telefon konuşmalarını gizlice kaydettiği ortaya çıkınca ABD ile Fransa arasındaki ipler gerilmişti. Fransa yapılan dinlemelerin müttefiklik ilkelerine ters düştüğünü ifade ederek ABD’ye ağır bir nota vermiş ve bir özür beklediğini ifade etmişti.

isis_fransa

Ayrıca, dün Fransa Adalet Bakanı Christiane Taubira “NSA itirafçısı Edward Snowden ile WikiLeaks’ın kurucusu Julian Assange’ye Fransa’da yerleşim izni verilmesi gerektiğini” düşündüğü açıklanmıştı.

Bu durum, ABD yönetimini istediği gibi yönlendiren ve dış politikada temel unsur olarak radikal İslamcıları kullanmakta olan NSA’yı oldukça rahatsız etti. Bu çerçeve içerisinde NSA ve Pentagon, Fransa’ya farklı bir cevap vermiş görünüyor.

Bugün Fransa’nın güneyindeki bir fabrikaya Irak Şam İslam Devleti Örgütü imzasıyla bir saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda birçok kişi yaralanırken, İŞİD damgasını pekiştirmek için bir kişinin de kafası kesilerek Tevhid bayrağına sarılı olarak bırakıldı.

Bu şekilde ABD’nin izleme gerekçesine güzel bir örnek verildi ve dinleme konusunun gündemden düşürülmesi istendi.

Bilindiği gibi Irak Şam İslam Devleti örgütü ortaya çıktıktan sonra, dünyanın birçok bölgesinde irili ufaklı birçok Radikal İslamcı Grup, Ebu Bekir El Bağdadi’ye biat ettiklerini açıklamışlardı. Fas ve Cezayir’den Avrupa ve OrtaAsya’ya kadar 50’ye yakın grup şu anda İŞİD Bayrağı ile terör estiriyor. Yine aynı gruplar bugün Tunus’ta 37 kişiyi katlettiler. Bu grupların yeni liderlerinin birçoğunun söz konusu bölgelerde El Kaide içerisinde bulunan Amerikan, İngiliz ve İsrail Gizli Servisleri ile irtibatlı kişiler olduğu ve 2014 yılıyla birlikte İslam Devleti’ne katıldıkları belirtiliyor.

ABD’nin dost, müttefik demeden yıllarca NATO içerisinde birlikte olduğu ülkeleri en üst düzeyde izlemesi, ortaklarının stratejik çıkarlarını hiçe sayması ve hatta düşman gruplara yardımda bulunması artık gizlenemiyor.

ABD’nin bu tutumuna karşı Fransa’nın, İslam dünyasındaki lejyonları ile mutlaka bir karşı cevapta bulunması bekleniyor. Bu durum, Lübnan ve Suriye gibi hassas bölgelerde etkinliği bulunan Fransa ile ABD arasındaki savaşı daha da hızlandıracak.

Share

Türkiye’ye Karşı Psikolojik Kürdistan Savaşı

Share

Kürdistan hedefine ulaşılması için Türkiye’de beklenen siyasi belirsizlikle birlikte Ortadoğu’daki mücadele de hızlanmış durumda. Siyasi ve askeri adımlardan önce Türkiye’yi daha da etkisiz kılmak amacıyla özellikle ABD, İngiltere ve İsrail İstihbarat Servisleri büyük bir psikolojik savaş yürütüyor. Bu amaçla, uluslararası haber ajansları, her türlü medya araçları, internet ve sosyal medya kanalları, ülke içinde yönlendirilen bilim adamları, uzmanlar ve siyasiler bu psikolojik savaşta bilfiil kullanılıyorlar.

2015-20_NewMiddleEast

Bu konuda son günlerde hızlanan bu psikolojik savaşın bazı çok önemli hususlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Toplumu aydınlatmaya çalışan bazı ajanslar ve internet kaynakları haber ve yorumlarını kamuoyuna ulaştırma konusunda büyük teknik sorunlar yaşıyorlar. Uluslararası engelleme ve yönlendirmeler sebebiyle bazı sitelere erişimde zorluklar yaşanıyor.
  • Uluslararası strateji kurumları ve haber ajanları ile yerli takipçileri ve destekçileri sürekli olarak Türkiye yönetimini İŞİD ile ilişkilendirmeye çalışıyor, bu konuda haberler ve yorumlar üretiyorlar. Özellikle İngiltere merkezli kuruluşlar bu çalışmalara öncülük ediyor.
  • Batı Koalisyonu tarafından bilgilendirilip yönlendirilen kimi uzmanlar, bilim adamları ve siyasiler Suriye meselesinin çözümünde “Türkiye’nin PYD ve Esad Yönetimi ile birlikte hareket etmesi” yönünde sürekli beyanatlarda bulunuyorlar.
  • İŞİD Terör Örgütü bahanesiyle, Haseki – Kobani arasındaki koridor tamamlanmış durumda. Temel amaç, şimdi Azez – Münbiç boşluğunun da yine İŞİD’i engelleme bahanesiyle kapatılarak Halep’in savunmasız hale getirilmesi. Bu şekilde, ABD ve İsrail’i rahatsız eden Suriyeli Muhalif Gruplar –başta Nusra Cephesi ve Ahraru’r Şam– Orta Suriye’de etkisiz hale getirilecekler.
  • Bu aşamada atılacak sonraki önemli adımlardan birisi, Rakka’nın PYD’ye teslimiyeti. Bu şekilde Fırat ve Dicle nehirlerini kontrol eden iki baraj da (Musul ve Rakka) Kürdistan’ın kontrolüne girmiş olacak.

 Bu tehlikeli süreçte şu hususlara özellikle dikkat çekmek istiyoruz:

  •  Türkiye’deki resmi kurumların İŞİD Terör Örgütü ile doğrudan veya dolaylı olarak bir irtibatı yoktur. Suriye’de mücadele eden grupları tanımayan birçok Ortadoğu cahilleri, bölgeye yapılan her yardıma İŞİD damgası vurmaktadır. Bilindiği gibi, Türkiye’nin bölgeye müdahalesini önlemek için İŞİD’in ilk hamlesi Musul Konsolosluğu çalışanlarımızın rehine alınmasıydı. Suriye’nin kuzeyinde İŞİD’e karşı mücadele eden Suriyeli muhaliflerin çoğunluğu Türkmenlerdir ve Türkiye tarafından desteklenmesi önemlidir.
  • Suriye’de yürütülen askeri ve siyasi politikayı sadece AKP Politikası gibi görmek son derece yanlıştır. Bu politika bir devlet politikasıdır. Bütün siyasi partilerin ve siyasal çevrelerin bunu idrak ederek gerçeği görmeleri ve güneyimizde çizilen Kürdistan sınırlarına müdahaleye yardımcı olmaları gerekir. Bu konuda özellikle bazı CHP yöneticilerinin, PYD, Esad ve Marksist Nusayri kaynaklarından aldıkları haberlere göre açıklamalar yapması Türkiye’nin çıkarlarına büyük zarar vermektedir.
  • Dile getirdiğimiz bu hususları birer Komplo Teorisi olarak yıllardır gözardı edenlerin, şimdi bütün gerçekler su yüzüne çıkmışken hala yanlışlarını sürdürüp Büyük Kürdistan’ın kuruluşuna hizmet etmeleri büyük bir gaflettir.

 Türkiye’de bir an önce Milli çıkarlarımızı koruyacak bir Koalisyon ve Birlik oluşturulmasını diliyor ve bu tehlikeli psikolojik savaşın duyurulmasında ve anlaşılmasında hepimize sorumluluklar düştüğünü tekrar hatırlatmak istiyoruz.

 Not: Websitemize yönelik olarak da son günlerde birçok saldırılar olduğu için erişimde sorunlar yaşanmaktadır. Erişimde zorluk yaşarsanız, daha sonra tekrar deneyiniz.

Share

The History of the Islamic State (ISIS) Terrorist Organization

Share

The establishing of the Islamic State of Iraq and Levant (ISIS or ISIL) dates back to 2009, when the United States actually started to withdraw from Iraq and Obama came to power. As it is known, after the United States invaded Iraq in 2003, more than 4.500 American soldiers and 100 thousand Iraqis have lost their lives in this war so far.

The Bucca Camp where ISIS was established.

The Bucca Camp where ISIS was established

In this occupation phase, both former soldiers who were pro Saddam and Baath and Al Qaeda linked Islamic groups were supported by the Russian Secret Service(SVR) and they showed a great resistance against the United States Army. While the USA was trying to break this opposition, it was indirectly forced to strengthen the Iraqi Shiite Government. Interestingly enough, Iraqi Shiite Government was also under the domination of Russia. Naturally, when the United States retreated from Iraq, all these region –with Syrian Nusayri Government– would be in the field of activity of Russia and Iran. Indeed, it was so.

While the Obama administration was making plans to withdraw from the region, it developed new strategies that will serve the interests of the USA. The most important strategy of them was the Islamic State of Iraq and Levant Organization which was a joint project of the intelligence services of the United Kingdom, Israel, Saudi Arabia and Jordan.

The main objectives of the project are below:

  • With the conflicts between Sunni and Shiite Islamiststhey would prevent Hezbollah and Iran’s influence in the region. By this way, both the local friend and opposing forces would take the place of USA army which was retreated.
  • The United States and its allies would be able to maintain their military presence in the region, get legal legitimacy their military interventions and control the redrawing of the New Middle East’s borders.
  • Sunni Islamismwas the only force to stop Iran’s Shiite influence in the region, but a part of Sunni Islamists was pro-Muslim Brotherhood and the other part of them was pro-Al Qaeda under the control of SVR. Both were very dangerous in terms of Israel’s security strategy. For this reason, it was necessary to establish a new threat for best interests of the United States and allies.
  • Abu Bakr al-Baghdadi, the leader of the Islamic State Organization had been chosen during this period. Baghdadi was taken under supervision in Bucca Campwhere all the al-Qaeda militants arrested after the invasion of Iraq were resided in this camp. Baghdadi who has a doctorate from Baghdad Islamic University, was an important person in this camp in which about 24,000 people were located in 24 separate sections. Pentagon had diagnosed Baghdadi in private facilities. The Prisoners couldn’t pass from a department to another but he could go everywhere. A number of the militants were al-Qaeda militants obeyed Abu Musab Al Zarkawi, the leader of Iraqi Al Qaeda.
  • When Al Zarkawiwas killed by a US operation in June 7, 2006, Abu Omar had been chosen in his stead. Some of the al-Qaeda fans gathered around Abu Bakr al Baghdadi, in this period.
  • Baghdadi was removed from Bucca Camp in 2009 and was taken to the training camp of Pentagonin Jordan. Later, US National Security Agency agent Edward Snowden had explained that the British and American intelligence and the Mossad worked together to create the Islamic State of Iraq and Syria (ISIS). Snowden said intelligence services of three countries had created a terrorist organization that was able to attract all extremists of the world to one place, using a strategy called “the hornet’s nest”. NSA documents refer to recent implementation of the hornet’s nest to protect the Zionist entity by creating religious and Islamic slogans. According to the documents released by Snowden, “The only solution for the protection of the Jewish state “is to create an enemy near its borders”. Leaks revealed that ISIS leader and cleric Abu Bakr Al Baghdadi took intensive military training for a whole year in the hands of Mossad, besides courses in theology and the art of speech...
  • His training process which was talked by Snowden, lasted over a year. Zarqawi’s successor Abu Omarkilled in April 2010 by a US operation. It was smoothed Baghdadi‘s way in the Iraqi al-Qaeda community and in Iraq also. Baghdadi was declared the Emir of the Islamic State of Iraq in May 16, 2010.
  • Current Radical Islamic Threathad to be the dissolution to set up a new global radical Islamic threat like al-Qaeda. Al Qaeda Leader Osama bin Laden was already under surveillance in a big house in the Abdoabad City where Pakistan Military Academy and the Military Intelligence Services located. The Obama Administration has decided to eliminate Osama bin Laden completely to create a new Islamist Leader in their control. In May 2, 2011, it was announced that Laden was killed by the US operation and his body was thrown into the sea. After Laden, Ayman al-Zawahiri took over the leadership of al-Qaeda. We believe that Zawahiri still lives in SVR security area.
  • Pentagonalso had established close relations with the Syrian Military Intelligence Service within the framework ISIS Project which has been accelerated since 2009. The United States and Israel had begun to worry about the strength of the Sunni Islamist Opposition Groups in Syria and had changed their strategies in the direction of holding the Assad Management in power. General Hussein Ali Kemal, Syrian intelligence officer, ordered personally all kinds of organizations to strengthen Syrian ISIS Organization at his headquarter in Zabadani. (He died from cancer in 2012). According to sources, a very important part of the foreign Jihadist militants who attended to ISIS, had used the Damascus Airport and Lebanon – Damascus Highway between 2009 and 2012. During this period, participants from Turkey and Iraq were quite a little. All al-Qaeda militants in the Syrian prisons were released by the Assad Regime to attend Syrian ISIS Organization.
  • On December 15, 2011, Iraq Operationwas officially terminated by the United States and the US flag lowered in Baghdad. The US had withdrawn all its troops from Iraq by the end of 2011. Republicans and the Israel Lobby strongly opposed to the withdrawal decision.
  • In February 2012, the USand Britain closed their embassies in Damascus and Syrian civil war started officially. The Group of Friends of the Syrian People was established with the support of Turkey and Syrian Opposition was recovered. The power of Iraqi Shiite Government and Iran had increased so unpredictable in both Iraq and the region. Iran had begun military shipments to Syria and Lebanese Hezbollah. During those years, Sunni and Shiite tensions began to climb in Iraq. The bomb vehicles were exploded in Sunni and Shiite towns and religious sites.
  • In March 2013, Syrian ISIS militants completely settled in Rakkacity which had the largest dam in the country’s most strategic place. This city was the last castle that they would introduced as the main administrative center and leaved to pro-coalition groups in the future when the time comes.
  • In May 2013, Israellobby mouthpiece John McCain went secretly to Syria and met with Syrian opposition groups in Idlib. It were recorded that there was Abu Bakr al-Baghdadi (The Samaritan Ibrahim Al Badri) with Mc Cain in some pictures published after meetings.
  • In July 21, 2013, nearly a thousand militants of the Al-Qaedaescaped from Iraqi prison shaking their hands. All these militants obeyed Abu Bakr Al Baghdadi with whom they were together in Bucca Camp and attended to the Islamic State Organization.
  • In June 7, 2014 (on the anniversary of the death of Zarqawi) only 1500 ISISmilitants, led by Abu Bakr Al Baghdadi entered Mosul. The Iraqi Army, approximately 50,000 people had left the city, leaving their weapons.
  • In February 2015, According to the reports in the press, Al Hakim Al Zemili, The President of the Security and Defense parliamentary committee of Iraq, said that “Iraqi security forces have shot down two ‎British planes carrying weapons for ‎ISIS in Anbar province. We expect an explanation from London.” He pointed “Coalition aircrafts often drop weapons in the regions dominated by ISIS.”
  • Now Abu Bakr Al Baghdadiand the Islamic State Organization (ISIS) had become a justification to create the imperialist domination of the United States and allies. The Washington Post and Le Monde defined Baghdadi as “The World’s Most Powerful Jihadist Leader” and “New Osama Bin Laden”.
  • The other advantage, which was overlooked, of ISIS Project was that the latest USweapons donated to Iraq Army were not left to the Shiite Government.

 When all these informations are taken into consideration, we can clearly say that;

ISIS is a Radical Sunni Islamist Project which was established by the United States and allies, against Iran’s expansionism in the region. Thusly, Former NATO Commander General Wesley Clark said that “ISIS was created and funded to destroy Hezbollah by our “closest allies” in an interview with CNN. Clark and a group of members of the Senate have been strongly opposing to the US aggressive foreign policy, the reshaping the Middle East, the wars in Libya and Syria and the US foreign policy was carried out through radical Islamist ideology.

  • ISISis tasked to prevent Iran’s influence in the Middle East, to stop Sunni Islamist Groups like Al Nusra Front and Ahrar Es Sham in Syria and to permanent the Assad Management in Damascus. The other most important task of ISIS is to help the expansion of Kurdish groups in Iraq and Syria in the framework of the United States in the region. Kurdistan borders in Iraq and Syria expanded by 90% compared to the last year. According to Human Rights Watch, “Iraqi Kurdish forces have confined thousands of Arabs in “security zones” in areas of northern Iraq that they have captured since August 2014 from the extremist group Islamic State, also known as ISIS. Kurdish forces for months barred Arabs displaced by fighting from returning to their homes in portions of some provinces, while permitting Kurds to return to those areas and even to move into homes of Arabs who fled.
  • The Main Control Center of ISIS is located in military camps in Eastern Jordan, Mafrak. There have been the Special Forces, trainers and fighters from the United States, England, Israel, France, Saudi Arabiaand Arab Gulf countries in this camps.
  • Nearly 80% of foreign militants of ISIS are from the North Caucasus and the Middle Volga region. Hence, “The Islamic State, the terror army trained by the United States in Jordan, is attempting to destabilize the former republics of the Soviet Union,” according to Alexander Bortnikov, the director of the Russian Federal Security Service. In fact, intelligence officers who are Caucasian origin, from MI6and GID (The Jordanian General Intelligence Department) hit the jackpot about the rally of important militants.
  • In the future, ISIS Projectwhich is the Salafi Project, London based, as a matter of fact, will spread from the Middle East to the Middle Asia where there are important energy resources and to the Central African countries where there are new strategic natural resources, like hydrocarbons.

The western countries which have been criticizing Turkey under cover of ISIS for a long time, are in the effort to hide their own sins. It is not hidden that Turkey has been helping to the Syrian Opposition Groups and Syrian Turks from the beginning, but the charging of Turkey about ISIS is the big grievance. Probably, the really annoying thing for the west is that Syrian opposition has reached a power that is able to overthrow the Assad Management.

Share

ABD ve İngiltere’ye İŞİD Cevabı

Share

ABD ve İngiltere son zamanlarda raporlar ve medya kanalları ile İŞİD konusunda Türkiye’ye karşı psikolojik bir savaş yürütüyorlar.  Aşağıdaki bilgiler, ABD ve İngiltere’ye bir cevaptır.

İŞİD'in İlk Kurulduğu Irak'taki Pentagon Bucca Kampı

İŞİD’in İlk Kurulduğu Irak’taki Pentagon Bucca Kampı

Irak Şam İslam Devleti örgütünün kuruluşu, ABD’nin Irak’tan fiilen çekilmeye başladığı ve Obama’nın başkanlığa geldiği 2009 yılına dayanır. Bilindiği gibi ABD, 2003 yılında Irak’ı işgal etmiş, 4500 Amerikan askeri ve 100 bini aşkın Iraklı bu savaşta hayatını kaybetmişti.

Bu işgal sürecinde bir yandan Orta Irak’ta yerleşik Saddam ve Baas yanlısı eski askerler ve diğer yandan El Kaide’ye bağlı İslamcı Gruplar Rus Gizli Servisi SVR’nin desteğinde ABD’ye karşı büyük bir direniş göstermişlerdi. ABD, bu direnişi kırmaya çalışırken dolaylı olarak da Irak Şii Hükümeti’ni güçlendirmek durumunda kalmıştı. İşin ilginç yanı Şii Irak Hükümeti de İran’ın ve dolayısıyla Rusya’nın etki alanındaydı. Doğal olarak ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte bütün bu bölge –Suriye Nusayri Yönetimi ile birlikte- İran ve Rusya’nın etkinlik alanına girecekti. Nitekim de öyle oldu.

Obama Yönetimi, bölgeden çekilme planları yaparken ABD çıkarlarına hizmet edecek stratejiler de geliştirdi. Bunların en önemlisi, İngiltere, İsrail, Suudi Arabistan ve Ürdün İstihbarat Servislerinin ortak projesi olan Irak Şam İslam Devleti örgütü oldu. Projenin temel hedefleri şunlardı:

  • Sünni Şii Çatışması ile Sünni İslamcılar, İran yanlısı Şii İslamcıların –ve dolayısıyla Hizbullah’ın- bölgesel yayılmasına engel olacaktı. Bu şekilde, çekilen Amerikan askerlerinin yerini Dost-Düşman yerel kuvvetler alacaktı.
  • ABD ve Müttefikleri, yaratılacak Yeni Tehdit ile bölgedeki askeri varlığını sürdürebilecek, müdahaleleri uluslararası meşruiyet kazanacak ve Yeni OrtaDoğu’nun sınırlarının oluşumu kontrol edilecekti.
  • İran Şii yayılmacılığını durduracak tek güç Sünni İslamcılıktı ancak, bölgedeki mevcut Sünni İslamcıların bir kısmı Müslüman Kardeşler diğer bir kısmı ise SVR kontrolündeki El Kaide çizgisindeydi. Her ikisi de İsrail’in güvenlik stratejileri açısından tehlikeliydi. Bu yüzden mevcut Sünni İslamcı yapıların dışında, ABD ve Müttefiklerinin çıkarlarına uygun yepyeni bir Sünni İslamcı Gruba ve Tehdide ihtiyaç vardı.
  • Irak Şam İslam Devleti örgütünün lideri Ebu Bekir El Bağdadi işte bu dönemde seçildi. Bağdadi, Irak işgali sonrasında yakalanan El Kaide militanlarının bulunduğu Bucca kampına 2004 yılında alınmıştı. Bağdat İslam Üniversitesi’nden Doktorası bulunan Bağdadi, 24 ayrı bölümde yaklaşık 24.000 kişinin bulunduğu bu kampta önemli bir kişiydi. Pentagon Bağdadi’ye özel imkânlar da tanımıştı. Mahkûmlar bir bölümden diğer bölümlere geçemezlerdi ancak Bağdadi hangi bölüme isterse gidebiliyordu. Bu kamplardaki militanların çoğunluğu Zarkavi’ye biat etmiş El Kaide militanlarıydı.
  • 7 Haziran 2006’da, Irak El Kaide Lideri Ebu Musab El Zarkavi bir ABD operasyonu ile öldürülünce yerine Ebu Ömer geçti. Bazı El Kaide taraftarları bu dönemde Bağdadi çevresinde toplandılar.
  • 2009 yılında Bağdadi Bucca kampından çıkarıldı ve Ürdün’deki CIA Pentagon eğitim kamplarına alındı. ABD Milli Güvenlik Ajansı Ajanı Edward Snowden, Irak Şam İslam Devleti’nin İngiliz ve Amerikan Gizli Servisleri tarafından kurulduğunu ve Mossad tarafından eğitildiğini sonraki yıllarda açıkladı. Snowden’in ifadesine göre “Eşekarısı Yuvası (The Hornet’s Nest) adı verilen Gizli Operasyon ile dünyadaki bütün İslamcı radikallerin bir mekânda toplanması düşünüldü. NSA dokümanlarına göre bölgedeki Siyonist varlığın ve Yahudi Devleti’nin korunması için tek çözüm sınırların ötesinde bir düşman yaratmaktı. Ebu Bekir Al Bağdadi, Mossad tarafından askeri, teolojik ve konuşma eğitimlerinden geçirildi.” Snowden’in bahsettiği bu eğitim süreci bir yıl kadar sürmüştü. Nisan 2010 tarihinde Zarkavi’nin yerine geçen Ebu Ömer de bir ABD operasyonu ile öldürüldü. Artık, Irak El Kaide camiasında Ebu Bekir El Bağdadi’nin önü açılmıştı. 16 Mayıs 2010 yılında Bağdadi, Irak İslam Devleti Emiri olarak ilan edildi.
  • ABD’nin kontrolünde küresel anlamda, El Kaide benzeri yeni bir örgüt kurulabilmesi için mevcut Küresel Radikal İslam grubunun dağılması gerekiyordu. El Kaide Lideri Usame Bin Laden, Tehditle Varolma Stratejisi gereğince bir süredir Pakistan Askeri İstihbarat Servisi tarafından Askeri Akademi ve İstihbarat Servislerinin bulunduğu AbdoAbad kentindeki büyük bir evde gözetim altındaydı. Obama Yönetimi, tamamen kendi kontrollerindeki yeni İslamcı Tehdidi yaratmak için Usame Bin Laden’in ortadan kaldırılmasına karar verdi. 2 Mayıs 2011’de yapılan askeri operasyon ile Laden’in öldürüldüğü ve cesedinin denize atıldığı açıklandı. Laden sonrasında, El Kaide liderliğini Eymen El Zevahiri üstlendi. Zevahiri’nin yine SVR güvenlik alanı içerisinde yaşadığına inanıyoruz.
  • Pentagon 2009 yılından itibaren hız verdiği İŞİD Projesi çerçevesinde, Suriye Askeri İstihbaratı ile de yakın ilişkiler kurdu. ABD ve İsrail, Suriye’deki Sünni İslamcı Muhalefetin güçlenmesinden endişe duymaya başlamışlar ve Esad Yönetimi’nin kalması yönünde strateji değiştirmişlerdi. Bu yüzden, Pentagon ile Suriye Askeri İstihbaratı 2009 yılından itibaren İŞİD Projesine önemli katkılarda bulundular. Suriyeli İstihbaratçı General Hüseyin Ali Kemal, Zabadani’de bulunan karargâhında İŞİD’in güçlendirilmesi için her türlü organizasyonu bizzat yönetti. (General 2012’de kanserden öldü). Kaynaklara göre, 2009-2012 arasında İŞİD’e katılan yabancı radikal İslamcıların çok önemli bir bölümü Şam Havaalanını ve Lübnan Şam karayolunu kullanmışlardı. Bu dönemde Türkiye ve Irak üzerinden örgüte katılanlar oldukça azdı. Bağdadi’nin eskiden beri Iraklı Baasçılara özel bir yakınlığı vardı ve bu yüzden Suriyeli Baasçılardan da önemli destek almıştı. Yine bu dönemde Suriye hapishanelerindeki bütün El Kaide militanları, İŞİD’e katılmak üzere Rejim tarafından salıverildiler.
  • 15 Aralık 2011’de, ABD’nin Irak Operasyonu resmen sona erdirildi ve Bağdat’taki ABD bayrağı gönderden indirildi. ABD, 2011 yılı sonu itibariyle Irak’taki bütün savaşçı askerlerini geri çekmiş oldu. Cumhuriyetçiler ve İsrail Lobisi geri çekilme kararına şiddetle karşı çıktılar.
  • 2012 Şubat ayında ABD ve İngiltere Şam büyükelçiliklerini kapattı ve Suriye iç savaşı da resmen başlamış oldu. Türkiye’nin girişimi ile Suriye’nin Dostları Grubu kuruldu ve Suriye Muhalefeti toparlandı. 2012 yılından itibaren Irak Şii Hükümeti’nin ve İran’ın hem Irak’ta hem de bölgedeki gücü tahmin edilemeyecek kadar arttı. İran Suriye Esad Yönetimi’ne ve Lübnan Hizbullahı’na yönelik askeri yardımlara ve sevkiyatlara başladı. Irak’ta Sünni ve Şii gerilimi tırmanmaya başladı. Sünni ve Şii kentlerinde, törenlerinde ve dini mekânlarında karşılıklı olarak bombalı araçlar patlamaya başladı.
  • Mart 2013’te Suriyeli İŞİD militanları ülkenin en stratejik yeri olan –Fırat üzerindeki en büyük barajın bulunduğu- Rakka kentine tamamen yerleştiler. Burası, gelecekte örgütün ana yönetim merkezi olarak lanse edeceği ve zamanı gelince de ABD ve Müttefiklerinin izin vereceği gruplara terkedeceği Son Kale idi.
  • Mayıs 2013’te, İsrail lobisinin önemli ismi Mc Cain, gizlice Suriye’ye gitti, İdlib’te Suriyeli muhaliflerle görüştü. Mc Cain’in görüşmelerine ilişkin sonradan yayınlanan bazı fotoğraflarda İŞİD Lideri (Samarralı İbrahim Al Badri) Ebu Bekir El Bağdadi’nin de bulunduğu kaydedildi.
  • 21 Temmuz 2013’te Irak’taki bine yakın El Kaide Militanı, Irak Hapishanelerinden adeta ellerini kollarını sallayarak kaçtılar! Bu El Kaide militanları Bucca kampından tanıdıkları Ebu Bekir El Bağdadi’ye biat edip Irak İslam Devleti’ne katıldılar.
  • 7 Haziran 2014’te (Zarkavi’nin ölüm yıldönümünde) Ebu Bekir Al Bağdadi liderliğindeki sadece 1500 İŞİD militanı Musul’a girdi. Yaklaşık 50.000 kişilik Irak Ordusu silahları bırakıp şehri terkettiler.
  • Şubat 2015’te Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakem El-Zamili : “Irak Özel Kuvvetleri’nin, İŞİD’e silah taşıyan iki İngiliz uçağını düşürdüklerini ve Londra’dan açıklama beklediklerini” açıklamıştı. El Zamili. Koalisyon uçaklarının özellikle İŞİD hâkimiyetindeki bölgelere sık sık silah bıraktıklarını savunuyordu.
  • Artık Ebu Bekir El Bağdadi ve İslam Devleti Örgütü, ABD ve Batı’nın emperyalist hâkimiyetlerine gerekçe oluşturacak bir hale gelmişti. Washington Post ve Le Monde, Bağdadi’yi “Dünyanın En Güçlü Cihadist Lideri” ve “Yeni Usame Bin Laden” olarak tanımlıyorlardı.
  • IŞID Projesinin dikkatlerden kaçan bir başka yararı da; ABD’nin Irak Ordusu’na bıraktığı modern silahların Şii Hükümetine kalması önlenmiş oldu.

İşte bütün bu ilişkiler zinciri içerisinde şunları açıkça söyleyebiliriz ki;

  • İŞİD Terör Örgütü, İran’ın OrtaDoğu’daki yayılmacılığına karşı ABD ve Müttefikleri tarafından gerçekleştirilmiş bir Sünni Radikal İslamcı Proje’dir. Nitekim eski NATO komutanlarından General Wesley Clark, CNN’e verdiği bir mülakatta “İslam Devleti (Daesh) dostlarımız ve müttefiklerimiz tarafından Hizbullah’ı yoketmek için kuruldu” diye söyleyerek sorumluluğun İsrail’e ait olduğunu ifade etmişti. Clark ve bir grup Senato üyesi, 2001’den sonra ABD tarafından başlatılan Saldırgan Dış Politikaya, Büyük Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine, Libya ve Suriye savaşlarına ve Amerikan Dış Politikasının Radikal İslamcı ideoloji üzerinden yürütülmesine şiddetle karşı çıkıyordu.
  • İŞİD, ABD ve Müttefiklerinin politikaları çerçevesinde İran’ı, Suriye’deki –Nusra Cephesi ve Ahraru Şam– gibi gittikçe güçlenen Suriyeli Muhalifleri durdurmak ve Esad Yönetimi’ni kalıcı kılmakla görevlendirilmiştir. İŞİD’in en önemli görevlerinden birisi –ABD’nin OrtaDoğu planları çerçevesinde- Irak ve Suriye’deki Kürtlere karşı saldırılarda bulunarak, hem Irak’ta hem de Suriye’deki Kürt Egemenlik Alanı’nın genişlemesine hizmet etmektir. Nitekim Iraklı Kürtler, İŞİD ortaya çıktıktan sonra topraklarını % 40 nispetinde, PKK Terör Örgütü de Suriye’de % 300 oranında genişletmiştir.
  • İŞİD Terör Örgütü’nün Ana Kontrol Merkezi, Doğu Ürdün’de Mafrak’ta bulunan Askeri kamplardır. Burada, ABD ve İngiltere’den İsrail’e, Fransa ve Körfez Arap ülkelerinden Suudi Arabistan’a kadar bu ülkelerin özel kuvvetlerine mensup eğitmenler ve özel savaşçılar bulunmaktadır. İŞİD içerisindeki yabancı militanların % 80’ine yakını Kuzey Kafkasya ve Orta Volga bölgesinden gelen ve birçoğu paralı asker niteliğinde olan militanlardır. Nitekim Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı Alexander Bortnikov da geçtiğimiz gün “Pentagon tarafından Ürdün’de eğitilen İŞİD’in gerçek hedefinin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri” olduğunu ifade etmiştir. Nitekim Kafkasyalı İŞİD militanlarının derlenmesi konusunda MI6 ve Ürdün İstihbaratı’nın Kafkas kökenli yönetici ve uzmanlarının büyük hizmeti (!) olmuştur.
  • İŞİD Terör Örgütü‘nün kıyafetleri, bayrağı, medya servisleri, guantanamo renkli esir formaları, marşları, eğitimleri ve kullandıkları yöntemler tam bir laboratuvar çalışmasıdır. Bunlar bir İslamcı grubun, kendi kültür ve geleneklerinden ortaya koyabileceği özellikler değildir. Samimi olarak Allah için Cihat yaptığına inanan hiçbir İslamcı yüzünü saklama ihtiyacı duymaz. Buna karşılık, İŞİD‘in özel kuvvet eğitimi aldıkları çok açık Kafkas kökenli militanları ve dünyanın değişik bölgelerindeki silahlı eylem grupları yüzlerini gizlemektedir.
  • İŞİD Projesi esasen Londra merkezli ve Langley destekli bir Selefi Proje olduğu için OrtaDoğu’dan sonra, bir yandan Orta Asya enerji kaynaklarının bulunduğu Pakistan ve Afganistan’dan yukarıya doğru diğer yandan da Çin ve Hindistan’ın el attığı ve stratejik doğal kaynaklar ve hidrokarbonlar açısından zengin –Nijerya gibi- Orta Afrika ülkelerine yayılacaktır.
  • Düne kadar El Kaide Örgütü, ABD ve Batı çıkarlarına karşı eylemlere imza atarken, bugün de İŞİD Örgütü Rusya, Çin, Hindistan, Taliban ve benzeri ABD karşıtı ülkelerin çıkarlarına yönelik eylemlerde bulunmaktadır. Radikal İslamcı Terör uluslararası politikada bir Tehdit değil, Taktik’tir.

Uzun bir süredir İŞİD Terör Örgütü’nü bahane ederek sürekli Türkiye’yi eleştiren ve medya kanalları üzerinden psikolojik savaş yürüten Batı ülkeleri, aslında kendi günahlarını gizleme gayreti içindedir.

Türkiye’nin Suriyeli Muhaliflere ve Türkmenlere destek verdiği gizlenen bir durum değil, ancak Türkiye’yi İŞİD konusunda suçlamak gülünç ve kasıtlıdır. Belki de Batı’yı asıl rahatsız eden, Suriyeli Muhaliflerin Esad Yönetimini devirecek güce erişmiş olmasıdır.

Share

İnteraktif Harita

Gruplar

İslam Felsefesi

DinBilim

Manaz Panoramio

Konferans

Arşivler