Kitaplar

PKK’yı Yokeden Silahlar!

Share

Dünyada tek bir bölgedeki en büyük terör örgütüne karşı mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetleri çok kısa zamanda büyük başarılar kazandı. Bu başarıda, dünyanın en iyi yetişmiş asker varlığı yanında yüzde yüz Türk yapımı özel silahların ve mühimmatın önemli bir rolü var. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asker kayıpları genel olarak pusular, mayın ve tuzaklar ile ilk ateşle verilen şehitler. Türk Ordusu‘nun gerçekleştirdiği operasyonlarda son bir ayda kesin sayılan PKK leşlerinin miktarı 900‘e yaklaşmış durumda. Yarısı ağır yaralı durumda 800‘e yakın terörist ve teslim olan 500‘e yakın militanla birlikte, biraz sonra izah edeceğimiz özel füzelerle vurulan Mağaralarda telef olanların sayısının da 700‘ü aşkın olduğu tahmin ediliyor. Bütün bu tablodan ortaya çıkan sonuç, Terör örgütünün sadece bir aylık süreç içerisindeki kaybı 3000‘i geçmiş durumda. Örgütün özellikle yurt dışında bulunan mağara, sığınak ve kampları ile yurt içindeki yüksek dağlarda bulunan mevzilerinin % 80‘i imha edildi. Terör Örgütü, daha çok sivil yerleşim birimlerindeki militanları, BDP‘li belediyelerdeki örgüt mensupları ve Gençlik teşkilatı ile eylemlerini sürdürmeye çalışıyor. Türk Güvenlik Güçleri‘nin operasyonları sonucunda yurt içinde eylem hazırlığı içerisindeyken yakalanan PKK Terör Örgütü yandaşlarının sayısı da 2500‘ü aştı.TSKTeror

Terör Örgütü’nün organizasyon yapısı parçalanmış ve aralarındaki iletişim kopmuş durumda. Merkezle irtibatı kopan küçük gruplar teslim olmayı tercih ederken, özellikle Sincar üzerinden Suriye‘ye kaçırılan ve PYD içerisine yerleşen 1500 civarında militanın Türkiye’ye giriş çabaları da büyük ölçüde sonuçsuz kalıyor. Havadan ve karadan takip edilen grup halindeki örgüt militanları giriş yolunda etkisiz hale getiriliyor. Bu yüzden PYD, Türkiye’nin kendi mensuplarına ateş açtığı yönünde ABD’ye şikayette bulunuyor.

Örgütün medya ve propaganda gücü ise yok denecek kadar zayıflamış durumda. Bu noktada özellikle Almanya ve Fransa gibi PKK destekçisi ülkeler Terör Örgütü’nün sesini uluslararası kamuoyuna ve Türk toplumuna ulaştırmak için harekete geçmeye başladı. Bir anda beklenmedik büyük bir darbe yiyen örgütün Avrupa‘da bulunan yandaşları Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde milletvekillerinin kapılarını aşındırmaya başladılar. Özellikle Alman Anayasa Teşkilatı ve Dış İstihbarat Servisi BND, uluslararası medya kanallarında Örgütün sesini sürekli canlı tutmaya ve güçlü göstermeye gayret ediyor. Bu arada, operasyonlar sırasında silah ve mühimmatının büyük bölümünü kaybeden Terör Örgütü, özellikle Almanya ve Belçika silah şirketlerinden hafif silahlar temin etmeye çalışıyor. Bu silahların Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Lazkiye ve Şam üzerinden PYD‘ye ve buradan da PKK‘ya ulaştırılması için çalışmalar yapılıyor.

Şimdi gelelim PKK Terör Örgütü’nün kabusu olan Türk Silahları ve Mühimmatlarına:

F-16 Savaşan Şahin: ABD tarafından soğuk savaş döneminde üretilip 1976’da uçmaya başlayan savaş uçakları, on yıl sonra Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girmeye başladı. Havadan havaya ve karaya füzeler atabilir ve kullanıcılarının yeteneklerine bağlı olarak akıl almaz manevra kabiliyetine sahiptir. Savaşan Şahinler, bugüne kadar diğer savaş uçakları ile girdikleri 71 gerçek hava muharebesinde 71-0 gibi inanılmaz bir başarı kazanmıştır. Cumhuriyet döneminin en büyük projelerinden biri olan F-16’lar, TAI ve silah sistemleri ile parçalarını imal eden diğer şirketlerle birlikte 1987 – 2000 yılları arasında % 80 oranında yerli olarak üretildi, ayrıca yurt dışına da satış yapıldı. Türkiye 240 uçak ile ABD (1829) ve İsrail’den (362) sonra dünyanın üçüncü büyük F-16 gücüne sahip bir ülke. ABD, bu uçakları 2025 yılına kadar envanterinde tutmayı planlıyor. Türkiye’nin elinde bulunan Savaşan Şahinlerin önemli bir bölümü Türk mühendisleri tarafından üstün yeteneklerle donatıldı, gövdeleri yenilendi ve en son elektronik harp sistemleri eklendi. Savaşan Şahin’ler Terör Örgütüne yönelik operasyonlarda 1990’lı yıllarda olduğu gibi 2015 yılında da ilk sırada kullanılıyor. Yurt dışı ve içindeki Terör Grupları, tespit edildiği anda imha ediliyorlar.

F-4 Fantom Uçakları: 1970’li yıllarda TSK Envanterine girmeye başlayan bu uçaklar 1990 – 2003 yılları arasında modernize edildi ve 2020 yılına kadar savaşmak üzere tasarlandı. Bu uçakların en önemli özelliği bir tonu aşkın ağırlıkta bulunan füzeleri taşıyabilme kapasitesine sahip olması. Parça tesirli, gecikmeli, zırh ve beton sığınak delici füzeler bu uçaklar tarafından atılabiliyor.

Akıllı Füzeler : Geçmişte Terör Örgütü’nün en çok övündüğü konulardan birisi Kandil‘de bulunan ve uçak saldırılarından etkilenmediği söylenen mağaralar ve yeraltı sığınaklarıydı. Tamamen Türk mühendisleri tarafından geliştirilen 2000’li yıllarla birlikte TSK envanterine giren Akıllı Füzeler, Terör Örgütünün sığınaklarını ve mağaralarını yerle bir etti. Ön delici ve ikincil hedeflere karşı kullanılan 870 kilogramlık Nüfuz Edici Bomba (NEB) Örgütün mühimmat depolarının tümünü patlatırken, yer altı sığınaklarını ve mağaraları delip yıkmak suretiyle birer örtülü mezar haline getirdi. Özellikle Kuzey Irak’taki örgüt militanlarının önemli bir bölümü tahrip edilen mağaralarda telef oldular. Füzeleri kilometrelerce uzaktan belirlenen hedeflere sıfır hata ile ulaştıran Hassas Güdüm Kiti ve Kanatlı Güdüm Kiti gibi yeni teknolojiler de yine yüzde yüz yerli mühimmatlardı. Türkiye’nin ürettiği SOM Füzeleri kendi alanında dünyanın en iyi mühimmatları arasına girdi.

T-155 Fırtına Obüsleri: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamen Türk yapımı bu yeni Topçu Arabaları, hareket halinde 30 saniyede hedef belirleyen ve 15 saniye içinde atışa başlayabilen çok üstün yetenekli silahı. 25 kilometreye kadar peşpeşe, 40 kilometre ve üzerine tek atışlar yapabilen bu silahla, komşu ülke topraklarına girmeden hedefler büyük bir başarı ile vurulabiliyor. Özellikle sınır güvenliğinde büyük başarı sağlıyor.

T-129 Atak Helikopterleri: Türkiye, bir yandan ABD yapımı 35 Adet Cobra helikopterlerini Terör operasyonlarında kullanırken, diğer yandan da Dünyanın en iyi savaş gücüne sahip olan T-129 Atak helikopterlerini de üretmeye başladı. Bu helikopterler Avrupalı bir firmadan alınan lisansla yapılmakla birlikte savaş kabiliyetleri ve elektronik sistemleri tamamen Türk mühendisleri tarafından geliştiriliyor. TUSAŞ‘ın kendi tesislerinde ürettiği ilk Atak helikopteri Nisan 2014 yılında TSK’ya teslim edildi. Türkiye yaklaşık 2 yıl sonra toplam 51 adet Atak helikopterine sahip olacak ve artı olarak 41 adet daha üretecek. Bu arada 60 adet helikopter de Azerbaycan’a satılacak. Atak’lar yine Türk yapımı Lazer Güdümlü Cirit ve UMTAS füzelerini de atabilecek kapasiteye sahip. Bu akıllı füzeler, İHA ve bazı uçaklara da monte edilmekte ve havadan hava, kara ve deniz hedeflerine karşı büyük başarı kazanmaktadır.

Türk Komando Birlikleri: Türk Silahlı Kuvvetleri, Terör Örgütüne karşı başlatılan operasyonlarda bir yandan yüzde yüz yerli silahlar ve akıllı mühimmatlar kullanırken, diğer yandan bu silahları üstün beceri ile kullanabilen personel ve özel kuvvetleri ile de yüksek başarı elde ediyor. Özellikle sivil yerleşim alanları dışındaki Terör Örgütü hedeflerine karşı yürütülen operasyonlar Kayseri, Bolu gibi Komando Tugaylarında yetişmiş özel birlikler tarafından yürütülüyor. Uluslararası tatbikat ve yarışmalarda dünyanın en yetenekli birlikleri olarak kabul edilen Türk Komandoları, kendilerine verilen görevleri sıfır hata ve kayıpla sonuca ulaştırıyor, kesin başarı sağlıyorlar. Önümüzdeki günlerde, Terör Operasyonu’na yeni Komando birlikleri katılacak ve Terör Örgütü temizleninceye kadar operasyonlar sürecek…

Share

The Strategic Partnership between the PKK, Iran, Assad and Russia!

Share

The beginning of Turkey’s air operations against the PKK Terror Organization after a long silence period has disturbed not only some Western countries but also Iran. In previous years, when Turkey started the operations against PKK terror camps, also Iran used to make operations against PKK terror camps in Iranian territories. Now, Iran prefers to remain silent during this period. The most important reason of this situation is that there is a strategic partnership between the PKK Terrorist Organization, Iran, Assad Management and Russia in the region.

PKKKAMP

After the beginning of civil war in Syria, in March 2011, Murat Karayilan who is a big ringleaders of PKK and Salih Muslim who is the leader of PYD had gone to Iran to make a strategic agreement about the future of Syrian Kurds in August 2011. According the agreement; “Hasakah Region will be given up in favor of PKK in exchange for PJAK which was the branch of PKK in Iran, will be abolished.” Indeed, Assad Army turned over the management to PKK in this region and PJAK took away its weapons. PKK + PJAK Camps (Sheidan, Piran, Zap, Hinere, Makhmur, Kozares, Kuran and Dambat) in Iran came into use only training camps. During the civil war, PKK and Assad Army helped each other. Assad Army held its own in Hasakah and Qamishli regions. PKK militants who were in Afrin, helped logistically to pro Assad Nubul and Zahra cities in northern Aleppo. In the previous days, PKK Terrorist Organization sent some armed militants to Dairazor for helping to Assad Army.

When the beginning of Turkey’s operations against PKK terrorist camps in Iraq, some terrorist leaders and militants escaped to these training camps in Iran. Also when Turkey took decision to establish a Safe Zone in northern Syria, Iran allowed to PKK Terrorist Organization for using these camps about military actions.

Russia and Iran declared that they will plump for Assad Management. There have been ten thousand special forces and mercenaries of Iran in Syria. According to Afghan Transport Minister’s statement: Iran’s Revolutionary Guards, especially The Quds Force, has transferred a significant amount of armed Shiite militants with aircrafts leased from Afghanistan to Syria through Iran. On the other side, Russia special forces have been helping to Assad Army in Latakia region from the beginning of the civil war. The other strategic partner Lebanon Hezbollah has been fighting against opposition groups together Assad Army in the border line between Lebanon and Syria for a long time. Iranian Quds Force also has been helping to Hezbollah in this war from last two years.

The most important declaration in the last months was Salih Muslim’s statement. Muslim who is leader of PYD which is the branch of PKK Terrorist Organization in northern Syria, said that “when the conditions are suitable we can join Assad Army in future.”

As is known, PKK Terrorist Organization had established in Syria in 1979 and Syria Government had assisted this terrorist group from that day to this. Now these parties stepped into a strategic partnership with Iran and Russia again. Nowadays some PKK leaders returned to Damascus. The couriers and managers of terrorist group started using Damascus Airport to go to European countries because Turkey and Arbil roads were closed.

The another very important secret partnership among the PKK Terrorist Organization, the Iranian Revolutionary Guards (especially Quds Force) and Syrian Military Intelligence Service is transporting of Drugs. The declining of oil prices had decreased Iran’s revenues. For this reason, these strategic partners established a defense fund with the revenues of drug in Syria. The PKK which is the biggest drug trafficker in the Middle East began using its old route : Afghanistan, Pakistan, Iran, Northern Iraq, Northern Syria, Lebanon and Latakia, Greek Cypriot Region and Greece. Now, Iran, Hezbollah and the PKK Terrorist Organization start rearming. In the last air operations of Turkey, 80 percent of the PKK has been destroyed.

Nowadays these strategic partners are buying new weapons from Germany and Russia firms. On the one hand, Russia, Iran, Hezbollah and Assad Management are cooperating with the PKK Terrorist Organization; on the other hand the United States is collaborating with PYD which is the brunch of the PKK Terrorist Organization in the region.



You can enlarge the FlashMap about the PKK terrorist camps in the region by using your mouse. The FlashMap does not work in Android Phones and Tablets.

Share

PKK Terör Örgütü, İran ve Esad Ortaklığı

Share

Türkiye‘nin uzun bir sabır ve sessizlik döneminin ardından PKK Terör Örgütü‘ne yönelik büyük operasyonlara başlaması, sadece Batı ülkelerini değil İran‘ı da rahatsız etmiş görünüyor. Önceki yıllarda, Türkiye’nin operasyonlarına paralel olarak Kandil dağlarının Doğu yamaçlarına operasyon yapmak için can atan İran, bu dönemde sessiz kalmayı tercih ediyor. Bunun en önemli nedeni şüphesiz ki, Suriye‘deki stratejik ortaklık.PKKKAMP

Suriye’de iç savaşın başlamasını takiben PKK Terör Örgütü elebaşlarından Murat Karayılan ve Salih Müslim İran‘a gitmişler ve Suriye Muhaberatı’ndan komutanların da bulunduğu bir ortamda Devrim Muhafızları Komutanı ile yaptıkları görüşme sonrasında Suriye‘de ortak hareket etme kararı almışlardı. Bu çerçevede, Esad Yönetimi öncelikle Haseki Kamışlı bölgesinin hakimiyetini PKK’ya bırakacak, PKK da İran’daki uzantısı olan PEJAK‘ı feshederek eylemlerine son verecekti. Nitekim o günden bugüne Esad Ordusu ile PKK Terör Örgütü Suriye’nin kuzeyinde doğrudan ve dolaylı olarak işbirliği yaptılar. Haseki, Kamışlı bölgelerinde ortak ve içiçe yaşarken, Halep’in kuzeyindeki Nubul ve Zehra gibi Esad yanlısı iki kente de PKK Terör Örgütü Efrin bölgesinden lojistik yardımlarda bulundu.

PKK Terör Örgütü, İran ile yaptığı anlaşma çerçevesinde İran topraklarında bulunan 8 kampını önceleri sadece eğitim amaçlı olmak üzere kullanmaya devam etti. Türkiye‘nin operasyonlara başlaması ile birlikte, içlerinde Cemil Bayık‘ın da bulunduğu bazı örgüt liderleri ile militanları İran’daki Şehidan, Piran, Zap ve Hinere kamplarına kaçtılar. Türkiye’nin Halep’in Kuzeyinde bir Güvenli Bölge oluşturma kararı ile birlikte İran, daha kuzeyde bulunan Mahmur, Kozareş, Kuran ve Dambat kamplarını da PKK Terör Örgütü’nün silahlı eylem hazırlıklarına açtı.

Rusya ile birlikte sonuna kadar Esad Yönetiminin arkasında olacaklarını ifade eden İran, yaklaşık 10 bin civarında özel ve paralı askerini Suriye‘de bulunduruyor. Afganistan Ulaştırma Bakanı‘nın ifadesine göre, İran Devrim Muhafızları Afganistan’dan kiraladıkları uçaklarla Şii bölgelerinden son bir yıl içerisinde önemli miktarda silahlı militan taşıdılar. Lazkiye bölgesinde Rus özel kuvvetlerinin desteğiyle savaşan Esad Ordusu, Şam – Beyrut yolu güzergahındaki Zabadani‘de ise Lübnan Hizbullahı‘nın büyük yardımı ile ayakta duruyor. Özellikle Lübnan sınır boyundaki Şii kentleri tamamen Hizbullah militanları tarafından korunuyor.

PKK Terör Örgütü, Esad Yönetimi, İran ve Rusya ile aynı safta savaşırken bununla da kalmayıp gerekli şartlar oluşursa, özerklik karşılığında PYD kuvvetlerinin Esad Ordusu’na katılabileceğini ilan etti. En son olarak, Deyrozor kentinde zor durumda kalan Esad kuvvetleri PKK Terör Örgütü’nden önemli yardım aldılar.

1979 yılından beri PKK Terör Örgütü‘nün arkasında olan Suriye Esad Yönetimi, Terör Örgütü ile yeniden stratejik bir ortaklığa adım attı. PKK Terör Örgütü’nün Avrupa ile irtibatını sağlayan kuryeleri ve yöneticileri, Türkiye ve Erbil yollarını kullanamadıkları için Şam Havaalanını kullanmaya başladılar.

PKK Terör Örgütü, İran Devrim Muhafızları (Özellikle Kudüs Kuvvetleri) ve Suriye Askeri Muhaberatı arasındaki çok önemli bir başka gizli işbirliği ise Avrupa’ya Uyuşturucu Nakli konusunda ortak hareket etmeleri. Türk sahasını kullanamayan PKK Terör Örgütü, Uyuşturucu koridorunu Suriye, Lübnan, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan şeklindeki eski hattına taşıdı.

Petrol fiyatlarının dibe vurması sebebiyle gelirleri azalan İran, özellikle Devrim Muhafızları’na verdiği örtülü ödenekte büyük sıkıntılar yaşıyordu. ABD‘nin İran’a yönelik Askeri ambargoları hafifletme kararı ile birlikte, Rusya‘nın da destek verdiği ortak savunma fonu ile Esad Ordusu ve İran yeniden silahlanmaya başladılar. Rusya, Suriye yönetimine 6 adet yeni savaş uçağı satarken, İran Kudüs Gücü ile PKK Terör Örgütü de yeni hafif silah alımı için pazar aramaya başladı. Bu noktada, bölgeye silah satan ülkelerin başında yine Almanya ilk sırayı alacak gibi görünüyor. Bilindiği gibi İran‘ın silahlanma yarışında en önemli ortağı uzun yıllardan beri Almanya.

Suriye‘deki PKK Terör Örgütü, İran, Esad Yönetimi ve Rusya ile stratejik ortaklık içerisinde iken Türkiye‘nin müttefiki olduğunu iddia eden Amerika Birleşik Devletleri ise hala PKK Terör Örgütü ile dolaylı işbirliği yapıyor ve görüşmelerini sürdürüyor.


Harita, fare yardımıyla büyültülebilir. Flash Harita, android telefon ve tabletlerde çalışmaz.


Share

Türkler Kürtler Hakkında Ne Düşünüyor?

Share

Kendisini Türk olarak tanımlayanların çoğunluğu Ayrılıkçı olmadıkları için, Kürtlere ayrılıkçı bir gözle bakmaktan ve söz etmekten hep çekinmişlerdir. Ancak Ayrılıkçı Kürtçülüğün son 10 yılda geldiği nokta, Türklerin bu hassasiyetini epeyce zedelediğini gösteriyor. Bu yüzden, bu yazıda Türkler ile kastedilen, kökeni ne olursa olsun devletini, vatanını, bayrağını ve milletini seven, kendisine Türk demekten mutluluk duyanlardır. Ayrılıkçı Kürtler ise, kendilerini bu ailenin bir ferdi saymayan, devletine, vatanına ve kendilerinden olmayanlara kin ve nefret duygularıyla bakanlardır.PKKTerör

Yaz tatili sebebiyle İç Anadolu‘nun birçok ilinde insanların ülkenin durumu hakkında ne düşündüklerini öğrenme ve gözlemleme fırsatı oldu. Artık toplumun geniş bir kesimi bundan on yıl öncesine nazaran bu konuda daha endişeli ve kısmen kızgın bir tavır içerisine girmiş. Birçok kişi artık Kürt kimliğini vurgulayarak eleştirilerini, yıllara dayalı olumsuz gözlemlerini ve düşüncelerini ifade etmekten çekinmiyor.

Bilindiği gibi İç Anadolu’nun birçok bölgesinde Kürt nüfusun yaşadığı köyler mevcut ve kentlerin bir kısmında da göçle oluşmuş Kürt mahalleleri bulunuyor. Bu yerleşim alanlarında PKK Terör Örgütü‘nü ve Ayrılıkçı Kürt Siyasetini destekleyenlerin artmış olması bu bölgede yaşayanları özeleştiriye ve sorgulamaya yöneltiyor. Özellikle milliyetçi duyguların güçlü olduğu kentlerde bile Ayrılıkçı Kürtlerin özgürce siyaset yapmaları ve tercihlerini korkusuzca dile getirip zaman zaman taşkınlıklara yol açmaları dikkatlerden kaçmıyor. Bu noktada birçok kişinin dile getirdiği ortak sorular ve kanaatler var:

“Onlar burada özgürce siyaset yapıyor, düşüncelerini dile getiriyor, baskı ve şiddete maruz kalmadan ticaret yapıyor, huzurlu bir şekilde yaşıyorlar. PKK zihniyetinin güçlü olduğu doğu kentlerinde bunun aksi düşünülebilir mi? Bizlere, onlardan farklı düşünenlere o doğu illerinde yaşama hakkı vermiyorlar? Oraya memur olarak hizmet için giden çocuklarımız sürekli korku içerisinde. Asker, polis olarak gönderdiğimiz çocuklarımızın şehit haberlerini almak üzüntümüzü, sabrımızı, tahammül sınırlarımızı son noktasına getirdi. Bu ayrılıkçı siyasetin, terörün, taşkınlığın ve şımarıklığın artık son bulması gerek!.. Amaç birlikte yaşamaksa, Türkiye’nin her kentinde ve özellikle büyük şehirlerde, sahil kentlerinde Ayrılıkçı Kürtler özgürce yaşıyorlar. Yok eğer amaçları bir Kürdistan hayali ise buradaki varlıklarını terkedip de kuracakları Kürdistan’a dönecekler mi?

Türk toplumu genel olarak doğrudan Kürt kimliğine değil, Ayrılıkçı Kürtçülüğe karşı bir öfke duyuyor. Bir çok yöremizde, kökeni Kürt olmasına karşın diğer Türk boylarıyla evlenmiş, akrabalık bağları kurmuş geniş bir kesim var. Bunlar, kökenlerini bilmelerine rağmen kendilerini Türk olarak tanımlıyor ve Ayrılıkçı Kürtçülüğe de karşı çıkıyorlar. Esasen Ayrılıkçı Kürtler, psikolojik ve sosyolojik olarak Kürt toplumunun bir çok kesiminden farklı özelliklere sahip. Bu farklılık, siyasi köktenciliklerinden bireysel davranışlarına kadar bütün tavırlarına yansıyor. Sertlik, nefret hisleri, yabancılık, şımarıklık, toplumun ve devletin değerlerini umursamazlık, empati yoksunluğu gibi bir çok belirgin vasıflarla ortaya çıkıyorlar. Bu yüzden Türk toplumunun, Ayrılıkçı Kürtler hakkında basın ve kamuoyuna yansıyan haberlerin de etkisiyle bazı temel yargıları var. Bunlardan bir kısmını şöyle özetlemek mümkün.

  • Çok sayıda çocuk yapmak suretiyle, ailenin ekonomik geleceği konusunda plansız ve düşüncesiz davranmak.
  • Devlete karşı yükümlülüklerinden, vergi vermekten, harcadığı elektriğin bile parasını ödemekten kaçınırken, her ihtiyaçlarını devletin karşılaması gerektiğine inanmak.
  • Ekip biçerek, normal yollardan ticaret yaparak geçinmek yerine, az çalışıp çok para kazanmayı amaçlamak. Ticaretlerinde yalan, hile ve aldatmayı bir meziyet olarak görmek. Yaptıkları işleri yarım ve eksik yapmak.
  • Hayatın her kesiminde sadece tüketmeye odaklanırken, üzerinde yaşadıkları çevreyi ve tabiatı tahrip etmek. İçlerinden dereler akan köylerinde bile Ağaç yetiştirmekten kaçınmak, varolan yeşil alanları kesip yakmak suretiyle ihtiyaçları için kullanmak.
  • Birçok büyük kentin Sebze Pazarlarında adeta bir mafya gibi örgütlenmek suretiyle, kendileri dışındaki esnafa yaşama hakkı tanımamak.
  • Özellikle sahil kentlerinde ve bazı büyük şehirlerde uyuşturucu trafiğini yönetmek. (Bilindiği gibi uluslararası raporlarda ifade edildiği şekilde Asya’dan Avrupa’ya uzanan Uyuşturucu Koridoru’nun en büyük payı PKK Terör Örgütü’ne aittir. Son Kuzey Irak Operasyonunda, Terör Örgütü’nün en büyük Uyuşturucu deposu ve Nakit varlığı yok edilmiştir. Örgüt, bu ihmalden sorumlu gördüğü 10’a yakın mensubunu kurşuna dizmiştir.)
  • Adeta birer kurtarılmış bölge haline getirdikleri mahallelerde, kendi siyasi görüşleri dışındaki kişileri şiddet, terör ve psikolojik baskı ile sindirmek.
  • Yıllardan beri Devlet hizmetlerinin ihmalinden dert yanarken, şimdi kendilerine ulaşan bütün hizmetleri sabote etmek, hizmet verenleri aşağılamak, korkutmak ve öldürmek.(Bilindiği gibi son yıllardaki devlet hizmetleriyle, Doğu Anadolu köyleri İç Anadolu, Ege ve Akdeniz’in birçok köyünden daha iyi imkanlara eriştiler.)
  • Tek başlarına iken korku psikolojisi ile sığınacak yer ararken, grup haline geldiklerinde acımasız, merhametsiz, şiddet ve nefretle hareket etmek. Yakıp yıkma, nefret ve düşmanlık duygularını aile içerisindeki küçük çocuklarına kadar aşılamak.
  • Toplum içerisinde eğitim, beceri ve başarı ile yücelmek yerine içi boş ayrılıkçı bir kimlik, şiddet ve nefret ile kendisini göstermeye çalışmak.

Evet, genel olarak Türk toplumu, Ayrılıkçı Kürtler hakkında bu şekilde düşünüyor. Burada biz de şu tespitimizi ifade edelim ki, PKK Terör Örgütü içerisinde Efendilik ve Kölelik zihniyeti çok ileri düzeylerde. Örgüt yöneticileri ve siyaset önderleri, örgüt yoluyla elde ettikleri para ve iktidarı kaybetmemek için köktenci inanç ve şiddet politikasını sürekli canlı tutuyor. Birçok örgüt yöneticisi, kendi bireysel çıkarlarını Örgüt yararı gibi göstermek suretiyle kazanç elde ediyor. Kimileri de bireysel veya ticari hasımlarını Örgüt maskesiyle ortadan kaldırıyor. Ayrıca belki de en önemlisi, PKK Terör Örgütü son yıllardaki militan kazanımının büyük çoğunluğunu köy baskınları ve zorbalıkla elde etmiş bulunuyor. Çok sayıda örgüt mensubu Terör Örgütünden kaçmak için fırsat kolluyor ve son aylarda örgütten kaçarak Güvenlik Kuvvetlerine teslim olanların sayısı hızla artıyor.

Umarız ki, kökenleri Kürt olmadığı halde Ayrılıkçı Kürt Siyasetine ve PKK Terör Örgütü’ne destek veren ve onları şımartan kesimler, onların dışındaki sessiz çoğunluğun düşünce ve kaygılarını da dikkate alırlar.

Share

ABD’nin Yeni Politikasına Dikkat!

Share

Türkiye’nin bölgeye müdahale kararı almasına kadar, ABD, İngiltere ve İsrail‘in açık bazı hedefleri vardı: Suriye ve Irak‘ı küçük kantonlara bölmek suretiyle birbiriyle çatışan ve kontrol edilebilir devletçikler yaratmaktı. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt Koridoru oluşturarak, zaman içerisinde bu koridoru Irak Kürdistan‘ı ile birleştirmek de en önemli hedefleri arasındaydı.

Türkiye‘nin Kürt Koridoru planına karşı askeri müdahale kararı alması, ABD‘nin bölge politikasında ciddi bazı değişikliklere yol açmış görünüyor. ABD, çok ilginç bir şekilde artık Suriye‘nin toprak bütünlüğünden bahsediyor, bu yeni bir tutum ve yöntem. Aslında ABD, İngiltere, Rusya, İsrail ve Suudi Arabistan -Ürdün’ü saymaya gerek duymuyorum- arasındaki gizli ittifakın temel amacında bir değişiklik yok. Suriye’de İslamcı grupların iktidara gelmesini istemiyorlar ve Esad‘ın kendisinin olmasa bile mevcut Arap Baas Hükümeti‘nin etkinliğinin sürmesini istiyorlar.usa_atom

Türkiye bölgedeki gizli planları ve ittifakları altüst edecek bir müdahale kararı aldı ve İŞİD ile mücadele için ABD‘nin kullanmaya çalıştığı kozu deşifre etti. Türkiye, İncirlik üssünü İŞİD ile mücadeleye açtı ancak ABD‘nin gerçek niyeti zaten İŞİD ile mücadele değildi. ABD’nin asıl ve gizli amacı, Suriye’de güçlenen Nusra ve Ahrar gruplarını tasfiye etmek. Önümüzdeki günlerde, ABD’nin bölgedeki İŞİD hedeflerinden belki de daha fazla Nusra ve Ahrar hedeflerini bombalayacağını açıkça söyleyebiliriz. Zaten yukarıda ifade ettiğimiz bölgesel ittifakın kontrolünde olan İŞİD Terör Örgütü de bütün gücüyle artık Suriyeli Muhaliflerle mücadeleye ağırlık verecek.

Aslında ne Nusra örgütü ne de Ahraru’ş Şam grubu bugüne kadar ABD ve Batı hedeflerine yönelik bir eylem gerçekleştirmedi. Buna rağmen ABD her iki örgütü de bölgesel çıkarlarına aykırı görüyor. Esasen bu iki örgütün öncülüğündeki Suriyeli Muhalifler, Kuzeydeki İdlip kentini ele geçirdiler ve rejimin en önemli iki kuzey bölgesi Lazkiye ve Halep yönünde de büyük başarılar elde ettiler. Eğer İŞİD Terör Örgütü ortaya çıkmasaydı, Suriyeli Muhaliflerin bütün bu bölgeleri ele geçirmesi hiç de zor olmayacaktı. Şunu unutmayalım ki, her ne kadar ABD, Rusya, Koalisyon ve diğerleri İŞİD ile mücadele ettiklerini iddia etseler de aynı amaçlar için ve aynı düşmanlara karşı savaşıyorlar. Bu noktada hem Nusra Cephesi‘nin hem de Ahraru’ş Şam grubunun Türkiye’nin Güvenli Bölgesi‘ne destek vermesi önemlidir. Nusra ve Ahrar grupları, Türkiye’nin bölge siyasetini kolaylaştırmak için Güvenli Bölge olarak düşünülen bölgeyi tamamen boşalttılar ve ellerindeki cepheleri Türkmen tugaylarına teslim ettiler. Burada, Türkiye’nin hassasiyetle izlemesi gereken bir başka önemli konu Lazkiye‘nin kuzeyindeki Türkmen bölgelerinin korunmasıdır. ABD Uçakları ve Dronları İncirlik’ten kalkmak suretiyle Suriyeli Muhaliflerin Lazkiye bölgesinde ilerlemesini engellemek isteyecektir.

Bu istihbarat ve ihanet oyunları içerisinde Türkiye‘nin en önemli hedefi öncelikle PKK Terör Örgütü‘nün Irak ve Suriye’deki varlığını yok etmek olacaktır. Türkiye, İŞİD bahanesiyle bölgeyi şekillendirmeye çalışan Batı Doğu ittifakını kendi söylemleriyle çaresiz bırakmıştır. ABD ve Batı ülkelerinin, Türkiye’nin PKK Terör Örgütüne yönelik müdahalesinden çok da memnun olmadığını iyi bilelim. Hem Batı ülkelerinin hem de ABD’nin açıklamalarında, “Türkiye’yi orantısız güç kullanma” konusunda uyarmayı ihmal etmemesi çok anlamlıdır. Türkiye’nin kendi ürettiği elektronik silahlar ve mühimmatla PKK Terör Örgütü‘nün kamplarını yok etmesini aslında üzülerek seyrediyorlar. Türkiye’nin kendi ürettiği Som füzeleri ile PKK Terör Örgütü‘nün çok övündüğü mağaraların yerle bir edilmesi, onlara göre orantısız güç olsa gerek. Türkiye gibi bölgedeki en önemli müttefikine stratejik silahlar ve teknoloji vermekten kaçınan ABD ve Batı ülkeleri, Ortadoğu kentlerini ağır bombardıman uçakları ile bombaladıklarını, yüz binlerce yaşlı, kadın, çocuk sivilin ölmesini ve yine yüz binlercesinin sakat kalmasını unutmuşa benziyorlar. Daha da önemlisi İsrail’in Gazze Katliamları ve ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki bombaları daha yüzlerce yıl unutulmayacak.

Türkiye’nin önümüzdeki günlerde karşılaşacağı iki önemli stratejik durum var:

Birincisi; PKK Terör Örgütü’nün ve Ayrılıkçı Kürt Siyaseti’nin inişe geçmesi üzerine ABD ve Batı ülkelerinin Türkiye’nin müdahalesini zayıflatma ve durdurma çabasıdır.

İkincisi ise, her zaman olduğu gibi sahada yenilecek olan PKK Terör Örgütü’nün son anda ateşkes kararı alarak Türkiye’nin müdahalesini durdurması ve yok olmaktan kurtulmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her iki muhtemel gelişmeye karşı da şimdiden söylemlerini sağlam tutmalı ve PKK Terör Örgütü tamamen yok edilene kadar kulaklarını tıkamalıdır.

Türk Milleti, bu PKK Terör Örgütü‘nden de bu Ayrılıkçı Kürtlerden de usanmıştır. Türk toplumu, artık bu terörün son bulması için her türlü desteği verecektir.

Share

İŞİD’in Hıristiyan Siyasal Temelleri!

Share

Türkiye olarak her başörtülüyü İslamcı olarak damgaladığımız günler geride kaldı. Bununla birlikte her Kürdü PKK’lı ve her sakallıyı İŞİD mensubu olarak görenlerimiz çoğaldı. Bu durum, bir bilgi ve temele dayanmayan basit Görsel düşmanlığın en önemli göstergesi.

İŞİD gibi İslami referansı olan bir örgütün Hıristiyan temelleri nasıl olur diye merak duyulabilir. Çok bilimsel tanımlamalara girmeden genel hatlarıyla konuyu açıklamaya çalışalım.ABD_Konstan

Irak Şam İslam Devleti Örgütü, 2014 yılı başlarından itibaren ortaya çıkan ve en önemli iddiası Hilafet Devleti olan bir örgüt. Genel anlamda Sünni Selefi geleneğin göstergelerini taşıyan örgüt, ne Türk ne de Dünya kamuoyu tarafından gerçek anlamıyla tanınmıyor. Hatta birçok kişi, Suriye’de çarpışan diğer Müslüman grupları da İŞİD sanıyor ve ardından İŞİD’in bu gruplara da saldırdığını duyunca kafası daha da karışıyor. Ve konunun belki de en cahilce yanı da, bir çok kişi Hükümete muhalefet yapacağım diye AKP ile İŞİD kavramlarını gülünç bir şekilde birbiriyle özdeşleştiriyor, birlik ve beraberliğe büyük zarar veriyor.

Bu konuda öncelikli bilmemiz gereken husus; İŞİD Terör Örgütü’nün Hilafet Devleti iddiasıdır. Örgüt, -bundan iki ay kadar önce- Türkçe olarak KONSTANTİNİYYE adıyla yayınladığı özel derginin kapağını “Konstantiniyye’nin FETHİ” olarak isimlendirmiştir. Bu kavramın kullanılması önemlidir. Bugüne kadar hiçbir İslamcı Örgüt, Fatih’in fethini takiben İstanbul’u Konstantiniyye olarak anmamıştır. Buna karşılık Osmanlı genelgelerinde İslambol ismi de çok kullanılmıştır. (Terör Örgütü’nün dergisini Amerika’nın Sesi’nin adeta büyük bir keyifle duyurmuş olması da ilginçtir!)

Konstantiniyye Hıristiyanlarca kullanılan bir terimdir. İŞİD Terör Örgütü, bu kavramı kullanmakla İstanbul’un ve Türkiye’nin İslamlığını reddetmekle kalmamış, asıl düşünce temelinde Türklerin Hilafeti kavramını inkar etmek istemiştir. Bilindiği gibi Hilafet yani İslam Dünyasının Dinsel Liderliği kavramı, Yavuz Sultan Selim’in 1517’te Mısır’ı fethi ve Hicaz Bölgesi’nin Osmanlı hakimiyetine girmesiyle birlikte Türklere geçmişti.

Tarihte Türklerin Hilafeti konusunda en fazla siyaset üreten İngiltere olmuştur. Hilafet kavramının özellikle Hindistan Müslümanları üzerindeki geniş etkisi İngilizleri hep rahatsız etmiş, Türklerin İslam Önderliği kavramını yıkmak ve İngiltere himayesinde bir İslam Hilafeti oluşturmak için sürekli stratejiler geliştirilmişti. İngiliz emperyalizminin Ortadoğu’ya yöneldiği 1800’lü yıllardan itibaren Osmanlı hakimiyetindeki -bugünkü Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Mısır, Yemen ve Körfez- topraklarda Arap Milliyetçiliği hareketlerine önemli destek verildi. Mısır ve Süveyş kanalı işgalini takiben Vehhabi Hanedanı vasıtasıyla Suud ve Hicaz bölgesinde egemenlik sağlayan İngiltere, her vesile ile Hilafetin Türkler yerine Araplarda olması yönünde fikirler üretti. Hilafetin Kureyş’ten olması gerektiği iddiaları da yine bu dönemlerde popüler olmuş ve İngilizlerin Ortadoğulu işbirlikçilerini Hilafete ısındırması üzerine Fransızlar da -Batı İngiliz İslam Hilafeti’ne karşı- Fatıma’dan dolayı Hz Muhammed’in soyuna dayandığını iddia eden Fas Kralı’nı Doğu İslam Halifesi olarak kabul ettirmeye çalışmışlardı. Hilafet rüyasıyla yatıp kalkan Mekke Şerifi Hüseyin bu yıllarda sıkı bir İngiliz taraftarıydı. Bu yıllarda İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Yakın Ortadoğu’yu işgalinden önce bir yandan Yahudiler için Balfour Deklarasyonu’nu yayınlarken, diğer yandan da “Arapların Hilafetini destekleyeceğini” duyurmuştu. (Burada bilenler için Dışişleri Bakanı Lord Grey’in, 1915 baharında McMahon’a yazdığı mektubu kastediyoruz.) Belki de Vehhabi – Siyonist işbirliğinin ilk temelleri bu şekilde atılmış ve o yıllardan itibaren Suudi Arabistan ve İsrail İngiltere’nin bölgedeki iki önemli stratejik müttefiki olarak tescillenmişti.

Hıristiyan dünyasında Dinsel liderliğin Siyasi liderliğe tabi olduğu üç büyük Mezhep bulunmaktadır. Amerikan Evangelistleri, Alman Luteryenleri ve İngiliz Angilikanları için Din siyasetin emrindedir. Din için siyaset değil, Siyaset için Din kullanılır. İngilizler, Hindistan ve Suudi Arabistan başta olmak üzere yerel özelliklere dayalı Vehhabizm, Sihizm gibi yeni İslam mezheplerinin oluşumunu sağlayarak bu bölgelerdeki sömürgecilik faaliyetlerini sürdürmüşlerdi. İngilizlerin Türk Hilafeti’ni zayıflatma çabaları sadece II. Abdulhamid döneminde başarısızlığa uğramış, Abdulhamid’in tahttan inişiyle birlikte bu faaliyet yeniden alevlenmişti. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Halifesi’nin Büyük Cihat fetvası, İslam dünyasında hiçbir ciddi etki uyandırmamış ve hatta tarihi Çanakkale Savaşları sırasında İngilizler tarafından Hindistan ve uzak doğudan devşirilmiş Müslümanlar, Türklere karşı savaşmışlardı.

Hilafet kavramının İslam tarihi boyunca ortaya çıkardığı siyasi kavgalar ve bölünmeler ile dinsel temelsizliği sebebiyle Atatürk tarafından kaldırılması İngilizleri daha da iştahlandırmış ve Ağa Han kanalıyla son Osmanlı halifelerini kullanma çabası da sonuçsuz olmuştu.

İşte bütün bu açıklamalar ışığında şunu tekrar ifade ediyoruz ki, İŞİD Projesi, Ortadoğu hakimiyeti için başta İngiltere ve İsrail ortaklığı ile üretilmiş ve ABD tarafından da dünya hakimiyeti için kullanılmaya karar verilmiş bir Batı Projesi’dir. Üzerine kurulduğu fikri temellerden, kıyafetlerine, hareket tarzlarına, eğitimlerine, yayınlarına kadar titizlikle hazırlanmış bir Londra Senaryosu’dur. Uzun süren Stüdyo çalışmasından sonra, adeta Yüzüklerin Efendisi gibi Ortadoğu sahnesinde bir anda gösterime sunulmuştur. Ürdün ve Suudi Arabistan’a bu projenin lojistik ve finansal yapısında önemli görevler yüklenmiştir. Umarız ki, özellikle Ürdünlü dostlarımız bu tehlikenin farkına bir an önce varırlar.

Türkiye ve İslam dünyasını kaosla yönetmeyi hedefleyen bu gösterinin uzun yıllar gösterimde kalacağı iddialarına karşı mücadele etmeliyiz. İŞİD Terör Örgütü’nü -bu örgüte sempati duyan cahil ve aptal Müslümanlar yüzünden- Türkiye ile ilişkilendirmeye çalışan yabancı psikolojik operasyonlara karşı uyanık olmalıyız. İŞİD Terör Örgütü, PKK Terör Örgütü ile çatışırken bir dönem sempati toplamış olabilir. Ancak unutmayalım ki, her iki örgüt de bölgeyi şekillendirmek için kullanılan araçlardır ve Türkiye ile Türklerin düşmanlarıdır.

Türkler için vatan söz konusu olduğunda gerisi teferruattır…

——

İŞİD Terör Örgütü’nün -Rusya tarafından da kısmen desteklenen- yeni bir Batı Hakimiyet Projesi olduğuna ilişkin diğer delilleri ve konuları ilgili makalelerimizde bulabilirsiniz.

Share

Almanya Ortadoğu’da Terörü Besliyor!

Share

Almanya, Türkiye’nin İŞİD‘e yönelik saldırısını anlamış ama PKK‘ya yönelik müdahaleye anlam verememiş. Türkiye de Alman silahlarının PKK ve DHKP-C terör örgütlerinin elinde olmasına bir anlam veremiyor.

PKK_Almanya

Geçtiğimiz günlerde DHKP-C Terör Örgütü’nün Gazi Mahallesi‘ndeki gösterilerde MP5 makineli tabancalarla gösteri yapması önemli bir işaretti. Teröristlerin elindeki silahlar Almanya’nın ürettiği Heckler & Koch MP5 türündendi. Sadece birkaç silahtan hareketle geniş bir yargıda bulunmak yanlış diye düşünülebilir ancak, yine geçtiğimiz günlerde Batılı medya örgütleri İŞİD tarafından kullanıldığı söylenen -ve PKK Terör Örgütünce ulaştırılmış- MKE damgalı bazı silah kovanlarının resimlerini yayınlayarak Türkiye’yi İŞİD destekçisi ilan etmişlerdi. Halbuki, MKE mermileri bütün NATO envanterinde bulunan ve her ülkenin kolayca elde edebileceği türden mühimmatlardı. Hatırlanacağı gibi, Türkiye Kıbrıs‘a müdahale ettiğinde Kıbrıslı Rum Teröristler bile MKE mermileri ile karşılık vermişlerdi.

Almanya‘nın Ortadoğu’daki Terör örgütlerine yaptıkları destekler böyle birkaç tabanca veya mermiden ibaret değil şüphesiz. Öncelikle, Ortadoğu’nun en büyük Terör Devleti İran‘ın Nükleer Tesisleri’ni Alman Siemens şirketi kurmuştu. 1990’lı yılları takiben Almanya, İran ile en yüksek düzeyde Gizli İstihbarat Anlaşmaları yapmış ve hem İran İstihbarat Örgütü‘nü hem de bütün bölgedeki Hizbullah Terör Örgütleri‘ni yeniden yapılandırmıştı. Aynı şekilde, Türk Hizbullah‘ı da yine Alman menşeli hücre yapılanmaları ile teşkilatlanmıştı. Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı‘nın İran ve Hizbullah güvenlik birimleri ile derin dostlukları vardı.

Almanya’nın OrtaDoğu’da gözü gibi beslediği bir başka örgüt de PKK Terör Örgütü idi. PKK Terör Örgütü’nün dünyadaki en geniş siyasi ve finansal yapısı eskiden olduğu gibi bugün de Almanya‘da yerleşik bulunuyor. PKK Terör Örgütü’nün Afganistan‘dan Zahedan, Pejak eliyle Kandil, Irak, Suriye, Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye ve Hollanda‘ya uzanan Uyuşturucu Koridoru‘nun en büyük patronu olduğu Almanya yönetiminin de yakından bildiği gerçeklerdendi. Alman Meclis üyelerinin zaman zaman ve en kritik dönemlerde Türkiye’ye ve GüneyDoğu illerimize yaptıkları siyasi ziyaretler ve kışkırtmalar hiç eksik olmadı. Yine Alman parlamenterlerin PKK Terör Örgütü‘nün bayrakları ile çektirdikleri fotoğraflar unutulmadı. Türkiye’nin ve Almanya’daki Türk kamuoyunun baskıları neticesinde PKK Terör Örgütü‘nü terör listesine almak zorunda kalan Almanya, örgütün siyasi yapılanmasına hiç dokunmadı ve aksine önemli finansal yardımlarda bulundu.

PKK Terör Örgütü ile İŞİD Terör Örgütü‘nün stratejik savaş tiyatroları, Almanya ile PKK Terör Örgütü’nü daha da yaygınlaştırdı. İŞİD Terör Örgütü’ne katılan 400 civarında vatandaşının Almanya‘dan çıkışına sessiz kalan -ve belki de kurtulduğu için sevinen- Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı, kendi suçlarını örtbas edip, yüzsüzce başkalarını suçlamaya kalkıştı. Son olarak, Barzani Peşmergelerine gönderilen bazı silahların sandıklar halinde Kandil‘e de ulaştığı anlaşıldı ve Alman basınında ve kamuoyunda eleştirilere konu oldu.

Şimdi Almanya çok daha büyük bir anlaşma peşinde, Ortadoğu’da Esad Hükümeti‘ni ve Hizbullah Terör Örgütlerini besleyen İran ile büyük bir silah anlaşmasına hazırlanıyor. ABD‘nin ambargoları kaldırmasını fırsat bilen Alman firmalarının temsilcileri yine Tahran otellerini doldurmaya başladılar. Hatırlanacağı gibi, 1990’lı yılları takiben de Almanya ve İran‘ın karşılıklı ticaret hacimleri birinci sıradaydı.

Almanya, Türkiye’ye söz söylemeden ve PKK Terör Örgütü’nü desteklemeden önce kırk kez düşünmeli…

Share

Güncel OrtaDoğu Haritası

The Actual Map of the Middle East - Güncel OrtaDoğu Haritası

İnteraktif Harita

Gruplar

İslam Felsefesi

DinBilim

Manaz Panoramio

Konferans

Arşivler