ManazNet Dr Abdullah Manaz
Get Adobe Flash player

Muslim Jews Enmity and Turks

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Until the 1950s, there was not a serious enmity between the Jews and the Muslim community. Jews and Muslims smoothly lived in the same country, same city and same neighborhood throughout history. There were Jewish quarters and synagogues where they had been able to worship in many Muslim countries. The Jews continued to exist even in Iran which is Israel’s greatest enemy today. The Jews freely traded in the Islamic world for centuries. Jewish cemeteries still stand in Muslim cities as the most important evidence of this common life.

Muslim&JewsMore importantly, many Turkish communities in history chose Judaism. The Khazars which is the western flank of Gokturks State established dominance in the region from Central Asia to the Caucasus and the Crimea from the A.D. 600s. Hazara Turks that believe in Sky God Religion, formally entered Judaism after A.D. 800s and they reigned until A.D. 1000s. Khazars that were ruled under the reign of the Russia for a time, fled to Europe after A.D. 1200s.[1] They met with Jewish immigrants living in France and Germany and Ashkenaz Judaism emerged.[2] However studies about Y chromosomes of Ashkenazi Jewish community verified that their origin based Turks not to Samis.[3] Today, 80 percent of the Jewish is Ashkenazi.[4]

Ashkenaz word was coming from Ashguazi which is the ancient name of Scythians (Saka Turks) that lived in the area from the Great Wall of China to the Danube River between B.D 800 and 200.[5] (5) Today, Karaite Jews (also Turks) in Poland, Lithuania and Crimea were based on the same origin.

Turkish presence was quite annoying for European countries especially for Germans all throughout the history. In the summer of 2010,… Okumaya DevamEt

Müslüman Yahudi Düşmanlığı ve Türkler

Share on Facebook7Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

1950’li yıllara kadar, Yahudiler ile İslam toplumları arasında ciddi bir düşmanlık yoktu. Tarih boyunca, Yahudiler ile Müslümanlar aynı ülkede, aynı şehirde ve aynı mahallede sorunsuz olarak yaşadılar. Müslüman ülkelerin birçoğunda Yahudi mahalleleri ve ibadetlerini yapabilecekleri Havralar vardı. Bugün İsrail’in en büyük düşmanı olan İran’da bile Yahudiler varlıklarını sürdürdüler. Yahudiler yüzyıllarca İslam dünyasında rahatça ticaret yaptılar. Müslüman kentlerindeki hala yaşayan Yahudi mezarlıkları bu ortak hayatın en önemli belgeleridir.Muslim&Jews

Daha önemlisi, Tarihte birçok Türk toplulukları Musevilik dinini seçmişlerdi. Göktürklerin Batı kanadını oluşturan Hazaralar, 600’lü yıllardan itibaren Orta Asya’dan Kafkasya ve Kırım’a kadar olan bölgede hâkimiyet kurmuşlardı. Aslında GökTanrı inancına sahip olan Hazara Türkleri, 800’lü yıllardan sonra resmen Musevilik dinine girdiler ve 1000 yıllarına kadar hüküm sürdüler. Bir süre Rusların egemenliği altında kalan Hazarlar, 1200 yıllarını takiben Orta Avrupa’ya göçtüler.[1] Buradaki Fransa ve Almanya’da yaşayan Yahudi göçmenlerle buluştular ve Aşkenaz Yahudiliği ortaya çıktı.[2] Nitekim 1999’da Aşkenaz Yahudilerin Y kromozomları üzerinde yapılan araştırmalar, kökenlerinin İsrailoğlu’na değil Türklere dayandığını göstermiştir. [3] Günümüzde Dünya Yahudilerinin % 80’i Aşkenazlardan oluşmaktadır.[4]

Aşkenaz sözcüğü, M.Ö. 800 ile 200 yılları arasında Çin Seddinden Tuna Nehrine kadar uzanan bölgede yaşamış İskitlerin (Saka Türkleri) antik adı olan Ashguazi’den geliyordu.[5] Günümüzde Kırım, Litvanya, Polonya ve Macaristan’da bulunan Karaim Yahudileri (Türkleri) aynı kökene dayanıyorlardı. Bir parantez olarak Fransa’nın güneyi ile İspanya’nın kuzeyinde yaşayan Baskların da Saka Türklerinden olduğu kabul edilmektedir.[6]

Türk varlığı, tarih boyunca bütün Avrupalıları ve özellikle Avrupa’nın patronu Germenleri, yani Almanları oldukça rahatsız etmiştir. 2010 yazında Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin “Almanya Kendini Yokediyor” isimli kitabının tanıtımında şunları söylemişti: “Yahudilerin ve Baskların kendilerine özgü genleri vardır. Müslüman genleri ise Avrupa gen havuzunu olumsuz etkiliyor.”[7]

Sarrazin’in “Alman Irkını Saflaştırma” düşüncesinin… Okumaya DevamEt

New Afghanistan in the Middle East!

Share on Facebook6Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Afghanistan was one of the most significant factors which led to collapse of the Soviet Union. The United States had organized Islamists in the region to break the Soviet occupation and they had also ended the occupation. However, not only Russians were defeated in Afghanistan but also the United States which found the largest Islamic organizations such as Hizb Al-Islam and Jamaat Al-Islam, later Taliban against Russia, which did not succeed.OD_Zawahiri

Now a New Afghanistan is born in the Middle East. The United States which overthrew dictators through uprisings in Libya, Tunisia and Egypt, was not successful in Syria with the same method. Because Russia, Iran, Iraq and further China have been behind Syria. This alliance also has relied on the Shiite sectarian. Furthermore the United States and Western countries decided to organize Sunni Islamists in the region and as a result, a new Afghanistan was born in the Middle East.

Do Sunni Islamist organizations defeat the Eastern alliance? Yes, maybe not for long! Islamic State of Iraq and Levant (ISIL) may overthrow the Syrian regime and become permanent in Central Iraq. “Create a threat to demolish another threat” was the most important strategy of the West for centuries. The Green Belt Project against the Soviet Union, Saddam Hussein against Khomeini and The Muslim Brotherhood against nation-states are the most prominent examples.

Despite the fact that this strategy attained the expected results in the short term, it turned against the United States and countries in the region in the long term. New threats affects not only the region but also all countries which support it.

New Afghanistan of the Middle East is more experienced, more organized… Okumaya DevamEt

OrtaDoğu’da Yeni Afganistan!

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Afganistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına neden olan en önemli etkenlerden biriydi. ABD, Sovyet işgalini kırmak için bölgedeki İslamcıları örgütlemiş ve onlar da işgali sona erdirmişti. Bununla birlikte Afganistan’da sadece Ruslar yenilmedi. Ruslara karşı Hizbi İslami ve Cemaati İslami gibi büyük İslamcı örgütleri kuran, bunlarla arası bozulunca da Taliban’ı örgütleyen ABD de Afganistan’da başarılı olamadı.ISIL_M

Şimdi Ortadoğu’da yeni bir Afganistan doğuyor. Libya, Tunus ve Mısır’daki diktatörleri isyanlarla deviren ABD, aynı yöntemle Suriye’de başarılı olamadı. Çünkü Suriye’nin arkasında Rusya, İran, Irak ve daha da geride Çin vardı. Bu ittifak aynı zamanda Şii mezhebine de dayanıyordu. Bu yüzden, ABD ve Batı ülkeleri ile Sünni Arap ülkeleri, bölgedeki Sünni İslamcıları örgütleme kararı aldılar. Ve netice olarak Ortadoğu’da yeni bir Afganistan doğdu.

Şimdi Sünni İslamcı Örgütler, Suriye’de direnen Doğu ittifakını yener mi? Evet, belki de fazla uzun sürmez! Irak Şam İslam Devleti, Suriye rejimini yıkabilir ve Orta Irak’ta kalıcı olur. Bir tehdidi yıkmak için bir başka tehdit yaratmak, yüzyıllardan beri Batı’nın en önemli stratejisi. Sovyetlere karşı Yeşil Kuşak, Humeyni’ye karşı Saddam Hüseyin, Ulus devletlere karşı Müslüman Kardeşler bunların en önemli örnekleri.

Bu strateji kısa vadede istenilen sonuçları verse de uzun vadede yine ABD ve bölge ülkelerinin aleyhine işliyor. Yaratılan yeni tehdit, sadece bölgeyi değil buna destek veren bütün ülkeleri de etkiliyor.

Ortadoğu’nun Yeni Afganistan’ı, diğerinden daha deneyimli, daha örgütlü ve çok daha güçlü. Bütün modern iletişim araçlarını ve sosyal medya kanallarını başarıyla kullanıyor. Bütün İslam dünyasındaki yeni nesillere rahatça ulaşabiliyor. Amaçlarını gizlemiyorlar ve dünyanın her yanından finans ve insan desteği alıyorlar.

Sünni Radikal İslamcılar, uzun zaman içinde Suudi Arabistan, Ürdün, Türkiye ve İsrail’deki Batı yanlısı yönetimler için kalıcı bir tehdit oluşturacak. Çünkü artık ellerinde dünyanın en önemli silahlarından… Okumaya DevamEt

Conflict of Interest in the Middle East

Share on Facebook5Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

With arrived Islamic state of Iraq and Levant which is known as Iraqi Al Qaeda, on the scene, the agenda of the Middle East has accelerated since Last year. Each country has different expectations and interests from this developments. These can be summarized as follows:OrtaDoguM

Saudi Arabia and Gulf States have supported Sunni Arabs in both Syria and Iraq since time immemorial. After the U.S. withdrawal from Syria, Sunni Islamist Groups were supported very much in terms of both financial and logistic under the control of Bandar Bin Sultan who is Saudi intelligence chief. The U.S., Russia and Israel Undoubtedly had information about these works of Saudis, but, everyone turned a blind eye to the strengthening of Islamist groups for the success of jihad in Syria and Iraq similar to what happened in Afghanistan. Saudis and Gulf States are planning to create a buffer zone between Shiites and their countries. Furthermore they want to establish a new Sunni State which will fight against Iran on their behalf.
Russia was turned a blind eye to escape Abu Bakr Al-Baghdadi who is the new leader of ISID (Islamic State of Iraq and Levant) and hundreds of Al-Qaeda militants from the prison of Abu Ghraib. Because she has been wanting to start a new conflict between the cooperation of Al Qaida militants and Sunni Arabs which were supported by SVR (Russia Intelligence Service) in central Iraq. She planned to squelch opposition groups in Syria which are supported by the United States and Western countries, by these armed groups. Also she predicted to reinforce and to legitimate Assad’s Management, than to attract world’s attention to the Middle East again after Ukraine crisis.
In… Okumaya DevamEt

Din Tüccarlığı ve Siyaset!

Share on Facebook24Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Müslümanların tarih boyunca kurtulamadığı hastalıklardan belki de en önemlisi Dinin Ticaret ve Siyaset amacıyla kullanılması olmuştur. Dinin gerçek amaçlarının anlatılmasında ve yayılmasında Din ve Eğitim kurumlarının önemli bir rolü olmakla birlikte, tarihin en hassas dönemlerinde görevlerini yerine getirmemişlerdir. Din ve Eğitim kurumları Siyaset tarafından kontrol edilmiş ve yönetilmiş, Din ve Eğitim Kurumlarının mensupları da makam ve menfaat için Siyaset kurumlarının yanlışları karşısında sessiz kalmışlardır.IslamOnly

Nitekim Atatürk’ün İslam tarihinde ilk kez gerçekleştirdiği reformlar karşısında birkaç bilim adamı dışında Dinsel çevrelerin sessizliği devam etmişti. Saltanat ve Hilafet kaldırılırken, Hutbeler Türkçeleştirilip, Kuran ve Hadis çevirileri yapılırken, Tekke ve Türbe cehaletlerine son verilirken Seyyid Bey, İsmail Hakkı İzmirli ve Mehmed Akif gibi sayılı bilim adamı dışındaki Dini çevrelerden herhangi bir destek gelmemişti.

“Tarih tekerrürden ibarettir” denilir, gerçekten de öyledir. Bugünlerde yaşadığımız sıkıntılar geçmişte de yaşandı ve bunlardan önemli bir örneği burada aktarmak istiyorum.

Atatürk’ten kısa bir süre önce yine İngiliz emperyalizmine karşı mücadele eden Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh da İslam dünyasının aydınlanması için büyük mücadele vermişlerdi. Mehmed Akif Ersoy, Afgani ve Abduh’un hayranıydı ve onlara ait bazı yazıları Türkçeye çevirerek Sıratı Mustakim dergisinde yayınlamıştı.

Afgani ve Abduh, Batı emperyalizmine karşı mücadele ettikleri için İngiliz hâkimiyetindeki Mısır’dan çıkarılmışlardı. Paris’e giden bu iki bilim adamı Urvetul Vuska adıyla bir dergi çıkardılar. Fakat İngilizler bu derginin İslam ülkelerine girmesini yasakladı. Dergiye göre İslam dünyasının üç önemli hastalığı vardı: 1. Müstebid (Zalim) hükümdarlar, 2. Keyfine göre hareket eden önderler, 3. Cahil mürşitler ve bilgisiz hocalar.

Muhammed Abduh, Türk asıllıydı. Avrupa’da yaşama imkânı bulamayınca bir Osmanlı vilayeti olan Beyrut’a geldi ve buradaki Sultaniye mektebinde dersler verdi. Bir ara, Sultan Abdulhamid tarafından Saray’a davet edilip, görüşlerine başvuruldu. Abduh, Arap dünyasındaki cehalet sebebiyle Kahire’de bulunan El Ezher’in ıslah edilmesini… Okumaya DevamEt

Ortadoğu Bölünürken Türkiye ve Türkmenler!

Share on Facebook20Tweet about this on Twitter1Share on Google+2

Geçtiğimiz yıldan itibaren Irak El Kaidesi olarak bilinen Irak Şam İslam Devleti’nin sahneye çıkmasıyla birlikte OrtaDoğu’nun gündemi hızlandı. Gelişmelerden her ülkenin farklı beklentileri ve çıkarları var. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:OrtaDoguM

Suudi Arabistan ve Körfez Ülkeleri, eskiden beri hem Suriye hem de Irak’taki Sünni Arapları desteklemişlerdir. Suriye’de ABD’nin geri çekilmesiyle birlikte, Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı Bender Bin Sultan’ın kontrolünde Suriye ve Irak’taki Sünni İslamcı Gruplar hem lojistik hem de finans açısından çok büyük destekler aldılar. Suudilerin bu girişiminden şüphesiz ki hem Rusların hem de ABD ve İsrail’in çok yakından bilgileri vardı. Ancak, aynen Afganistan’da olduğu gibi Cihadın başarıya ulaşması için İslamcı grupların güçlenmesine herkes bir şekilde göz yumdu. Suudiler ve Körfez Ülkeleri, Irak ve İran Şiileri ile aralarında bir tampon bölge oluşturacak bir Sünni Arap Devleti kurulmasını planlıyorlar.
Ruslar, İŞİD Lideri Ebu Bekir El Bağdadi ve 1000 kadar El Kaide militanının Ebu Garip hapishanesinden kaçmalarına göz yumdu. Çünkü Orta Irak’ta daha önce SVR (Rus Dış İstihbarat Servisi) tarafından desteklenmekte olan Sünni Araplarla birlikte yeni bir çatışmanın başlatılmasını, ABD ve Batı tarafından desteklenen Suriye’deki muhaliflerin susturulmasını, Esad’ın güçlendirilmesini ve meşrulaştırılmasını, ortaya çıkan çatışma ortamı ile birlikte Ukrayna ve Kırım üzerindeki dikkatlerin Ortadoğu’ya çevrilmesini öngörmüşlerdi.
Amerikalılar, Ebu Garip kaçkınlarının Orta Irak’taki Sünni Arapları örgütleyeceğini tahmin etmişler ve onlar da bu duruma sessiz kalmışlardı. Hem Suriye politikası çıkmaza girmiş, hem Irak’ta Maliki yönetimi ile ipler gerilmiş, hem de İran ile görüşmelerde ciddi bir adım atılamamıştı. Nitekim her zaman olduğu gibi “Tehditle Varolma Stratejisi” üzerine kurulan planlarla şimdi El Kaide gerekçesiyle hem Irak’ın hem de Suriye’nin bölünmesi kolaylaştı. ABD, İŞİD başta olmak üzere Sünni Mücahitleri destekleyen ülkelerle görüşmek suretiyle bunları bir şekilde tasfiye edebileceğini, İran… Okumaya DevamEt

İnançta Ezbercilik

Share on Facebook24Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Eğitim sistemimizin temelinde Ezbercilik vardır. Bilginin genel yapısını, mantığını ve kurgusunu kavramadan sıralı olarak ezberlemeye başlarız. Ezberlerimizle yarışır ve başkalarınca belirlenmiş doğruları EnFazla bilmekle dereceleniriz. Bu yüzden daha çocuk yaşlarda, yeteneklerimizden ziyade ezberlerimizle öne çıkarız. Hayatımızı belirleyen sınavlarda, kabiliyetlerimiz değil ezberlerimiz rol oynar. Ardından, değiştirilemeyen ezberlerle bir ömür tüketir, mutlu olduğumuzu zannederken mutsuzluklarla dolu bir hayat yaşarız.Ezber

İnançlarımız da aynen böyle. Dindar olanlar da olmayanlar da, aileden ve toplumdan gelen ezberlere sıkı sıkıya bağlıdır. Ezberci tanımlar ve kalıplarla hüküm veririz. Dindar, Dinsiz, Kâfir, Günahkâr, Yobaz, Gerici, Sağcı, Solcu, Demokrat. Aslında hepsi de ezberlere dayanan hazır kalıplar ve yargılardır. Çünkü ince düşünmek, sorgulamak, akıl süzgecinden geçirmek, duygularımızla aklımızı ve nefsimizle ruhumuzu dengelemek keyifli, huzurlu ve güvenli bir yol olmasına rağmen, hazır ezberlerimizden kurtulamayız.

Din anlayışımızda, İbadetin ruhunu kavramak yerine, önce duaları ezberlemekle işe başlarız. Sonra abdest ve namazdaki hareketleri ezberleriz. İslamın ve İmanın şartları, Otuz iki Farz derken ezberlerimiz uzayıp gider. Abdest ile bir çöl toplumuna Günlük Temel Temizliğin öğretildiğini, Namaz ile günde birkaç kez dünyalık düşüncelerden uzaklaşıp Varlığın ve Gönül Dünyasının Hatırlanması gerektiğini düşünmeyiz. Abdest olmasa günde birkaç kez en çok kirlenen organlarımızı yıkar mıydık? Kesinlikle Hayır! Namaz olmasa, arada bir huzurlu ve sakin bir ortamda Allah ile konuşur muyduk? Kesinlikle Hayır! Eğer ezberlerimiz olmasaydı, Abdest’e Diş Fırcalamayı da eklemeye cesaret edebilirdik. Eğer ezberlerimiz olmasaydı, Namazda hem Kuran’ın Türkçesini hem de ruhumuzdan gönlümüzden kopan sözcükleri söylemekten korkmazdık.

Ama ezberlerimiz bizi korkutuyor. Bize ezberleri yaptıranlar, şunu yapacaksın, şunu okuyacaksın, zinhar şunu yapmayacaksın, diye sınırları ve ezberleri her gün pekiştiriyor. Ramazan ayından bir gün önce, Sabah Ezanını güneşin doğuşundan 45-50 dakika önce okutanlar, Ramazan ayıyla birlikte Sabah Ezanını güneşin doğuşundan neredeyse 2 saat öncesine alıveriyorlar. Müslümanların dininden, Diyanetinden onlar sorumlu ya!… Okumaya DevamEt

Sosyal Medya

HaberVer Servisi

Yeni konulardan haberdar olmak isterseniz, buradan kaydolabilirsiniz. / If you want to be notified of new topics, You can sign up to NewsLetter.
Adınız / YourName
EPosta Adresi / EMail Address *

Arşivler

Manaz EBooks

Türkce İslam

DinBilim

Türk Astrolojisi

TürkTakvimi

Manaz Panoramio

Fotoğraf Arşivi

Get the Flash Player to see the slideshow.

Son Yazılar

WebSite İstatistik

  • Bugünkü Ziyaret: 210
  • Dünkü Ziyaret: 938
  • Haftalık Ziyaret: 6018
  • Aylık Ziyaret: 20049