ManazNet Dr Abdullah Manaz
Get Adobe Flash player

Irak ve Suriye’de Son Durum!

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter2Share on Google+1

OrtaDoguABD’nin kurduğu Sünni Koalisyona rağmen Irak ve Suriye’de işler yoluna girmedi. Türkiye’nin içinde olmadığı bir bölgesel koalisyonun tam bir başarı sağlamayacağı açıktı. ABD, Türkiye’nin sunduğu silahsız kuzey koridoru ve güvenli hava sahası önerisine hala yaklaşmıyor. Hatta bu konuda Türkiye’nin haklılığına inanan Hagel bile sonunda istifa etmek durumunda kaldı.

ABD, Türkiye ile uzlaşmak yerine Barzani egemenliğini Suriye’nin kuzeyine de yayma peşinde. Kendi politikasından taviz vermeden, İncirlik üssünü operasyonlarda kullanmak istiyor. Sadece İŞİD ve Radikal İslamcı Grupları tehlike olarak algılayan ABD, Esad yönetiminin sivilleri hedef alan varil bombalı saldırılarını görmezden geliyor. Bu durum, Ortadoğu konusunda ABD ile Rusya arasında gizli bir anlaşma olduğu ihtimalini daha da güçlendiriyor. Nitekim Rusya, ılımlı muhalifler ile Esad yönetimini uzlaştırmak için çalışmalarını hızlandırdı. Bir süre sonra, ılımlı muhalifler ile Esad yönetimi arasında bir uzlaşma açıklanırsa şaşırmayalım. Muhtemelen, Esad yönetiminin kalması şartıyla bazı ılımlı Sünni grupların hükümete girmesine yeşil ışık yakılacak ve Suriye’de önümüzdeki yıl içinde genel seçimlere gidilecek.

Netanyahu yönetimi, Suriye’de İslamcı bir iktidar görmek istemiyor ve bu yüzden Esad yönetiminin kalması için çalışıyor. Hagel’in istifasında ve yeni Savunma Bakanı’nın muhtemelen Cumhuriyetçi şahinlerden seçilecek olmasında İsrail’in büyük etkisi var.

ABD’nin bu politikası da Suriye sorununa kalıcı bir çözüm getirmeyecek. Esad yönetimi ile uzlaştırılması düşünülen Sünni grupların toplum tabanında fazla bir karşılığı yok. Buna karşılık, Ahraru Şam ve Nusra Cephesi, gittikçe daha geniş bir taban oluşturuyor. Rusya’nın uzlaştırma planı başarıya ulaşırsa, Radikal İslamcı Gruplar arasında da bir birlik oluşabilir. Bu durum, çok daha büyük çapta çatışmalara yol açacak.

Hizbullah, Esad yönetimine verdiği militan desteği yüzünden oldukça zor durumda. İç savaşın başlamasından bu yana Suriye’deki iç çatışmalarda 4 bin civarında Hizbullah militanının öldürüldüğü belirtiliyor. Afganistan ve İran’dan getirilen ve Esad yönetiminin üniformaları ile savaşan Şii militanlar da Suriye’de önemli kayıplar verdiler. Şii grupların verdikleri kayıpların, aileler arasında büyük huzursuzluklara yol açtığı kaydediliyor. Bu yüzden, Rusya ve İran, Suriye’de Esad yönetimini uzlaşmaya yönlendiriyor.

Irak’ta İŞİD’in ilerleyişi devam ediyor. Peşmerge ve Şii İttifakının Beyci ve Jalula’daki başarıları henüz sağlam bir zemine oturmadı. Bu bölgelerdeki çatışmalar devam ediyor. Bağdat için hazırlık yapan İŞİD, son olarak Kerkük yakınındaki bazı Kürt köylerine saldırılar düzenledi. PKK Terör Örgütü militanları ile desteklenen Peşmerge, güneyde ele geçirilen bazı şehirleri de Kürdistan’a katma düşüncesinde. Bu yüzden Irak Şii yönetimi ile Peşmerge arasındaki huzursuzluk devam ediyor. Peşmerge her başarının ardından ele geçirilen yerlere bayrak asıp, egemenliğini ilan etmek istiyor. Irak Şii yönetimi ise Kürtlerin kendi hâkimiyet alanlarına da yönelmesine karşı çıkıyor.

Kobani olarak ünlenen AynulArab’da çatışmalar belirli bir düzeyde devam ediyor. Ne İŞİD’in ne de PKK PYD Terör ittifakının önemli bir başarısı gözlenmiyor. Yeni Savunma Bakanı’nın göreve başlamasını takiben ABD’nin tam olarak ne yapmak istediği de biraz netleşecek.

ABD ve Rusya’nın bölgeye yönelik stratejilerinin bir noktada birleşebileceğini söylemek kehanet olmayacak. Gelecekte, Suriye ve Irak Şii Yönetimleri çevresindeki ittifaklar ile Radikal İslamcı Gruplar arasındaki çatışmaların hızlanacağını söyleyebiliriz.

Her ne kadar ABD, bu planlarının doğru olduğuna inansa da, sonuçta bölgedeki Rusya İran Şia ittifakının ve Kürdistan oluşumunun güçleneceği son derece açık. ABD, Barzani’yi desteklemeye devam etse de, gelecekte İslamcı ve Marksist Kürtler ile Barzani arasında da gerginlikler başlayacak.

Irak ve Suriye’deki Son Duruma ilişkin aşağıdaki Flash Haritayı farenizle büyüterek inceleyebilirsiniz. Flash Harita, Android telefon ve tabletlerde çalışmaz.


Atatürk Alevi mi Sünni mi?

Share on Facebook6Tweet about this on Twitter2Share on Google+1

KerbelaBilim ve medeniyet ilerledikçe, insanların daha akılcı ve bilimsel düşündükleri varsayılır. Ancak, durum pek de öyle değil. Yazının başlığı bilimsel bir ifade olsaydı, çoğu insan okumadan geçerdi. Ancak, akıl ve bilim yerine artık sloganlar ve cehalet hâkim olunca bu başlık daha uygun düştü.

Hıristiyanlar ve Yahudiler için de durum aynı olmakla birlikte, Müslümanlar olarak akıl ve bilimden son derece uzaktayız. Dün Öğretmenler günüydü. İki ayrı televizyonda aynı soru vardı: En Büyük Öğretmen Kimdir? Birinin cevabı Atatürk, diğerinin cevabı Hz Muhammed idi. Biz buna bir cevap daha ekleyelim: Hz Ali. Artık dünyaya kendi gözümüzle bakmayı, sorunlara kendi aklımızla çözüm bulmayı unuttuk. Alevilik, Sünnilik, Cemaat, Tarikat, İŞİD tartışmaları hayatımızın merkezine yerleşti. Binlerce yıl sonra, kimimiz “Kâinat Muhammed’in Nurundan Yaratıldı” derken, kimimiz de “Ali’nin Nurundan Yaratıldı” diye inanmaya devam ediyoruz. Müslümanlığımız, bir vakit aksatmaktan korktuğumuz Arapça Namaz ile büyük keyif aldığımız Umre seyahatlerine sıkışıp kaldı. Atatürkçülük ve çağdaşlığı “Aleviyim” demekle nasıl bağdaştırdığımızı sorgulamıyoruz. Yeterince hayatımızı çevreleyen dini törenlere bir de Hüseyniye’leri ekledik. “Kerbela’nın kanlarıyla boyandık” diye, tarihsel düşmanlıkları destanlaştırıp derinleştiriyoruz. Demokrasi ve globalleşmeyi, eğitim ve medenileşme yerine, ayrılık ve cehaleti deşmek ve yaygınlaştırmak olarak algılıyoruz. Dolayısıyla bu kadar din, ayrılık ve mezhebin konuşulduğu bir bölgede din savaşlarını yadırgamak gerekmiyor.

Bilgi insanı aydınlatır ve aklı zenginleştirir. Duygu ise keyif veya ıstırap verir. Bilgilenmek zor iştir, okumak araştırmak gerekir. Duygulanmak ise kolay. Ya bir Mevlid dinlersin ayakların yerden kesilir, ya da bir içki masasında herşeyi unutursun.

Müslümanım derken Kuran’ı, Atatürkçü’yüm derken Nutuk’u, Aleviyim derken Makalat’ı okumamışızdır. Şeyhlerimiz İslam’ı, Büyük Atatürkçülerimiz çağdaşlığı, Dedelerimiz de Aleviliği bizden iyi bilirler, onlar ne derse kabulümüzdür.

İslam ve Müslümanlık, ne Peygamberimiz döneminde ne de Atatürk’ün sağlığında bu kadar Cehalet ve Siyasete bulaşmamıştı. Peygamberimiz cahillere yüz vermezdi, Kuran dışında kendi sözlerinin yazılmasını yasaklamıştı. Atatürk, tarihte ilk kez İslam’ın anlaşılması için Kuran ve Sağlam Hadisleri Türkçe’ye çevirtmişti. Hz Ali ile Hz Ömer düşman olarak ölmediler. Yezid, Hz Peygamberin torunlarını katlettiği zaman ne Sünnilik vardı ne de Alevilik. Ne Sünniler ne Aleviler, Ebu Hanife ve İmam Şafi’nin Hz Ali’yi haklı gördüğünü hiç duymadılar.

Bunlar aslında bilimin ve bilim adamlarının konusu, Siyasetin veya ticaretin konusu değiller. Allah ve Toplum ile ilişkimizi siyaset ve ticaretten uzak tutmamız gerekir. İnsanın temel kimliği Akıl varlığıdır, bedeni, cinsiyeti, rengi, zenginliği veya güzelliği değil. Ölüm akıl kimliği dışında her şeyi alır götürür. İnsanı Tam Akıl olan Allah’a ulaştıran yine sadece Akıl’dır. Akıl, insan ile birlikte Kâinatı da yönetir ve sorunları çözümler. Akıl kalıcı, duygular geçicidir. Akıl ve bilimi rehber alanlar çevresine sınırlar çizmez, yüksek duvarlar örmez. Olaylar karşısında şaşkın ve çaresiz kalmaz, çözümünü kendisi üretir. Duygularının peşinde koşanlarsa sağa sola savrulur, başkalarının kurallarına ve sınırlarına mahkûm olur. Akıl düşünür ve üretir, Duygu övünür veya dövünür. Akıl üretir, Duygular tüketir. Akıl ve bilim geleceğe bakar; Duygular ise geçmişe takılır kalır, hikâyelerle avunur.

Bizler artık bilim ve medeniyet üretmiyoruz. Duygularımızdan –nefsimizden- aklımıza yükselemiyoruz. Kendi bedenimizi ve duygularımızı kontrol etmekten aciz durumdayız. Elimize, dilimize, belimize sahip olamıyoruz. Keyfimizden, soframızdan, lüksümüzden vazgeçemiyoruz. Menfaatlerimiz için siyasetimiz, yandaşlığımız ve dalkavukluğumuzun sınırları kalmadı. Cehalet dizboyu, bilim yerlerde sürünüyor…

Iranian Army is using US weapons!

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter2Share on Google+1

Iran&USAObama Government recently extended for another year the sanctions against Iran. In contrast, policies of the US and Iran that define each other as the Great Satan, approximated to each other in the Middle East lately. Despite Turkiye’s insistence, the United States is on the one hand propping up Assad Government, on the other hand supporting the PKK & PYD Kurdish Terrorist Groups that are trying to establish a Kurdish federation in Syria.

Neither sanctions, nor pulled down the price of oil does not affect Iran. Iranian Army has vast amount of US-origin weapons now. Everyone knows that even the smallest parts of weapons cannot be purchased without the consent and knowledge of the manufacturer company especially in military and aircraft areas.

Despite sanctions, Iran easily can find the parts of the US-origin weapons and continues to modernize these weapons that need replacement parts every year regularly.

Let’s give examples of some US-made weapons belonging Iranian air force:

Type and model Number
Combat Aircrafts F14 Grumman Tomcat (44 Modernized) 80
F4 Phantom II (60 Modernized) 225
F-5 Tiger II – Northrop (60 Modernized) 140
Lockheed P-3 Orion 5
Lockheed C-130 Hercules 45
War Helicopters Boeing CH-47 Chinook 80
Bell 214 100+
AH-1 Sea Cobra 180

İran Ordusu ABD Silahları Kullanıyor!

Share on Facebook2Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Iran&USAObama Hükümeti, İran’a yönelik yaptırım kararını geçtiğimiz günlerde bir yıl daha uzattı. Buna karşılık, birbirlerini Büyük Şeytan olarak tanımlayan ABD ve İran politikaları Ortadoğu’da birbirine çok yaklaştı. Türkiye’nin ısrarlarına rağmen, bir yandan Esad hükümetini desteklemeye devam eden ABD, diğer yandan da Suriye’de Kürt federasyonu kurmaya çalışan PKK & PYD terör örgütlerini ayakta tutuyor.

Ne yaptırımlar, ne de petrol fiyatlarının aşağı çekilmesi İran’ı etkilemiyor. Yaptırım kararlarına rağmen, İran Silahlı Kuvvetleri’nin elinde küçümsenemeyecek kadar Amerikan menşeli silah var. Özellikle Hava araçlarında ve askeri alanlarda en küçük yedek parçaların bile üretici firmanın izni ve bilgisi olmadan alınamayacağını herkes bilir. Buna rağmen İran, elindeki ABD silahlarının yedek parçalarını rahatça bulduğu gibi, çoğunu da modernize etmeyi sürdürüyor. Her yıl, düzenli olarak yedek parça ihtiyacı duyan bu modern silahların parçalarını İran nasıl buluyor dersiniz?

İran Ordusu’nun halen kullandığı ABD yapımı silahlardan sadece hava kuvvetlerine ait olanlarını örnek vermekle yetinelim:

Adedi
Savaş Uçakları F14 Grumman Tomcat 44’ü Modernize 80
F4 Phantom II 60’ı Modernize 225
F-5 Tiger II – Northrop 60’ı Modernize 140
Lockheed P-3 Orion 5
Lockheed C-130 Hercules 48
Savaş Helikopterleri Boeing CH-47 Chinook 80
Bell 214 100+
AH-1 SeaCobra 180

The US Policy Strengthens Russia and Iran!

Share on Facebook10Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

USA&IranIran has been proclaimed as the biggest enemy by the United States since the 1980s. The fact remains that no US military operation would not hurt Iran until now. On the contrary, countries and groups which are against Iran were damaged due to US policies in the region.

The Taliban Movement in Afghanistan was established by the United States. The Taliban was Iran’s biggest fear. It damaged Iran’s influence along the common border. When Taliban argued against petroleum pipelines of the United States, it has become the biggest enemy of US. Any operation of the United States against The Taliban slightly strengthened Iran’s İnfluence in Asia.

The United States had supported Saddam’s attacks against Iran in 1980 and against Gulf countries in 1990. The US had continued arms sales to Iran via Israel. Neither Iran nor Iraq could not win the war. Hundreds of thousands of people died and the war caused billions of dollars in damage. The United States also had turned a blind eye to Saddam’s Attacks against Kurds in North, Shiites and Kuwait in South in the 1990s.

After the Taliban and Saddam turned into big threats, the United States occupied Afghanistan and Iraq.

The US has spread the fear of Iran to both the regional countries and the world for years. It has imposed sanctions against Iran since 1980s and forced its allies to accept it. These sanctions caused great harm to the regional economies. Meanwhile, some European countries, such as Germany, improved the cooperation with Iran even though sanctions. Gulf Arab countries made billions of dollars in arms deals with the United States for fear of Iran.

The invasion of Iraq did not cause significant harm to Iran. On the contrary, Iran strengthened both Iraq and Syria more than ever. The military and political cooperation between Iran, Iraq and Syria came out on top. Iran trained Shiite militias in Iraq and Syria. Hezbollah organizations in Gulf and regional countries won major events directly linked to Ayatullah Al Uzma. Iranian Intelligence Service formed new militia forces from Bahrain to Yemen.

Iran has developed the defense industry of Syria and founded the missile factories. Together they performed works about nuclear and chemical weapons, uranium enrichment activities. Iranian Special Forces fought on all fronts for the Assad government in Syrian civil war.

Today the United States is repeating what they did in Afghanistan in 1990. The US cut off communication with all Sunni groups in Syria and Iraq. While the United States is supporting the PKK and PYD terrorist groups in Aynularab (Kobane) in northern Syria, it is staying silent against Assad forces that have been continuing their attacks against civilians in Aleppo and other Syrian cities. Ahrar Esh Sham and Nusra Front which have no military action against the US and Israel, are coming under attacks of the Coalition aircraft every day. The United States is inflaming the Islamist threat at the region, rather than trying to compromise with these groups.

As if there is a secret alliance between the US, Iran, Iraq, Syria and Russia against the Sunni groups in the region. Israel, on the one hand, is unmerciful against Palestinian groups, on the other hand it is having spring air with Hezbollah in southern Lebanon. While the United States and Israel are seeing Iran’s nuclear facilities as a big threat, they are not even aware of nuclear warhead missile that can be taken from Damascus. Iran has been continuing its works in Syria against Israel’s potential military operation. Indeed the CIA and MOSSAD teams have killed 5 Syrian and Iranian physicist in an assassination in Damascus the other day.

Although the United States and Israel spread Iran Fear, they are helping Russia and Iran policies. Iran’s influence is getting stronger with each day from Tehran to Beirut.

ABD’nin Dostu İran mı Türkiye mi?

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

ABD, 1980’li yıllardan itibaren İran’ı en büyük düşman ilan etmişti. Ancak ne ilginçtir ki, ABD’nin hiçbir askeri operasyonu bugüne kadar İran’a zarar vermedi. Aksine İran’a karşı olan ülkeler ve gruplar, ABD operasyonlarından daha fazla zarar gördüler.

Taliban Hareketi’ni kuran ve Afganistan’a hâkim kılan ABD idi. Taliban, İran’ın en büyük korkusuydu ve özellikle ortak sınır boyunca İran etkinliğini oldukça zayıflatmıştı. Taliban –OrtaAsya’dan Okyanusa uzanacak- enerji hattına karşı çıkınca ABD’nin en büyük düşmanı oluverdi. ABD’nin Taliban’a yönelik her operasyonu Asya’daki İran etkisini biraz daha güçlendirdi.

Saddam Hüseyin’in 1980’de İran’a, 1990’da Körfez ülkelerine yönelik saldırısına cesaret veren yine ABD idi. Ancak ABD, İran – Irak Savaşı sırasında İsrail kanalıyla İran’a silah satışını sürdürdü. İran – Irak savaşında iki taraf da bir üstünlük sağlayamadı, yüzbinlerce insan öldü ve milyarlarca dolarlık zarara yol açtı.USA&Iran

1990’lı yıllarda, Saddam Hüseyin’in hem Kuzey’de Kürtlere hem de Güney’de Şiilere ve Kuveyt’e saldırmasına göz yuman ve hatta destek olan ABD idi. Taliban ve Saddam’ı tehdit haline getirdikten sonra Afganistan ve Irak’ı işgal eden yine ABD oldu.

ABD, hem bölge ülkelerine hem de dünyaya yıllarca İran düşmanlığı ve korkusunu yaydı. İran’a karşı yaptırım kararları aldı ve bölgedeki müttefiklerini de buna zorlayarak, ekonomilerine büyük zararlar verdi. Bu arada Almanya gibi bazı Avrupa ülkeleri bu yaptırım kararlarını hiç de dinlemediler. Körfez Arap ülkeleri İran korkusu ile silahlanmaya büyük kaynaklar ayırdılar ve ABD ile milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları yaptılar.

Irak işgali de İran’a önemli bir zarar vermedi. Aksine, İran etkisi hem Irak’ta hem de Suriye’de eskisinden daha fazla güçlendi. Irak ve Suriye hükümetleri ile İran arasında askeri ve siyasi işbirliği en üst düzeye çıktı.

İran, Irak’taki Şii askerleri ve milis güçleri eğitti ve hem Körfez’de hem de Ortadoğu’da gücünü artırdı. Bölge ülkelerindeki Hizbullah yapılanmaları doğrudan Ayetullah Uzma’ya bağlı olarak büyük etkinlik kazandılar. İran istihbaratı Bahreyn’den Yemen’e kadar önemli örgütlenmeler gerçekleştirdi.

İran, Suriye’nin savunma sanayisini de geliştirdi ve füze fabrikaları kurdu. Hatta Nükleer ve Kimyasal silah çalışmaları yaptılar ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri gerçekleştirdiler. Suriye iç savaşında, İran Özel Kuvvetleri her cephede Esad Hükümeti için rahatça savaştılar.

Bugün ABD, Afganistan’da yaptıklarını tekrar ediyor. ABD, Suriye’de, kendisinin ve müttefiklerinin destekleyip güçlendirdiği Sünni grupların neredeyse tamamına sırtını döndü. ABD, şimdi bu grupları hedef alırken, İran, Irak ve Suriye yönetimlerine yeniden güçlendiriyor.

ABD, AynulArab’da, yani Kobani ’de Türkiye’nin düşmanı PKK ve PYD’yi desteklerken, Suriye kentlerine varil bombaları yağdırmaya devam eden ve Halep kentinde katliam yapan Esad güçlerine karşı sessiz kalıyor. ABD ve İsrail’e karşı hiçbir askeri eylemde bulunmamış Ahraru Şam ve Nusra Cephesi her gün Koalisyon uçaklarının saldırısına hedef oluyor. ABD, Sünniler ile uzlaşmak yerine, İslamcı tehdidi daha da azdırıyor. ABD, Kürtlerin Türkiye’ye sığınmasını alkışlarken, Türkiye’ye sığınmış diğer Suriyelilerin sorunlarına karşı ilgisiz davranıyor.

ABD, İran, Irak ve Suriye Hükümetleri arasında adeta Sünni gruplara karşı gizli bir ittifak kurulmuş gibi. İsrail, Filistinli gruplara karşı acımasızca davranırken, Güney Lübnan’daki Hizbullah ile adeta bahar havası yaşıyor. ABD ve İsrail, İran’daki Nükleer tesisleri kendisine tehdit olarak görürken, Şam’dan atılabilecek nükleer başlıklı bir füzenin farkında bile değiller. İran, İsrail’in askeri operasyon tehditlerine karşı Suriye’deki çalışmalarını aralıksız sürdürüyor ve güçlendiriyor. Nitekim CIA ve MOSSAD ekipleri, Şam’da Nükleer silah çalışmaları yapan İran ve Suriyeli 5 fizikçiyi geçtiğimiz gün bir suikastla öldürdüler.

ABD ve İsrail, İslam dünyasına İran korkusu yaysa da, İran’ın Tahran’dan Şam’a ve Beyrut’a uzanan etkisi her geçen gün daha da güçleniyor. ABD, dostlarına değil düşmanlarına hizmet ediyor.

PKK & PYD Terrorist Organization is the Biggest Drug Trafficker of the Middle East

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

PKK_Uyusturucu_EngToday, the world’s second largest drug manufacturing center is Afghanistan, after South America. The drug produced in the southern states of Afghanistan which are dominated by Pashtun (Taliban Organization) is passed through specifically Pakistan and Afghanistan borders. The most important part of the long border which has very difficult geographical conditions and uncontrollable mountains is Zahedan region. The drugs received by Sunnis, living in this region, are moved to Mahabad region which is known as Irani Kurdistan. The PJAK Organization which is Iranian branch of the PKK Terrorist Organization receives drugs in this area and carries onto Iraq and Turkiye borders.

There are three corridors of drug, extending to Europe via Iran: The first is the Northern Corridor through Russia. The Second is the Central Corridor over Turkiye. The Third is the Southern Corridor through Iraq, Syria and Southern Greek Region. For many years, it has been noted that the biggest drug path toward Europe was the Central Corridor, in the United Nations reports and international debates. In the preparing this information is used the results of operations of the security forces and quantities of drugs, captured. In contrast, the much larger amounts of drugs are moved through Southern and Northern Corridors, without experiencing any security issues. Northern Corridor is entirely under the control of the Russian Mafia.

The Central and Southern Corridor of drug trafficking (The Middle East Corridor) are managed almost entirely by the PKK Terrorist Organization. With the 2014, Turkiye’s Kalekol Security Points which were completed especially on the border of Iran, have dealt a huge blow to the Central Drug Corridor of the PKK Terrorist Organization. For these reason, The PKK and its political delegates have made great efforts to halt the construction of KaleKol Points. Kalekol Security Points, perhaps at the moment, are the best border security systems in the Middle East and Asia. These units can even watch several groups from 3-5 thousand meters away in the dark and even in the dead of night with thermal cameras. These units have all kinds of energy, heating, housing, electronic firing systems, special weapons and helipads.

PYD_Uyusturucu

The Drugs are captured in Kobani by the Islamic State!

After these measures of the Turkish State, the PKK Terrorist Organization has relocated its drug corridor to the South. In the past, the PKK and Syrian Security Units had been working together in Iraq, Syria and Southern Greek Region Corridor and they had been doing historical artifact smuggling with refined drugs. Syrian Civil War has also halted this cooperation since last two years. After this time, PYD (Syrian Kurdish Organization) become the biggest helper of the PKK Terrorist Organization in drug trafficking. Especially Northern Iraq, Sinjar, Al Hasakah, Kobani and Efrin Kurdish areas have become a big drug corridor of the PKK Terrorist Organization. Kobani city was the most important center in Syria on drug trafficking. During Islamic State attacks in Kobani, a large amounts of drugs were captured.

The PKK Terrorist Organization which is located Qandil Mountains on Northern Iraq and Iran border, extorts from all smuggled goods in this area. At the same time, refined drugs coming from Iran have been transferring by the PKK militants. The PKK has a special logistic unit for this purpose. Unarmed militants are continuing to carry refined drugs by infiltrate on Syria – Turkiye border. These drugs have been delivered to the West Kurdish Mafia Groups in Central Anatolia. A significant portion of these drugs have been transported to European countries via Aegean coast, Greece, Bulgaria and Romania.

The PKK Terrorist Organization is using local Kurdish mafia organizations rather than political militants in the drug distribution in Europe. Therefore, many entertainment centers and casinos, especially in eastern European countries and some Aegean cities have passed into the hands of Kurdish Mafia.

The PKK Terrorist Organization is using an important part of the revenue, earned from drug trafficking, for purchasing arms and ammunition. In this regard, the largest commercial partner of the PKK is the Russian Mafia organizations which are protected by Russian Secret Service. More recently, the PKK and PYD terrorist organizations spend big bucks for supply of arms and ammunition in Syria.

In addition, we have to note an important issue on this subject: The PKK Terrorist Organization invests the huge sums of money, earned from drug trafficking to the German banks. Terrorist Organization pays prices of the grand bargain which it made in the Middle East, in Germany.

Sosyal Medya

DinBilim
Gruplar

Manaz EBooks

Arşivler

Manaz Panoramio

WebSite İstatistik

  • Bugünkü Ziyaret: 166
  • Dünkü Ziyaret: 955
  • Haftalık Ziyaret: 12078
  • Aylık Ziyaret: 32023