The Last Situation in Syria

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Syria-2015The war between Assad Management and Syrian Opposition forces in Syria is continuing with all its violence. Assad Management has stepped up its activities to encircle Aleppo which is the most strategic city of the country. In the meantime, a natural alliance created between the northern Islamist groups. Especially the Al Nusra Front and Ahrar Al Sham carried out big attacks against Assad Army. Finally, they killed 400 government soldiers and captured 200 in Vadi Al Daif which was the most important military region of Army in Idlib city.

Otherwise, Islamic State (ISIL) carried out some attacks against the northern Islamic groups. It is also progressing towards Homs and Hama cities.

It is known by everyone today that there are many soldiers from Iran Army Special Forces and the Shiite militias from Iran and Afghanistan in Assad Army. Hezbollah has created its own independent areas especially in some cities near the Lebanese border, Ghouta region of Damascus City and Al Zabadani on the road Damascus – Beirut. In addition, Set Zaynab (Sister Zaynab) town in southern Damascus is protected by Hezbollah militias.

The PKK Terrorist Organization and its extension PYD in Syria are continuing to defend their cantons in north of the country. Al Hasakah and Qamishli Kurdish regions are seeming quiet nowadays. The partnership between the PYD and Assad forces which defends some strategic areas in these cities, are continuing. The PKK & PYD Terrorist Organization which was supported by the US bombardments, Barzani Peshmergas and militias of Free Syrian Army, could not gain a big advantage over ISIL militias.

Meanwhile, Cemil Bayik, who was the vice president of the Kurdistan Communities’ Union (KCK) Executive Council, had an interview with German newspaper Die Zeit and said that We (as the PKK Terrorist Organization) are allied with the United States today and we can accept the conciliation of the United States with Turkiye. He also said that there are some Turkish Special Forces in ISIL and Free Syrian Army. The Leader of the PKK Terrorist Organization in Qandil Mountains, summarized the Middle East policy as can be seen below: “If the Kurdish region in Syria secured, Europa can reduce its dependence on Russian energy. The way of oil and gas to Europa is crossing over Rojava (Northern Syrian Kurdish Area). If this way can be given guarantee, Europa can breathe a sigh of relief…

Additionally, there are some new news about a small number of soldiers from China Special Forces attended to Syrian Army. An obvious example about the corporation between the PKK & PYD Terrorist Organization and Hezbollah & Syrian Army, came out. Al Nusra Front announced that they disseized 25 trucks of Syrian government which were transporting help under protecting of the PKK Terrorist Organization.


You can enlarge the Flash Map by using your mouse. The Flash Map does not work in Android Phones and Tablets.

Suriye’de Son Durum

Share on Facebook1Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Syria2015Suriye’de Esad Yönetimi ile Muhalefet Güçleri arasındaki savaş bütün şiddetiyle devam ediyor. Esad Yönetimi, ülkenin en stratejik kenti olan Halep’i çembere alma faaliyetlerini hızlandırdı. Buna karşılık, kuzeydeki İslamcı gruplar arasında doğal bir ittifak oluşturuldu. Özellikle Nusra Cephesi ile Ahraru Şam Grubu arasındaki işbirliği sonucunda, Esat ordusuna yönelik önemli saldırılar gerçekleştirildi. Son olarak, Şam yönetiminin İdlib bölgesindeki en önemli askeri bölgesi Vadi EdDayf’da 400 rejim askerinin öldürüldüğü ve 200 civarındakinin esir alındığı belirtiliyor.

Bu arada, Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) de kuzeydeki İslamcı gruplara karşı bazı saldırılar gerçekleştirdi ve Hama Humus yönüne doğru ilerlemesini sürdürüyor.

Esad Ordusu içerisinde çok sayıda İran Özel Kuvvetleri mensupları, İran ve Afganistan kökenli Şii milislerin bulunduğu artık herkesçe biliniyor. Hizbullah özellikle Lübnan sınırına yakın bazı kentlerde, Şam’ın doğusundaki Guta bölgesi ile Batıda Şam Beyrut yolu üzerindeki Zebedani bölgelerinde kendine ait bağımsız alanlar oluşturmuş durumda. Ayrıca, Şiilerce kutsal kabul edilen Şam yakınındaki Sittu (Kızkardeş) Zeynep kasabası da Hizbullah milisleri tarafından korunuyor.

PKK Terör Örgütü ile Suriye uzantısı PYD, kuzeyde oluşturdukları kantonları savunmaya devam ediyorlar. Kamışlı Haseki bölgesi şu anda sakin görünüyor ve bu kentlerdeki bazı stratejik alanları koruyan Esad güçleri ile PYD arasındaki ortaklık sürüyor. ABD’nin hava bombardımanları, Peşmerge ve ÖSO desteğine rağmen AynulArab (Kobani) kentindeki savaşta bir taraf kesin bir üstünlük sağlamış değil. Şişani’ye bağlı Irak Şam İslam Devleti savaşçılarının, şehri ele geçirmek için taktik değişikliğine gideceği kaydediliyor.

Bu arada, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Cemil Bayık, Alman Die Zeit gazetesine verdiği mülakatta “ABD ile müttefik olduklarını ve çözüm sürecinde ABD’yi aracı olarak kabul edebileceklerini” belirtti. İŞİD ve Özgür Suriye Ordusu içerisinde Türk Özel Kuvvetleri’nin bulunduğunu belirten Kandil’in Terör Örgütü lideri bölge politikasını şu şekilde özetledi: “Suriye’deki Kürt bölgeleri güvenceye alınırsa Avrupa böylece Rus enerjisine bağımlılığını azaltabilir. Akdeniz’e petrol ve doğalgazın yolu Rojava’dan da geçiyor. Bu yol güvenceye alınırsa Avrupa da rahat nefes alabilir

Bu arada, Esad ordusuna az sayıda da olsa Çin Özel Kuvvetleri mensuplarının da katıldığı gelen haberler arasında. PKK & PYD Terör Örgütü ile Esad Yönetimi ve Lübnan Hizbullahı arasındaki işbirliğinin bir örneği daha ortaya çıktı. Nusra Cephesi, PKK Terör Örgütü’nün koruması altında Efrin kantonundan Şii Milislerine yardım taşıyan 25 kamyona el koyduğunu belirtti.

Irak ve Suriye’deki Son Duruma ilişkin aşağıdaki Flash Haritayı farenizle büyüterek inceleyebilirsiniz. Flash Harita, Android telefon ve tabletlerde çalışmaz.


Alma Askerin Ahını…

Share on Facebook20Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Gülen Cemaati önderlerine yönelik operasyon, iki İslamcı grup arasındaki iktidar mücadelesi gibi algılansa da olayın çok gerisinde Büyük Ortadoğu ve Büyük Kürdistan mücadelesi olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.

Olayların ince ayrıntılarına girmeden kısa bir özet yapmakta yarar var. 1989 yılında Sovyetlerin dağılmasını takiben, ABD’nin en önemli hedefi Asya ve Ortadoğu’nun enerji bölgelerine egemen olmaktı. CIA ve Pentagon, bu amaçla “Tehditle Varolma Stratejisi” uyguladılar. Asya’nın merkezi olan Afganistan’da El Kaide, Ortadoğu’da Saddam Hüseyin önemli bir tehdit haline getirildi. 1990’lı yıllarla birlikte ABD’nin iki önemli hedefi vardı:

  1. OrtaAsya enerji kaynaklarını Afganistan Pakistan üzerinden Okyanus’a taşımak.
  2. OrtaDoğu enerji kaynaklarını Irak Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırmak.

Birinci Hedef, bu yazımızın konusu olmamakla birlikte kısa bir not vermek yararlı olacaktır. CIA tarafından Afganistan’ı ele geçirmek için 1994’te kurulan Taliban Hareketi ile UNOCAL (adına Zalmay Halilzad) arasındaki enerji hatları pazarlığı başarısızlıkla sonuçlandı. El Kaide, 11 Eylül ve Afganistan işgali gibi süreçler yaşandı.

İkinci hedef, Irak petrolleri ile birlikte İran’ın da kontrol edilmesiydi. ABD bu konuda bölgede iki doğal müttefik görüyordu: Birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri, İkincisi Kürt Aşiretleri. ABD, Ortadoğu projesinin merkezine yerleştirdiği Kürtlerden iki yarar bekliyordu: Birincisi, Enerji hatlarının Irak ayağındaki kontrolün sağlanması; İkincisi, İran ve Suriye’deki (Rus Yanlısı) rejimlerin çökertilmesi. Ancak Kürtlerin ilkel askeri varlıklarının bunu sağlamakta yetersiz kalacağını gördüğü için, bölgenin kontrolünde Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetlerini kullanmayı planlıyordu.

Turgut Özal bu plana inandı ancak, Dışişleri Bakanı Ali Bozer, Milli Savunma Bakanı Safa Giray ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay buna karşı çıktılar ve 1990 yılı içinde hepsi görevlerinden istifa ettiler. ABD, bölgeye kendi askeri varlığını yığmak için önce Saddam’ın Kuveyt’e saldırmasına göz yumdu ve ardından 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı’nı gerçekleştirdi. ABD savaş sonunda istediği amaçlara ulaşamadı, aksine İran bölgede güçlenmeye başladı.

ABD, bölgeyi yeniden şekillendirmek için öncelikle Türkiye’nin de yeniden şekillendirilmesi gerektiğini gördü. Bu amaçla iki konuda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yanılttı ve kullandı.

Birincisi, 1997 yılından itibaren başlayan Kuzeyden Keşif Harekâtı (Operation Northern Watch) ile bölgedeki Kürt aşiretleri için bir Güvenli Bölge oluşturdu. 36. Paralelin üzeri uçuşa yasak bölge ilan edildi. Aslında ilan edilen 36 Paralel, Kürt Federasyon sınırlarıydı ve –o yıllarda- 150 bin nüfuslu Türkmen kenti Telafer 36. Paralelin üzerinde olmasına rağmen güvenli bölgeye dâhil edilmedi. Aynı şekilde, 36. Paralel’in altında kalmasına rağmen Talabani Kürt bölgesi de Güvenli bölge içerisine alındı. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları da Kürt aşiretlerinin korunması için bazı görevler üstlendi. Birbirleriyle düşman olan Talabani ve Barzani arasındaki barış hattı Türk GenelKurmay’ı tarafından yönetildi.

Norm_08-Irak

İkincisi, Pentagon, NATO planlamaları çerçevesinde İslamcı tehditlere karşı 28 Şubat kararlarına yol açan bir süreç başlattı. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki, -İslamcı örgütlerle hiçbir ilgisi olmayan- birçok dindar ve milliyetçi subay basit gerekçelerle ya ordudan atıldı veya sürgüne uğradı. Düzenli Namaz kılmak, Eşinin başörtülü olması, dindar akrabalık ilişkileri bu gerekçelerin başında geliyordu. NATO raporları ve talimatları, Türk Silahlı Kuvvetleri yönetiminin Tehdit algısını daha da körükledi. Sivil hayata taşan ve Refah Partisi’ne yönelik uygulamalar ve yasaklamalar, Milli Görüş Hareketi’nin daha da güçlenmesine ve toplum tabanına yayılmasına sebep oldu.

Bu süreçte, ABD bir yandan TSK ve Türk Hükümetlerini İslamcı tehdide karşı cesaretlendirirken, diğer yandan da bu İslamcı gruplarla çok yakın ilişkilere başladı. Gülen Cemaati, CIA’nın bu konuda en fazla güvendiği Ilımlı İslamcı gruptu. Zaten, Rusya’nın egemenlik alanı içerisindeki pek çok ülkede işbirliği yaptıkları biliniyordu. 1998 yılını takiben ABD, güçlenen Milli Görüş Hareketi’nin radikalleşmesini önlemek için ılımlı bir alternatif üretmek amacıyla kolları sıvadı. Abant Toplantıları ile başlayan Ilımlı Siyasal İslam Projesi, 2000’li yıllarla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasına zemin oluşturdu. Gülen, 1999’da ABD’ye yerleşti.

2003 yılındaki Irak İşgali, ABD ile Türkiye arasındaki en büyük kırılma noktasıydı. Türkiye’nin ABD Kuvvetlerini yüzüstü bırakmasının faturası Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kesildi. ABD Yönetimi, TSK içerisindeki karşıtlarını tasfiye etmek için hazırlıklara başladı.

Türkiye’deki Nurculuk Hareketi’nin, Said Nursi’ye dayanan temel stratejisinde “Adliye, Mülkiye ve Askeriye’ye Egemen Olmak” çok önemliydi. Nitekim Fethullah Gülen hareketinin son 10 yıldaki en büyük hedefi de bu oldu. Yargı ve Güvenlik Kurumları tamamen ele geçirildi. Adliye ve Mülkiye kontrol altına alındı. CIA ile işbirliği içerisinde Askeriye’ye yönelik özel ve psikolojik operasyonlar yapıldı. Birçok seçkin Türk subayı, akla hayale gelmeyen suçlamalarla tutuklandılar. Uzun yıllar süren İzleme ve Dinleme faaliyetleri çerçevesinde, Türkiye’deki bütün örtülü işler, operasyonlar ve hükümet faaliyetleri de takip altına alındı. Bu arada, Cemaatin giremediği tek güvenlik kurumu olarak Milli İstihbarat Teşkilatı kalmıştı. Teşkilatın Yeni Başkanı, İran yanlısı olmakla suçlandı ve gözaltına alınmak istendi.

2012 yılından itibaren ABD, Ortadoğu Politikası’nda derin bir değişikliğe gitti. Suriye’de İslamcı grupların güçlenmesi ve İsrail için ciddi bir tehdit haline gelmesi ABD’yi telaşlandırdı. Arap Baharı sürecinde Fas’tan Mısır ve Ortadoğu’ya kadar Müslüman Kardeşler ekolü ile yürütülen ortaklığa son verildi. Tunus ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler liderleri tasfiye edildi. Tasfiye operasyonlarının son adresi Türkiye oldu. CIA’nın, Adliye ve Mülkiye uzantıları ile gerçekleştirdiği 17 ve 25 Aralık operasyonlarının iki temel hedefi vardı:

17 Aralık Operasyonu ile Tayyip Erdoğan’ın tasfiye edilmesi, 25 Aralık Operasyonu ile Türkiye’nin Suriye’deki İslamcı gruplara verdiği desteğin ve MİT’in önünün kesilmesi. Her iki girişim de başarısızlıkla sonuçlandı.

ABD Güvenlik Kurumları’nın şu anda yeni OrtaDoğu yapılanmasındaki en büyük umudu Kürtler. Sincar ve Kobani’de destekleyip kahramanlaştırdıkları PKK Terör Örgütü ile Türkiye’yi; Barzani ile Irak ve Suriye’deki Kürtleri; İŞİD ile İran, Irak ve Suriye rejimlerini yola getirmeyi planlıyor. Ancak ABD, bölgede Kürtleri bırakıp Kafkasya, Azerbaycan, İran, Irak ve Suriye’deki Türklerle çalışmadığı sürece bu bölgede başarısızlığa mahkûm olacak… Bu da ABD’ye bir tavsiye…

İşin özeti bu aslında… Bu yüzden, son günlerdeki operasyonlara bir de bu açıdan bakmak gerek. Avni’nin gerçek adresinin Coni olduğunu iyi bilmeli.

Yabancı İstihbarat örgütlerinin, çaresizlik içerisinde gerçekleştirebilecekleri büyük provokasyonlara karşı hazırlıklı olmalı, güvenliğimizin, milli birlik ve beraberliğimizin korunmasına öncelik vermeliyiz. 2015 yılı Nisan ve Eylül ayları ülkemiz için en kritik dönemler olacak…

Religious Radicalism and Denialism!

Share on Facebook7Tweet about this on Twitter1Share on Google+0

RadikalizmSome recommendations which were accepted by Turkish National Education Council, have worried a number of Turkish people. In fact, these recommendations are not surprising for experts who have been following developments since last 30 years. It will not be wrong to say that these advices which are seen very radical today, will remain innocent when more radical demands arose in the future.

Advising to put on Ottoman Alphabet Courses for high schools and religious courses for first class of primary schools, can be approved by a large segment of society. Indeed, Islamic community in Turkey have changed very much in the last decade.

Pious do not find adequate their religious environment which live in. Those who live only with religious rules, perceive to spread religion to all areas of life as a goal and worship. The main purpose of a religious person is to re-educate their family, neighborhood, city, state and even the world, because the religion is not only moral rules but also political, economic and legal rules.

For religious people, modernism means corruption and to deny history. Hence, Espousing tradition is indicator of religiosity. New ideas in the religious field create fear. These fears are charged with disbelief and are excluded. Religious people think to save their beliefs in this way. They put up a guard wall around their environment and live in peace and happiness in there. They become communitarian and ghettoization against threats from outside. Any type of self-sacrifice making with property and even life are considered holy.

A like of the protectionist and sacred attitudes of pious is the opposite side. Those who perceive the religiosity as a threat against their life, have high protective walls such as pious. They also believe that their thinking and way of life are the best. They shows intolerance against opposing-views and unconditionally deny it. If the piety dominates to community, this attitude turns into fear, enmity and to exclude all of sacred values.

Irreligion (not Atheism) spreads in secret in communities in which religious extremism has been spread. Hard religiousness or irreligion leads the radicalism on both fronts. The intolerance which is shown to modern headscarves of students in Turkish universities in past, has feed Islamist reactions for years.

In fact, the main problem is not the existence of religion but is understood format and its coverage. When understanding of religion goes beyond individual limits, conflict begins at the social boundaries. There is not a judicial unit which will determine that which understanding of religion is the best. Thus, a belief has emerged in Islamic culture about 72 sects are astray but only one sect is the right way. Each Islamic community says that we are in the right way. Each individual has some discretionary proofs. The foundations of rules where conflicts arise, namely in the social sphere, should be away from any controversy. The sustenance of community, beyond the cultural and religious differences, is mind and science.

Today the biggest problem is that feeling and faith have control over mind and science. Modernism which is the fear of piety, is not corruption and immensity, but is actually aggiornamento. Religious rules must be updating as all the rules that define the boundaries of life. Prophets and sacred books came according to their eras. The languages and practices of prophets changed according to the age and society, with being the moral foundation was same. The prophets and sacred books which were belonging to oral culture period, ended with the written culture period, but religious people could not go forward from that era. Hence, today’s religiosity examples which have dominated Afghanistan and the Middle East, are these preserved primitive religious understanding.

Mental foundations of religiosity in Turkiye –with being its outlook is modern- are same. The most radical ideas and thoughts can be spoken in many theology faculties which must be a broad church. This understanding that spread not only to the social base, but also to the scientific institutions, cannot produce a bright future. This religiosity can think that they are serving for religion by opening mosques in every schools. Also they can defend to receive education of boys and girls in different classes and to cover their head at the child age in the future.

Those who prevent these arguments and conflicts are scientists and intellects. If the Islam community support mentalist scientists, objective solutions can be find. If the individual religiosity and beliefs step on the scene, they only increase conflicts and chaos.

A scientist cannot be religious. He/She question even beliefs and search for the truth. If piety cuts in the front of mind and science, he believes that the Prophet split moon and waits Mahdi or Messiah for solving problems, even if he is a professor in sciences.

Whereas the Koran which is the main source of Islam, has advised the guidance of mind about everything and entitled the mind as the biggest evidence of God. Peak period of Islamic civilization was the meeting time of Koran Philosophy with Universal Philosophy. The basic starting point of the biggest Muslim thinkers who they affected the world, such as Ibn Sina (Avicenna), Al-Farabi (Alpharabius) and Ibn Rushd (Averroes), was the mind and science.

Dindarlık ve İnkarcılık!

Share on Facebook19Tweet about this on Twitter0Share on Google+0

RadikalizmTürk Milli Eğitim Şurasından çıkan bazı tavsiyeler çoğumuzu hayrete ve endişeye sevketti. Aslında bu tavsiyeler, son 30 yıldır gelişmeleri yakından izleyen uzmanlar için pek şaşırtıcı değil. Bugün radikal görülen bazı tavsiyelerin, ileride ortaya çıkabilecek radikal talepler yanında masum kalacağını söylemek yanlış olmayacak.

Liselere Osmanlıca derslerinin zorunlu kılınması ve İlkokul birinci sınıflarına Din Dersleri konulması gibi tavsiyeler toplumun geniş bir kesiminde destek bulabilir.  Çünkü Türkiye’deki İslam toplumunun son on yılda geldiği noktayı objektif olarak anlamak pek mümkün değil.

Dindarlar, içinde bulundukları dinsel ortamı hiçbir zaman yeterli bulmazlar. Sadece dinsel kurallarla yaşayanlar, dini, hayatın bütün alanlarına yaymayı bir amaç ve ibadet olarak algılar. Ahlaki çerçevenin dışına çıkan din kurallarının aileyi, mahalleyi, kenti, devleti ve hatta dünyayı ıslah etmesi Dindarın temel gayesi haline gelir. Dinsel düşünce siyaseti, ekonomiyi ve hukuku da şekillendirmek için mücadele eder. Dindar için modernizm, yozlaşma ve geçmişi inkâr anlamına gelir. Bu yüzden geleneğe sımsıkı sarılmak dindarlık göstergesidir. Dinsel alandaki yeni düşünceler korku yaratır ve küfürle suçlanarak, dışlanır. Dindarlar bu şekilde inançlarını koruduklarını varsayar. Sadece kendi düşünceleri ve yaşama biçimlerinin doğruluğuna inanır. Bu şekilde kurulan koruma duvarları içerisinde huzur ve mutluluk içinde yaşar. Dışarıdan gelecek saldırılara karşı gettolaşır ve cemaatleşir. Allah ve Din için mal ve can ile yapılan her tür fedakârlık kutsal kabul edilir.

Dindarların korumacılık ve kutsallık tavırlarının bir benzeri de karşı cephededir. Dindarlığı ve dindarlık göstergelerini yaşam biçimlerine karşı bir tehdit olarak algılayanların da yüksek koruma duvarları vardır. Onlar da kendi düşünce ve yaşama biçimlerinin kesin doğruluğuna inanır. Karşı inanç ve görüşlere tahammülsüzlük gösterir ve koşulsuz inkâr yoluna gider. Dindarlığın topluma egemen olması durumunda bu tavır korkuya, nefrete ve kutsal değerleri tümden dışlamaya kadar gider.

Dindarlığın yükseldiği toplumlarda örtülü bir şekilde –ateizm değil- dinsizlik duygusu da yükselir. Kesin İnançlılık veya İnkârcılık, her iki cephede de radikalizme yol açar. Bir zamanlar üniversitelerdeki modern başörtülerine gösterilen tahammülsüzlüğün, yıllar içinde karşı tepkileri beslemediğini söylemek yanlış olur.

Aslında temel sorun Dinin varlığı değil, anlaşılma biçimi ve kapsama alanıdır. Din Anlayışı, bireysel sınırlardan toplumsal sınırlara taştığı zaman çatışma başlar. Hangi Din anlayışının EnDoğru olduğunu belirleyecek bir Yargı birimi yoktur. Bu sebeple, İslam kültüründe 72 fırkanın yanlış, 1 fırkanın doğru yolda olduğuna ilişkin inançlar ortaya çıkmıştır. Herkes kendini kurtuluşa eren Fırka olarak kabul eder. Her birey kendi Din anlayışının doğruluğunu gösteren delillere ve yargılara sahiptir. Çatışmanın ortaya çıktığı yerde, yani toplumsal alanda, kuralların dayanacağı temeller, tartışmadan uzak olmalıdır. Din ve kültür farklılıklarının ötesinde bir toplumu ayakta tutan Akıl ve Bilim’dir.

Günümüzün en büyük problemi, İnanç ve Duygunun Akıl ve Bilime egemen olmasıdır. Dindarlığın korkusu olan Modernizm aslında sınırsızlık ve yozlaşma değil güncelleşmedir. Hayatın sınırlarını belirleyen bütün kurallar gibi Dinsel kurallar da Güncelleşmek zorundadır. Peygamberler ve İlahi Kitaplar, çağlarına uygun olarak güncel olarak gelmişlerdir. Ahlaki temel aynı olmakla birlikte dil ve uygulamalar çağa ve topluma göre değişmiştir. Buna karşılık, Sözlü Kültür dönemine ait Peygamber ve İlahi Kitaplar, Yazılı Kültür dönemiyle birlikte sona erince Dindarlar da o çağdan ileriye geçememişlerdir. Nitekim Afganistan ve Ortadoğu’ya egemen olan Dindarlık örnekleri hep bu korunmuş ilkel Din Anlayışıdır. Ülkemizdeki dindarlığın –görüntüsü modern olmakla birlikte- fikri zeminleri de aynıdır. Din bilimlerinin özgürce öğrenilmesi gereken İlahiyat Fakülteleri bile, ancak en radikal fikirlerin ve selefi düşüncelerin konuşulabildiği mekânlar olmuştur. Sadece toplum tabanına değil, bilim kurumlarına kadar yaygınlaşmış bu anlayışın, parlak bir gelecek üretmesi oldukça zordur. Dindarlık, okullarda Mescitler açarak dine hizmet ettiğini düşünebilir, Korumacılık ilkokullarda bile kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda okumasını, küçük yaşta örtünmesini savunabilir.

Bu tartışmaları ve çatışmaları bitirecek olanlar Akıl ve Bilim sahipleridir. Toplum, akıl ve bilim sahiplerini desteklerse objektif çözümler çıkabilir. Bireysel dindarlık ve inançlar sahneye çıkarsa, kimse üstünlük sağlamaz ve sadece çatışma ve kaos artar. Bilim Adamı Dindar olmaz, Aklı rehber kabul ederek inançları da sorgular ve doğruyu araştırır. Dindarlık akıl ve bilimin önünde olursa, Fen bilimlerinde Profesör de olsa, Peygamberin Ayı böldüğüne inanır, sorunların çözülmesi için Mehdi veya Mesih bekler.

Hâlbuki İslam’ın temel kaynağı Kuran, her konuda Aklın rehberliğini tavsiye etmiş ve ona Huccetullahil Baliga, yani Allah’ın En Büyük Delili ismini vermiştir. İslam Medeniyetinin zirve dönemi, Kuran Felsefesi ile Evrensel Felsefenin buluştuğu dönemdir. Dünyayı da etkileyen İbni Sina, Farabi, İbni Rüşd gibi Müslüman düşünürlerin temel hareket noktaları Akıl ve Bilim olmuştur.

AuroraGold Dinleme Operasyonu

Share on Facebook10Tweet about this on Twitter1Share on Google+0

AuroraGoldAmerikan Güvenlik Ajansı (NSA), 2010 yılından bu yana dünyadaki elektronik haberleşmeyi yakından izliyor. AuroraGold adı verilen Operasyon çerçevesinde, NSA içerisinde bu amaçla Target Technology Trends Center adıyla bir birim kurulmuş.

NSA Sözcüsü Vanee Vines’ın ifadesiyle, söz konusu birim ABD ve dostlarına yönelik tehditleri takip etmek, yabancı casusluk faaliyetlerini takip etmek ve karşı casusluk amacıyla dünyanın her yerindeki iletişimi izliyor. Takip Birimi, Microsoft ve Facebook gibi büyük teknoloji şirketleriyle yakın işbirliği yapıyor. Kaynaklara göre, NSA bütün dünyadaki cep telefonu ağlarının % 75’ini (yaklaşık 701 ila 985 operatör) izleyebiliyor. ABD Hükümeti elde ettiği verileri Beş Göz adını verdiği Birleşik Krallık, Kanada, Avusturalya ve Yeni Zellanda ile paylaşıyor.

AuroraGold Operasyonu çerçevesinde, 220 ülkeden 800’den fazla Cep Telefonu, Bilgisayar Yazılımı ve İnternet şirketine hizmet veren Londra merkezli GSM Birliği ana hedeflerden biri durumunda. Üyelerine yeni teknolojiler ve uygulamalar konusunda düzenli bilgilendirme yapan Birlik, yazılım firmaları yanında uluslararası hizmet veren Sony, Nokia, Samsung, Ericsson ve Vodafone gibi şirketleri de içinde barındırıyor. Şirket Sözcüsü Clarie Cranton, Uluslararası Casusluk operasyonlarını deşifre eden The Intercept’in sorularını da cevapsız bırakıyor. Söz konusu Uluslararası Birlik, ABD hükümetinin Siber Güvenlik standartlarını belirleyen ve yöneten National Institute for Standards and Technology ile de yakın işbirliği içerisinde çalışıyor. NIST, bir süre önce bu birliğe 800 bin dolardan fazla hibe yardımı yapmıştı.

NSA ve NIST kontrolündeki Operasyon çerçevesinde, İran, Rusya, Çin gibi ülkelerin iletişim sistemlerine de IR.21 protokolü ile bu ülkelerle Roaming çerçevesinde bağlanan operatörler yoluyla sızma girişimleri yapılıyor. Geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkarılan Opulent Pup ve Wolframite saldırılarının bu operasyonun bir parçası olduğu belirtiliyor.

Operasyonu yönetenler, Terör, Tehdit ve Güvenlik gerekçesiyle izlemeyi sürdürürken, Uzmanlar da “Ne kadar fazla Teknoloji o kadar az Bilişim Güvenliği” uyarısında bulunuyor. AuroraGold Operasyonu’nun kapsama alanına ilişkin Çok Gizli haritayı aşağıda inceleyebilirsiniz.

Recent Situation in Iraq and Syria!

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter0Share on Google+0

OrtaDoguEnDespite Sunni Coalition which was established by the United States, the things are not in order in Syria and Iraq. It was clear that a regional coalition without Turkiye won’t be success. The United States does not agree with unarmed corridor and safe airspace in northern Syria which was offered by Turkiye. Even Chuck Hagel who ran afoul of Obama Management, had to resign at the end of the case.

The United States is out to spread Barzani’s power to northern Syria rather than reconciliation with Turkiye. It wants to use Incirlik Base in operations without compromising its policy. The USA turns eye to barrel bombs of Assad government which is targeting civilians. It only consider ISIL and Radical Islamist Groups as a threat. This situation calls to mind that has been a secret agreement between Russia and the United States in the Middle East.

Indeed, Russia has accelerated its efforts to reconcile the Assad regime with moderate opposition leaders. After a while, it won’t be surprised if Assad government announced a compromise between the moderate opposition. Probably, the Assad will be given green light to enter of some moderate Sunni groups to the government and will call the general election in the next year.

Netanyahu’s government does not want to see an Islamist government in Syria and tries to keep Assad in power. I think that has been the greatest impact of Israel about

Hagel’s resignation and probably that the new Defense Minister will be chosen from the Republican hawks.

This policy of the United States will not bring a lasting solution to the Syrian issue. Moderate Sunni Leaders does not have a leg to stand on community. In contrast, Ahraru Sham and the Nusra Front are creating a political base day by day. If Russia’s plan can succeed, a wide union can occur between Radical Islamist Groups. This situation will lead to a much larger scale conflicts.

Lebanon Hezbollah is in a bad way because of its support to the Assad regime. Around three thousand Hezbollah militants killed in Syria since the start of civil war.

Also Shiite militants who are brought from Afghanistan and Iran and are fighting with Assad uniforms, killed in this conflicts. These losses, given by the Shiite groups, caused great unrest among families. Therefore, Russia and Iran are forcing the Assad regime to compromise in Syria.

ISIL hegemony is expanding in Iraq. Peshmerga and Shia Alliance is not stable base in Baiji and Jalula, the conflicts are continuing in these areas. ISIL which is brewing for Baghdad, recently attacked on Kurdish villages near Kirkuk. Peshmergas which have been supported by the PKK Terrorist Organization, think to seize new cities in south to Kurdistan. So this approach is increasing tensions between Iraqi Shiites and Peshmerga. Kurds wants to declare their sovereignty and to display the flag after each success. The Iraqi Shiites oppose the expansion strategy of Kurds.

The conflicts in AynulArab which is known as Kobani continue at a certain level with supporting of the United States to Kurdish groups. Neither ISIL, nor the PKK & PYD Terrorist Organization did not gain an advantage over each other.

After the appointment of new Secretary of Defense, exactly the US mission will be a little clearer. Strategies of the United States and Russia about Syria can be merged at some point. The conflicts in the future, will be between Islamist Groups and Iraq’s & Syria’s Shiite Governments.

Although the United States believes that its plan is correct, in next Russia, Iran, Syria Shia Alliance will go from strength to strength. Also although the United States supports Barzani, the tensions will increase between Barzani and Islamic or Marxist Kurdish Groups in the future.




You can enlarge the Flash Map by using your mouse. The Flash Map does not work in Android Phones and Tablets.

Sosyal Medya

Konferans

Manaz EBooks

Gruplar
DinBilim

Manaz Panoramio

Arşivler

Share Buttons

Share on Facebook28Tweet about this on Twitter3Share on Google+0

WebSite İstatistik

  • Bugünkü Ziyaret: 102
  • Dünkü Ziyaret: 533
  • Haftalık Ziyaret: 4698
  • Aylık Ziyaret: 22472