ManazNet Dr Abdullah Manaz
Get Adobe Flash player

İslamı Geçmişte Yaşamak

Share on Facebook16Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Müslümanlar için bir Ramazan ayı daha sona erdi. Yine Ramazan ayını ve İslamı geçmişte yaşadık. Bundan yüzlerce yıl önce belirlenmiş kelimeler, kavramlar ve dini yorumlarla. Yeni olarak çok bir şey yok. Belki en güzeli Türkçe ilahiler, çoğu da Yunus’tan şüphesiz. Ruhumuzu aydınlatan, gönlümüzdeki Allah sevgisini canlandıran, iyilik, doğruluk ve güzellikleri uyandıran o güzel ilahiler. Bir de çoğunluğumuz anlamını bilmesek de güzel sesli hafızların okuduğu Kuran’ın ahengi. Herhalde ruhumuzu biraz olsun sakinleştirenler de bunlar.universe

Bunlar dışında, adeta yine bir Din Sınıfı kasıp kavurdu ortalığı. Ahkamlar kestiler, hükümler verdiler, haketmediğimiz duaları ettiler, ettirdiler. Televizyonlarda bir psikolog görmedik bize “Çocuklarda Tanrı kavramı nedir? Nasıl verilmelidir?” diye açıklamalar yapan. Bir sosyolog görmedik, “Tanrısal otoritelerin toplum üzerindeki etkileri “ üzerine konuşsun. Bir Kimyager ile karşılaşmadık, “Orucun beden üzerindeki kimyasal etkilerini” bizlere söylesin. Bir Astronom hiç görmedik, “Nasıl oluyor da Ramazan başlar başlamaz Sabah ezanının vakti bir günde bir saat erkene alınıyor?” Yine Geçmişten hikayeler dinledik bol bol, görülmedik duyulmadık efsanelerle ayaklarımız yerden kesildi.

Yine, İslam Bilginleri (?) bilseler de korkularından yeni bir şey söyleyemediler, yeni tartışmalar açamadılar. Yine Medrese’nin dışına çıkamadık, yine Camilere sıkışıp kaldık. Sadece Kuran’ın Türkçesini bile sadelikle dinleseydik, bundan 1500 yıl önceki topluma ne kadar apaçık ve sade bir şekilde gerçekleri anlatmış, görebilirdik. Ama olur mu, bin yıl geçse de daha yine bir bin yıl geçse de biz anlayamayız. Birileri bize anlatmalı, izah etmeli, Allah’ın sözünü Allah adına bize açıklamalı. Peygamber olmasaydı, Ya Kuran olmasaydı ne yapardık, Allah’ı nasıl bulurduk haşa…

Peygamberler olmasa da, ilahi kitaplar olmasa da Allah’ı bulabiliriz. Çünkü o aklımızın, ruhumuzun ta derinliklerinde. Yaratılışta şifreleri varlığımıza yerleşmiş. İnkar da etsek, ateist de olsak, dinsiz de; Yine Onun varlığını hissederiz. Kainata gözünü çevir de bir bak, hepsi Allah’ın Ayetleri… Okumaya DevamEt

İngiliz – Selefi (Vehhabi) Ortaklığı

Share on Facebook11Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Osmanlı İmparatorluğu dönemi, sadece Müslümanlar için değil, Hıristiyanlar ve Yahudiler için de bir huzur dönemiydi. Ancak modernleşme ile birlikte, Avrupa ülkelerinin sömürgecilik hedefleri hem Osmanlı devletini hem de İslam dünyası parçaladı.

Avrupa’nın en büyük sömürgeci ülkesi, şüphesiz ki “Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak isimlendirilen İngiltere idi. İngiltere’nin en önemli hedefi Hindistan’ın zengin kaynaklarına egemen olmaktı. Bu amaçla bir yandan Hindistan üzerine stratejiler geliştirirken, diğer yandan da Avrupa geçiş yolunda bulunan Suud Yarımadasını kontrol etmek istiyordu.

İngiltere, Hindistan ve Ortadoğu egemenliği için iki önemli İslamcı hareketin gelişmesine büyük katkıda bulundu. Bunlardan ilki, hem Hinduizm hem de İslam karşıtı olan ve Hinduizm ile İslam karışımı yeni bir anlayışı geliştiren Sih’lerdi. Özellikle 1850’lerden sonra İngilizler ve Sih’ler ortak hareket etmeye başladılar. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Ordusu’nun % 20’si Sih askerlerden oluşuyordu.British_Saud

İngiliz emperyalizmine hizmet eden ikinci hareket ise Vehhabilik olarak da bilinen Selefiye hareketi oldu. Vehhabi hareketinin kurucusu Muhammed Bin AbdulVehhab 1703 yılında Suudi Arabistan’ın Riyad kentine yakın Uveyne köyünde doğdu. İlk olarak Mekke ve Medine’de din eğitim aldı. Babası Uveyne kadısıydı. Gençlik döneminde Basra ve Bağdat’a gitti ve burada 5 yıl kaldı. Basra’da bulunduğu yıllarda, İngiliz Casusu Hempher ile tanıştı. Hempher, İngiliz Sömürge Bakanlığı tarafından Mısır, Irak, Hicaz ve İstanbul’a gönderilen özel eğitimli casuslardan biriydi. İlk olarak İstanbul’da eğitim görmüş Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenmişti. Hempher daha sonraki yıllarda yayınlanan hatıralarında Muhammed bin Abdulvehhab Necdi ile dostluğunu, Onu Muta nikahı ile nasıl evlendirdiğini ve Cihad fikrinin gelişmesine katkılarda bulunduğunu anlatır.

AbdulVehhab, Basra’da bulunduğu yıllarda Hempher ile birlikte, Şii alimlerden de dersler aldı. Fars kökenli Şiilerle birlikte ortak düşmanı Osmanlı Sultanıydı. Babasının ölümü üzerine 1740 yılında Necd bölgesinde fikirlerini yaymaya başladı. Türbe ve tarikatlara karşı çıkıyor, Hz Peygamber… Okumaya DevamEt

British – Salafi (Wahhabi) Partnership

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Ottoman Empire’s period was peacetime for not only just Muslims, but also Christians and Jews. Along with the modernization, colonial targets of European countries split both Ottoman State and the Islamic World.

Europe’s largest colonial country was the United Kingdom named as “the empire on which the sun never sets”. The main goal of the United Kingdom was to dominate India’s rich resources. For this purpose, while U.K. on the one hand was developing new strategies about India, on the other hand she was aiming to control Saud Peninsula which was on the trade routes to Europe.

The British has contributed greatly to the development of the two major Islamist movement for dominance of the Middle East and India. The first of these was Sikhs who developed a new understanding as mixture of Islam and Hinduism against both Islam and Hinduism. Especially after 1850, the British and Sikhs began to act together. The British army consisted of about 20% Sikhs in First World War.British_Saud

The second movement which is serving the British imperialism was Salafi movement, known as Wahhabis. Mohammed Bin Abdulvehhab, founder of the Wahhabi movement, was born in Uveyne Village near the city of Riyadh in 1703. He received his first religious education from his father, who was a Muslim judge, in Mecca and Medina. He went to Basra and Baghdad in his youth and stayed here for 5 years. He met in Basra Hempher who was a British spy. Hempher was sent by the British Colonial Office to Egypt, Iraq and Hejaz regions. He stayed a long time in Istanbul and learned Turkish, Arabic and Persian. Hempher reported… Okumaya DevamEt

Türkmen Önderlerinden Sadun Köprülü Vefat Etti

Share on Facebook7Tweet about this on Twitter1Share on Google+18

SadunKopruluIrak Türkmenlerinin önde gelen dava ve fikir adamı, Türkmenlerin haklı davasını her mahfilde tanıtıp savunan, kendisini davasına adamış ve milletinin derdiyle dertlenen Sadun Köprülü’yü kaybettik. Irak’ın Türkmen halkına karşı Saddam Hüseyin rejimi sırasında yapılan gaddarca uygulamalardan en fazla nasibini alanlar Türkmenlerdi. Bunlardan biri de Hukukçu-Araştırmacı, yazar ve şair Sadun Köprülü idi. Bağdat Üniversitesi Kanun Şeriat (Hukuk) Fakültesinden Mezun olduktan bir hafta sonra tutuklandı. Mahkumiyetten önce Sadun Köprülü için 1 yıl 4 ay süren işkence ve hücre hapsi de başlamış oldu. O Irak’ta Saddam’ın zulmüne uğrayıp o meşhur Ebu Garip Hapishanesi’nde tam 17 yıl yattı, Mahkumiyetten sonra da diğer tutuklu Türkmenler gibi akla gelmedik işkencelere maruz kaldı. Bu onun ilk mahkûmiyeti değildi. 1967 yılında henüz 10 yaşında iken tutuklandı, 8 ay tutuklu kaldı. Ailesinin her ferdine en ağır işkenceler yapıldı.

1967 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Süleyman Demirel, Kerkük’ü ziyaret ediyordu. Kerküklü Türkmenlerin bayram coşkusu içinde Demirel’i karşılamaya hazırlandığı o gün, bekleyenlerin arasında henüz 10 yaşında iken Sadun Köprülü vardı. 10 yaşında bir Türkmen çocuğu olarak, bundan sonraki hayatının çok büyük bölümünü yürek dağlayan acılarla geçirdi. Yaşadığı tüm acılara rağmen, aile ve yuva hasretiyle karanlık hücrelerde tam 17 yıl geçirmesine rağmen, o gün orada bulunmaktan bir an olsun pişmanlık duymadı.

Sadun Köprülü bir söyleşide şunları dile getirmişti: “Irak Türkleri, Türkiye ve Türk milletine karşı büyük bir sevgi beslediler, bu yüzden yüzlerce insanımız her dönemde ya hapse atıldı ya da idam edildi. Ayrıca benim gibi çoğu Irak Türkmen’i Türkiye’ye olan sevgisi ve Türk kimliğine olan bağlılığından dolayı hapislere atıldılar. Her zaman Türk devletini bir kurtarıcı olarak gördüler. Sürekli Türk büyüklerinin kendilerini destekler mahiyetteki demeç ve görüşlerini beklediler. Kendilerine yapılan ziyaretlerden memnun oldular. Türkmenler, tüm baskılara rağmen dayandılar durdular, çünkü Türk devletine karşı,… Okumaya DevamEt

Muslim Jews Enmity and Turks

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Until the 1950s, there was not a serious enmity between the Jews and the Muslim community. Jews and Muslims smoothly lived in the same country, same city and same neighborhood throughout history. There were Jewish quarters and synagogues where they had been able to worship in many Muslim countries. The Jews continued to exist even in Iran which is Israel’s greatest enemy today. The Jews freely traded in the Islamic world for centuries. Jewish cemeteries still stand in Muslim cities as the most important evidence of this common life.

Muslim&JewsMore importantly, many Turkish communities in history chose Judaism. The Khazars which is the western flank of Gokturks State established dominance in the region from Central Asia to the Caucasus and the Crimea from the A.D. 600s. Hazara Turks that believe in Sky God Religion, formally entered Judaism after A.D. 800s and they reigned until A.D. 1000s. Khazars that were ruled under the reign of the Russia for a time, fled to Europe after A.D. 1200s.[1] They met with Jewish immigrants living in France and Germany and Ashkenaz Judaism emerged.[2] However studies about Y chromosomes of Ashkenazi Jewish community verified that their origin based Turks not to Samis.[3] Today, 80 percent of the Jewish is Ashkenazi.[4]

Ashkenaz word was coming from Ashguazi which is the ancient name of Scythians (Saka Turks) that lived in the area from the Great Wall of China to the Danube River between B.D 800 and 200.[5] (5) Today, Karaite Jews (also Turks) in Poland, Lithuania and Crimea were based on the same origin.

Turkish presence was quite annoying for European countries especially for Germans all throughout the history. In the summer of 2010,… Okumaya DevamEt

Müslüman Yahudi Düşmanlığı ve Türkler

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

1950’li yıllara kadar, Yahudiler ile İslam toplumları arasında ciddi bir düşmanlık yoktu. Tarih boyunca, Yahudiler ile Müslümanlar aynı ülkede, aynı şehirde ve aynı mahallede sorunsuz olarak yaşadılar. Müslüman ülkelerin birçoğunda Yahudi mahalleleri ve ibadetlerini yapabilecekleri Havralar vardı. Bugün İsrail’in en büyük düşmanı olan İran’da bile Yahudiler varlıklarını sürdürdüler. Yahudiler yüzyıllarca İslam dünyasında rahatça ticaret yaptılar. Müslüman kentlerindeki hala yaşayan Yahudi mezarlıkları bu ortak hayatın en önemli belgeleridir.Muslim&Jews

Daha önemlisi, Tarihte birçok Türk toplulukları Musevilik dinini seçmişlerdi. Göktürklerin Batı kanadını oluşturan Hazaralar, 600’lü yıllardan itibaren Orta Asya’dan Kafkasya ve Kırım’a kadar olan bölgede hâkimiyet kurmuşlardı. Aslında GökTanrı inancına sahip olan Hazara Türkleri, 800’lü yıllardan sonra resmen Musevilik dinine girdiler ve 1000 yıllarına kadar hüküm sürdüler. Bir süre Rusların egemenliği altında kalan Hazarlar, 1200 yıllarını takiben Orta Avrupa’ya göçtüler.[1] Buradaki Fransa ve Almanya’da yaşayan Yahudi göçmenlerle buluştular ve Aşkenaz Yahudiliği ortaya çıktı.[2] Nitekim 1999’da Aşkenaz Yahudilerin Y kromozomları üzerinde yapılan araştırmalar, kökenlerinin İsrailoğlu’na değil Türklere dayandığını göstermiştir. [3] Günümüzde Dünya Yahudilerinin % 80’i Aşkenazlardan oluşmaktadır.[4]

Aşkenaz sözcüğü, M.Ö. 800 ile 200 yılları arasında Çin Seddinden Tuna Nehrine kadar uzanan bölgede yaşamış İskitlerin (Saka Türkleri) antik adı olan Ashguazi’den geliyordu.[5] Günümüzde Kırım, Litvanya, Polonya ve Macaristan’da bulunan Karaim Yahudileri (Türkleri) aynı kökene dayanıyorlardı. Bir parantez olarak Fransa’nın güneyi ile İspanya’nın kuzeyinde yaşayan Baskların da Saka Türklerinden olduğu kabul edilmektedir.[6]

Türk varlığı, tarih boyunca bütün Avrupalıları ve özellikle Avrupa’nın patronu Germenleri, yani Almanları oldukça rahatsız etmiştir. 2010 yazında Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin “Almanya Kendini Yokediyor” isimli kitabının tanıtımında şunları söylemişti: “Yahudilerin ve Baskların kendilerine özgü genleri vardır. Müslüman genleri ise Avrupa gen havuzunu olumsuz etkiliyor.”[7]

Sarrazin’in “Alman Irkını Saflaştırma” düşüncesinin… Okumaya DevamEt

New Afghanistan in the Middle East!

Share on Facebook6Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Afghanistan was one of the most significant factors which led to collapse of the Soviet Union. The United States had organized Islamists in the region to break the Soviet occupation and they had also ended the occupation. However, not only Russians were defeated in Afghanistan but also the United States which found the largest Islamic organizations such as Hizb Al-Islam and Jamaat Al-Islam, later Taliban against Russia, which did not succeed.OD_Zawahiri

Now a New Afghanistan is born in the Middle East. The United States which overthrew dictators through uprisings in Libya, Tunisia and Egypt, was not successful in Syria with the same method. Because Russia, Iran, Iraq and further China have been behind Syria. This alliance also has relied on the Shiite sectarian. Furthermore the United States and Western countries decided to organize Sunni Islamists in the region and as a result, a new Afghanistan was born in the Middle East.

Do Sunni Islamist organizations defeat the Eastern alliance? Yes, maybe not for long! Islamic State of Iraq and Levant (ISIL) may overthrow the Syrian regime and become permanent in Central Iraq. “Create a threat to demolish another threat” was the most important strategy of the West for centuries. The Green Belt Project against the Soviet Union, Saddam Hussein against Khomeini and The Muslim Brotherhood against nation-states are the most prominent examples.

Despite the fact that this strategy attained the expected results in the short term, it turned against the United States and countries in the region in the long term. New threats affects not only the region but also all countries which support it.

New Afghanistan of the Middle East is more experienced, more organized… Okumaya DevamEt

OrtaDoğu’da Yeni Afganistan!

Share on Facebook4Tweet about this on Twitter1Share on Google+1

Afganistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına neden olan en önemli etkenlerden biriydi. ABD, Sovyet işgalini kırmak için bölgedeki İslamcıları örgütlemiş ve onlar da işgali sona erdirmişti. Bununla birlikte Afganistan’da sadece Ruslar yenilmedi. Ruslara karşı Hizbi İslami ve Cemaati İslami gibi büyük İslamcı örgütleri kuran, bunlarla arası bozulunca da Taliban’ı örgütleyen ABD de Afganistan’da başarılı olamadı.ISIL_M

Şimdi Ortadoğu’da yeni bir Afganistan doğuyor. Libya, Tunus ve Mısır’daki diktatörleri isyanlarla deviren ABD, aynı yöntemle Suriye’de başarılı olamadı. Çünkü Suriye’nin arkasında Rusya, İran, Irak ve daha da geride Çin vardı. Bu ittifak aynı zamanda Şii mezhebine de dayanıyordu. Bu yüzden, ABD ve Batı ülkeleri ile Sünni Arap ülkeleri, bölgedeki Sünni İslamcıları örgütleme kararı aldılar. Ve netice olarak Ortadoğu’da yeni bir Afganistan doğdu.

Şimdi Sünni İslamcı Örgütler, Suriye’de direnen Doğu ittifakını yener mi? Evet, belki de fazla uzun sürmez! Irak Şam İslam Devleti, Suriye rejimini yıkabilir ve Orta Irak’ta kalıcı olur. Bir tehdidi yıkmak için bir başka tehdit yaratmak, yüzyıllardan beri Batı’nın en önemli stratejisi. Sovyetlere karşı Yeşil Kuşak, Humeyni’ye karşı Saddam Hüseyin, Ulus devletlere karşı Müslüman Kardeşler bunların en önemli örnekleri.

Bu strateji kısa vadede istenilen sonuçları verse de uzun vadede yine ABD ve bölge ülkelerinin aleyhine işliyor. Yaratılan yeni tehdit, sadece bölgeyi değil buna destek veren bütün ülkeleri de etkiliyor.

Ortadoğu’nun Yeni Afganistan’ı, diğerinden daha deneyimli, daha örgütlü ve çok daha güçlü. Bütün modern iletişim araçlarını ve sosyal medya kanallarını başarıyla kullanıyor. Bütün İslam dünyasındaki yeni nesillere rahatça ulaşabiliyor. Amaçlarını gizlemiyorlar ve dünyanın her yanından finans ve insan desteği alıyorlar.

Sünni Radikal İslamcılar, uzun zaman içinde Suudi Arabistan, Ürdün, Türkiye ve İsrail’deki Batı yanlısı yönetimler için kalıcı bir tehdit oluşturacak. Çünkü artık ellerinde dünyanın en önemli silahlarından… Okumaya DevamEt

Sosyal Medya

HaberVer Servisi

Yeni Yazılardan Haberiniz Olsun. You can sign up to NewsLetter.
Adınız / YourName
EPosta Adresi / EMail Address *

Arşivler

Manaz EBooks

Türkce İslam

DinBilim

Türk Astrolojisi

TürkTakvimi

Manaz Panoramio

Fotoğraf Arşivi

Get the Flash Player to see the slideshow.

Son Yazılar

WebSite İstatistik

  • Bugünkü Ziyaret: 8
  • Dünkü Ziyaret: 747
  • Haftalık Ziyaret: 4087
  • Aylık Ziyaret: 21243