Thought Virus cannot be controlled!

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

TVirus2As humanity, what we lived today is a result of our mistakes of yesterday. Our mistakes today are a precursor of that we will live tomorrow.

Two great world wars were lived at a time period which can fit into a human life. Millions of people lost their lives and millions were left crippled and helpless. We did not learn lessons from these wars. Great powers have been continuing to clash since the Cold War era. Terrorist organizations, covert operations, religions and ideologies became a war tool of these great powers.

Even 30 years ago, people were unaware of each other in the world. The relationships and agreements of countries in another corner of world were unknown. Today, the goings-on in the most remote corners of the world have been immediately heard and seen. Even the hidden relationships of countries have been deciphered. The people take a stand and become a party to an ideology according to their beliefs.

If a biological virus infects to a society, its spread can be prevented by keeping in quarantine. Ideological considerations also infect such as a virus but it can neither be controlled nor prevented. Today we are experiencing this case in point. Al Qaeda which was established against the Soviet Union yesterday and ISIL (The Islamic State of Iraq and Syria) which was established against the Iran, Iraq and Syria Shiite Alliance did not remain limited with their territories. The Islamic State Thought has spread to not only to Islamic lands but also to the whole world from Europe to the United States.

There are three major problems of the Islamic society of today which also affect the West and the world countries:

  1. The Political and Radical Islamism
  2. Muslim-Jewish Hostility
  3. The Sunni-Shiite Conflict

The Political and Radical Islamism perceives the religion of Islam as not only a faith and moral system but also as a political, judicial and economic system. Therefore, it either excludes modern methods or wavers between modernity and historical terms. Accordingly it sinks into despair in solving political, judicial and economic problems. Radical Islamism draws uncompromising limits and puts up high walls to protect its historical beliefs. It on the one hand builds castles based on the fundamental belief, on the other hand sets new conquest targets outside of their castles.

Muslim-Jewish Hostility is perhaps the most tragic dilemma of Middle Eastern societies. Islam and Judaism are two closest understanding of religious in terms of beliefs, traditions, costumes, sense of women and families and understanding of worship. However, Muslim-Jewish Hostility which emerged especially after the Second World War, has brought these two communities into the enemy to death. Jews who were ostracized and treated like a third class of people in European countries for centuries, think they will find peace in the Palestinian homeland. They could not able to establish peace with their uncle children – Arab community- here. Some of the western countries supported Jews and some of European countries lined up behind of Arabs. Christian – Muslim Hostility was forgotten and Jewish – Muslim Hostility began. While Middle Eastern societies were fighting with each other, powerful countries have continued their development.

The Sunni-Shiite Conflict was an old dispute based on historical reasons among the Muslims. Big conflicts haven’t been seen until 2000 between Sunnis and Shiites. They had lived in the same country, same neighborhood even in the same family as smoothly. In the new world order which came out after the disintegration of the Soviet Union, Iran, Iraq, Syria and Yemen’s Shiite communities fell under the hegemony of Russia. Under these circumstances, the United States whose invasions of Afghanistan and Iraq failed, and its close allies, the United Kingdom, Israel and Saudi Arabia have organized a Sunni power against Shiite threat. The continual bombings in Sunni and Shiite cities uncoupled Sunni and Shiite communities. Sunni – Shia separation turned into major armed conflicts.

Essentially, if generally speaking, the political and economic interests of some powerful countries lie behind the most of the problems in the political and radical Islamism, Sunni – Shiite conflicts and Muslim – Jewish hostility. It is a fact that Islamic society are generally uneducated and conservative. However, Muslims, Christians and Jews lived in peace in this land for at 500 years in different faith groups and denominations. Whenever the oil and underground resources appeared in this region, the differences were converted to the conflict and hostility.

No matter what religion, sectarian or national origin, the people of this region knows the culture of living together. Church, synagogue and mosques have been built almost side by side in the capital of Islamic countries or Jerusalem.

The last reason for conflicts and wars should be religion. The beliefs cannot be imposed by force. The faiths cannot be deleted by fighting or killing.

Düşünce Virüsü Kontrol Edilemez!

Share on Facebook11Tweet about this on Twitter0Share on Google+0

TVirus2Dünya olarak, bugünkü yaşadıklarımız dünkü hatalarımızın bir sonucu. Bugünkü hatalarımız da yarın yaşayacaklarımızın bir habercisi.

Bir insanın ömrüne sığabilecek bir zaman diliminde iki büyük dünya savaşı yaşandı. Milyonlarca insan hayatını kaybetti, milyonlarcası sakat ve çaresiz kaldı. Savaşlardan dersler alınmadı. Büyük devletler soğuk savaş döneminde de çatışmayı sürdürdüler. Terör örgütleri, gizli operasyonlar, dinler ve ideolojiler, güçlü ülkelerin birer savaş aracı oldular.

Bundan 30 yıl önce bile dünya insanları birbirinden habersizdi. Büyük ülkelerin, dünyanın bir başka köşesinde ne yaptığı, ilişkileri ve anlaşmaları bilinmezdi. Bugün ise, dünyanın en uzak köşesinde ne olursa anında duyuluyor ve görülüyor. Devletlerin gizli ilişkileri bile deşifre ediliyor. İnsanlar inançları ve ideolojilerine göre hemen bir taraf belirliyor ve tavır alıyor.

Bir topluma biyolojik bir virüs bulaşırsa, o bölgeyi karantinaya alıp yayılması önlenebilir. İdeolojik düşünceler de bir virüs gibi bulaşır, ancak ne kontrol altına alınabilir ne de yayılması önlenebilir. Bunun en canlı örneğini bugün yaşıyoruz. Dün Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan El Kaide, bugün ise İran, Irak ve Suriye Şii ittifakına karşı kurulan Irak Şam İslam Devleti örgütleri kendi bölgeleri ile sınırlı kalmadılar. İslam Devleti düşüncesi, sadece İslam topraklarına değil, Avrupa’dan Amerika’ya kadar bütün dünya ülkelerine yayıldı.

Günümüz İslam toplumlarının, Batı ve Dünya ülkelerini de etkileyen üç büyük sorunu var:

  1. Siyasal ve Radikal İslamcılık,
  2. Müslüman Yahudi Düşmanlığı,
  3. Sünni Şii Çatışması,

 Siyasal ve Radikal İslamcılık, İslam dinini sadece bir inanç ve ahlak sistemi olarak değil aynı zamanda siyasi, hukuki ve ekonomik bir düzen olarak da algılıyor. Bu yüzden, ya modern yöntemleri tamamen dışlıyor, ya da tarihsel hükümlerle çağdaşlık arasında bocalayıp duruyor. Siyasi, hukuki ve ekonomik sorunları çözmede çaresizlikler yaşıyor. Radikal İslamcılık, tarihsel inançlarını korumak için yüksek duvarlar örüyor ve tavizsiz sınırlar çiziyor. Bir yandan sadece inanç temeline dayanan kaleler kurarken, bir yandan da bu kalelerin dışında yeni fetih alanları belirliyor.

Müslüman ve Yahudi Düşmanlığı, belki de Ortadoğu toplumlarının en trajik açmazı. Müslümanlık ve Musevilik, inançları, gelenekleri, kıyafet ve ibadet anlayışları, kadına ve aileye bakışları ve dinsel temelleri açısından birbirine en yakın iki Din Anlayışı. Bununla birlikte özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Müslüman Yahudi Düşmanlığı, iki toplumu da birbirine ölümüne düşman haline getirdi. Yüzyıllar boyunca Avrupa ülkelerinde dışlanan ve neredeyse üçüncü sınıf insan muamelesi gören Yahudiler, anayurtları Filistin’de huzur bulacaklarını düşündüler. Burada Amca çocukları Arap toplumu ile barış kuramadılar. Batı ülkelerinin bir kısmı Yahudileri, bir kısmı Arapları destekledi ve Hıristiyan Müslüman Çatışması unutuldu ve yerine Yahudi Müslüman Çatışması başladı. Ortadoğu toplumları savaşırken, güçlü ülkeler gelişmelerini sürdürdüler.

Sünni Şii Çatışması, Müslümanlar arasında tarihsel sebepleri olan eski bir anlaşmazlıktı. Bununla birlikte 2000 yıllarına kadar Sünniler ile Şiiler arasında büyük çapta çatışmalar olmadı. Aynı ülkede, aynı mahallede ve hatta aynı aile içinde bile sorunsuz olarak yaşadılar. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını takiben ortaya çıkan Yeni Dünya düzeninde, İran, Irak, Suriye ve Yemen Şii toplumları Rusya’nın etkinlik alanına girdi. Afganistan ve Irak işgalleri başarısızlıkla sonuçlanan ABD, yakın müttefikleri İngiltere, İsrail ve Suudi Arabistan ile Şii tehdidine karşı Sünni bir güç oluşturma yoluna gitti. Sünni ve Şii kentlerinde ardı arkası kesilmeyen bombalı eylemler, Sünni ve Şii toplumlarını birbirinden ayırdı. Sünni ve Şii ayrılığı büyük silahlı çatışmalara dönüştü.

Esasen genel olarak bakılırsa, Siyasal ve Radikal İslamcılık, Müslüman ve Yahudi Düşmanlığı ile Sünni ve Şii Çatışması gibi bütün sorunların arkasında bazı güçlü ülkelerin siyasal ve ekonomik çıkarları yatıyor. İslam toplumunun genel olarak eğitimsiz ve tutucu olduğu bir gerçek. Bununla birlikte, Müslümanlar farklı inanç grupları ve mezhepler halinde bu topraklarda yüzyıllardır barış içerisinde yaşadılar. Ne zaman ki petrol ve yeraltı zenginlikleri ortaya çıktı, o zaman da ayrılıklar anlaşmazlıklara ve düşmanlıklara devşirildi.

Hangi din veya mezhepten olursa olsun bu bölgenin insanları birlikte yaşama kültürünü iyi biliyor. İslam ülkelerinin başkentlerinde veya Kudüs’te, Kilise, Havra ve Camiler neredeyse yan yana inşa edilmişler. Hepsi adeta birer barış ve sanat eseri gibi kentlerimizi süslüyor. Çatışma ve savaş için en son sebebin Din olması gerekir.

İnançlar zorla dayatılmaz. Savaşarak veya öldürerek de karşı inançlar silinmez. Bir düşünce sınırlı ve örgütlü bir yapıyı silahlı mücadeleye sürüklüyorsa bu bir terörizmdir. Teröristlere karşı ancak Güvenlik Güçleri ile mücadele edilebilir. Bununla birlikte, bir inanç bütün topluma yayılmış ve taban bulmuşsa o artık silahla ve savaşla önlenemez. Bütün bir toplum terörist olmaz. Ortaya çıkan olumsuzluklar ve yanlışların geçmişe dayanan sosyolojik ve psikolojik sebepleri vardır. Bu noktada artık silahı bırakıp, eğitimle, bilimle ve akıl ile mücadele etmek gerekir.

Aksi halde bu dünyada sadece birbirimizi yok ederiz.

Instinctively Terrorism Period!

Share on Facebook13Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

ISILWith the development of globalization and the mass media, the method of radicalism and terrorism has changed.

There is generally an organized structure in terrorism. Terror is the most radical method for local, regional and international politics. Therefore, every terrorist organization which performs attacks in extraterritorial areas, has a supporter that is a state or intelligence service. Terrorist attacks take place these supporter’s best interest at the appropriate time and venues

Nowadays, with the development of communication and social media, “Organizational Commitment” has replaced with “Ideological Commitment” People can take appropriate actions in accordance with this faith without an organic bond with terrorist organizations. This situation is an independent terrorist methods from states, organizations or secret services and it is extremely dangerous for the whole world community.

This form of extremism and terrorism, started to develop in the world, has some local, psychological and sociological foundations. Exclusion, unemployment, cultural chaos, lack of education and psychological tension easily drag people to radicalism and terrorism. The radicals alienate to community in which they live and see every one as enemy outside themselves. Extremism can be based sometimes on religious basis, sometimes on racism and sometimes on a complex philosophical ideas. People without organizational ties, can carry out individual or group attack.

One of the first organizations which made a philosophical thought this movement style, was IBDA-C Terror Organization in Turkiye. This small group that combines the ideas of Necip Fazil who was an Islamist thinker, with socialist ideas in 1975 had formed an effective force in a short time. This organization was saying that everyone who believes this idea, could perform actions without any organic bond. Those who believes IBDA faith would not wait any instruction from the organization to do what was needed in the best time and place. This philosophy was named as Instinctively Action. This organization continued its activities from 1975 until 2000.

This Instinctively Action thought emerged as Individual Action thought of the Islamic State of Iraq and Syria (ISIL) after years. Today, ISIL Organization invites its believers to do individual attacks against all enemies in the world without any organizational bond. The terrorist attacks which carried out in France this week, were also made with this method.

 As is known, the Islamic State of Iraq and Syria has emerged with the secret supports of both Russia & Iran and USA & Saudi alliances. Russia and Iran alliance was hoping for that the international community would support Iraq and Syria Shiite governments with the emergence of an Al Qaeda organization such as ISIL. Also the United States and Saudi Arabia alliance had thought that a new Sunni organization which will be established in Syria and Iraq, would stop the Shia alliance in the Middle East. So both sides have achieved their goals. However, the Islamic State has grown immeasurable in the region. It has founded a new Jihad Movement on the idea of an Islamic caliphate which has been living among Islamists for years. Thousands of believers joined the organization to fight and to die as Martyr. Nowadays, new fighters are participating about 1000 monthly to ISIL which has about 18.000 foreign fighters.

Russia did not kick about ISIL because Circassian and Chechen Islamic fighters moved to the Middle East. Also early on, Western countries thought that they got rid of radical Islamists who went to Syria and Iraq. However, hundreds of believers who could not come to the war zone, were burning with the same radical ideas in western countries. The manipulative and hypocritical polities of the western countries about the Middle East, are dragging the Muslim youths to the grudge and disrelish. Even moderate Islamists are becoming radicalized. Many Muslims in the East or West are supporting radical Islamist groups because the western coalition which remains silent against Assad government that carried out massacres with barrel bombs against helpless children, women and civilians in Syrian cities. Muslim people who see millions of victims of war in the Islamic world every day, is getting further away from the West which pass by on the other side about refugees living under the severe winter conditions in Lebanon, Jordan and Turkiye. All events happening in the world are reflecting in the press, internet and social media channels without hiding anything.

The developing communication technologies have brought the whole world into a single community. Peoples, cultures and religions nested. The massacre of Boko Haram not only affect Nigerian people but also deeply affect the whole world people whether Muslim or Christian. The resulting feelings of hatred are reaching sometimes to India, sometimes to Germany, sometimes to France.

 All of these reasons, we must watch justice policies based on universal human rights instead of hypocritical and manipulative relationships. The hunger and disease in Africa, the wars and massacres in the world and the tension between Muslims and Jews in Palestine are our problems and responsibilities.

Can we dry tears of a father who lost his daughters in a barrel bomb attack and was holding her bloody shoes in his hands? Can we stay one night with Syrian asylum seekers in the tent freezing as hard as stone? Can we look a human who was beheaded for whatever reason? Is a drop of oil more valuable than a drop of blood? Is anyone of the people murdered in Baghdad or Paris, more valuable than the other? Do we think that we can eliminate all people who don’t believe like us, by killing?

Extremism and terrorism not just the problem of one religion or society. We are responsible even from a massacre in the world’s most remote corner. The living in peace is not possible for us whether in East or West unless there is peace and harmony between intertwined economies, cultures and religions.

Terörizmde Kendinden Zuhur Dönemi!

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

ISILGloballeşme ve kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, radikalizm ve terörizmin yöntemleri de değişti.

Terörizmde genel olarak örgütlü bir yapı vardır. Yerel, bölgesel veya uluslararası siyasetin en radikal yöntemidir. Bu sebeple, sınır ötesi eylem gerçekleştiren terör örgütlerini destekleyen mutlaka bir devlet veya istihbarat örgütü bulunur. Terör eylemleri, çoğunlukla bu destekçilerin stratejik çıkarlarına uygun zaman ve mekânlarda gerçekleşir.

Haberleşme ve sosyal medya araçlarının gelişmesiyle birlikte örgütsel organik bağlılığın yerini “Düşünsel Bağlılık” almıştır. İnsanlar terör örgütüyle organik bir bağı olmadan bu amaçlara uygun eylemler gerçekleştirebilir. Bu bir bakıma, bütün devletlerden ve örgütlerden bağımsız bir terör yöntemidir ve bütün dünya toplumları için son derece tehlikelidir.

Günümüzde gelişmeye başlayan bu radikalizm ve terörizm şeklinin mutlaka psikolojik ve sosyolojik yerel temelleri vardır. Dışlanmışlık, işsizlik, kültürel kaos, eğitimsizlik ve psikolojik gerginlik insanları kolayca radikalizme sürükleyebilir. İçinde yaşadığı topluma yabancılaşan radikaller, kendileri dışındaki herkesi düşman görür. Kin, nefret ve intikam duygularıyla beslenen radikalizm bazen dinsel bir temel, bazen ırkçılık, bazen de karmaşık bir felsefi düşünce üzerine kurulabilir. İnsanlar örgütsel bağları olmadan, sadece düşünce bağlılığı ile bireysel olarak ya da birkaç kişilik gruplar halinde terör eylemlerine girişebilirler.

Bu hareket tarzını, felsefi bir tanımlama haline getiren ilk örgütlerden birisi Türkiye’deki İBDA-C örgütüydü. Sosyalist düşüncelerle, Necip Fazıl’ın İslamcı düşüncelerini birleştiren bu küçük örgüt, kısa zamanda etkin bir taraftar gücü oluşturmuştu. İBDA-C örgütü “Kendinden Zuhur” felsefesi ile bu fikre inananların örgütle hiçbir organik bağı olmadan eylem gerçekleştirebilmelerini öğütlüyordu. IBDA felsefesini benimseyenler “Gerekeni gerektiği yer ve zamanda gerektiği şekilde yapmak” için örgütten talimat beklemeyeceklerdi. Örgüt 1975 yılından 2000 yılına kadar etkinliğini sürdürdü.

IBDA-C’nin Kendinden Zuhur felsefesi, yıllar sonra Irak Şam İslam Devleti tarafından “Tekil Eylem” felsefesi olarak kendisini gösterdi. İslam Devleti örgütü, kendilerine inanan Müslümanları –kendileriyle organik bağı olmadan- bulundukları her yerde kâfirlere karşı eyleme davet ediyor. Fransa’da gerçekleştirilen saldırıları bu yöntemle yapılan “Bireysel Eylem” olarak değerlendirmek gerekir.

Bilindiği gibi, Irak Şam İslam Devleti, başlangıçta hem Rusya & İran hem de ABD & Suudi Arabistan ittifaklarının gizli destekleriyle ortaya çıkmıştı. Rusya ve İran İttifakı, El Kaide zihniyetindeki bir örgütün ortaya çıkışıyla, dünya kamuoyunun Irak’ta Şii Hükümeti’ne ve Suriye’de Esad Yönetimi’ne destek vereceğini düşünmüştü. ABD ve Suudi Arabistan merkezli Batı Koalisyonu ise, Irak ve Suriye’de gelişecek bir Sünni tehdidin Şia İttifakını durduracağını planlamıştı. Her iki tarafın da istediği oldu ancak, Irak Şam İslam Devleti hiç kimsenin tahmin edemeyeceği şekilde büyüdü ve kendisini geliştirdi. İslam dünyasında onlarca yıldır temelleri bulunan İslam Hilafeti düşüncesi üzerine büyük bir Cihat hareketi kurdu. Bu felsefeye inanan binlerce İslamcı çağrıya uyarak örgüt saflarına katıldı. Şimdi yaklaşık 18.000 civarında yabancı savaşçısı bulunan örgüte, her ay 1000 civarında yeni katılım gerçekleşiyor.

Çerkez ve Çeçen savaşçıların Ortadoğu’ya kayması sebebiyle Rusya ve ülkelerindeki radikal İslamcılardan kurtuldukları için de Batılı Ülkeler bu durumdan yararlanacaklarını düşündüler. Ancak, savaş bölgesine gelme imkânı bulamayan yüzlercesi Batı ülkelerinde aynı Radikal fikirlerle yanıp tutuştular. Ilımlı olan birçok İslamcı genç ise gittikçe radikalleşti. Batı ülkelerinin Müslümanlara yönelik ikiyüzlü ve çıkara dayalı ilişkileri, Müslüman gençleri hala kin ve nefrete sürüklüyor. İster Batı’da ister Doğu’daki birçok Müslüman, Varil bombaları ile kentlerdeki çaresiz sivilleri, çocukları, kadınları hedef alan Esad Yönetimi’ne sessiz kalan Batı Koalisyonuna karşı İslam Devleti Örgütü’nü ve İslamcı örgütleri destekliyor. Lübnan’da, Ürdün’de, Türkiye’de, Irak’ta ağır kış şartlarında açlık, hastalık ve sefalet içinde yaşayan milyonlarca savaş mağduru Müslümanın durumu, her gün onları gören, duyan insanları Batı’dan uzaklaştırıyor. Dünya’da olup biten bütün olaylar, her yönüyle televizyon haberlerine, internet ve sosyal medya uygulamalarına sansürsüz bir şekilde yansıyor.

Gelişen iletişim teknolojileri bütün dünyayı tek bir toplum haline getirdi. İnsanlar, kültürler, dinler artık iç içe geçmiş durumda. Boko Haram’ın Nijerya’da yaptığı eylemler ve katliamlar sadece Afrika ile sınırlı kalmıyor. Anında duyulan haberler, bütün İslam dünyasını ve Batılı ülkeleri de derinden etkiliyor. Hıristiyanlar kadar Müslüman çoğunluğu da derinden üzüyor. Ortaya çıkan kin ve nefret duyguları bazen Hindistan’a, bazen Almanya’ya, bazen Fransa’ya ulaşıyor.

Bütün bu sebeplerle, artık ikiyüzlü ve çıkarcı ilişkiler yerine evrensel insan haklarına ve adalete dayalı politikalar izlemeliyiz. Afrika’daki açlık ve hastalık, Irak ve Suriye’deki savaşlar ve katliamlar, Filistin’deki Müslüman Yahudi gerginliği artık hepimizin sorunu ve sorumluluğu.

Suriye’de varil bombasıyla kız çocuklarını kaybeden bir babanın elinde kanlı ayakkabılarla döktüğü gözyaşını silebilir miyiz? Dondurucu soğuktan buz tutan çadırlarda Suriyeli sığınmacılarla bir gece kalabilir miyiz? Hangi dinden veya mezhepten olursa olsun bir insanın boğazının kesilişine bakabilir miyiz? Bir damla petrol, bir damla kandan değerli mi? Bağdat’ta veya Paris’te katledilen insanlardan biri diğerinden daha mı kıymetli? Bizim gibi inanmayanları hakaretle, aşağılayarak veya öldürerek mi ortadan kaldırmayı düşünüyoruz? Kin ve nefretlerimiz ne zaman son bulacak?

Radikalizm ve Terörizm, sadece bir dinin veya toplumun sorunu değil. Dünyanın en uzak köşesindeki bir adaletsizlik veya bir katliam artık hepimizi derinden yaralıyor. İç içe girmiş ekonomiler, kültürler ve dinler arasında barış ve huzur olmadıkça, Doğu’da veya Batı’da barış içinde yaşamamız mümkün değil. Bugünlerde Fransa’da görülen saldırılar, ABD, Almanya ve İngiltere gibi Batı ülkeleri ile Körfez Arap ülkelerinde de sıcrarsa hiç şaşırmayalım.

Syria 2015

Share on Facebook10Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Syria_2015The conflicts in Syria is accelerating with the new year. Al Nusra Front launched new attacks in north against both Latakia which is Syria’s third largest city and Afrin region of the PKK Terrorist Organization. Idlib city is also was aborted completely under siege by Nusra Front.

The enveloping attack of Assad Army against Aleppo which is second largest city, aborted. Islamist groups which made an alliance between each other, inflicted heavy losses on Assad army. There were Iranian Special Forces members, Lebanon’s Hezbollah militias and mercenaries brought from Shiite areas of Afghanistan, among losses.

Islamic State of Iraq and Syria (ISIL) continues its siege on AynulArab which is known as Kobane on Turkish border. Meanwhile ISIL started new attacks against Hasekeh and Khamisli from south. The Sunni Organization continues to progress towards Homs in Central Syria. On the other hand, some small groups from ISIL are attempting to hold on to around Damascus city.

The conflicts in the center of Damascus city continue with its violence. The insurgents is waging war in Yarmouk, Jobar, Gouta and Muaddem districts. Last a few days, Jobar which is a historical Turkish district, was under heavy shelling by Assad Army. New news is coming about the murdered children and civilians every day. The insurgents which were trained in Jordan camps, are expanding their fronts in the Deraa and Knaitra regions. For this reason, Assad Management gave priority to the protection of Damascus.

Damascus government is experiencing a major financial crisis. The salaries of civil and military services which were paid by Iran and Russia, began to halt. Due to the dramatic drop of oil prices nearly half, Iran and Russia financial aids dropped off. Therefore, Syria’s allies will accelerate their efforts to establish a joint government with the moderate groups and to sign an armistice for the long-term in 2015.

 As of January 1, 2015, you can review the latest situation in Syria at the following Flash map. The map can be enlarged with the help of mouse. Flash Map does not work on android phones and tablets.


Suriye 2015

Share on Facebook2Tweet about this on Twitter1Share on Google+0

Suriye_2015Yeni yıl ile birlikte Suriye’deki çatışmalar hızlanıyor. Kuzey’de Nusra Cephesi hem PKK Kantonu Efrin’e, hem de Suriye’nin üçüncü büyük kenti Lazkiye’ye yönelik yeni saldırılara başladı. İdlib kenti de tamamen Nusra Cephesi tarafından kuşatma altında tutuluyor.

Esad Ordusu’nun ülkenin ikinci büyük kenti Halep’i kuşatma çabaları sonuç vermedi. Buna karşılık İslamcı gruplar arasındaki ittifak sonucunda Rejim askerlerine büyük zayiat verdirildi. Esad Ordusu’nun kayıpları arasında İran Özel Kuvvetleri mensupları, Lübnan Hizbullahı militanları ve Afganistan’ın Şii bölgelerinden getirilen paralı askerler de bulunuyor.

Irak Şam İslam Devleti, Kobane olarak bilinen AynulArab’taki kuşatmasını sürdürüyor. Bu arada, Haseki ve Kamışlı’nın güneyinden yeni saldırılar yapmaya başladı. İŞİD militanları Orta Suriye’de Humus yönünde ilerlemesini sürdürüyor. Bu arada, bazı küçük İŞİD gruplarının Şam yakınlarında tutunma çalışmaları yaptıkları görülüyor.

Şam merkezindeki çatışmalar da bütün şiddetiyle devam ediyor. Mukaddem, Yermuk, Cobar, Guta semtlerinde direnişciler çatışmayı sürdürüyor. Birkaç gündür tarihi Türkmen Mahallesi Cobar, Esad Ordusu tarafından ağır bombardıman altında. Her gün öldürülen çocuklar ve sivillere ilişkin yeni haberler geliyor. Özellikle Ürdün’deki kamplarda eğitilen direnişçiler, Deraa ve Kunaytra bölgelerindeki cepheleri genişletiyorlar. Esad Yönetimi’nin Şam’ın savunmasına öncelik verdiği ve bu konudaki çabalarını hızlandıracağı belirtiliyor.

Şam Hükümeti büyük bir mali kriz yaşıyor. Bugüne kadar İran ve Rusya tarafından karşılanan memur ve asker maaşlarında aksamalar başladı. Petrol fiyatlarının yarı yarıya düşmesi sebebiyle Rusya ve İran’ın Suriye’ye yönelik mali yardımları da tehlikeye girdi. Bu sebeple, Suriye’nin yakın müttefiklerinin 2015 yılı içerisinde uzun süreli bir ateşkes ve ılımlı gruplarla ortak hükümet kurma arayışlarını hızlandırması bekleniyor.

1 Ocak 2015 itibariyle Suriye’deki son durumu aşağıdaki Flash haritadan inceleyebilirsiniz. Harita, fare yardımıyla büyültülebilir. Flash Harita, android telefon ve tabletlerde çalışmaz.


Alma Askerin Ahını…

Share on Facebook20Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Gülen Cemaati önderlerine yönelik operasyon, iki İslamcı grup arasındaki iktidar mücadelesi gibi algılansa da olayın çok gerisinde Büyük Ortadoğu ve Büyük Kürdistan mücadelesi olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.

Olayların ince ayrıntılarına girmeden kısa bir özet yapmakta yarar var. 1989 yılında Sovyetlerin dağılmasını takiben, ABD’nin en önemli hedefi Asya ve Ortadoğu’nun enerji bölgelerine egemen olmaktı. CIA ve Pentagon, bu amaçla “Tehditle Varolma Stratejisi” uyguladılar. Asya’nın merkezi olan Afganistan’da El Kaide, Ortadoğu’da Saddam Hüseyin önemli bir tehdit haline getirildi. 1990’lı yıllarla birlikte ABD’nin iki önemli hedefi vardı:

  1. OrtaAsya enerji kaynaklarını Afganistan Pakistan üzerinden Okyanus’a taşımak.
  2. OrtaDoğu enerji kaynaklarını Irak Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırmak.

Birinci Hedef, bu yazımızın konusu olmamakla birlikte kısa bir not vermek yararlı olacaktır. CIA tarafından Afganistan’ı ele geçirmek için 1994’te kurulan Taliban Hareketi ile UNOCAL (adına Zalmay Halilzad) arasındaki enerji hatları pazarlığı başarısızlıkla sonuçlandı. El Kaide, 11 Eylül ve Afganistan işgali gibi süreçler yaşandı.

İkinci hedef, Irak petrolleri ile birlikte İran’ın da kontrol edilmesiydi. ABD bu konuda bölgede iki doğal müttefik görüyordu: Birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri, İkincisi Kürt Aşiretleri. ABD, Ortadoğu projesinin merkezine yerleştirdiği Kürtlerden iki yarar bekliyordu: Birincisi, Enerji hatlarının Irak ayağındaki kontrolün sağlanması; İkincisi, İran ve Suriye’deki (Rus Yanlısı) rejimlerin çökertilmesi. Ancak Kürtlerin ilkel askeri varlıklarının bunu sağlamakta yetersiz kalacağını gördüğü için, bölgenin kontrolünde Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetlerini kullanmayı planlıyordu.

Turgut Özal bu plana inandı ancak, Dışişleri Bakanı Ali Bozer, Milli Savunma Bakanı Safa Giray ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay buna karşı çıktılar ve 1990 yılı içinde hepsi görevlerinden istifa ettiler. ABD, bölgeye kendi askeri varlığını yığmak için önce Saddam’ın Kuveyt’e saldırmasına göz yumdu ve ardından 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı’nı gerçekleştirdi. ABD savaş sonunda istediği amaçlara ulaşamadı, aksine İran bölgede güçlenmeye başladı.

ABD, bölgeyi yeniden şekillendirmek için öncelikle Türkiye’nin de yeniden şekillendirilmesi gerektiğini gördü. Bu amaçla iki konuda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yanılttı ve kullandı.

Birincisi, 1997 yılından itibaren başlayan Kuzeyden Keşif Harekâtı (Operation Northern Watch) ile bölgedeki Kürt aşiretleri için bir Güvenli Bölge oluşturdu. 36. Paralelin üzeri uçuşa yasak bölge ilan edildi. Aslında ilan edilen 36 Paralel, Kürt Federasyon sınırlarıydı ve –o yıllarda- 150 bin nüfuslu Türkmen kenti Telafer 36. Paralelin üzerinde olmasına rağmen güvenli bölgeye dâhil edilmedi. Aynı şekilde, 36. Paralel’in altında kalmasına rağmen Talabani Kürt bölgesi de Güvenli bölge içerisine alındı. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları da Kürt aşiretlerinin korunması için bazı görevler üstlendi. Birbirleriyle düşman olan Talabani ve Barzani arasındaki barış hattı Türk GenelKurmay’ı tarafından yönetildi.

Norm_08-Irak

İkincisi, Pentagon, NATO planlamaları çerçevesinde İslamcı tehditlere karşı 28 Şubat kararlarına yol açan bir süreç başlattı. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki, -İslamcı örgütlerle hiçbir ilgisi olmayan- birçok dindar ve milliyetçi subay basit gerekçelerle ya ordudan atıldı veya sürgüne uğradı. Düzenli Namaz kılmak, Eşinin başörtülü olması, dindar akrabalık ilişkileri bu gerekçelerin başında geliyordu. NATO raporları ve talimatları, Türk Silahlı Kuvvetleri yönetiminin Tehdit algısını daha da körükledi. Sivil hayata taşan ve Refah Partisi’ne yönelik uygulamalar ve yasaklamalar, Milli Görüş Hareketi’nin daha da güçlenmesine ve toplum tabanına yayılmasına sebep oldu.

Bu süreçte, ABD bir yandan TSK ve Türk Hükümetlerini İslamcı tehdide karşı cesaretlendirirken, diğer yandan da bu İslamcı gruplarla çok yakın ilişkilere başladı. Gülen Cemaati, CIA’nın bu konuda en fazla güvendiği Ilımlı İslamcı gruptu. Zaten, Rusya’nın egemenlik alanı içerisindeki pek çok ülkede işbirliği yaptıkları biliniyordu. 1998 yılını takiben ABD, güçlenen Milli Görüş Hareketi’nin radikalleşmesini önlemek için ılımlı bir alternatif üretmek amacıyla kolları sıvadı. Abant Toplantıları ile başlayan Ilımlı Siyasal İslam Projesi, 2000’li yıllarla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasına zemin oluşturdu. Gülen, 1999’da ABD’ye yerleşti.

2003 yılındaki Irak İşgali, ABD ile Türkiye arasındaki en büyük kırılma noktasıydı. Türkiye’nin ABD Kuvvetlerini yüzüstü bırakmasının faturası Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kesildi. ABD Yönetimi, TSK içerisindeki karşıtlarını tasfiye etmek için hazırlıklara başladı.

Türkiye’deki Nurculuk Hareketi’nin, Said Nursi’ye dayanan temel stratejisinde “Adliye, Mülkiye ve Askeriye’ye Egemen Olmak” çok önemliydi. Nitekim Fethullah Gülen hareketinin son 10 yıldaki en büyük hedefi de bu oldu. Yargı ve Güvenlik Kurumları tamamen ele geçirildi. Adliye ve Mülkiye kontrol altına alındı. CIA ile işbirliği içerisinde Askeriye’ye yönelik özel ve psikolojik operasyonlar yapıldı. Birçok seçkin Türk subayı, akla hayale gelmeyen suçlamalarla tutuklandılar. Uzun yıllar süren İzleme ve Dinleme faaliyetleri çerçevesinde, Türkiye’deki bütün örtülü işler, operasyonlar ve hükümet faaliyetleri de takip altına alındı. Bu arada, Cemaatin giremediği tek güvenlik kurumu olarak Milli İstihbarat Teşkilatı kalmıştı. Teşkilatın Yeni Başkanı, İran yanlısı olmakla suçlandı ve gözaltına alınmak istendi.

2012 yılından itibaren ABD, Ortadoğu Politikası’nda derin bir değişikliğe gitti. Suriye’de İslamcı grupların güçlenmesi ve İsrail için ciddi bir tehdit haline gelmesi ABD’yi telaşlandırdı. Arap Baharı sürecinde Fas’tan Mısır ve Ortadoğu’ya kadar Müslüman Kardeşler ekolü ile yürütülen ortaklığa son verildi. Tunus ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler liderleri tasfiye edildi. Tasfiye operasyonlarının son adresi Türkiye oldu. CIA’nın, Adliye ve Mülkiye uzantıları ile gerçekleştirdiği 17 ve 25 Aralık operasyonlarının iki temel hedefi vardı:

17 Aralık Operasyonu ile Tayyip Erdoğan’ın tasfiye edilmesi, 25 Aralık Operasyonu ile Türkiye’nin Suriye’deki İslamcı gruplara verdiği desteğin ve MİT’in önünün kesilmesi. Her iki girişim de başarısızlıkla sonuçlandı.

ABD Güvenlik Kurumları’nın şu anda yeni OrtaDoğu yapılanmasındaki en büyük umudu Kürtler. Sincar ve Kobani’de destekleyip kahramanlaştırdıkları PKK Terör Örgütü ile Türkiye’yi; Barzani ile Irak ve Suriye’deki Kürtleri; İŞİD ile İran, Irak ve Suriye rejimlerini yola getirmeyi planlıyor. Ancak ABD, bölgede Kürtleri bırakıp Kafkasya, Azerbaycan, İran, Irak ve Suriye’deki Türklerle çalışmadığı sürece bu bölgede başarısızlığa mahkûm olacak… Bu da ABD’ye bir tavsiye…

İşin özeti bu aslında… Bu yüzden, son günlerdeki operasyonlara bir de bu açıdan bakmak gerek. Avni’nin gerçek adresinin Coni olduğunu iyi bilmeli.

Yabancı İstihbarat örgütlerinin, çaresizlik içerisinde gerçekleştirebilecekleri büyük provokasyonlara karşı hazırlıklı olmalı, güvenliğimizin, milli birlik ve beraberliğimizin korunmasına öncelik vermeliyiz. 2015 yılı Nisan ve Eylül ayları ülkemiz için en kritik dönemler olacak…

Sosyal Medya

Konferans

Manaz EBooks

Gruplar
DinBilim

Manaz Panoramio

Arşivler

Share Buttons

Share on Facebook28Tweet about this on Twitter3Share on Google+0

WebSite İstatistik

  • Bugünkü Ziyaret: 250
  • Dünkü Ziyaret: 646
  • Haftalık Ziyaret: 6891
  • Aylık Ziyaret: 20802